ahlaksızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahlaksızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2017 Perşembe

Ahlak-Din-İktidar Üçgeninde Yozlaşma



Sitedeki (www.karartv.com) köşe yazılarımıza “ahlak” konusu üzerinden girmiştik. Hernekadar başka bir konuya geçmeye niyetlenmişsek de  yine ahlakla devam ediyoruz.

Son dönemde tv’lerde yayınlanan programlarla ilgili tartışmalar bitmiyor. Bu tartışmaların bir ayağı da gelip evlilik programlarına dayanıyor.

Söylenenlere bakarsan Tv'lerdeki evlilik programlarından başta mütedeyyin insanlar olmak üzere herkes rahatsız. Madem herkes rahatsız o halde bu programları kim izliyor diye baktığımızda herkes izliyormuş. Anadolu’da kasaba irisi bir ilçede yaşayan cami cemaatinden babam ile annem bile izliyor hatta bize oradan kız bile bakıyorlarmış. 

Bu programların RTÜK 'e şikayet edildiği, kaldırılmaları için kampanyalar yapıldığı hepimizin malumu. Birkaç ay önce İstanbul Alperen Ocaklarının böyle bir kampanyasına Üsküdar’da denk gelmiş ve imza atmıştık.

Bir başka eleştiri konusu da Ramazan ayı boyunca tv’leri işgal eden iftar ve sahur programları. Dini programlara karşı olduğumuzu iddia edecek münafıklar çıkabilir ama mevzu dini programların varlığı değil içeriği. 

“Geniş halk kitlesi istiyor diye menkıbe ve hurafe dolu bir din anlatanlar farkında olmadan dinin toplumları uyuşturduğu tezini de desteklemiş oluyor. Anadolu’dan gelip, bunu dini bilgilendirme sananlara, boynu bükük dinleyen garip Anadolu insanımıza üzülüyorum” diyor Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali BARDAKOĞLU. 

Neredeyse her kanalda var bu hikayeciler/hurafeciler. 

Bunlardan biri bir ara gözümüze batmış üzerinde biraz araştırma yapmıştık. Oteline kaçak çıktığı katla medya gündemine gelmişti bir zamanlar. Bir taraftan “Peygamber (S.A.V.) açlıktan karnına taş bağlayıp dolaşıyordu” derken diğer yandan bunu anlatmak için ayda 600 Bin TL alıyormuş bu hocamız. Aynı şahıs Düzce Üniversitesinde bir öğrenci kulübünün etkinliğine gidip “Peygamber (S.A.V.) yokluktan 1 adet hurma ile iftar ediyordu” yu 1-2 saatlik bir programda anlatmak için 9 Bin TL ister. Programın başlama saati gelir. Hocamız programa çıkmadan parayı ister. Paranın bir kısmı eksiktir. Tertip komitesindeki öğrenciler “Hocam siz başlayın bitinceye kadar biz tamamlayacağız” derler. Cevap “paramı tam olarak almadan programa çıkmam” olur. Salonda dinleyiciler 45 dk bekletilir. Para tamamlanır ve hocamız kürsüye çıkıp konuşmaya başlar.

“Ver mehteri” mi?

Hayır efendim o dönemde  “ver mehteri…” düzeyine erişilememişti henüz. 
 
Herneyse.

Futbol sahalarındaki konsept ismi "arena" ya müdahale eden iktidar ahlaki ve dini yozlaşmanın müsebbiplerinden evlilik ve iftar-sahur  programlarına, müdahale etmiyor. Üstelik iktidar yetkilileri kendilerinin de bu programlardan rahatsız olduklarını belirtmelerine rağmen. 

Bu konuda bir şeyler söyler diye beklediğimiz DİB mi? O da iktidarın memuru ve dibe çökeli çok oldu. Daha kalkamaz çöktüğü yerden.

Evlilik programlarının yayınlandığı kanallardan biri atv. atv havuz medyası olarak da bilinen Turkuvaz Medya Grubu içerisinde bir kanal. Turkuvaz Medyanın ceo'su Serhat Albayrak . Şu bizim damad-ı şehriyari olan enerji bakanımız Berat Albayrak'ın ağabeyi. 

Havuz medyasının nasıl oluşturulduğuna dair konuşmaların yeraldığı tapeler hala kulağımızda çınlıyor. Erdoğan Demirören miydi 100 Milyon dolar bağış(!) kesildiği için ağlayan yoksa Nihat Özdemir mi?

Önemli değil. 

Nihayetinde İktidarın emrinde bir medya grubu. Gerçi Fatih Tezcan başka şahıslara ait bir kısım medya kuruluşlarının da aslında iktidarın elinde olduğunu söylüyor ama zenginin malı hesabı işin o tarafına girmiyoruz.

Diğer taraftan bir başka büyük medya kuruluşu da ES medya. ES Medyanın sahibi de geçen hafta yapılan kongre ile AKP MKYK üyesi olan Ethem Sancak...

Doğuş , Doğan gibi diğer medya grupları da iktidarın denetimi altında. Nasıl demeyin. Ohal-KHK-Fetö üçgeninde varlıkları dünya liderinin iki duduğı arasında. Bu arada “Alo Fatih” i de unutmayalım. Buna rağmen evlilik programları , niteliksiz iftar-sahur programları hala yayında…

Devletin resmi kurumu TRT’de “Güzel Kur’an Kerim okuma yarışması” başladı ve devam ediyor. Program formatı “Acun yarışmaları”yla aynı formatta. Format için muhtemelen yabancı bir firmaya telif ücreti ödendi. Kur’an-ı Kerim üzerinden Acun’un yaptığı/yaptırdığı aculluklar tekrarlanıyor. Okunan Kur’an da olsa bildiğiniz tipik bir “ses” yarışması. Bir “özne” olması gereken Kur’an-ı Kerim bir “suje” olarak kullanılıyor. Kur’an vahşi kapitalizme kurban ediliyor. 

İbadet ve uyulması amacıyla okunması gereken “Kitap” yarışma/kazanma saikiyle okunuyor. Hayat kitabı , yarış kitabına döndürülüyor. 

İroni bu olsa gerek...

İroni dedim de 1997-2001 arasında ABD Dolarının 200-300 TL (bugünkü parayla 20-30 krş) aralığında olduğu dönemde İBB yi yaklaşık 22 Trilyon TL tokatlayan İroni ajans takıldı  aklıma...

İBB deyince de Ulaşım A.Ş nin eski genel müdürlerinden biri için zihinde şimşekler çakıverdi. Yolsuzluğu ortaya çıkınca “istifa et biz de kapatalım aksi takdirde biz ilişiğini kesersek bir daha kamuda görev alamazsın” denilerek istifa ettirilmişti zamanında. Sonra şey oldu… şey işte.

Bu akla takılmaların sonu yok ve başımızı derde sokacak galiba. En iyisi gidip twitter da İ. Melih Gökçek 'e saralım...

Niçin Gökçek mi?

Diğerlerinden engelli olmamız sebebiyle bir parça mecburiyetten. Ama Allah var laf kaldırıyor. Geçenlerde “Başgan dedik bağrımıza bastık sutosbası çıktın” dedik. Hala dava etmedi. Sanırsak bizi seviyor…

11 Mayıs 2017 Perşembe

Ahlaksız İSLAM (!)




Uzun zamandır BOP'u ve BOPÇU'ları takip ediyoruz. BOP projesi ile ilgili pek çok yazı yazıp değişik mecralarda Türk Milletini pek çok kez  uyardık. Ancak her ne hikmetse bizi hiç dinlemedi.

BOP'la ilgili yazılarımızda sizleri uyarırken bir hususa yeterince dikkat çekmediğimizi, üzerinde yeterince durmadığımızı geçte olsa farkettik. Belki gündemin yoğunluğu belki işin bu raddeye varacağını öngöremememiz sebebiyle bir hususu yeterince dillendirememişiz. Bu sebeple takip edenlerden özür diliyoruz.

Geçenlerde bu hususu arkadaşlarla muhabbet ederken dile getirmiştik. Yazıya dökmek kısmet olmadı. Biraz önce bir sosyal paylaşım sitesinde bir abimizin Berat Kandili tebriği esnasında paylaştığı bir paylaşımı görünce artık yazmak zorunda olduğumuzu hissettik.

Başta "Yerli ve Milli" serisi yazılar olmak üzere pek çok yazımızda belirttiğimiz üzere Bop sürecinin hayata geçirilmesi amacıyla startın verilmesi ile Akp'nin kuruluşu aşağı yukarı aynı dönemdedir. Bu durum BOP sürecini takip eden herkesin malumudur.

Daha önce pek çok kez ifade ettiğimiz ve yazılarımızda da yeraldığı üzere AKP bir proje partisidir. BOP sürecinin başlangıcındaki pazarlıkların içinde olan A. Dilipak'ta Akp'nin bir proje partisi olduğunu beyan etmiştir.

Milli Görüş çizgisinden ayrılan grup iktidara gelme karşılığında muhataplarına 3 taahhütte bulunmuştur. Bu taahhütler
1- İsrail'in güvenliği
2- Bop'un hayata geçirilmesi
3- İslamın yeniden yorumlanması

Ilk 2 maddeyi defalarca dile getirmemize rağmen 3.maddede yeralan taahhüdü bugüne kadar hiç seslendirmemişiz maalesef. Yukarıda bahsettiğimiz husus bu 3.maddedir.

Son yıllarda geleneksel İslami söylem ve uygulamalar yerine içinde "Ahlak"ın olmadığı yalan , dolan , iftira , ihaleye fesat , hırsızlık , yolsuzluk , muta , bademleme , taciz , tecavüz , evli kadınların erkeklere yeşillenmesi , sübyancılık , oğlancılık, muhafazakar demokratların Avrupa'ya seks turları, siyasi olarak kendisi gibi düşünmeyen müslümanların karılarına - kızlarına el koyup cariye yapma düşüncelerini  dillendirme , adam kayırma , kul hakkı yeme vs... başını alıp gittiğine hepimiz şahidiz. Bunu yapanların ya da dile getirenlerin suçlanması bir yana bu davranışların toplumun önemli bir kesimince kimi zaman mübah sayıldığı kimi zaman mübah sayılmasa bile sessiz kalındığı bir anlayışla , bir duruşla karşı karşıyayız. Kur'an kurslarından, öğrenci yurtlarından neredeyse hergün bir taciz , cinsel istismar, tecavüz haberi gelmekte. Bununla birlikte büyük bir kesim bu haberleri sansürleme, olayın duyulmasını engelleme derdinde. Üstelik bunu çocuklarını daha çok bu kurslara gönderen , yurtlarda barındıran kesim yapmakta. Oysa en çok bu yapılarda çocukları bulunanların bu konuda hassas davranması ve işin peşini bırakmaması gerekiyor. Önce sansürleme çalışması yapılıyor , sonra hep birlikte savunmaya geçiliyor yine de başarılı olamayıp yargıya ulaşırsa olay göstermelik bir soruşturma ve cezalandırma ile yargı eli ile kapatılıyor.
Örnek mi?
İşte size Karaman , Adıyaman Gerger...
Karaman'da 54 çocuktan bahsediliyor ancak 10 çocuk Adli Tıp Kurumuna sevkedildi. Alınan rapordan sonra açılan dava 10 dakikalık tek duruşma ile karara bağlandı ve tek sanık cezalandırılarak olay jet hızıyla kapatıldı. Kapatıldı diyoruz çünkü diğer 44 çocuk ve bu çocuklara yapılan taciz ve tecavüz yok sayıldı. Bu arada 10 çocuğu adli tıp kurumuna sevkeden ve olaya adli bir nitelik kazandırarak üzerinin örtülmesini engelleyen savcı da sürüldü.

Bu şekilde davranma bir davranış kalıbına dönüştürüldü. Bir siyaset halini aldı ya da sokuldu.

Içi boşaltılmış , değerlerinden arındırılmış bir İslam(!) kuşattı çevremizi. Söylem olarak hergeçen gün yükselen ancak nitelik olarak söylemle ters orantılı olarak her geçen gün alçalan bir İslami hayat ile karşı karşıyayız.

İçinde ahlakın olmadığı bir İslam : "Ahlaksız İslam" hüküm sürmekte toplumsal hayatta. Servet AVCI'nın tabiriyle "İtikatta İslamcı Amelde Tokatçı" bir müslüman(!) kitle ile karşı karşıyayız.

Sosyoloji de periyodlar 30-60-90 yıllık sürelerle ilerler. Ektiğiniz tohum 30 yıl sonra olgunlaşır. 2000'lerde ekilen ürünlerin turfandaları bugün gördüğümüz rezillikler.

Bunlar daha iyi günlerimiz.

Milleti bozan asıl dejenerasyon kültürdeki dejenerasyondur. Kültürü oluşturan en önemli elemanlardan biri belki de birincisi de "Din" dir. Bulgarların Slavlaşmasını sağlayan dinlerindeki değişimdir. MS. 1000 yılında -yani biz doğudan Anadolu'ya girerken- Boris Han zamanında Hristiyanlığı kabul eden Bulgarlar çok kısa bir zamanda Türklüklerini kaybederek Slavlaşmışlardır. Bugün görüntü olarak müslüman kalsakta içerik olarak bir uçuruma doğru sürüklenmekteyiz.

Başörtülü orta yaşlı kadınların yanındaki 15-20 yaş aralığındaki kız çocuklarına, tavır ve davranışlarına , giyimlerine bir bakın ne demek istediğimizi anlayacaksınız.

Ya da son günlerde gündemi meşgul eden İslamcı köşe yazarlarının kavgasına.

Kavgada edilen laflar , söylenen sözler , yapılan itham/iddia ve iftiralar, cinsel imalar ,belaltı vuruşlar... bunlar mı müslüman? ya da bunlar mı islamcı? dedirtecek boyutta. Bir kaç gündür gündemden düşmüş ve harareti sönmüş gibi görünse de bu kavga bir süre daha devam edecek gibi ve bu kavgaya ilişkin düşüncelerimizi ilerleyen günlerde yazma niyetindeyiz. Bununla birlikte bu kavganın taraflarından enaz bir tanesinin "Ahlaksız İslam anlayışının" taşeronlarından olduğunu şimdiden belirtelim.

29 Nisan 2016 Cuma

İslamcı Ahlakı(!)


           2002 yılında yapılan seçimde AKP'ye oyvermemiştim. Ancak "İnşallah bu ülke için , bu millet için birileri birşey yapar ve inşallah da bu adamlar yapar" diye çevremdekilere söylemiştim. O dönem çevremde olan bazı arkadaşlar "çok iyiniyetli" olduğumu bunların da daha önce iktidara gelenlerden farkı olmadığını söylemişlerdi. O dönem günlük siyasetin içerisinde olduğumuzdan bazı bilgilere sahip değildik ve gerçekten de iyiniyetliydik. AKP'ye bir şans verilmesi ve icraatleri sonucuna göre değerlendirme yapılması gerektiğini düşünüyor ve söylüyorduk.

          Ne yalan söyleyelim yanılmışız

          Herkesin ama herkesin -Cemaatten Pkk'ya kadar- kandırdığı RTE ve ekibi de bizi kandırmış.

          Alemin safı(!) bizmişiz.

          Şimdi dönüp geriye bakınca aslında aldatıldığımıza ya da aldatılacağımıza dair verilerin o dönemde - hatta çok daha uzun yıllardır - ortada olduğu ve bizim bunu farketmediğimizi görüyoruz. Ne zaman ki günlük siyasetten arınmaya ve kendimizi bilgi toplamaya verdik o gün aklımız başımıza geldi.

          Şunu açık yüreklilikle söylemeliyiz ki hayatımızda AKP'ye oyvermedik. Milli görüş çizgisinden gelen partilerden Refah Partisi ile MÇP ve IDP'nin 1991 de kurduğu ittifaka (RP çatısı altında girmişlerdi) ve 2015 Haziranında Saadet Partisi ile BBP'nin (SP çatısı altında girmişlerdi) kurduğu ittifaka oyvermişliğimiz var. Ayrıca 2011 de yapılan referandum da da Anayasa değişikliği doğrultusunda kabul oyu kullandık.. Onun dışında bırakın AKP'yi Milli Görüş çizgisinden gelen partilere de oyvermedik.

          Buna rağmen kendimizi kandırılmış hissediyor ve bundan rahatsızlık duyuyoruz. Son 15 yıl içerisinde AKP'yi destekleyen ve sahiplenen insanların neler hissettiğini tahmin edemiyoruz. Yaşanan bunca olay ve yapılan bunca hatadan sonra rahatsızlık hissetmeyen , vicdan muhasebesi yapmayan/yapamayan insanların varlığına şahit olmak üzüntü verici.

         Biz olayın bu tarafından bakıp üzülürken bazı AKP'lilerin bizim durumumuza ve niçin hala AKP'yi desteklemediğimizi düşünüp üzüldüklerini de duyuyoruz. Biz de bir eksiklik (akıl,zeka her ne derseniz) olduğuna bu sebeple AKP'yi ve icraatları görmediğimize hükmediyorlar.

          Çok şükür zekamız da , aklımız da yerinde herşeyi görüyoruz. Herşeyi değerlendiriyor ve anlamlı sonuçlar elde etmeye çalışıyoruz. Kimseye haksızlık yapma derdinde değiliz kimseye haksızlık yaptığımızı da düşünmüyoruz.

           İnsaf en iyi adalettir. Kimseye insafsızlık etmiyoruz. AKP'yi ve dolayısıyla ülkeyi yönetenlerin gökten zenbille imediğini ve peygamber olmadıklarını görüyoruz. Siyasi düşüncenin ve desteklenen partinin bir "inanç" alanı olmadığını da biliyoruz. Dahası hayatın beyaz ve siyah (siyah renk değildir aslında renksizlik halidir) olmadığını bazı kıvrımlarında başta gri olmak üzere farklı renklerin ve tonlarının bulunduğunu idrak edecek kadar akla ve bilgiye sahibiz.

          Bu idrak seviyesine ulaşmamış , siyaseti bir inanç alanı olarak gören insanların sağlıklı düşünmesi , renkler arasındaki farkı görmemesi normal  , kendi gibi düşünmeyen diğer insanlara tepeden bakması da ahlaki olmasa bile insani, bir durum.

          Yazının başında  belirttiğimiz "inşallah bu adamlar yapar" derken bu adamların yapmaması halinde "İslami referans" kullanan hiçbir grubun bir daha iktidar yüzü göremeyeceğini de düşüncelerimizi açıkladığımız ortamlarda dile getirmiştik.

         Tabiat boşluk kabul etmediği gibi tabiattaki herşey zıttı ile kaim.

         Akp ve yöneticileri CHP zihniyetini eleştirip , onun tam zıttı söylemle ortaya çıkarken zaman içerisinde CHP'leşti ve CHP'lileşti. Bu söylediklerimize itiraz edeceklerdir. İtiraz etmeleri bu gerçeği değiştirmeyecek. Farkına varamadılar ama dilden dökülenler farklı olsa da uygulamalar CHP ve CHP'li ile aynileşti.

          CHP zihniyetini İslam düşmanı ilan eden İslamcılar İslam'a CHP'den daha fazla zarar verdi/veriyor.

          CHP'nin maneviyatı bitirdiğini söyleyen AKP'liler manevi değerler üzerinde rakkase kesilmiş durumda.

          İski skandalı sebebiyle CHP'ye hırsız damgası yapıştıran İslamcılar 17/25 Aralık'ın mali boyutunu görmezden geliyor. İski skandalı patlak verdiğinde CHP olayın üstünü kapatmamış -en azından- olayın irdelenmesine engel olmamıştı. İslamcı AKP'liler iktidar erkini kullanarak polisleri , savcıları görevden alma yoluna gitti.

           CHP'yi seküler ahlakla ya da ahlaksızlıkla itham edenler Karaman'da yaşananları görmezden gelerek zevahiri kurtarma çabasında. Tecavüzün , tacizin haddi hesabı yok. İslam Peygamberinin yasakladığı , Hz. Ali'nin "Kimin Mut'a nikahı yaptığını duyarsam onun kafasını uçururum" dediği ve hiçbir soru işaretine mahal burakmayacak şekilde yasaklanmış olan Mut'a gırla gidiyor. Saatlik , gecelik , günlük mut'a nikahları. Ukrayna'ya , Almanya'ya İslamcı müselmanlar (!) için seks turları...

            İhaleye fesat karıştırma , adam kayırma , partizanlık yapma ,rüşvet alma ve komisyonculuk milli spor haline getirilmiş durumda. Her yol var. Pragmatizmin ve politik ilkesizliğin kuramcısı sayılan Machiavelli bu hususta İslamcıların fersah fersah gerisinde . Toprağı bol olsun Machiavelli bu İslamcıları görse yazdığı o kitapların tamamını yerdi. Machiavelli hedefe ulaşmak için her yol mübahtır derken dini yok sayıyordu ama dini bir yol olarak kullanmıyordu. Mevzu şeytana uyup günah işlemekle günah işlemek için şeytanı kullanmak gibi bir durum arzediyor. 

            Sorarsan CHP dinsiz , AKP müslüman...

            Ne yalan söyleyelim CHP ile AKP'nin yaptıkları ve yaklaşımları kıyaslanınca görece CHP daha ahlaklı görünüyor. Daha omurgalı ve delikanlı bir duruş sergiliyor.

           ...

           Kendimizi ve toplumu Protestan Ahlaktan koruyalım derken "İslamcı Ahlakından(!)" koruyamadık.

           Ve Ahlak treni İslamcılarımız tarafından raydan çıkartıldı.

           Yazık...

           


           

         

22 Nisan 2016 Cuma

Karaman'ın Koyunu...




         Karaman'da Ensar Vakfı ile Karaman İmam Hatip Okulları Mezunları Derneği'ne (KAİMDER) ait kayıt dışı yurtlarda kalan erkek öğrencilere yönelik tecavüz , cinsel istismar, hürriyeti tahdit ve küçük yaşta çocuğa müstehcen görüntüler izletmek suçundan açılan davada ilk duruşmada sanığa ceza verildi.

          Daha öncede belirtmiştik basın ilk günden itibaren davayı cinsel istismar davası olarak nitelendirdi ve o niteleme hala devam ediyor. Oysa tecavüz ve cinsel istismar suçları farklı suçlar olduğu gibi kavram olarak biri diğerinin yerine ikame edilecek kavramlarda değildir. Bu suçlar ayrı olduğu gibi cezaları da farklıdır. Fiillerin ilk günden itibaren cinsel istismar olarak nitelendirilmesi suçu hafifletme , önem derecesini düşürme , toplumun olaya ilgisini enaza indirme ve oluşabilecek toplumsal tepkiyi ortadan kaldırmaya yönelik bir çalışmanın ürünüdür.

         Olay Ensar Vakfı ile Karaman İmam Hatip Okulları Derneği'ne (KAİMDER) ait yurtlarda geçmiştir. İşin ilginç yanı bu yurtlar kayıtdışıdır. Kanuna aykırı. Yani kanunsuz. 

       Bununla beraber olayın duyulmasından sonra Karaman Valisi böyle bir yurttan haberi olmadığını söylüyor. Yargılama aşamasında Valinin Kaimder'in yurt açılışına katıldığı , sanığın bir kısım çocukla valiyi ziyaret ettikleri ve birlikte çekilmiş fotografı ortaya çıkıyor.

        İl Milli Eğitim Müdürü kaçak yurttan haberi olmadığını iddia ediyor ve Ensar Vakfı ve Kaimder' i savunuyor. Ancak Milli Eğitim Müdürünün'de sözkonusu yurtta sanıkla birlikte çekilmiş fotoğrafı ortaya çıkıyor. Bu arada olayın ortaya çıkması ve yargıya intikalinden sonra Milli Eğitim Müdürü Karaman Milli Eğitim Müdürlüğünden Antalya Milli Eğitim Müdürlüğüne atanıyor. Yani terfi ettiriliyor.

        Yine yargılama aşamasında sanığın sözkonusu yurtlarda gönüllülük esasına göre ders veren bir kişi olduğu iddiasının yalan olduğu ve sanığın sözkonusu yurtların sorumlusu olduğu ayrıca Ensar Vakfı Karaman Şubesinin kurucularından olduğu anlaşılıyor. 

           Bu haliyle gerek kaçak yurtlar gerekse sanık sorumluluk sahibi tüm bürokratların ve herkesin bildiği sır adeta.

          Milli Eğitim Müdürü ve Valinin bilmediği kanundışı iş yapan vakıf ve derneğe Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı sahip çıkıyor. Hem de öyle bir açıklamayla sahip çıkıyor ki özrü kabahatindan büyük. Küçük yaşta çocuklara tecavüz olayına karşı en duyarlı kişilerden biri olması gereken Bakan olayı bir kereden birşey olmaz noktasına getiriyor. Sözkonusu vakıf ve derneğe sahip çıkarken vakfın ve derneğin kanunsuzluğuna sahip çıktığını anlayamayacak kadar akli ve düşünsel yanı zayıf demek ki. Bırakın yaşanan hadiseyi vakıf ve derneğin sadece yurt açmış olmasının bile kanuna aykırı olduğunu algılayamıyor. Yazık...

          Soruşturma aşamasında olayın mağduru olan çocuk sayısı 45 olarak belirtilmişti. Soruşturmayı yöneten savcı ilk aşamada 10 çocuğu adlitıp kurumuna sevk ederek rapor aldırdı. Bu rapora göre 10 çocuktan 7 tanesi tecavüz 2 tanesi cinsel istismara uğramıştı. Yargılama yapılan davadaki 10 çocuk bu ilk aşamada adlitıpa sevk edilen çocuklar.  

          Bu raporun ardından aynı savcı diğer 35 çocuğunda adlitıpba sevkine karar verdi ve bu kararının üzerine soruşturmadan elçektirildi. Dosya o savcıdan alınarak başka bir savcıya verildi. Dosyayı yeni alan savcı 10 çocukla ilgili soruşturmaya devam ederken diğer 35 çocukla (çocuk sayısının 51 olduğu iddiası da var bu durumda 41 çocuk) ilgili dosyada yapılan işlemlerle ilgili kararları durdurdu ve başka bir işlem yapmayarak dosyayı kapattı. Bu 35 çocuğa ne olduğu ya da neye maruz kaldığını belki de hiç öğrenemeyeceğiz.

          Yargılama yaklaşık 8 saat sürdü ve karara bağlandı. Sanığa 508 yıl ceza verildi. Tüm basın elbirliği ile sanığa rekor ceza verildiğini yazıyor ancak mevcut infaz yasasına göre sanığın yaklaşık 28 yıl yattıktan sonra salıverileceğini söylemiyorlar. Tabii bu arada af çıkartılmaz ya da infaz yasasında sanıklar lehine bir düzenleme yapılmazsa.

          Bu kadar önemli bir davanın 8 saat gibi bir sürede bitirilmesi ülkemiz için bir rekor(!). 

          Yargılama garabetlerle dolu. Öncelikle davaya Ensar ve Kaimder'in suçtan zarar gören (müşteki) olarak katılmaları. İkincisi diğer müştekilerin vekillerinin Ensar vakfı ve Kaimder ile organik bağlarının bulunması. Müştekilerin soruşturmanın genişletilmesine ilişkin taleplerinin reddedilmesi , yine müştekilerin esas hakkında beyanda bulunacakları ve bu amaçla süre verilmesi talebinin reddedilmesi, sanığın savunmaya ilişkin beyanda bulunacağı ve bu amaçla süre verilmesi istemine ilişkin talebin reddi. Mahkemenin bu talepleri gözönüne almadan ve özellikle tanığa savunma için süre vermeden karar vermesi sebebiyle ileri de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden Türkiye aleyhine bir tazminat kararı çıkarsa kimse şaşırmasın.

          Mevcut yargılama bataklığı kurutmak yerine bir sineğin öldürülmesi amacına hizmet etmiştir. Bataklık olduğu yerde durmakta ve sinek üretmeye devam etmektedir.

          Karaman'daki olay İslami değerlere vurgu yapan , maneviyatın önplanda olduğunu ileri süren bir topluluk içerisinde meydana gelmiş olmasına rağmen yine  aynı topluluk tarafından kapatılmaya çalışılmış ve bir anlamda kapatılmıştır. Çocukları tecavüze uğrayan ailelerin olayın üzerine gitmemelerini ve bir an önce kapatılmasına hangi manevi değere binaen göz yümduklarını anlayamıyoruz. 

           İnsanların değerleri erozyona uğrarken hiçbirşey olmuyormuş gibi duyarsız davranmalarını anlamak mümkün değil...

           ...

           Tüm değerleri yerle bir edilirken yapılan köprülerle , yollarla avunma aculluğu sadece bizim coğrafyaya has bir durum demek ki.

            Bilmiyorlar ama değerlerin olmadığı bir toplumda tüm yollar ve köprüler -ismi ne olursa olsun- sadece ve sadece "Ahlaksızlık" taşıyacaktır.

         

12 Aralık 2014 Cuma

Değişmeyen Tek Şey: Çözülme



AKP iktidara geleli yaklaşık 12 yıl oldu. Bu 12 yılda bu ülkede pek çok şey değişti. Değişmeyen tek şey değişimdir şeklinde klişe bir söz ve varsayımsal ve önyargısal bir yaklaşımla "Değişim" e hep "pozitif" bir anlam yüklenir. İktidar tarafından bakarsanız herşey iyiye , güzele gitmekte muhalefet cephesinden bakarsanız herşey çok kötü ve daha da kötüleşmekte. Kişilerin yaklaşımı da mensubu oldukları ya da sempati duydukları parti ya da siyasi hareketle aynı doğrultuda.

Oysa biliyoruz ki yukarı -aşağı , sağ-sol ön-arka , ileri -geri gibi kavramlar hep varsayımsal ve önkabul içeren yaklaşımlardır. Bu sebeple sizin ileri diye nitelendireceğiniz bir yön başkaları tarafından geri olarak nitelendirilebilir. Bu itibarla yapılacak bütün nitelendirmeler nitelendirmeyi yapan kişi açısından izafi olarak doğrudur. Ancak insanın kendi nitelendirmesini tek ve mutlak doğru olarak kabul etmesi ve bu konuda diretmesi sıkıntılıdır. Hele bunu bir inanç alanı haline getirmesi...

AKP iktidarından önce ülkeyi yönetenler kendi ideolojileri doğrultusunda kafalarına göre ülkeyi yönettiler daha doğrusu yönettiklerini sandılar. Şimdi aynı hatayı AKP hükümeti yapıyor.

...

Ülkenin hernekadar seçilmiş hükümetler tarafından yönetildiği sanılsa da aslında hep bürokratik oligarşi tarafından yönetildi. Maalesef her dönemde de CHP ve MHP bürokratik oligarşinin sol ve sağdaki partileri oldu. Özellikle CHP bürokratik oligarşinin adeta emireri gibi davrandı. Sistemi ayakta tutmak ve statükoyu korumak hep önceliği oldu. Aynı şey MHP içinde geçerliydi. CHP için laiklik tabağında verilen ilaç MHP'ye devletçilik tabanında sunuldu. Bugün aynı ilaç geniş kitlelere AKP nezdinde islamcılık tabağında servis edilmektedir.

Millete sunulan farklı renklerde aynı içerikte ilaçlar. Matrix 1 filminin başlarındaki yeralan sahneyi biz her bir kaç yılda bir yeniden çekiyoruz...

Bakıyorsunuz CHP Genel Başkanının kaseti yayınlanıyor ardından 10 MHP Genel Başkan Yardımcısının kaseti. İki olay arasında fark yok. Onları islamcıların "muta"ları takip ediyor. Kapatmalar , metresler gırla...

Geçiyorsunuz İski skandalına gözünüz takılıyor. CHP Çankaya Belediye başkanının tapeleri medyaya dökülüyor. Adam kendi belediye meclis üyelerini rüşvetle ve rantçılıkla suçlayıp "Bıktım bu yamyamlardan" diyor. MHP tarafına dönüyoruz Koray AYDIN'la burun buruna geliyoruz. Yolsuzluktan dolayı Yüce Divan'da yargılanmış bir kısım davadan zamanaşımı bir kısım davadan da Mesut YILMAZ'ı da kurtarmak için işbirliği yapılan Anap oylarıyla kurtulmuştu. Şimdi bakıyorsunuz Harunlar-Karunlar , Çantacı Reza'nın önüne yatan İçişleri Bakanları  , Bıbıcım Bilaller , sıfırlamalar , Yolsuzlukları örtmek için polise , savcıya , adliye teşkilatına yapılan operasyonlar , yasal düzenlemeler , kanun değiştirmeler...

Bakıyoruz
Devrimci ile milliyetçi,
Milliyetçi ile İslamcı ,
İslamcı ile Devrimci,
Milli ile gayrımilli ,
Dinli ile dinsiz
...

liste uzayıp gidiyor ama arasında bir fark göremiyoruz.

Bu nasıl bir devrimcilik ya da sosyal demokratlıktır... (Kendileri kendilerinin ne olduğuna tam karar veremedikleri için bu şekilde kullandık)
Bu nasıl bir milliyetçiliktir...
Bu nasıl bir müslümanlık ...
Bu nasıl bir dindarlık
...

Görünen o ki göremediğimiz bir el bu toplumu dizayn ediyor. Bir taraftan gruplar arasındaki kavramsal keskinlik, kutuplaşma  artarken diğer taraftan nitelikteki yavşama noktasında tüm gruplar birbirine yaklaşıyor. İnsanlar yolsuzluğa , hırsızlığa , ahlaksızlığa cephe almak yerine yeri geldiğinde kendi ahlaksızını/ahlaksızlığını savunabilme noktasına kadar gelmiş durumda. Grupların isimleri , dünyaya bakış açıları ne olursa olsun değer yargıları (daha çok değer yargısı noksanlığı) noktasında aynı çizgiye gelmiş , duruyorlar.

Asıl çözülme budur ve bu çözülme kimsenin umurunda değil...