kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2017 Perşembe

Ahlaksız İSLAM (!)




Uzun zamandır BOP'u ve BOPÇU'ları takip ediyoruz. BOP projesi ile ilgili pek çok yazı yazıp değişik mecralarda Türk Milletini pek çok kez  uyardık. Ancak her ne hikmetse bizi hiç dinlemedi.

BOP'la ilgili yazılarımızda sizleri uyarırken bir hususa yeterince dikkat çekmediğimizi, üzerinde yeterince durmadığımızı geçte olsa farkettik. Belki gündemin yoğunluğu belki işin bu raddeye varacağını öngöremememiz sebebiyle bir hususu yeterince dillendirememişiz. Bu sebeple takip edenlerden özür diliyoruz.

Geçenlerde bu hususu arkadaşlarla muhabbet ederken dile getirmiştik. Yazıya dökmek kısmet olmadı. Biraz önce bir sosyal paylaşım sitesinde bir abimizin Berat Kandili tebriği esnasında paylaştığı bir paylaşımı görünce artık yazmak zorunda olduğumuzu hissettik.

Başta "Yerli ve Milli" serisi yazılar olmak üzere pek çok yazımızda belirttiğimiz üzere Bop sürecinin hayata geçirilmesi amacıyla startın verilmesi ile Akp'nin kuruluşu aşağı yukarı aynı dönemdedir. Bu durum BOP sürecini takip eden herkesin malumudur.

Daha önce pek çok kez ifade ettiğimiz ve yazılarımızda da yeraldığı üzere AKP bir proje partisidir. BOP sürecinin başlangıcındaki pazarlıkların içinde olan A. Dilipak'ta Akp'nin bir proje partisi olduğunu beyan etmiştir.

Milli Görüş çizgisinden ayrılan grup iktidara gelme karşılığında muhataplarına 3 taahhütte bulunmuştur. Bu taahhütler
1- İsrail'in güvenliği
2- Bop'un hayata geçirilmesi
3- İslamın yeniden yorumlanması

Ilk 2 maddeyi defalarca dile getirmemize rağmen 3.maddede yeralan taahhüdü bugüne kadar hiç seslendirmemişiz maalesef. Yukarıda bahsettiğimiz husus bu 3.maddedir.

Son yıllarda geleneksel İslami söylem ve uygulamalar yerine içinde "Ahlak"ın olmadığı yalan , dolan , iftira , ihaleye fesat , hırsızlık , yolsuzluk , muta , bademleme , taciz , tecavüz , evli kadınların erkeklere yeşillenmesi , sübyancılık , oğlancılık, muhafazakar demokratların Avrupa'ya seks turları, siyasi olarak kendisi gibi düşünmeyen müslümanların karılarına - kızlarına el koyup cariye yapma düşüncelerini  dillendirme , adam kayırma , kul hakkı yeme vs... başını alıp gittiğine hepimiz şahidiz. Bunu yapanların ya da dile getirenlerin suçlanması bir yana bu davranışların toplumun önemli bir kesimince kimi zaman mübah sayıldığı kimi zaman mübah sayılmasa bile sessiz kalındığı bir anlayışla , bir duruşla karşı karşıyayız. Kur'an kurslarından, öğrenci yurtlarından neredeyse hergün bir taciz , cinsel istismar, tecavüz haberi gelmekte. Bununla birlikte büyük bir kesim bu haberleri sansürleme, olayın duyulmasını engelleme derdinde. Üstelik bunu çocuklarını daha çok bu kurslara gönderen , yurtlarda barındıran kesim yapmakta. Oysa en çok bu yapılarda çocukları bulunanların bu konuda hassas davranması ve işin peşini bırakmaması gerekiyor. Önce sansürleme çalışması yapılıyor , sonra hep birlikte savunmaya geçiliyor yine de başarılı olamayıp yargıya ulaşırsa olay göstermelik bir soruşturma ve cezalandırma ile yargı eli ile kapatılıyor.
Örnek mi?
İşte size Karaman , Adıyaman Gerger...
Karaman'da 54 çocuktan bahsediliyor ancak 10 çocuk Adli Tıp Kurumuna sevkedildi. Alınan rapordan sonra açılan dava 10 dakikalık tek duruşma ile karara bağlandı ve tek sanık cezalandırılarak olay jet hızıyla kapatıldı. Kapatıldı diyoruz çünkü diğer 44 çocuk ve bu çocuklara yapılan taciz ve tecavüz yok sayıldı. Bu arada 10 çocuğu adli tıp kurumuna sevkeden ve olaya adli bir nitelik kazandırarak üzerinin örtülmesini engelleyen savcı da sürüldü.

Bu şekilde davranma bir davranış kalıbına dönüştürüldü. Bir siyaset halini aldı ya da sokuldu.

Içi boşaltılmış , değerlerinden arındırılmış bir İslam(!) kuşattı çevremizi. Söylem olarak hergeçen gün yükselen ancak nitelik olarak söylemle ters orantılı olarak her geçen gün alçalan bir İslami hayat ile karşı karşıyayız.

İçinde ahlakın olmadığı bir İslam : "Ahlaksız İslam" hüküm sürmekte toplumsal hayatta. Servet AVCI'nın tabiriyle "İtikatta İslamcı Amelde Tokatçı" bir müslüman(!) kitle ile karşı karşıyayız.

Sosyoloji de periyodlar 30-60-90 yıllık sürelerle ilerler. Ektiğiniz tohum 30 yıl sonra olgunlaşır. 2000'lerde ekilen ürünlerin turfandaları bugün gördüğümüz rezillikler.

Bunlar daha iyi günlerimiz.

Milleti bozan asıl dejenerasyon kültürdeki dejenerasyondur. Kültürü oluşturan en önemli elemanlardan biri belki de birincisi de "Din" dir. Bulgarların Slavlaşmasını sağlayan dinlerindeki değişimdir. MS. 1000 yılında -yani biz doğudan Anadolu'ya girerken- Boris Han zamanında Hristiyanlığı kabul eden Bulgarlar çok kısa bir zamanda Türklüklerini kaybederek Slavlaşmışlardır. Bugün görüntü olarak müslüman kalsakta içerik olarak bir uçuruma doğru sürüklenmekteyiz.

Başörtülü orta yaşlı kadınların yanındaki 15-20 yaş aralığındaki kız çocuklarına, tavır ve davranışlarına , giyimlerine bir bakın ne demek istediğimizi anlayacaksınız.

Ya da son günlerde gündemi meşgul eden İslamcı köşe yazarlarının kavgasına.

Kavgada edilen laflar , söylenen sözler , yapılan itham/iddia ve iftiralar, cinsel imalar ,belaltı vuruşlar... bunlar mı müslüman? ya da bunlar mı islamcı? dedirtecek boyutta. Bir kaç gündür gündemden düşmüş ve harareti sönmüş gibi görünse de bu kavga bir süre daha devam edecek gibi ve bu kavgaya ilişkin düşüncelerimizi ilerleyen günlerde yazma niyetindeyiz. Bununla birlikte bu kavganın taraflarından enaz bir tanesinin "Ahlaksız İslam anlayışının" taşeronlarından olduğunu şimdiden belirtelim.

11 Nisan 2017 Salı

Hayrettin Karaman Parçasına...



Siyasal İslamcılarca “çağın alimi” olarak adlandırılan Hayrettin Karaman Yenişafak Gazetesindeki köşesinde 26.03.2017 tarihinde “Referandum Sürecinde İtidal” başlıklı bir yazı kaleme almış.

İfrat ve tefrite düşülmemesinin gerekliliğini anlatmak amacıyla başladığı yazısını ifrat ve tefrite düşerek bitirmeyi becermiş.  Sözde itidal çağrısı yaparken referandum sürecinde kendisi gibi düşünmeyen ve referandumda “hayır” oyu verecek müslümanlara  bir çeşit “zımmi” statüsünü reva görmüş.

Yazının bir bölümü aynen şöyle ;

“...

İslam ümmetini, aslı ilâhî olup zaman içinde bozulmuş bulunan ve aslı ilâhî olmayan dinlerin ümmetlerinden ayıran özellikler vardır; bunlardan biri de ötekine, başta hayat hakkı olmak üzere temel insan haklarını tanıyarak ülkesinde ve dünyada barış içinde yaşama hakkı tanıyor olmasıdır.

Müslümanlar Yahudilere, Hristiyanlara ve diğer din mensuplarına aralarında, kendi toplumlarında yaşama hakkı tanıdıklarına, onlarla “iyilik ve adalet çerçevesinde” ilişkiler kurduklarına göre kendi insanlarından olup zaman içinde değerlerine, öz medeniyet ve kültürüne yabancılaşmış parçalarına bunu tanımayacaklar mı? Elbette tanıyacaklardır.

Referandum sürecinde “Hayır” cephesinde yer alan insanların büyük çoğunluğu işte bu “…yabancılaşmış parçamızdan” oluşuyor. Biz bu parça ile fikirde ve fiilde derin ayrılıklarımıza rağmen müştereğimizin azamisini temel kılarak birlikte, barış içinde yaşamak durumundayız…”

Şeklinde devam eden yazısında  bir taraftan benim gibi referandumda  “Hayır” oyu verecekleri ötekileştirirken diğer taraftan “kendileri ile birlikte yaşama” şerefini(!) de bahşetti.

Dahası bizleri “… değerlerine , öz medeniyet ve kültürüne yabancılaşmış parça olarak” nitelendirdi.

Burada bir parantez açıyoruz.

Siyasal İslamcıların her şeyi  kafalarına göre kullandıklarını ve kavramların içini de “pragmatizm” ile doldurduklarını biliyoruz. Yine “Yavuz hırsız” yöntemine başvurmayı bir alışkanlık haline getirdiklerini ve kendilerinin dışında herkesi ve her şeyi olur olmaz sebeplerle suçlamayı marifet saydıklarının da farkındayız. Bununla birlikte kavramları gerçekten doğru mu kullanmış diye bakma ihtiyacı hissettiğimizi de itiraf etmeliyiz.

Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre Kültür  “Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.”

Medeniyet (Uygarlık) ise  “Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü” şeklinde tarif ediliyor.  Halk arasında genelde birlikte ya da birbirinin yerine kullanılsa da aralarındaki ilişki bir nevi  ast-üst ilişkisi gibidir. Medeniyet, farklı milletlere ait bazı kültür değerlerinin, birçok millet tarafından benimsenerek ortak duruma gelmiş bütünü­ne verilen addır. Başka bir anlatımla, milletlerarası ortak değerler seviyesine yük­selen anlayış, davranış ve yaşama vasıtalarının tümüdür. Bu ortak, değerlerin kaynağı farklı kültürlerdir. Bu özelliği dolayısıyla kültür millî, medeniyet milletlerarası bir hüviyet  taşır.

Yine kültürler  ve medeniyetler canlı ve geçişken niteliklidir. Bir topluluktan başka bir topluluğa , bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya taşınabilirler. Taklid edilebilirler. Birbirini etkileyebilirler. Bir topluluk ihtiyacını karşılayacak kültür normunu üretebilir. Üretecek kapasitede değilse ya da üretemiyorsa en yakınındaki ya da iletişim halindeki bir başka kültürden bu normu alır. (Göçebe Türkler Selçuklu önderliğinde Anadolu’da yerleşik hayata geçerken bir toprak rejimine ihtiyacı vardı ve bunu Ortadoğu’da kullanılan İkta sistemini alarak yapmaya başladı. Osmanlı Selçuklu’nun bu sistemini Tımar olarak geliştirdi. Bu sistemle hem orduyu , hem ekonomiyi ve toplumsal hayatı düzenleyen bir norm oluşturdu.)

 Tüm Ortaçağ boyunca  İslam Medeniyeti  Endülüs ve Osmanlı üzerinden Hristiyan batıyı etkilerken  16.yüzyıldan sonra Batı Medeniyeti  İslam Medeniyetini etkilemeye başladı. Kültür , Sanat, teknoloji , bilgi… üretemeyen İslam coğrafyası  Medeniyetini yenileyemedi ve geliştiremedi. Son 300 yıldır  ya Batı Medeniyetinin normlarını aynen alıyor ya da taklit ediyor. Takdir edersiniz ki taklit ederek Batı Medeniyetine yetişmesi de onun önüne geçmesi de pek mümkün değil.

Parantezi kapatarak devam ediyoruz.

Kültür ve Medeniyet canlı olduklarından sabit değildirler. Toplumsal ihtiyaca göre değişirler/gelişirler. Bazı normlar ihtiyacın bitmesi ile terk edilirler. (Osmanlı toplum düzeninin temeli diye bileceğimiz ve Osmanlı’yı başarıdan başarıya götüren Tımar sistemi 17.yüzyıldan sonra işe yaramadığı gerekçesiyle terk edilmiştir.) Toplumun ihtiyacına göre yeni normlar ortaya çıkar. Son 300 yıldır Batı Medeniyetinin etki ve baskısı altında olan İslam Medeniyeti de bu süreçte değişmiştir. Bu itibarla bir medeniyetin hiçbir değişime ve gelişime uğramadan aynen kalması  medeniyetin tanımına ve doğasına aykırıdır.

Aynı zaman diliminde yaşıyor olmamız hasebiyle H. Karaman’ın öz medeniyeti de değişime uğramıştır ve bu anlamda bizden çok daha iyi durumda değildir.

Geldik Kültür yabancılaşmasına.  Son 300 yılda ama özellikle son 100 yılda kültürel normlar üretmekten aciz olduğumuz bir gerçektir.  Bu sıkıntı etnik , siyasi , dini farklılık gözetmeksizin bu toplumun ortak sıkıntısıdır. Ve Yabancılaşma sadece batı kültürü ile sınırlı da değildir. İran menşeili kültürel normlar , Arap menşeili kültürel normlar, Uzakdoğu menşeili kültürel normlardan etkilenme ya da oralardan yeni normlar alma da  aynı oranda yabancılaşmadır. Çünkü kültür “milli” bir özellik taşır ve toplum ne kadar kendi kültürel normlarını üretebilirse o kadar “milli” kalır.

Bizi Kültür yabancılaşması yaşamakla suçlayan Hayrettin Karaman “bozlak’ın” ne olduğunu biliryor mudur? Enson ne zaman bir Çorum Bozlağı dinledi ya da çığırdı. Kaç yörenin halkoyunu hakkında bilgisi vardır , kaçını kafasını gözünü yarmadan oynayabilir? Kaç tane masal bilmektedir? Kaç masalı çocuğuna , torununa anlatmıştır? Hangi halk şairlerini tanır? Kaçından ezbere şiir okuyabilmektedir? Dede Korkut hikayelerini okumuş mudur? Hangi müzik aletlerinin kursuna gitmiştir ve kaçını çalabilmektedir?  Evlilik ve düğün törenleri konusunda yöreler arasındaki farklılıklar konusunda bir fikir sahibi midir? Babasından dedesinden gördüğü evlilik törenini  ve adetleri kendi evlenirken ya da çocuklarını everirken uygulamış mı? Bu adetleri çocuklarına ya da kendisinden sonra gelen kuşağa anlatmış mı hiç?  Refik Halid’in “Gurbet Hikayeleri” ni okumuş mudur? Artvin’de hiç “Kafkasör Festivaline”,  Aydın’da “Deve Güreşlerine” , Urfa’da “Sıra Gecelerine” , Söğüt’te “Ertuğrul Gazi’yi Anma Şenliklerine”  katılmış mıdır? Göçebe yörüklerle birlikte Alanya’dan Emirdağ’a kadar yolculuk edip yaylaya çıkmış mı hiç?



Kültür “Milli” bir mahiyet taşır. “Milli” (yine TDK sözlüğüne göre) Milletle ilgili, millete özgü, ulusal anlamına gelmektedir. Siyasal İslamcılar bu noktada “milli” değillerdir. Milli kelimesini ve kavramını çok sık kullanırlar ama “milli nedir?” diye sorarsan anlamlı bir cevap veremezler. Kelimeye “dini (İslam)” bir mahiyetle “enternasyonal” bir anlam yüklerler. Verecekleri cevapta bu doğrultuda olur.

Bu anlamda zihnen enternasyonalist oldukları için insanları kendi kültürlerine yabancılaşmakla itham ederken aslında kendilerinin bir kültürleri yoktur.

Bizleri “yabancılaşmış parça” olarak tarif ederken kendileri  hiçbir zaman o  bütünün bir parçası olamamışlardır, olamazlar. Çünkü zihni oryantasyonları buna izin vermez.



Kültürün en önemli öğelerinden biri dindir. Macarlar etnik köken olarak Türktür, Bulgarlar ırken Türktür ama kültür olarak Türk değildir. Çünkü din olarak ana kütleden uzaklaşarak Türklük vasfını kaybetmişlerdir. Bugün Kazan Tatarı olarak isimlendirdiğimiz ve kendimizden saydığımız topluluk etnik olarak Bulgar kökenlidir ve tarihte Volga Bulgarları olarak bilinirler. Dinde ki bozulma kültürel yabancılaşmayı da beraberinde getirir. İşte Sabetay Sevi'nin evlatları ırken neredeyse saf İbranidirler ama Yahudiler/ibraniler onları kendilerinden saymazlar. Dinen ana kütleden uzaklaşanlar , inançları deformasyona uğrayanlar kültürel anlamda bozulmuş parçaya dönüşmeye başlarlar.

Biz “Hayır” oyu kullanacağımız için yabancılaşmış parça , adeta “zımmi” olarak telakki edilirken , Her Cuma Kur’an-ı Kerim’den ayet sallayan(!) Bakaracı-makaracı Egemen BAĞIŞ , Çamlıca’daki Subaşı camiinde Cuma namazı kıldırmaya kalkan , kadın erkek karışık aynı saflarda namaza duran H. Cüneyt ZAPSU’nun eşi Beyza ZAPSU ve arkadaşları , yanmaz kefen pazarlaya/ Nakşibendiliğin Halidi koluna öbür dünyada sorgu muafiyeti  verip ahiret  sorgusundan muaf tutulacağını  söyleyen Şeyhimsiler, Zikirli inek yoğurdu pazarlayanlar, milletin gözünün içine bakarak yalan söyleyenler, adları yolsuzluğa bulaşanlar , ihaleye fesat karıştıranlar, kul hakkı  yiyenler, haksızlığa sebep olanlar , tüm bunlara göz yumanlar , hadis uyduranlar, Allah’ın tüm sıfatlarını siyaseten desteklediği kişiye giydirenler , Peygamber (S.A.V.)’ e kibir atfedenler,  Siyasi liderine Peygamber diyenler , Siyasi liderinin resmine/görüntüsüne bakıp kendinden geçen / İstesin kocamı bırakıp onunla evlenirim diye yeşillenen kadınlar , anamı onunla seks yaparken görsem ona bir şey sormam orospuluk anamdadır diyen Ahlak(!) abideleri(!), Bademleme(!)ciler, Karaman Ensar yurtlarında erkek çocuklara tecavüz edenler, günah işleme özgürlüğünü savunanlar , tecavüzler , tacizler… topyekün bir ahlaki bozulma ve dezenerasyon...

Bunları yapanların hepsi "öz medeniyetini ve kültürünü korumuş" “milli ve yerli” bütün…

Oysa dini anlamda -dolayısıyla kültürel anlamda- asıl yabancılaşma budur.

Tüm bu olaylar yaşanırken, tüm değerleri çiğnenirken susan , görmezden gelen , başka tarafa bakan , “Yolsuz(TDK’ya göre kurallara aykırı, hukuksuz yapılan iş ki geniş manada hırsızlığı da kapsar)luk hırsızlık demek değildir”  fetvasını veren , iktidarın Ziraat Katılım Bankasına danışmanlık görevi ile beslediği  Hayrettin KARAMAN söylüyor tüm bunları.

Hayır dediği için ötekileştirdiğin , kendince birlikte yaşama hakkı bahşettiğin o “yabancılaşmış parça”yı oluşturanların enazından bazılarından keşke bir parça adamlık nasiplenseydin.

Geçen gün sana Papucumun Alimi demiştik ya az bile söylemişiz.

Hangi bütünün parçasısın bilemiyoruz ama hiçbir zaman bizimle aynı bütünün parçası olmadın ve olamayacaksın Hayrettin Efendi…



12 Ağustos 2014 Salı

ÇAM AĞACINDA BİR KUŞ VARMIŞ..

ÇAM AĞACINDA BİR KUŞ VARMIŞ...
alperencehaber.com.tr /makale/cam-agacinda-bir-kus-varmis--.html
1 Ocak 2013 17:02

"Her yılbaşı bir itiraftır. Devam edegelen kültür savaşında mütemadiyen gerilediğimiz, en kesin yenilginin eşiğinde bulunduğumuzun itirafıdır." Galip ERDEM.

Çam Ağacında Bir Kuş Varmış…

Aslında sessiz sedasız kitap okuyarak bir akşam geçirmeyi düşünmüştük. Akşamın bir kısmını da böyle geçirdik.Ancak tarihin 31 Aralık olması ve bir sosyal iletişim sitesinde 31 Aralık 1988 de vefat eden Rahmetli Seyyid Ahmet ARVASİ’nin "Bu geceyi 'Noel Ağaçları'nın gölgesinde tepinerek ve çocuklarını Papaz Saint Nicola (Noel Baba)'nın masalları ile uyutarak geçirenlerin çizdiği şahsiyet tablosu içinden acaba nasıl bir istikbal çıkacaktır?"sözünün paylaşıldığını görünce huzurumuz kaçtı.

Milletin bir kısmı altları kuru , karınları tok ve sırtları pek olduğu için eğleniyor ve noeli kutluyor. Milletin ekseriyeti de bu eğlenen azınlığın eğlencesini izleyerek eğlenmeye çalışıyor. Bir kısmı da azınlığın yaptığına karşı kendince alternatif programlar yapma derdinde. Mekke’nin fethi kutlanıyor.

Herkes istediği şeyi kutlayabilir ancak dini/kültürel içerikli bir kutlamanın karşılığının tarih içerikli bir kutlama olmayacağı kimsenin aklına gelmedi sanırız . İtiraf edelim ki gençliğimiz de bizimde aklımıza gelmemişti.



Görünen o ki 70 Milyonluk bir topluluk , içlerinde yaşayan ve sayıları 50 Bini bile bulmayan , Hristiyan ülkedaşlarının dini/kültürel öğelerini kullanır olmuş. 70 Milyon bu anlamda 50 Bine benzemiş.

Rahmetli Seyyid Ahmet ARVASİ “Türk- İslam Ülküsü”nün yazarı ve milliyetçilik fikrinin ideologlarından. Yukarıdaki sözü her ne kadar bir soru gibi görünüyorsa da aslında kültürel dönüşüm ya da başkalaşım konusundaki tedirginliğini ortaya koyuyor. Dede Korkut Hikayelerinden Saint Nicola Hikayelerine doğru gidişe ve kültürel erozyona dikkat çekmek istiyor.

Devletin bir Milli Eğitim politikası olmadığı gibi bir kültür politikasının da bulunmadığı hepimizin malumu. Peki Seyyid Ahmet ARVASİ’nin fikirlerini takip eden ya da o iddiada olan yapı  ya da kurumların bir politikası var mı?

Kendilerini “Türk Milliyetçisi” olarak takdim eden siyasi partiler , dernekler , vakıflar bugüne kadar Türk Kültürü için ne yaptılar? Türk Kültürünün kültür emperyalizmine karşı ayakta kalabilmesi, kültürel değerlerin korunması ve bir sonraki kuşağa sağlıklı bir biçimde aktarılabilmesi için hangi yöntemleri geliştirdiler? Ne tür çalışmaların içine girdiler? Bu amaçla hangi kurumları oluşturdular?

Mevcut parti- dernek- vakıf yöneticilerinden kaç tanesi kendi memleketine ait nişan - düğün adetlerini , halk oyunlarını , türkülerini , hikaye ve masalları , çocuk oyunlarını biliyor? Kaç tanesi bunları öğrenmek için çaba sarfetti ya da ediyor? Öğrenenlerden/bilenlerden kaç tanesi bildiği kültür unsurlarını çocuğuna, yeğenine, kardeşine anlattı? Kaç tanesi çocuğunu , yeğenini bu kültür unsurlarını öğrenebileceği kurslara ya da ortamlara götürdü?

Milliyetçi çevrede yetişmiş olan bizler bu sorulara müspet bir cevap veremiyoruz . Maalesef müspet bir cevap verilebileceğini de sanmıyoruz . Kendisini Türk Milliyetçisi ya da Milliyetçi olarak takdim eden Siyasi Partiler , dernekler , vakıflar vs. kurumların bir kültür politikası olmadığı gibi kendisini Milliyetçi olarak takdim eden kişilerinde bir kültür perspektifi yoktur. Bugün itibarı ile bu yapılar bir kültür politikası üretmekten , bir kültür perspektifi geliştirmekten acizdirler. Dahası böyle bir kaygıları yoktur.

Çaylı sigaralı sohbetlerle , gece sabahlara kadar ahkam keserek vatanı kurtaracaklarını sanan insanların elinde bu milletin geleceği tüketilmekte. Emperyalizmi sadece ekonomik ya da siyasal emperyalizm olarak algılayan insanların elinde bu millet bir tükenişe doğru gitmektedir. Maalesef Milliyetçi yapılar ya da bu yapıların başında bulunan kişiler kendi milletlerine ihanet etmektedir.

Milliyetçi yapıların sorumluluklarını yerine getirmemesi ve kültür emperyalizmini engelleyecek politikalar üretmemeleri insanları tepkisel davranışlara ve cep telefonu , sosyal iletişim siteleri yoluyla sağa sola “Her kim ki yılbaşında süsler Çam ağacı maazallah öbür dünyada…” türlü mesaj göndermek gibi aculluklara sevketmektedir.



Bu güne kadar bu ülkenin Eğitim politikalarını üretenler , kültür politikalarını üretenler, üretilen politikaları uygulamaya koyanlar ve kendilerini Türk Milliyetçisi olarak takdim eden yapılarda görev alanlar / bu yapıların başında bulunanlar bu gece yeni yılı kutlayan bu nesil sizlerin eseridir. Eserinizle öğünebilirsiniz…

"Her yılbaşı bir itiraftır. Devam edegelen kültür savaşında mütemadiyen gerilediğimiz , en kesin yenilginin eşiğinde bulunduğumuz un itirafıdır." diyor rahmetli Galip ERDEM.
Anlayana…
Çam ağacında bir kuş varmış…
Mehmet BUĞRA