taciz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taciz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2017 Perşembe

Ahlaksız İSLAM (!)




Uzun zamandır BOP'u ve BOPÇU'ları takip ediyoruz. BOP projesi ile ilgili pek çok yazı yazıp değişik mecralarda Türk Milletini pek çok kez  uyardık. Ancak her ne hikmetse bizi hiç dinlemedi.

BOP'la ilgili yazılarımızda sizleri uyarırken bir hususa yeterince dikkat çekmediğimizi, üzerinde yeterince durmadığımızı geçte olsa farkettik. Belki gündemin yoğunluğu belki işin bu raddeye varacağını öngöremememiz sebebiyle bir hususu yeterince dillendirememişiz. Bu sebeple takip edenlerden özür diliyoruz.

Geçenlerde bu hususu arkadaşlarla muhabbet ederken dile getirmiştik. Yazıya dökmek kısmet olmadı. Biraz önce bir sosyal paylaşım sitesinde bir abimizin Berat Kandili tebriği esnasında paylaştığı bir paylaşımı görünce artık yazmak zorunda olduğumuzu hissettik.

Başta "Yerli ve Milli" serisi yazılar olmak üzere pek çok yazımızda belirttiğimiz üzere Bop sürecinin hayata geçirilmesi amacıyla startın verilmesi ile Akp'nin kuruluşu aşağı yukarı aynı dönemdedir. Bu durum BOP sürecini takip eden herkesin malumudur.

Daha önce pek çok kez ifade ettiğimiz ve yazılarımızda da yeraldığı üzere AKP bir proje partisidir. BOP sürecinin başlangıcındaki pazarlıkların içinde olan A. Dilipak'ta Akp'nin bir proje partisi olduğunu beyan etmiştir.

Milli Görüş çizgisinden ayrılan grup iktidara gelme karşılığında muhataplarına 3 taahhütte bulunmuştur. Bu taahhütler
1- İsrail'in güvenliği
2- Bop'un hayata geçirilmesi
3- İslamın yeniden yorumlanması

Ilk 2 maddeyi defalarca dile getirmemize rağmen 3.maddede yeralan taahhüdü bugüne kadar hiç seslendirmemişiz maalesef. Yukarıda bahsettiğimiz husus bu 3.maddedir.

Son yıllarda geleneksel İslami söylem ve uygulamalar yerine içinde "Ahlak"ın olmadığı yalan , dolan , iftira , ihaleye fesat , hırsızlık , yolsuzluk , muta , bademleme , taciz , tecavüz , evli kadınların erkeklere yeşillenmesi , sübyancılık , oğlancılık, muhafazakar demokratların Avrupa'ya seks turları, siyasi olarak kendisi gibi düşünmeyen müslümanların karılarına - kızlarına el koyup cariye yapma düşüncelerini  dillendirme , adam kayırma , kul hakkı yeme vs... başını alıp gittiğine hepimiz şahidiz. Bunu yapanların ya da dile getirenlerin suçlanması bir yana bu davranışların toplumun önemli bir kesimince kimi zaman mübah sayıldığı kimi zaman mübah sayılmasa bile sessiz kalındığı bir anlayışla , bir duruşla karşı karşıyayız. Kur'an kurslarından, öğrenci yurtlarından neredeyse hergün bir taciz , cinsel istismar, tecavüz haberi gelmekte. Bununla birlikte büyük bir kesim bu haberleri sansürleme, olayın duyulmasını engelleme derdinde. Üstelik bunu çocuklarını daha çok bu kurslara gönderen , yurtlarda barındıran kesim yapmakta. Oysa en çok bu yapılarda çocukları bulunanların bu konuda hassas davranması ve işin peşini bırakmaması gerekiyor. Önce sansürleme çalışması yapılıyor , sonra hep birlikte savunmaya geçiliyor yine de başarılı olamayıp yargıya ulaşırsa olay göstermelik bir soruşturma ve cezalandırma ile yargı eli ile kapatılıyor.
Örnek mi?
İşte size Karaman , Adıyaman Gerger...
Karaman'da 54 çocuktan bahsediliyor ancak 10 çocuk Adli Tıp Kurumuna sevkedildi. Alınan rapordan sonra açılan dava 10 dakikalık tek duruşma ile karara bağlandı ve tek sanık cezalandırılarak olay jet hızıyla kapatıldı. Kapatıldı diyoruz çünkü diğer 44 çocuk ve bu çocuklara yapılan taciz ve tecavüz yok sayıldı. Bu arada 10 çocuğu adli tıp kurumuna sevkeden ve olaya adli bir nitelik kazandırarak üzerinin örtülmesini engelleyen savcı da sürüldü.

Bu şekilde davranma bir davranış kalıbına dönüştürüldü. Bir siyaset halini aldı ya da sokuldu.

Içi boşaltılmış , değerlerinden arındırılmış bir İslam(!) kuşattı çevremizi. Söylem olarak hergeçen gün yükselen ancak nitelik olarak söylemle ters orantılı olarak her geçen gün alçalan bir İslami hayat ile karşı karşıyayız.

İçinde ahlakın olmadığı bir İslam : "Ahlaksız İslam" hüküm sürmekte toplumsal hayatta. Servet AVCI'nın tabiriyle "İtikatta İslamcı Amelde Tokatçı" bir müslüman(!) kitle ile karşı karşıyayız.

Sosyoloji de periyodlar 30-60-90 yıllık sürelerle ilerler. Ektiğiniz tohum 30 yıl sonra olgunlaşır. 2000'lerde ekilen ürünlerin turfandaları bugün gördüğümüz rezillikler.

Bunlar daha iyi günlerimiz.

Milleti bozan asıl dejenerasyon kültürdeki dejenerasyondur. Kültürü oluşturan en önemli elemanlardan biri belki de birincisi de "Din" dir. Bulgarların Slavlaşmasını sağlayan dinlerindeki değişimdir. MS. 1000 yılında -yani biz doğudan Anadolu'ya girerken- Boris Han zamanında Hristiyanlığı kabul eden Bulgarlar çok kısa bir zamanda Türklüklerini kaybederek Slavlaşmışlardır. Bugün görüntü olarak müslüman kalsakta içerik olarak bir uçuruma doğru sürüklenmekteyiz.

Başörtülü orta yaşlı kadınların yanındaki 15-20 yaş aralığındaki kız çocuklarına, tavır ve davranışlarına , giyimlerine bir bakın ne demek istediğimizi anlayacaksınız.

Ya da son günlerde gündemi meşgul eden İslamcı köşe yazarlarının kavgasına.

Kavgada edilen laflar , söylenen sözler , yapılan itham/iddia ve iftiralar, cinsel imalar ,belaltı vuruşlar... bunlar mı müslüman? ya da bunlar mı islamcı? dedirtecek boyutta. Bir kaç gündür gündemden düşmüş ve harareti sönmüş gibi görünse de bu kavga bir süre daha devam edecek gibi ve bu kavgaya ilişkin düşüncelerimizi ilerleyen günlerde yazma niyetindeyiz. Bununla birlikte bu kavganın taraflarından enaz bir tanesinin "Ahlaksız İslam anlayışının" taşeronlarından olduğunu şimdiden belirtelim.

16 Mart 2016 Çarşamba

Yeni Trend Yayın Yasağı:Yayın Yoksa Vukuatta Yoktur.




          Oldukça ilginç olaylar yaşanıyor ülkemizde. Ankara'da patlayan bombanın üzerinden çok fazla zaman geçmemişti ki yeni bir bomba daha patladı. Hem de Ankara'nın göbeği Kızılay'da. Kaç kişinin öldüğü belli değil. Resmi rakamlar ölü sayısını 37 olarak verdi. Sosyal medya ve internet ortamında bu sayının doğru olmadığı ve rakamın 100'den ziyade olduğu bilgisi dolaşıyor.

          Bombanın patlamasıyla birlikte herşey sorgulanmaya da başlıyor ister istemez. Bu sorgulama esnasında görüyoruz ki 10 Ekim 2015 ten beri Ankara'nın İl Emniyet Müdürü yok. Vekaleten biri bakıyor. Yaklaşık 5 aydır koskoca başkentin emniyeti vekaleten atanan müdürle sağlanıyor.

         Yine görüyoruz ki iş bilen pek çok polis ve istihbaratçı paralel yapı üyesi oldukları gerekçesi ile ya görevden alınmış ya da istihbari faaliyet yapamayacağı yere sürülmüş. Buna rağmen bombalamanın olacağına dair istihbarat elde edilmiş ve Amerikan Konsolosluğu ile paylaşılmış. Amerikan konsolosluğu edindiği bilgi üzerine kendi vatandaşlarını uyararak patlama bölgesine gelmemelerini gelmişlerse uzaklaşmalarını bildirmiş. Aynı bilgiye sahip devletimiz hiçbir şey yapmamış. Aslında genel halk için yapmamış. Yine sosyal medyada dolaşan paylaşımlara göre patlamadan birkaç saat önce Bilal ERDOĞAN'ın da yöneticileri arasında bulunduğu Türgev vakfı kendi öğrencilerine bilgi vererek Kızılay bölgesine gitmemeleri hususunda uyarmış.

          Bu bilgilerden özellikle kaynağı belli olmayan sosyal medya tabanlı bilgilerden yola çıkarak bir değerlendirme yapmak , birilerini suçlamak sağlıklı bir yaklaşım değil ancak bilgiler doğru ise ortada çok ciddi bir durum var demektir. Buradan hareket edersek birincisi hükümetin bir kısım vatandaşının ölümüne gözyumduğu gibi bir durumla karşı karşıyayız. İkincisi ise hükümetin bir kısım istihbari bilgiyi özel amaçlar için kullandığı sonucuna götürür. Her iki durumda gerek devlet ciddiyeti gerekse insanlıkla bağdaşmaz.

          Aynı günlerde Karaman'da 45 erkek çocuğuna taciz ve tecavüz edildiği iddiaları gündeme geldi. Hükümete yakın Ensar Vakfı ile Karaman İmam Hatip Lisesi yurtlarında kalan 45 öğrenciye ilgili kurumlarda ders veren bir şahsın tecavüz ettiği iddia edildi. İddialar bu çocuklardan 10 tanesinin tecavüze ilişkin doktor raporu alındığı ve diğer çocuklarında muayene içinde sevk edildiği şeklinde devam ederken  soruşturmayı yürüten savcının Adalet Bakanı Bekir BOZDAĞ tarafından soruşturmadan alındığı şeklinde bir iddia daha eklendi iddialara.

          Tam da bu esnada soruşturma ile ilgili yayın yasağı getirildi. Hem de ne yasak. Yasak metnine neredeyse düşünmeyi , olayı zihinden geçirmeyi bile eklemişler.

          Ankara'daki bombalama eyleminin akabinde de yayın yasağı getirilmişti.

          1999 yılı Ağustos ayında meydana gelen deprem sonrası o günün Tv kanalları deprem bölgesinden haber yaparken ekranların sağ üstköşesinden de ölü sayısını vermekteydi. O günlerde faaliyet gösteren Uzan grubuna ait Teleon isimli Tv kanalı ölü sayısını bir ara 19 Binlerde göstermiş sonra da devletin açıkladığı resmi rakamlara çekmişti. O dönemde de sansürlü bilgi edinmiştik. Bir süre sonra kanalın çok ciddi bir ceza yediğini ve kapatıldığını görmüştük. Bu tür toplumsal tepkiyi artıracak olaylarda hükümetler bu tür müdahaleler zaman zaman yapmakta maalesef.

          Ancak  AKP hükümetinin son dönemde neredeyse yaptığı tek icraat olaylara  ya da soruşturmalara yayın yasağı getirmek ve sosyal medyayı kullanılmaz kılmak. Toplumu ilgilendirecek her olayda , her soruşturma da ya da her davada yapılan ilk şey internete müdahale ile toplumsal iletişimi kesmek. AKP hükümeti bu durumu bir alışkanlık haline getirdi.

          Yalnız bu alışkanlığı yaparken pragmatik davranmakta kendi iktidarını ya da tabanını sallayacak , sorgulatacak , zarar verecek durumlarla diğerlerini ayırdetmekte ve işine geldiği gibi davranmaktadır.

          Karaman'daki olayla ilgili yayın yasağı gerekçesi "Masumiyet karinesi" ve "çocukların yaşlarının küçüklüğü" olarak bildirilmiş.

          Masumiyet karinesi yeni peydahlanan bir şey değil. Neredeyse yüzlerce yıldır literatürde ve kanunlarda var. Bizim kanunlarımızda da var. Ergenekon soruşturması esnasında da kanunumuzda vardı darbe soruşturmalarında da. Oysa bugün masumiyet karinesinden dem vuran kişiler bundan bir kaç yıl önce Ergenekon'un savcısı olduğunu ileri sürerek haklarında soruşturma yürütülen herkesi asıyordu. O asmaya yeltenilen insanların hepsi dışarda bugün.  Yine bugün itibarı ile hakkında kesinleşen bir mahkeme kararı olmayan Fetullah GÜLEN'i suçlu ve onun çevresindeki topluluğu terör örgütü olarak niteleyen insanlar bugün masumiyet karinesinden bahseden insanlar değil mi?

          O gün masumiyet karinesi diye bir karinenin varlığını bilmiyorlar mıydı?

          İnsana sormazlar mı? (her iki şüphelinin de suçu işlediği varsayımından hareketle...)

          Bir tecavüz şüphelisi için savunduğun masumiyet karinesini siyasal suç şüphelisi ergenekoncular için , Fetullah GÜLEN için neden dile getirmezsin?

          Sizin için bir tecavüzcü bir siyasal suçludan daha mı korumaya/korunmaya değer?

           9 yaşındaki 10 yaşındaki çocuklara tecavüz eden şahıs sizin için daha mı değerli?

           Yoksa sizin cenahtan olduğu için mi korumaya çalışıyorsunuz?

           Hadi bir soru daha soralım.

          Bu hadise Ensar Vakfı çevresinde değilde Gülen cemaati ya da Nesin Vakfı çevresinde vukua gelseydi yine masumiyet karinesinden dem vurarak yayın yasağı getirtir miydiniz?

          ...

          Ne demiş atalarımız.

          "Deveye diken insana..."

           Soruşturmanın üstünü kapatmaya çalışanlar : Tecavüzcünüzün "hayrını" görün...