iktidar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iktidar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2017 Cuma

15 Temmuz : Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değildir...



      15 Temmuz Darbe(!) girişiminin üzerinden yaklaşık 1 yıl geçti. 15 Temmuz'un ne olup olmadığı hususunda hiçbir çalışma yok ama AKP'nin tüm topluma kendi görüşünü dikte etme gayreti var. Meclis bir komisyon kurup araştırmaya kalktı ama yapılan iş komisyon üyelerinin bile itirazına yol açtı. CHP'nin 15 Temmuz'un "ne olup olmadığının araştırılması" doğrultusundaki komisyon kurularak araştırma yapılmasına yönelik önergesi de AKP oylarıyla reddedildi.

      Önceki yazılarımızda da  ifade ettiğimiz üzere, CB ve AKP yöneticileri ne kadar  reddederse reddetsinler 15 Temmuzla ilgili "Kontrollü Darbe" söylemi ortaya çıkan veriler ışığında gerçeğe en yakın söylem olarak görünüyor.

      15 Temmuz gecesi sosyal medya hesaplarımızdan "ileri de yapılacak bir sivil darbeye askeri darbe görüntüsü altında sebep mi oluşturuluyor?" (saat 23.00 civarı) diye soran ve  "hem askeri hem de sivil darbeye karşı olduğumuzu" belirten 2 paylaşım yapmıştık. 16 Temmuz günü bir başka paylaşım da da "Ülke CHP'nin kontrollü gerilim stratejisinden AKP'nin kontrollü kaos stratejisine terfi etti. Allah milletimize zeval vermesin" şeklinde düşüncemizi ifade ederek "kontrollü kaos stratejisine" geçildiğini beyan etmiştik.

      Kaos devam ediyor.

      Dikkatli bakarsanız 1997 yılından itibaren ülkede yaşanan tüm olayların bir sıralama ile devam ettiğini , sürekli bir toplumsal gerilim süreci yaşandığını ve bu süreci bir kaos sürecinin takip ettiğini görürsünüz.

      28 Şubat süreci ile tohumlar atıldı. 28 Şubat sürecinden Fetönün güçlü çıktığı ölçüde güçlü çıkan bir başka grup vardı. İleri de AKP'yi oluşturacak troyka ve çevresi. Bu grup 1997 den 2001 e kadar olgunlaştırıldı. 

      2001 ekonomik krizi ile 2002 de AKP iktidara taşındı ve D. Baykal'ın marifetiyle RTE'nin siyasi yasağı kaldırılarak RTE Başbakan yapıldı. ("Yerli ve Milli" serisi  ve "Milli ve Yerliden Milliyetçiliğe"  serisi yazılarımızı okuduğunuzda AKP'nin nasıl iktidar olduğunu net olarak anlayacağınız gibi bu süreçleri doğru okuma konusunda da bilgi sahibi olacaksınız.)

     1997-2001 döneminde bitirilen ekonomi 2002-2010 yılları arasında dış destek ve büyük oranda borçla görece ayağa kaldırıldı. 2002 den itibaren 15 Temmuz'a kadar sürekli olarak bir siyasi gerilim süreci ve akabinde bu süreci takip eden bir kaos süreci ardışık olarak devam etti. Ergenekon , Balyoz, kumpas davaları, Danıştay Saldırısı, Yazıcıoğlu, H. Dink Suikastları, Kozmik odaya girilmesi, Akp-Fetö krizleri hepsi bu gerilim-kaos süreçlerinin örnekleridir. Yaşanan tüm hadiseler fail-i meçhule gönderildi. Failller yakalanmasına rağmen olaylar aydınlatılamadı. Kafalarda hep soru işaretleri kaldı.

      Tüm bu yaşanan gerilim - kaosların galibi daima AKP oldu. Her kaosta ülke ve millet zayıflarken AKP güçlendi.

      2001 de siyasal gerilim-ekonomik kaos ile başlayan süreç 15 Temmuz kaos sürecine kadar devam etti. 15 Temmuz kaosu devam ediyor. 2019 a kadar da devam edecek gibi görünüyor. 2019 dan itibarende bu kaos ortamı normal bir ortam haline gelerek devam edecek.

      Başkaları ne düşünüyor bilemiyoruz ama bugüne kadar takip edebildiğimiz olaylardan çıkardığımız sonuç, 1997 den bugüne kadar yaşanan her sosyal / ekonomik / toplumsal hadise BOP sürecine giden yolda bir kilometre taşı olduğudur.

      Her kilometrede toplumsal dirence sahip bir argüman/ değer/ grup kırılmıştır ve kırılmaktadır. Ekonomik kriz ve sonrasında hala devam eden borçlanma , ticaretin ve servetin eldeğiştirmesi, fetö marifetiyle bürokrasiye ve orduya yapılan operasyonlar, 2000 lerde bitme noktasına gelmiş olan PKK'nın yeniden ihya ve inşa edilerek Türkiye'nin güneyinde bir "Devlet" kurma noktasına getirilmesi, yanlış dış politikalarla Türkiye'nin gerçeklerden ve ortadoğu'dan kalben koparılması...

      Bu süreçte çok büyük bir hadise gözden kaçmış ve bu ülkede yaşayan herkesçe yanlış değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bugünkü verilerle şöyle bir geriye dönüp bakıldığında değerlendirmede yapılan hatanın boyutu çok daha net olarak görülecektir.

      Malum yaklaşık 510 kmlik Suriye sınırında doğal sınır yok gibidir. Geçmişte bir sınır tesis etmek ve güvenliği sağlamak için sınır boyunca mayınlı araziler oluşturulmuştu. Ortada fol ve yumurta yok iken AKP'nin aklına birden bu arazilerin temizlenmesi ve mayından arındırılması geldi.

      Hepimiz temizlenecek bu arazinin İsrail'e verilmesi, tarım arazisi olarak tahsisi vs. konularla ilgilenirken asıl büyük tehlikeyi görmemişiz.

      BOP'un uygulamaya konulacağı 1999 da belli idi. Dahası AKP kurulurken BOP'u uygulayacağını taahhüt etmişti. BOP kapsamında Ortadoğu'da içlerinde Türkiye'nin de bulunduğu 22 ülkenin sınırlarının değişeceği biliniyordu.Dahası AKP bunu da kabul ve taahhüt etmişti. Bu ülkelerin sınırlarının değişmesi demek demografik yapısının da değişmesi demekti.

      Geçmiş tecrübeler Suriye'de yaşanacak bir karışıklıkta insanların kaçacağı/göçeceği ilk ülkenin, gerek geçmişten gelen bağlar gerekse batıya olan yakınlığı sebebiyle, Türkiye olduğunu gösteriyordu.   

      Önce Türkiye ile Suriye görece yakınlaştı sonra mayınlı arazilerin bir bölümü temizletildi ve 2011 de Suriye'nin parçalanması yönünde düğmeye basıldı. Haziran 2011 den itibarende Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkiler  bozuldu. Aynı tarihlerde de Suriye'den kaçan sığınmacılar Türkiye'ye girmeye başladı. Bugün  Suriyeli sığınmacı sayısı Tüik 2016 verilerine göre 3,5 milyon ama Servet AVCI'nın da köşesinde belirttiği gibi bu sayı İçişleri Bakanlığınca bile net olarak bilinmiyor.

      Dahası tam sayısı bilinmeyen bu insanlar kontrol altında tutulmadı. Bilinçli olarak Türkiye'nin her tarafına dağılmalarında izin verildi. Kaç tanesi ajan , kaç tanesi başka ülkeler hesabına çalışıyor, kaçı bulaşıcı hastalık taşıyor , kaçı sapık, kaçı hırsız, kaçı vasıflı, kaçı donanımlı... hiçbir bilgi yok.

      Türkiye nüfusunun yaklaşık %5 i kadar bir insan hiçbir çalışma yapılmadan ülkeye salındı. Çoğu dil bilmeyen, kültür farkı bulunan, aç, susuz, sömürülmeye ve her türlü kötü yola düşürülmeye müsait bu insanlar aramızda geziyor.

      Tabii ki gezerken de sıkıntılar başgösteriyor. Kavgalar, ölümler ,yaralamalar, tecavüzler... Suriyeli göçmenlerin karıştığı adli vakalar arttıkça toplumda tepkilerde artıyor.

      Suriyeli göçmenler için bugüne kadar harcanan paranın 36 Milyar ABD Doları olduğu basında yeralıyor. Bu rakam Devletin harcadığı para. Yardım kuruluşları ve gönüllü vatandaşların yaptığı harcalamalar ne kadar? Örtülü ödenekten yapılan harcama var mı? Kimse bilmiyor. Zaten kötü olan ekonomi iyice kötüleşmekte.

      Derdimiz Suriyeli sığınmacılar değil. Bu oyunun -tıpkı bizim vatandaşlarımız gibi- en masum oyuncuları onlar. Oyun kurucuların ve bu oyunun eşbaşkanlarının bu ülkeyi ekonomik ve demokrafik olarak kaosa sürüklemek için kullandıkları basit "silah"lar o masumlar.

      Suriye ile yakınlaşma , mayınlı arazilerin temizlenmesi , mültecilerin mülteci kampları yerine Anadolu'ya salınması... hepsi BOP için yapılan bilinçli hareketlerdi.

      Suriyeli mülteciler üzerinden uzun süre kaos devşirilmeye devam edilecek.

      Gözden kaçan diğer hadise ise bugün 1. yılı dolmak üzere olan 15 Temmuz hadisesi. Darbe girişimi bahane edilerek oluşturulan kaos ortamı artarak devam ediyor. Hükümet kaosu bitirmek yerine sürekli kaosu körüklüyor. Toplumu ayrıştırıyor. İspiyonculuğu, jurnali, çaşıtlığı körüklüyor. Adalet duygusunu öldürüyor. Bir taraftan at izi it izine karıştırıldı derken diğer yandan izlerin daha da karışmasına yol açaçak "komşunu ihbar et" çağrıları yapıyor.

      15 Temuz ile Siyaset, bürokrasi, devlet geleneği, Ordu, polis, Adalet sistemi, ekonomi, bu topraklardaki bin yıllık "birlikte yaşama kültürü", sivil toplum tarumar edildi, ediliyor. İktidarla aynı perde ve tondan çıkmayan her ses -gerçekten fetöcü olup olmadığına bakılmaksızın- "fetöcü" itham/iftirası ile kesildi/kesiliyor. Ülke/toplum yeniden dizayn ediliyor.

      15 Temmuz bahane edilerek Devletin, milletin, ülkenin, toplumun son direnç noktaları da kırıldı, kırılıyor. Türkiye bugün BOPçular için dikensiz gül bahçesi. Hukuken aşılamayacak duvarlar olağanüstü halle aşıldı, aşılıyor. Türkiye dünden çok daha güçsüz.

      15 Temmuz darbe girişimi bu anlamda BOP için atılmış son büyük adımdı. 
                         

      Fetö ile mücadeleyi birazda ironi ile (Ti Destanı) anlatmıştık. Yakalanan, tutuklanan, işinden olan siyasetçi ya da  üstdüzey fetöcü yok. İşadamı olan damatlarda birkaç gün içerisinde bırakılmıştı. Adil Öksüz'ün kaçmasına yardımcı olduğu iddia edilen müsteşar yardımcısı hala görevde...

      Bugün Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatının  (İnterpol) Fetö sebebiyle aranan 60 Bin kişinin verilerini sisteme giren Türkiye'yi veri tabanından çıkardığına dair bir haber ilişti gözümüze.İnterpol kovmuş Türkiye'yi. Demek ki 60 Bin Fetöcü yurtdışına çıkmış 15 Temmuz sürecinde.Bu kadar çok sayıda fetöcünün yurtdışına kaçmasına nasıl/niçin izin verildi? Yukarıda anlattıklarımızı gözönünde tutarak değerlendirin haberin ne demek istediğimizi anlayacaksınız.

       Başardılar

      Oyunu kuranlar başardı. Kurulan oyunu icra için yolan revan olanlar başardı.

      AKP ve Fetö birlikte başardı.

      Oyunun bitiminde sahneye elele çıkıp abilerini birlikte selamlayacak ve alkışı birlikte alacaklar.

                         

                    

                     


                     

22 Haziran 2017 Perşembe

Ahlak-Din-İktidar Üçgeninde Yozlaşma



Sitedeki (www.karartv.com) köşe yazılarımıza “ahlak” konusu üzerinden girmiştik. Hernekadar başka bir konuya geçmeye niyetlenmişsek de  yine ahlakla devam ediyoruz.

Son dönemde tv’lerde yayınlanan programlarla ilgili tartışmalar bitmiyor. Bu tartışmaların bir ayağı da gelip evlilik programlarına dayanıyor.

Söylenenlere bakarsan Tv'lerdeki evlilik programlarından başta mütedeyyin insanlar olmak üzere herkes rahatsız. Madem herkes rahatsız o halde bu programları kim izliyor diye baktığımızda herkes izliyormuş. Anadolu’da kasaba irisi bir ilçede yaşayan cami cemaatinden babam ile annem bile izliyor hatta bize oradan kız bile bakıyorlarmış. 

Bu programların RTÜK 'e şikayet edildiği, kaldırılmaları için kampanyalar yapıldığı hepimizin malumu. Birkaç ay önce İstanbul Alperen Ocaklarının böyle bir kampanyasına Üsküdar’da denk gelmiş ve imza atmıştık.

Bir başka eleştiri konusu da Ramazan ayı boyunca tv’leri işgal eden iftar ve sahur programları. Dini programlara karşı olduğumuzu iddia edecek münafıklar çıkabilir ama mevzu dini programların varlığı değil içeriği. 

“Geniş halk kitlesi istiyor diye menkıbe ve hurafe dolu bir din anlatanlar farkında olmadan dinin toplumları uyuşturduğu tezini de desteklemiş oluyor. Anadolu’dan gelip, bunu dini bilgilendirme sananlara, boynu bükük dinleyen garip Anadolu insanımıza üzülüyorum” diyor Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali BARDAKOĞLU. 

Neredeyse her kanalda var bu hikayeciler/hurafeciler. 

Bunlardan biri bir ara gözümüze batmış üzerinde biraz araştırma yapmıştık. Oteline kaçak çıktığı katla medya gündemine gelmişti bir zamanlar. Bir taraftan “Peygamber (S.A.V.) açlıktan karnına taş bağlayıp dolaşıyordu” derken diğer yandan bunu anlatmak için ayda 600 Bin TL alıyormuş bu hocamız. Aynı şahıs Düzce Üniversitesinde bir öğrenci kulübünün etkinliğine gidip “Peygamber (S.A.V.) yokluktan 1 adet hurma ile iftar ediyordu” yu 1-2 saatlik bir programda anlatmak için 9 Bin TL ister. Programın başlama saati gelir. Hocamız programa çıkmadan parayı ister. Paranın bir kısmı eksiktir. Tertip komitesindeki öğrenciler “Hocam siz başlayın bitinceye kadar biz tamamlayacağız” derler. Cevap “paramı tam olarak almadan programa çıkmam” olur. Salonda dinleyiciler 45 dk bekletilir. Para tamamlanır ve hocamız kürsüye çıkıp konuşmaya başlar.

“Ver mehteri” mi?

Hayır efendim o dönemde  “ver mehteri…” düzeyine erişilememişti henüz. 
 
Herneyse.

Futbol sahalarındaki konsept ismi "arena" ya müdahale eden iktidar ahlaki ve dini yozlaşmanın müsebbiplerinden evlilik ve iftar-sahur  programlarına, müdahale etmiyor. Üstelik iktidar yetkilileri kendilerinin de bu programlardan rahatsız olduklarını belirtmelerine rağmen. 

Bu konuda bir şeyler söyler diye beklediğimiz DİB mi? O da iktidarın memuru ve dibe çökeli çok oldu. Daha kalkamaz çöktüğü yerden.

Evlilik programlarının yayınlandığı kanallardan biri atv. atv havuz medyası olarak da bilinen Turkuvaz Medya Grubu içerisinde bir kanal. Turkuvaz Medyanın ceo'su Serhat Albayrak . Şu bizim damad-ı şehriyari olan enerji bakanımız Berat Albayrak'ın ağabeyi. 

Havuz medyasının nasıl oluşturulduğuna dair konuşmaların yeraldığı tapeler hala kulağımızda çınlıyor. Erdoğan Demirören miydi 100 Milyon dolar bağış(!) kesildiği için ağlayan yoksa Nihat Özdemir mi?

Önemli değil. 

Nihayetinde İktidarın emrinde bir medya grubu. Gerçi Fatih Tezcan başka şahıslara ait bir kısım medya kuruluşlarının da aslında iktidarın elinde olduğunu söylüyor ama zenginin malı hesabı işin o tarafına girmiyoruz.

Diğer taraftan bir başka büyük medya kuruluşu da ES medya. ES Medyanın sahibi de geçen hafta yapılan kongre ile AKP MKYK üyesi olan Ethem Sancak...

Doğuş , Doğan gibi diğer medya grupları da iktidarın denetimi altında. Nasıl demeyin. Ohal-KHK-Fetö üçgeninde varlıkları dünya liderinin iki duduğı arasında. Bu arada “Alo Fatih” i de unutmayalım. Buna rağmen evlilik programları , niteliksiz iftar-sahur programları hala yayında…

Devletin resmi kurumu TRT’de “Güzel Kur’an Kerim okuma yarışması” başladı ve devam ediyor. Program formatı “Acun yarışmaları”yla aynı formatta. Format için muhtemelen yabancı bir firmaya telif ücreti ödendi. Kur’an-ı Kerim üzerinden Acun’un yaptığı/yaptırdığı aculluklar tekrarlanıyor. Okunan Kur’an da olsa bildiğiniz tipik bir “ses” yarışması. Bir “özne” olması gereken Kur’an-ı Kerim bir “suje” olarak kullanılıyor. Kur’an vahşi kapitalizme kurban ediliyor. 

İbadet ve uyulması amacıyla okunması gereken “Kitap” yarışma/kazanma saikiyle okunuyor. Hayat kitabı , yarış kitabına döndürülüyor. 

İroni bu olsa gerek...

İroni dedim de 1997-2001 arasında ABD Dolarının 200-300 TL (bugünkü parayla 20-30 krş) aralığında olduğu dönemde İBB yi yaklaşık 22 Trilyon TL tokatlayan İroni ajans takıldı  aklıma...

İBB deyince de Ulaşım A.Ş nin eski genel müdürlerinden biri için zihinde şimşekler çakıverdi. Yolsuzluğu ortaya çıkınca “istifa et biz de kapatalım aksi takdirde biz ilişiğini kesersek bir daha kamuda görev alamazsın” denilerek istifa ettirilmişti zamanında. Sonra şey oldu… şey işte.

Bu akla takılmaların sonu yok ve başımızı derde sokacak galiba. En iyisi gidip twitter da İ. Melih Gökçek 'e saralım...

Niçin Gökçek mi?

Diğerlerinden engelli olmamız sebebiyle bir parça mecburiyetten. Ama Allah var laf kaldırıyor. Geçenlerde “Başgan dedik bağrımıza bastık sutosbası çıktın” dedik. Hala dava etmedi. Sanırsak bizi seviyor…

15 Haziran 2017 Perşembe

Bir Mücadelenin Hikayesi - “Ti Destanı”




             Sevgili Günlük ;

         Uzun zaman oldu seninle dertleşmeyeli. Bırak günü haftayı ayı yıllar geçti. Nasılsın? Ne eder , ne yaparsın?  Yediğin içtiğin senin olsun…
           
            Ben mi ?
         Neyi nasıl anlatayım. Ülke İstanbul’un havası gibi  sürekli değişmekte. Her olayda ayrı bir safa giriyoruz. Hangi hadisede hangi safta yeralacağımızı bir türlü kestiremiyoruz.

            Bu aralar tek derdimiz Fetöyle mücadelemiz.

            Sorma.

            Çok pis  mücadele ediyoruz ki.

 Kör tuttuğunu misali devlette yakaladığını Fetöcü...
Ne çok fetöcü varmış bu memlekette. Siyasilerimiz fetö devlete sızmış diyor lakin görünen hiç de onların dediği gibi değil. Resmen millet fetöye sızmış , bana öyle geliyor.

            Dedim ya çok pis mücadele ediyoruz diye.  

         İktidar onların ne menem bir yapı olduğunu 20 sene önce çözmüş lakin yeraltından faaliyetlerini sürdürdükleri ve inleri belli olmadığı için şiveyerek yerüstüne çıkmaları için beklemiş.  Hatta  gizli yapıları ortaya çıksın diye parsel parsel yerler vermiş , dershane açtırıp, şirket kurdurmuş , banka kurdurup para yatırmalarını sağlamış. Bilinen birkaç tanesini siyasete sokup bürokrasiye müdahale etmesini sağlayarak her biriciğinin nerede ne halt ettiğini çözmüş. 

            Hatta Yüksek Askeri Şura’ya bile el uzattırarak ordunun içindekileri tespit ettirmiş. Gazete , dergi  çıkarmalarını , tv kurarak program yapmalarını sağlayarak düşünceleri hakkında bilgi edinmiş.

            Türkçe olimpiyatları  , Abant Toplantıları gibi toplantılarına çaşıtlar göndererek herbirşeylerini en ince detayına kadar öğrenmiş.

            Ortaklık mı?
          
         Ne ortaklığı Günlük sen beni  dinlemiyorsun galiba. Diyorum ki 20 sene önce fark etmişler oyun bozulmasın diye arkadaş, ne bileyim işte dost gibi görünmüşler. Ortak değiller ama ortak gibi davranmışlar senin anlayacağın.

            Karı-koca gibi aynı yatakta yatıp halvet mi olmuşlar?

            La ben nereden biliyim yatakta ne halt yediklerini?  Röntgenci miyim ben? Adamların gece evlerini mi dikizliyorum? İyice magazine sardın muhabbeti. Dur bak dinle anlatıyorum işte. 

            O fetöcü sandığın , iktidarla da kolkola olan adamlar hep fetöye iktidarca sızdırılan adamlarmış.

            Ayırt edemiyor musun?

          La havle… sen ayırt edesin diye boyunlarına ben fetöcü değilim fetöye sızmış adamım diye çakar takarak dolaşacak değillerdi ya…

         Bu fetö olacak fitne fücur taifesi kendini o kadar güçlü sanmış olacak ki sonunda darbe yapmaya kalktı. 

          Darbe marbe yer mi Anadolu çocuğu?  Vallahi 2 saat içinde çil yavrusu gibi dağıttı  millet. Eşekten düşmüşten beter etti hepsini.

            Sonra devletimiz inlerine girdi. Hem de ne giriş.

            Ne mi buldular? 

            Elinin körünü… tövbe  tövbe...

            Daha çıkamadılar , araştırıyorlar.

           Devlet araştırırken bu Cehapenin de p… luk edeceği  tuttu yine. Neymiş 15 Temmuz araştırılsınmış. Devlet ne yapıyor haspam? Araştırma yapılırken daha 15 Temmuz araştırılsın diye önerge vermekte nerelerinden çıktıysa  artık. Neyse ki iktidar akıllı da önergeyi reddedip Cehapelilerin işi sulandırmasına müsaade etmedi.

            Bu fetöcüler de şeytan gibi azizim. Hatta şeytandan bile beter. Başlarına geleceği anlamış olacaklar ki tüm büyükbaşlarını ülke dışına kaçırmışlar. Şöyle esaslı bir Osmanlı tokadı aşkedecek büyükbaş bir Fetöcü bulamadık koca ülkede iyi mi?

            Ne mi yaptık?

            Atalarımızın dediğini. Eşeği bulamadığımız için kürtününü dövüyoruz.

         Senin anlayacağın maraba tayfasını. Fetönün siyasi ayağını bulamadık ama yakaladığımız “Damat” ayağını neredeyse bitirdik. Veriyoruz küsküyü. Polisimiz bir gaza gelmiş , bir gaza gelmiş sanırsın elindeki biber gazı stoğunun tamamını içmiş, önüne kim çıktıysa doldurmuş kodese. Arada bizim Başganın damadı Gavurmacıların oğlanı da almışlar içeriye. Başgan devreye girdi de kıçını zor kurtardı. Başgan , başgan olmayaydı var ya öff öff...

            Mehteri mi? Ben küskü deyim sen mehter anla.

            Herneyse

          Bu fetönün elebaşısı  Amerikaya kaçmış. Onu istemek için 4 defa heyet gönderdik ama bizim giden heyetlerin jetlagdan kafası karışmış olacak ki 3 tanesinde şarkıcı  Ebru’nun kocasını istemişler.

            Hangi Ebru mu? Bizim Gündeşlerin Ebru var ya işte onun beyini … Sima olarak da benzemezler , karakter olarak da benzemezler niye karıştırdılar anlamadık ama kesin jetlag etkisidir diyorum ben?

            Bu devletin de kendinden haberi yok. Herif 1999 da gitmiş ABD’ye. Orada her türlü hainliği yapmış ve bu adam hainliğe devam etsin diye devletimiz maaş ödemiş. Düşünebiliyor musun Günlük ben düşmanıma rahat yaşasın, bana şerefsizlik etsin diye 15 sene maaş ödüyorum.

            Şimdi Devlet gel diyor , gelmiyor. İstiyor ,  ABD vermiyor. Bu ABD de çok oluyor. Devlet kendi vatandaşını istiyor vatandaşını devlete vermiyor. Devlet bu Fetö’yü bir yakalasa ona dünyanın kaç bucak olduğunu gösterecek amma yakalayamıyor. ABD bilmiyor ama Devlet alacağını kimse de bırakmaz. 5 sene geçer 10 sene geçer unutmaz. Yapılandırır, taksitlendirir sonuçta gene alır. Günü geldiğinde ABD’nin ümüğünü de sıkar.

            Nereden mi biliyorum?

            Bize hep öyle yapıyor ya.

            Sorma. F.G.’nin devletin “şefkatli kollarına” gelmemesi devleti çok gücendirdi. Evlatlıktan reddediyor şimdi. F.G’ye  demiş ki 3 ay içinde döndün döndün,  dönmezsen bir daha bana baba deme. Seni vatandaşlıktan atıyorum, vatansız öleceksin demiş.

           Devlet,  vatandaşı olduğu halde ABD’den  alamadığı Fetö’yü vatandaşlıktan çıkarttığında vatandaşı olmadığı halde ABD’den nasıl mı alacak?

            Ne bileyim ben? Ahiret sorusu sorar gibi ne sorup duruyorsun?

         Neee? Ben olayları yanlış mı değerlendiriyorum? Gündemi benden iyi takip ediyorsun ve olaylara benden daha vakıfsın öyle mi?

            Hükümetin Fetöyle mücadelesi “1. Dünya savaşı esnasında Osmanlı Devleti  Rusya ile savaştadır. Ruslar Karadeniz bölgesinde ilerlerken Rize hariç tüm civar iller gönüllü olarak Ordunun yanında Ruslara karşı savaşmaktadır.  Bir zaman sonra Rizeliler çevrenin bakışlarından rahatsız olmuş olacaklar ki toplanıp biz de savaşalım derler. Ancak hazırlıksızdırlar. Doğru dürüst silah yoktur ellerinde. Rusların attığı topları görüp, top seslerini duyunca  top imaline karar verirler. Ağaç gövdesini oyarak bir top yapmaya başlarlar. Kısa sürede topu yapıp doldururlar. Namlusunu Ruslara doğru çevirip ateşlerler. Top büyük bir gürültüyle patlar. Şiddetli patlamanın etkisiyle top parçalandığı gibi topun çevresindeki Rizelilerde sağa sola savrulur. Toz-toprak içinde kalırlar. Bir kısmı yaralanır. Bir müddet sonra kendine gelenler toplanmaya başlar. Herkes topla Ruslara ateş etmekten dolayı mutlu ama patlamanın şiddetinden dolayı şaşkın bir şekilde Rusların geldiği yöne doğru bakınırken  bir Rizelinin sesi duyulur; “Uşağum! a ha bu top bizi böyle etti, koydu Urusun a..ına” hikayesinde anlatılan Rizelinin Ruslarla savaşına mı benziyor? 

            Bir yerinden uydurmuyorsun  değil mi? Böyle hikaye mi olur be?

            Gerçek ve adı da “Ti Destanı” (*) mı?

            Madem her şeyi biliyorsun da 2 saattir beni niye yoruyorsun? Tiye mi alıyorsun şerefsiz!!!???



(*) Olay bölgenin isimsiz hikayelerinden olup “Ti Destanı” ismi ironi amacıyla tarafımızdan verilmiştir
                         

1 Eylül 2015 Salı

İKTİDAR SAVAŞI ya da PAKRUDİNLERİN YÜKSELİŞİ




        Türkiye için tarih daha bir hızlı akmaya başladı. Gündem o kadar çabuk ve kolay değişiyor ki tam anlamıyla takip etmek neredeyse imkansız. Bu değişimin birileri tarafından bilinçli bir şekilde yapıldığı ve hızlı gündem değişiklikleri kullanılarak bazı şeylerin toplumun bilgi ve dikkatinden kaçırıldığını görüyoruz.

        Herşey politik hayata endekslenmiş durumda. Politik alan ve paradan para kazananlar dışında hiç kimsenin yaptığı birşey yok. Herkes Ankara merkezli ortaoyununu izlemekle meşgul.

        Bizler ortaoyunu izlerken Türkiye sistematik bir şekilde çökertiliyor. Daha önceki yazımızda bahsettiğimiz sosyal çözülme olabildiğince hızla devam ediyor. Türkiye'de bir dönem kapatılmak istenirken yeni bir dönem de başlatılmaya çalışılıyor.

         Türkiye'de iktidar yavaş yavaş eldeğiştiriyor.

         Bu sözlerimizden kimse siyasal iktidarın eldeğiştirdiği sonucunu çıkarmasın. Kasteddiğimiz sistem içerisindeki güç dengesinin değiştiği...

          Osmanlı'dan Cumhuriyete geçiş Osmanlı sivil ve asker bürokratları vasıtasıyla gerçekleşmiş ve bürokrasiye hakim olan sabataist zihniyet tıpkı Osmanlının son döneminde olduğu gibi "Devlet"e hakim olmuştu. Cumhuriyete kendi renklerini vermiş ve "laik-ulusalcı" bir kimliğe bürünmesini sağlamışlardı.  Bu duruma Kemalizm adını vererek kendilerine hep kalkan yaptılar...

         Geçen zamanda diğer toplumsal grupları gözardı ederek iktidarlarını devam ettirdiler. Zaman zaman sabataist topluluğu oluşturan 3 grup (Kapancılar , Karakaşiler ve Yakubiler) arasında sıkıntılar ve mücadele yaşansa da 1990'lara kadar iktidarlarını sürdürdüler.

          1990'lardan sonra hem dünya üzerinde yaşanan değişime ayak uyduramadılar hem de toplumsal yapı içerisinden gelen dip dalgasına engel olamadılar. İktidarda kalmak için her yolu deneselerde zamanında olayları doğru okuyup pozisyon alamadıkları için iktidar mücadelesini kaybetmiş görünüyorlar.

          Peki onlarla toplumsal tabandan gelerek iktidar mücadelesine giren kim?

         Bu soruya AKP diyen çıkabileceği gibi müslümanlar diyen de çıkabilecektir. Bazı kişiler ılımlı islamcılar , bazıları siyasal islamcılar tabirini kullanacaktır. İsimlendirme herkesin bakış açısına göre değişecektir. Bu tanımlamaların hepsi doğru ve aynı zamanda hepsi de yanlıştır.

         Osmanlı'dan Cumhuriyete geçişte Sabataistlerimiz nasıl önce müslüman (Osmanlı'da ve Atatürk Devrimlerine kadar) sonra laik-ulusalcı kimliğini kullanmışsa bugün de iktidarı elegeçirmek üzere olan yapı müslüman/siyasal islamcı kimliğini kullanmaktadır. Bugün seçimlerde %40'ların üzerinde oy alan AKP pek çok grup ve tarikat üyesini bünyesinde barındırmaktaysa da çekirdek kadrosu Pakrudin/Bağrutinlerden oluşmaktadır.

         Peki kimdir bu Pakrudin ya da Bağrutinler?

         Yaklaşık 100 yıl öncesine kadar Ermeni ve Gürcü görünümlü kripto yahudilerdi şimdi ise bu kimliklerine bir de müslüman kimliği eklediler.Bununla da kalmadılar bir kısmı Ermeni görünümünü "Kürt"e ve "Kürt Alevi"ye çevirdi.  Ermeni ayaklanmalarını organize eden ve Ermenilerle Türklerin arasını bozdukları için Ermenilerin özellikle nefret ettikleri bir topluluk.

          Bu topluluk hakkında burada detaylı bilgi vermeyeceğiz. İsteyenler Avram GALANTE ve Ahmet AKGÜL'ün kitaplarına ya da Türk Tarih Kurumu üyesi tarihçi Levon Panos DABAĞYAN'ın makalelerine bakarak ayrıntılı bilgi edinebilirler.

         AKP ve ülkeyi yöneten çekirdek grubun bu kliğe mensup olduğunu ve ülkeyi ve toplumu kendi düşünce ve inançları çerçevesinde dönüştürdüğünü belirtelim. Önce islami gruplarla siyasal iktidarı elegeçiren bu yapı daha sonra siyasi arenada güçlü islami grupları siyaset arenasından uzaklaştırarak burayı tam anlamıyla elegeçirdi. Siyasal iktidarı kullanarak ekonomik yapıyı değiştirmeye ve servet transferine devam ediyor. Yine siyasal yapıyı kullanarak medya dünyasında sözsahibi oldu.

        Sessiz ve derinden ilerliyorlar. Bu yapının farkına varan o kadar az sayıda insan var ki sesleri duyulmuyor. 100 yıl önce Türklerle-Ermeniler arasında yaşanan sıkıntıların bir benzerini bugün Türklerle-Kürtler arasında oluşturmaya çalışıyorlar. 100 yıl önce yaptıkları ile Millet-i Sadıka olan gerçek Ermenilerin bu coğrafyada yok olmasını sağladılar şimdi ise et ve tırnak gibi birbirinden ayrılamayacak olan Türk ile Kürdü birbirine kırdırarak yok etme eğilimindeler.

        Olaya dini ve siyasi açıdan bakıldığından tüm mücadele Müslüman ve Kürt kimlikleri üzerinden yapılıyor göründüğünden asıl gerçek görülmüyor/görülemiyor. Durum İsrail ile İran'ın Lübnan üzerinde savaşmaları gibi bir durum arz ediyor. İran perde gerisinden Lübnan'daki Hizbullah gibi güçleri kullanırken İsrail de perde gerisinden Hristiyan Falanjistleri vs. kullandı. Sonuç harap ve bitap , yanmış yıkılmış bir Lübnan...

         Pakrudin/Bağrudinler ile Sabetaistler arasındaki iktidar savaş devam ediyor. Bu savaşta  ezilen ve ezilecek olan Türkmen ,Kürt , Çerkes , Boşnak vs. farketmeksizin Anadolu'nun bahtı kara çocuklarıdır. Çatışma başka kimlikler üzerinden ve başka alanlarda yapıldığından düşmanın kimliği algılanamıyor ve savunma pozisyonu alınamıyor. Siyasetçilerde burunlarının ucunu görmekten aciz...

         Gerçeği gören çok az insan var. Bunlardan biri de Kürt-İslamcı yazar Müfit YÜKSEL.  Müfit YÜKSEL geçmişte Ermeni görünümlü Yahudiler kullanılarak Ermenilerin bu coğrafyayı terketmek zorunda kaldığını şimdi ise nasyonal sosyalist PKK/HDP içindeki Kürt görünümlü kişiler kullanılarak bu coğrafyanın kana bulanacağını görmüş bulunmaktadır. Haykırışının sebebi budur. Müfit YÜKSEL sosyal paylaşım siteleri üzerinden bu konu ile ilgili paylaşımlar yaparak kamuoyunu uyarmaya çalışmaktadır. Onun deyimi ile Pakrudinler diğer tüm gruplardan daha gaddar ve acımasız bir grup...

          Son 15 yıldır filler bu ülke çocuklarının üzerinde tepişiyor. İnşallah hep birlikte ezilmeyiz...