alperen ocakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alperen ocakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2017 Perşembe

Ahlak-Din-İktidar Üçgeninde Yozlaşma



Sitedeki (www.karartv.com) köşe yazılarımıza “ahlak” konusu üzerinden girmiştik. Hernekadar başka bir konuya geçmeye niyetlenmişsek de  yine ahlakla devam ediyoruz.

Son dönemde tv’lerde yayınlanan programlarla ilgili tartışmalar bitmiyor. Bu tartışmaların bir ayağı da gelip evlilik programlarına dayanıyor.

Söylenenlere bakarsan Tv'lerdeki evlilik programlarından başta mütedeyyin insanlar olmak üzere herkes rahatsız. Madem herkes rahatsız o halde bu programları kim izliyor diye baktığımızda herkes izliyormuş. Anadolu’da kasaba irisi bir ilçede yaşayan cami cemaatinden babam ile annem bile izliyor hatta bize oradan kız bile bakıyorlarmış. 

Bu programların RTÜK 'e şikayet edildiği, kaldırılmaları için kampanyalar yapıldığı hepimizin malumu. Birkaç ay önce İstanbul Alperen Ocaklarının böyle bir kampanyasına Üsküdar’da denk gelmiş ve imza atmıştık.

Bir başka eleştiri konusu da Ramazan ayı boyunca tv’leri işgal eden iftar ve sahur programları. Dini programlara karşı olduğumuzu iddia edecek münafıklar çıkabilir ama mevzu dini programların varlığı değil içeriği. 

“Geniş halk kitlesi istiyor diye menkıbe ve hurafe dolu bir din anlatanlar farkında olmadan dinin toplumları uyuşturduğu tezini de desteklemiş oluyor. Anadolu’dan gelip, bunu dini bilgilendirme sananlara, boynu bükük dinleyen garip Anadolu insanımıza üzülüyorum” diyor Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali BARDAKOĞLU. 

Neredeyse her kanalda var bu hikayeciler/hurafeciler. 

Bunlardan biri bir ara gözümüze batmış üzerinde biraz araştırma yapmıştık. Oteline kaçak çıktığı katla medya gündemine gelmişti bir zamanlar. Bir taraftan “Peygamber (S.A.V.) açlıktan karnına taş bağlayıp dolaşıyordu” derken diğer yandan bunu anlatmak için ayda 600 Bin TL alıyormuş bu hocamız. Aynı şahıs Düzce Üniversitesinde bir öğrenci kulübünün etkinliğine gidip “Peygamber (S.A.V.) yokluktan 1 adet hurma ile iftar ediyordu” yu 1-2 saatlik bir programda anlatmak için 9 Bin TL ister. Programın başlama saati gelir. Hocamız programa çıkmadan parayı ister. Paranın bir kısmı eksiktir. Tertip komitesindeki öğrenciler “Hocam siz başlayın bitinceye kadar biz tamamlayacağız” derler. Cevap “paramı tam olarak almadan programa çıkmam” olur. Salonda dinleyiciler 45 dk bekletilir. Para tamamlanır ve hocamız kürsüye çıkıp konuşmaya başlar.

“Ver mehteri” mi?

Hayır efendim o dönemde  “ver mehteri…” düzeyine erişilememişti henüz. 
 
Herneyse.

Futbol sahalarındaki konsept ismi "arena" ya müdahale eden iktidar ahlaki ve dini yozlaşmanın müsebbiplerinden evlilik ve iftar-sahur  programlarına, müdahale etmiyor. Üstelik iktidar yetkilileri kendilerinin de bu programlardan rahatsız olduklarını belirtmelerine rağmen. 

Bu konuda bir şeyler söyler diye beklediğimiz DİB mi? O da iktidarın memuru ve dibe çökeli çok oldu. Daha kalkamaz çöktüğü yerden.

Evlilik programlarının yayınlandığı kanallardan biri atv. atv havuz medyası olarak da bilinen Turkuvaz Medya Grubu içerisinde bir kanal. Turkuvaz Medyanın ceo'su Serhat Albayrak . Şu bizim damad-ı şehriyari olan enerji bakanımız Berat Albayrak'ın ağabeyi. 

Havuz medyasının nasıl oluşturulduğuna dair konuşmaların yeraldığı tapeler hala kulağımızda çınlıyor. Erdoğan Demirören miydi 100 Milyon dolar bağış(!) kesildiği için ağlayan yoksa Nihat Özdemir mi?

Önemli değil. 

Nihayetinde İktidarın emrinde bir medya grubu. Gerçi Fatih Tezcan başka şahıslara ait bir kısım medya kuruluşlarının da aslında iktidarın elinde olduğunu söylüyor ama zenginin malı hesabı işin o tarafına girmiyoruz.

Diğer taraftan bir başka büyük medya kuruluşu da ES medya. ES Medyanın sahibi de geçen hafta yapılan kongre ile AKP MKYK üyesi olan Ethem Sancak...

Doğuş , Doğan gibi diğer medya grupları da iktidarın denetimi altında. Nasıl demeyin. Ohal-KHK-Fetö üçgeninde varlıkları dünya liderinin iki duduğı arasında. Bu arada “Alo Fatih” i de unutmayalım. Buna rağmen evlilik programları , niteliksiz iftar-sahur programları hala yayında…

Devletin resmi kurumu TRT’de “Güzel Kur’an Kerim okuma yarışması” başladı ve devam ediyor. Program formatı “Acun yarışmaları”yla aynı formatta. Format için muhtemelen yabancı bir firmaya telif ücreti ödendi. Kur’an-ı Kerim üzerinden Acun’un yaptığı/yaptırdığı aculluklar tekrarlanıyor. Okunan Kur’an da olsa bildiğiniz tipik bir “ses” yarışması. Bir “özne” olması gereken Kur’an-ı Kerim bir “suje” olarak kullanılıyor. Kur’an vahşi kapitalizme kurban ediliyor. 

İbadet ve uyulması amacıyla okunması gereken “Kitap” yarışma/kazanma saikiyle okunuyor. Hayat kitabı , yarış kitabına döndürülüyor. 

İroni bu olsa gerek...

İroni dedim de 1997-2001 arasında ABD Dolarının 200-300 TL (bugünkü parayla 20-30 krş) aralığında olduğu dönemde İBB yi yaklaşık 22 Trilyon TL tokatlayan İroni ajans takıldı  aklıma...

İBB deyince de Ulaşım A.Ş nin eski genel müdürlerinden biri için zihinde şimşekler çakıverdi. Yolsuzluğu ortaya çıkınca “istifa et biz de kapatalım aksi takdirde biz ilişiğini kesersek bir daha kamuda görev alamazsın” denilerek istifa ettirilmişti zamanında. Sonra şey oldu… şey işte.

Bu akla takılmaların sonu yok ve başımızı derde sokacak galiba. En iyisi gidip twitter da İ. Melih Gökçek 'e saralım...

Niçin Gökçek mi?

Diğerlerinden engelli olmamız sebebiyle bir parça mecburiyetten. Ama Allah var laf kaldırıyor. Geçenlerde “Başgan dedik bağrımıza bastık sutosbası çıktın” dedik. Hala dava etmedi. Sanırsak bizi seviyor…

7 Aralık 2015 Pazartesi

Türkmen Dağı


        İtiraf etmeliyiz ki Türkmen Dağı'nda yaşanan hadiseler ve oradaki Türkmenlere yönelik saldırılar ve gelen kötü haberler zihnimizi dağıttı. İçinde bulunduğumuz çevre sebebiyle birinci ve ikinci ağızlardan doğrudan bölge hakkında bilgi alabilme imkanına sahip bulunuyoruz. Geçen haftasonunda bölgeye giden arkadaşlarımız ve kardeşlerimiz oldu. Bölgeden dönenlerin tamamından telefon ve internet aracılığı ile bilgi aldık ancak en kısa zamanda yüzyüze oturup uzun uzadıya sohbet edip bilgi almayı murad ediyoruz.

        Bölgeden gelen ilk intiba durumun çokta içaçıcı olmadığını gösteriyor. Maalesef Suriye coğrafyasında  en zayıf  ve en mazlum topluluğun Türkmenler olduğunu ortaya koyuyor. Dahası pek çok ateş arasında sıkışmış gözüküyorlar.

        Işid denize ulaşmak ve Rakka'da çıkarıp işlediği petrolü daha rahat pazarlamak istiyor. Yine denize ulaştığı anda uluslararası silah tüccarlarından istediği silah ve mühimmatı alması daha kolay olacak bu sebeple doğudan Türkmenlerin yaşadığı bölgeye hücum ediyor.

        Yine Akdenize açılmak isteyen PYD/PKK gibi vs. Kürt gruplar içinde en kısa yol Türkmen Dağı bölgesi. Onlarında gözü Türkmen Dağında.

       Esed güçleri de Türkmen Dağını ele geçirme derdinde. Onlarda hem isyan ettiğini düşündükleri Türkmenleri cezalandırmak hem de Esed'in kalesi olan Lazkiye'ye çok yakın ve stratejik bir bölge olan Türkmen Dağına Türkmenlerden daha güçlü bir grubun yerleşmesini engellemek.

        Bölgede dağınık vaziyette pek çok Türkmen yaşamakta olup buradaki Türkmenlerin bir kısmı alevi mezhebine bağlı. Alevi Türkmenler kendilerine yakın gördükleri Arap Alevisi (Nusayri) ESED'i destekliyorlar. Lazkiye kırsalı ağırlıklı olarak Nusayri. Lazkiye'nin ESED'in kalesi olmasının asıl sebebi de bu. Nusayriler Lazkiye'den Tarsus/Mersin'e kadar geniş bir bölgeye dağılmış durumda. Türkiye'de yaşayan Nusayri sayısının 1 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Özellikle Hatay'ın ilçelerinde (başta Samandağ olmak üzere) yaşıyorlar.

         Türkiye'de yaşayan Nusayriler de ESED'i destekliyor ve ESED'e yardımcı olmaya çalışıyorlar. ESED güçleri içinde hem diğer gruplara hem de Türkmenlere karşı çarpışan pek çok Alevi Türkmen ve Nusayri var. Bunların dışında yaklaşık 50 yıldır Suriye rejiminin koruyup kolladığı , silah ve mühimmat verip eğitim kampları kurdurduğu Türk Sol grupları da bölgede ve Türkmenlere karşı yapılan saldırılara fiilen katılıyor. THKP-C (Acilciler) (Mahir ÇAYAN çizgisi) MLKP vs diğer gruplar Türkiye'den de götürdükleri militanları ile aktif olarak çatışmanın içindeler.

          Bölgede Rus birlikleri olduğu gibi İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahına bağlı milislerde bulunuyor ve bunlar Türkmenlere karşı yapılan saldırılara bizzat katılıyorlar.

         Peki Türkmenler ne yapıyor?

         Ellerinin geldiğince ve güçlerinin yettiğince direnmeye çalışıyor. Savaşçı olarak sayıları çok az. Ellerinde piyade tüfekleri dışında fazla bir silahları yok. Özellikle çarpışmalar esnasında Suriye Ordusundan elegeçirdikleri silahlar dışında ağır silahları hiç yok. Elegeçirdikleri silahları da uzun süre kullanamıyorlar çünkü ESED güçleri Türkmen dağında stratejik bazı tepeleri ele geçirmiş olduğundan bu tepelerden Türkmen dağının her yerini elindeki top ve füzelerle vurabiliyor. Rusların ağır hava bombardımanları da cabası.

         Tüm bu olumsuzluklara rağmen avantajlı oldukları noktalar da var. Türkmen dağının dik ve ormanlık oluşu Türkmenlerin savunma savaşı yapmalarına imkan tanıyor. Bir diğer avantajda Türkmen dağının Türk sınırında çok yakın olması. İhtiyaçlarının önemli bir kısmını Türkiye'den sağlayabiliyorlar.

         İhtiyaçların önemli bir kısmını Türkiye'den sağlayabiliyorlar derken temel gıda maddeleri vs. kastettim. Yoksa Türkiye'nin Türkmenlere yönelik bir yardımı maalesef yok. Silah ve cephaneyi diğer muhalif gruplardan ve parayla kendileri silah tüccarlarından sağlıyorlar. Türkmenlere gönderildiği ileri sürülen tırların akıbeti meçhul. Türkmen gruplar hiçbir şekilde kendilerine silah gelmediğini ısrarla dile getiriyorlar. Hatta " Mühimmat istiyoruz Türkiye bize battaniye gönderiyor. Yine mühimmat istiyoruz çocuk bezi gönderiyor. Bunlarla nasıl savaşacağız biz düşmanla" diyenleri de gördük.

       Bakmayın Hükümetin Türkmenlere yardım ediyoruz dediğine. Bugüne kadar Türkmenlere yardım etmediler. Türkmenler hep ilgi alanlarının dışında idi ve hala dışındadır. Suriye'ye 2000 TIR silah ve cephane gönderildiği söyleniyor. Bu 2000 TIR'dan 2 tanesi çevrildi. (Çevrilen bu tırlar 6 saat kadar tutulduktan sonra üzerlerindeki yükle yollarıda devam edip Suriye'ye geçti) Hükümet bu iki TIR'ın Türkmenlere gittiğini ancak yapılan operasyon ile PARALEL YAPI tarafından bunun engellendiği iddiasında. Paralel Yapı bu 2 TIR'ı engelledi ise diğer 1998 araç nereye/kime gitti? Bu 1998 araç içinde Türkmenlere giden başka araç niçin yok?

       Bölgeye yardımlar şuan Alperen Ocakları ve Ülkü Ocakları tarafından yapılıyor. Bu iki kuruluş uzun süredir bölgeye yiyecek giyecek yardımı ulaştırıyordu. Yine bu yapıların içinden gönüllü olarak bölgeye gidip çarpışan ve şehit olanlar vardı ancak çok organize bir faaliyetleri yoktu. Yine sivil toplum kuruluşları kendi inisiyatifleri ile topladıkları yardım malzemelerini bölgeye ulaştırmaya çalışıyor. İlginç olan ise hükümete yakın Sivil Toplum Örgütlerinin bölgeye yönelik gerek yardım toplama gerekse toplanan yardımları yerine ulaştırma konusunda herhangi bir çabalarının olmaması. Bu durum bile hükümetin Türkmenlere yardım edildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını gözler önüne seriyor.

        Geçtiğimiz günlerde bölgeye yönelik ESED/RUS/İRAN/HİZBULLAH/SOL ÖRGÜTLER saldırılarının ardında toplumda Türkmenlere yönelik bir ilgi oluştu. Saldırılar esnasında Türkmen Dağı 7 kez el değiştirdi. Bunun üzerine oluşan ilgi ile birlikte hem yardım toplama gayretleri hızlandı hem de bölgeye gidip Türkmenlerin yanında savaşma düşüncesi gelişti.(Bununla birlikte bazı dolandırıcıların Türkmenlere yardım topluyoruz adı altında kendi ceplerini şişirdikeri de bir vakıa)

        1990'lı yıllarda yaşanan Bosna ve Çeçenistan Savaşlarına Türkiye'den pek çok kişi gitmişti. O dönemde Alperen Ocakları mensupları (O zamanki adıyla Nizam-ı Alem Ocakları olup bu yardımlar sebebiyle devletimizin(!) ocakları kapatmak üzere harekete geçmesi üzerine zorunlu olarak isim değiştirmek durumunda kalmıştı.)) hem Bosna'ya hem de Çeçenistan'a giderek Sırp ve Ruslara karşı fiilen savaşmışlardı. Yine dönem dönem Afganistan ve Keşmir'e gidip müslüman kardeşleri ile aynı safta savaşlara katılmışlardı. Bu gelenek Kosava'da da bozulmadı ve Alperenler Kosava'da Arnavut kardeşlerinin yanında da savaştılar. Yine Ermenilere karşı Arzerbaycana gidenler olduğu gibi son dönemde Kerkük Türkmenlerinin yanına savaşmaya gidenlerde vardı.

       Rahmetli YAZICIOĞLU Bosna savaşının en yoğun döneminde  kuşatma altındaki Bosna'ya bizzat giderek Rahmetli Aliya İZZETBEGOVİÇ ile görüşüp hem toplanan yardımları ulaştırmış hem de her koşulda yanınızdayız mesajı vermişti. Aynı mesaj Kosova Savaşı esnasında UÇK karargahı ziyaret edilerek yine YAZICIOĞLU tarafından verilmişti. Çeçen Savaşı sırasında ocakların tutumu ve Dudayev-Yazıcıoğlu arasındaki muhabbet herkesin malumudur. Yine YAZICIOĞLU ve BBP hareketi rahmetli oluncaya kadar ELÇİBEY'in yanında durmuşlardır. Bu kez BBP Genel Başkanı Mustafa DESTİCİ Yayladağ'da sınır kapısına , Genel Başkan Yardımcısı Kaptan KARTAL Türkmen Dağına geçip bizzat siperlere girerek verdi

        Türkiye'nin burnunun dibindeki Türkmen Dağı'nın düşme ve Türkmenlerin katliama uğrama tehlikesinin belirmesi üzerine Alperenler bu kez de Türkmen Dağı'na  gitmek için harekete geçtiler. Gönüllülük esas alındı. O kadar gönüllü olan çıktı ki seçmek zorunda kaldılar. Askerliğini yapmış ve daha önce çarpışmalarda yeralmış kişilere öncelik verildi ve gönüllülerden bir kısmı geçen hafta içinde Türkmen Dağına geçirildi. Yine yanlarında toplanan yardımları da götürerek bölge halkına ulaştırdılar.

        Türkmenlere yardım ettiği iddiasındaki hükümet gönüllülerin sınırdan geçişine zorluk çıkartarak yalan söylemeye devam ettiğini bir kez daha gösterdi. Kobaniye giriş-çıkışlarda gümrük kapılarını kullandıran ve girip çıkanlara kimlik bile sormayan Hükümet iş Türkmen Dağına geçiş olunca tüm hünerini gösterdi. Gönüllüler Türkmen Dağına ancak 3 erli  5 erli gruplar halinde ve gayrıresmi yollarla geçebildiler.

         Şuanda bölge de Ülkü Ocaklarına bağlı kardeşlerimiz de fiilen savaşmaktadır ve Ülkü Ocakları bölgeye yardıma  devam etmektedir. Ülkü Ocaklarının hakkını da teslim etmek gerekir. Ancak yaklaşık 11 TIR dolusu yardımı Türkmenler yerine yanlışlıkla bölgedeki sol gruplara verdikleri de kulağımıza çalındı. Bununla birlikte MHP yönetiminin ilgisiz kalması ilginç.

         Hükümet maalesef Türkmenlere yardım etmediği gibi yardım edenlere de gerekli kolaylığı sağlamamaktadır. Bölge de hükümete yakın bir tane STK bulunmamaktadır. Bununla birlikte doğrudan ya da dolaylı bir yardımı olmayan hükümet Türkmenlere karşı oluşan sempati alanının ve ilginin parsasını toplamak derdindedir.

        Suriye'deki çeşitli gruplara silah ve lojistik destek sağlayan devlet tamamen Amerika'nın güdümünde hareket etmektedir. MİT tamamen CİA'ya angaje olmuş ve CİA'nın kuyruğunda dolaşmaktadır. Bu haliyle devlet fiilen ABD'ye çalışmaktadır. Yardımlar CİA'nın tespit ettiği ya da istediği gruplara yapılmakta. Hal böyle olunca çarpışan gruplar MİT ve CİA'nın çizdiği çizgide hareket etmekte operasyonlarda önceliği onların taleplerine göre vermekteler. Bu sebeple CİA ve MİT'in istekleri Türkmendağı ve Türkmenlerin ihtiyaç ve varolma mücadelelerinden önce gelmektedir. Yine bölgeye gönderilen silahların (gerçekten gönderildiyse) kimlere teslim edildiği belli değildir. Silahlar  ihtiyaç sahibi gruplar yerine aracılara teslim edilmekte ve bu silahlar daha sonra karaborsada Türkmen gruplara yüksek paralar karşılığı satılmaktadır. Bir kısım MİT mensubunun bu işin içinde olduğu ve ciddi paralar kazandığı söylentileri etrafta dolaşmakta. (Bir kısım MİT mensubunun ESED'e bağlı iken kaçıp Türkiye'ye sığınan üst rütbeli bir subayı 100 Bin Dolar karşılığı Türkiye'den kaçırarak ESED'e teslim ettikleri ve ESED'in bu subayı infaz ettiği bilgisi geçtiğimiz günlerde gazetelerde yeralmıştı.) Mesela bölgede çarpışan  Sultan Abdülhamid Han Tugayı'na makbuz karşılığı silah ve mühimmat verildiği iddiası var ancak makbuzlarda teslim alanın ismi/ünvanı yok ve bu tugayın yetkilileri kesinlikle böyle bir yardım almadıklarını ve böyle bir makbuz da imzalamadıklarını beyan etmektedirler. MİT'e yakın olan bazı gruplar Sultan Abdülhamid Han Tugayı yetkililerini kendilerine verilen silah ve mühimmatı ESED güçlerine satmakla itham etmektedirler. (İnsan savaştığı düşmanına elindeki silahı satar mı? diyelim ki sattı. Bölgede kazanılan paranın harcanma imkanı yok. O halde bölgede kalmasının ve savaşmaya devam etmesinin makul ve mantıklı bir açıklaması da  görünmüyor. Bu durum Tugay yetkililerinin doğru söylediğini gösteriyor.) 

        Rusya ve Suriye'nin iddiasının aksine bölgede (Türkmendağı) Işid ya da selefi grup yoktur. Grupların arasına sızmış münferid kişiler olabilir. Bununla birlikte ileride selefi düşüncenin bölgede hakim olması mümkündür. Çeçen cihadını selefi düşünce boğmuş ve tüm dünyanın Çeçen cihadına sırt dönmesine dolayısıyla cihad ateşinin sönmesine neden olmuştu. Aynı durumun yaşanmaması adına bölgeye yardım ve eleman götüren Alperen Ocakları beraberlerinde bölgede dağıtılmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığından onaylı Kur'an Tefsiri ve İlmihal kitapları da götürmüştür. Yine bölgeye giden Alperen Ocakları ekibi içerisinde İsmailağa Cemaatinden  3 kişilik bir grupta yeralmış ve bölgeye yapılacak yardımlar hususunda İsmailağa Cemaati ile işbirliği yapılması da kararlaştırılmıştır.

        Bölgede fitne kol gezmektedir. Türkmen gruplar arasında bir birliktelik ne yazık ki mevcut değildir. Gruplar arasında bir koordinasyonda bulunmamaktadır. Yardımlaşma , destek olma sözkonusu değildir. Gruplar diğerlerini ötekileştirme eğilimindedirler. MİT , kendine angaje olan gruplara yardım ederken kendine angaje olmayan ya da olmak istemeyen grupları görmezden gelmektedir. Türkiye'den giden yardımlarda da aynı durum sözkonusudur. Her grup kendine yakın gruba yardımı ulaştırmakta ama diğer grupların ihtiyacı var mı yok mu sormamaktadır. Bu sebeple bazı Türkmen gruplar gerçekten üvey evlat muamelesi görmektedir.

       Yine bölgeden edindiğimiz bilgiler yürek parçalayıcı cinsten. Bölgede Türkiye'ye sığınan Türkmen Kadın ve kızlarının namusuna el uzatan askerler olduğu ve tecavüz vakalarının görüldüğü anlaşılmakta. Hatta bir tanesinde bir askerin babasını dövdüğü 20'li yaşlarda bir genç kıza babasının gözleri önünde tecavüz ettiği iddiası yeralmakta. Bunun yanında özellikle Antakya ve çevresinde yaşayan nusayrilerin görev yaptığı hastahanelere getirilen yaralı Türkmen Mücahitlere gerekli tıbbi bakımın yapılmadığı gibi bazı doktor ve sağlık çalışanlarının gereksiz operasyonlar yaptıkları , yarası ayak ve kollarda olan Türkmenlerin yaralarını iyileştirmek yerine bilinçli olarak ayak ve kollarını keserek sakat bıraktıkları bu sebeple Türkmen Mücahidlerin Antakya yerine daha içerideki şehirlerde tedavi olmak istedikleri etrafta konuşulmaktadır. Özellikle bölgedeki bürokratların (başta Yayladağ kaymakamı olmak üzere) Türkmenlere sempati ile bakmadıkları ve işleri kolaylaştırmak yerine zorlaştırdıkları çevreyi gezenlerin ifadelerinden anlaşılmaktadır.
     
         Yukarıda bahsi geçen tedavi ve tecavüz olayları doğru ise ortada bir fecaat var demektir. Bu millet hangi ara bu kadar alçalabildi diye kendimize sormadan edemiyoruz. Ve devletimiz/hükümetimiz/MİT'imiz bizi hayal kırıklığına uğratmaya devam ediyor...

          Allah , iyiniyet ve samimiyetle mücadele eden , Türkmen kardeşlerimizin yar ve yardımcısı olsun...