dönme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dönme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2020 Pazar

S. Sevi'nin Nathan'ı , Hitler'in Goebbels'i Vardı. Peki Ya AKP'nin?

          Gershom Scholem'in Sabatay SEVİ Mesih mi? Sahte Peygamber mi? (Burak Yayınları 2001) kitabını yeni bitirdim.

          4. sayfadaki künyede kitabın ismi Sabbataı Sevi - The Mystical Messiah olarak yazılmış. Yine aynı sayfada kitabın 1973 yılında basılan İngilizce edisyonundan çevirildiği anlaşılıyor. Bu kitap 2001 baskı. İlgi çekmesi amacıyla ismi değiştirilerek yayınlanmış anlaşılan. Aynı İngilizce baskısından faydalanılarak kitap yanılmıyorsam 2010 ya da 2011 yılında Kabalcı Yayınevi tarafından "Sabetay Sevi- Mistik Mesih" adıyla yayınlanmıştı.

          Gershom Scholem'in orijinal kitabı 1000 sayfa. Kabalcı Yayınlarından çıkan kitap 845 sayfa civarındaydı. Çeviriden mi kısaldı yoksa birileri sansür mü uyguladı bilinmez. Burak Yayınlarından çıkan kitap ise 432 sayfa. Sizin anlayacağınız "kuşa dönmüş" kitap. Kabalcı Yayınlarının baskısı gerçekten çeviriden kaynaklanmış olabilir ama atıf yapılan sayfaların uyuşmaması insanın zihninde soru işaretleri oluşturuyor. Diyelim ki 655.sayfayı okuyorsunuz. Sayfada bir dipnot var. Dipnotta diyor ki ayrıntı için 875.sayfaya bakınız. Bakıyorsunuz 875. sayfa yok kitapta. Sonraki baskılarda düzelttiler mi? Bilmiyorum ama okumaya karar verirseniz yine de Kabalcı Yayınlarından çıkan edisyonu okuyunuz.

          Yayınevleri sansür yapar mı? Bu ülkede herşey olur.

          Türkiye'deki "kripto Yahudiler" konusunda en bilgili kişi Avram Galante'dir. Galante'nin "Pakraduniler" üzerine yazılmış bir kitabı vardır. Kitap İstanbul'da Fransızca olarak basılmış. 1933 yılında yapılan 4. baskısının fotokopisini gördüm. Kitap Türkiye'de hiçbir kütüphanede yok. Bugüne kadar da Türkçe'ye çevrilmemiş. Birkaç yıl önce Kürt kökenli Siyasal İslamcılara yakın bir sosyolog kitabın bir nüshasını (muhtemelen fotokopisi) elde etti ve kitabı çevirtti. Ancak iş baskı aşamasına gelince baskıdan vazgeçti. Sebebi sorulduğunda " Kitabın son bölümünde bir iddia var. Bu bölgedeki Araplarla ilgili. Bu kitaptan dolayı o Arapları gücendiremezdik. Töhmet altına bırakamazdık..." şeklinde oldu. Yine konuşmanın ilerleyen bölümünde "Gerçi Pakraduniler ciddi bir sorun. İslami Kesim içinde dahi" diyordu. Bu konuşmanın üzerinden yaklaşık 4 yıl geçti ve kitap halen basılmadı. Kabaca söylemek gerekirse Avram Galante kitabında Siirt'teki Arap kökenli bazı kişilerin aslında Pakraduni olduklarını yazmış anlaşılan. Emine Erdoğan ve ailesi Arap. Bununla birlikte geçmişte Emine Erdoğan'ın mensup olduğu "Gülbaran" ailesinin aslında Yahudi kökenden geldiği iddia edilmişti. Galante'nin kitabının yayınlanması halinde bu iddialar yine gündeme gelecek ve iş Tayyip Erdoğan'ın Pakraduni olduğu iddialarına kadar gidecekti. (ki daha önce Ergun Poyraz'ın kitaplarında bu tür iddialar yer almıştı) Bu sosyolog arkadaş bir anlamda bunun önüne geçmek için kitabı yayınlamaktan vazgeçti. Yani bir anlamda kitabın tamamına sansür uyguladı ve bastırmadı.

           Rizelilerle Siirtliler arasında yapılan evliliklere "dikkat" şeklinde küçük bir not düşelim buraya.

           Amacımız kitap tanıtmak değil elbette.

           Kitabı okurken sık sık günümüz Türkiyesi canlandı gözümün önünde. Sabetay Sevi'yi bu ülkede herkes bilir de (en azından ismen ve dönme olarak) arkasındaki gerçek gücün kim olduğunu kimse bilmez. Luriacı Kabalizmi , Gazzeli Benjamin Nathan Eskenazi'yi kimse duymamıştır. Ya da haksızlık etmeyelim çok az kişi duymuştur.

           Sabetay Sevi mesihtir. Gazzeli Nathan ise onun Peygamberi (İsrailoğullarındaki peygamber anlayışı İslam inancındaki Peygamber anlayışı ile aynı değildir. Scholem'e göre Sabetaist Hareketin doruğa ulaştığı dönemde sadece Kudüs'te 200 kadın peygamber vardır). Aslında sabetay Sevi'yi Sabetay Sevi'nin mesih olduğuna ikna eden kişi. Sadece Sabetay Sevi'yi değil tüm "meamin"leri ikna eden kişidir. Sabetay Sevi'nin mesihliğini açıkladığı 1665 Eylül'ünden bugüne kadar gerek Sabetay Sevi'nin gerekse sonradan oluşan Sabetaist Hareketin ideoloğu. Peygamberlik konusunda Nathan yalnız değildir. Sabetay Sevi'nin Nathan'dan başka yüzlerce peygamberi vardır.

           Gershom Scholem'e göre Sabetay Sevi psikolojik sorunları olan manik-depresif bir kişiliktir. Özellikle manik dönemlerinde hareketlerini ve sözlerini kontrol edememekte ve sürekli yanlışlar yapıp potlar kırmaktadır. Taraftarlarına ümit aşılamak için sürekli vaadlerde bulunmakta, kurtuluş tarihleri vermektedir. Verdiği tüm tarihlerin yanlış çıkması , kırdığı potların ya da yanlış anlaşılabilecek cümlelerin düzeltilmesi/tevil edilmesi , hareketin PR çalışmaları vs. başta Nathan olmak üzere çevresindeki peygamberlere düşmüştür. Nathan ve peygamberler hemen her yere mektuplar gönderip Yahudi cemaatlerini Sabetay Sevi'nin arkasında toplamaya çalışmış, yine bu mektuplarla yaptığı hatalara ilahi ve meşru anlamlar yüklemiş, davranışları, sözleri tevil etmişler ve ortaya toz pembe tablolar çizmişlerdir. Sabetay Sevi'yi takip eden takipçileri de (büyük oranda bu mektupların ve söylemlerin de etkisiyle) savunma mekanizmaları geliştirerek sabetay Sevi'nin söz ve davranışlarını , düşüncelerini aklileştirmiş ve meşrulaştırmışlardır. Öyle ki Sabetay Sevi her ne yaparsa yapsın yaptığı şey ilahi bir zemindedir ve davaya hizmet etmek için yapılmıştır. Öyle ki Sabetay Sevi'nin mesih olduğuna inanmayanlar kafir ilan edilmiştir.

          Şu son paragraf size de tanıdık geldi mi?

          Sabetay Sevi'nin Nathan'ı vardı , Hitler'in de Goebbels'i. Peki ya AKP'nin ?

          AKP'nin de "Pelikan"ı var. Hem de çoğunluğu Sabetay Sevi ekolünden gelen kişiler.

          AKP yandaşları üzerinden bir havuz medyası kurdu ve görsel ve yazılı medyayı neredeyse denetimi altına aldı. AB'nin yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye'deki görsel ve yazılı medyanın %95'i doğrudan ya da dolaylı olarak iktidarın denetiminde. Geriye kalanda büyük oranda CHP'nin kontroünde. Ülkede bağımsız görsel ve yazılı medya organı yok. Bağımsız olan sadece sosyalmedya.

          AKP sosyalmedyayı da kontrol altına almak kamuoyunda "Pelikan" olarak adlandırılan bir yapı oluşturdu. Bu yapı bünyesindeki gazeteci ve yazarlarla görsel ve yazılı medyayı kontrol ederken sosyalmedyayı kontrol etmek içinde binlerce "trol" istihdam edip hesaplar açtırdı. Bu yapı ve troller üzerinden muhalifleri susturmaya çalışıyor. Bugüne kadar istenilen başarı elde edilememiş olmalı ki şimdi sosyalmedya etiği çalışması yapıp etik kurallar yayınlıyorlar. Parti yönetimi etik kuralları yayınlayadursun besledikleri trolleri sağa sola saldırıp küfür etmeye son hız devam ediyor. Bu arada da AKP'nin ortağı Devlet Bahçeli sosyalmedya hesaplarına ancak TC numarası ile girilebilmesi için bir düzenleme yapılmasını isteyerek sosyalmedyanın da bir anlamda iktidarın kontrolüne alınmasının yolunu açmaya çalışıyor.

           ...

          Sabetay Sevi din değiştirip Müslüman olduğunu(!) açıkladığında Yahudi Cemaatinde sıradan vatandaş olup da Sevi'ye iman eden pek çok kişi utancından günlerce evinden çıkamamış, bir kısmı da Batı Avrupa ve Lehistan'a kaçmıştı. Nathan, Sevi'nin avdeti(!)nden sonra 12 yıl daha, Peygamberliğe devam etti. Sevi'den 4 yıl sonra 1680'de Üsküp'te öldü ve oraya defnedildi. Mezarı Sabetaistlerin Hac ve ziyaret yaptığı bir yerdi. İkinci Dünya Savaşı'nda mezarlığa isabet eden bir bomba bu hac alanını yok etti. Sabetaistler S. Sevi'nin Müslüman olmasından(!) sonra hertürlü hakaret ve aşağılamaya aldırış etmeden hayatlarına devam etmişlerdi.

          Bu Pelikan taifesi utanmaz ve arlanmaz. Dedik ya Sabetaist ekolden geliyorlar diye...         

8 Nisan 2019 Pazartesi

Pelikan : Kripto Devlet Yapılanması mı?


İstanbul’da bir seçim yaşandı. Her seferinde birkaç saatte biten seçim bu kez 1 hafta geçmesine rağmen sonuçlanmadı. Geçersiz oyların sayımına devam ediliyor.

Oy sayım süreci uzuyor ya da bir el uzatıyor.

İnsanlar gergin ve her geçen saat gerginlik artıyor.

...

16.07.2016 tarihinde Türkiye'nin "CHP'nin kontrollü gerilim strajesinden AKP'nin kontrollü kaos strajesine terfi ettigini" yazmış ve "Allah bu milletin Yardımcısı olsun" demiştim.
Yine muhtelif zamanlarda "Türkiye'nin 2023 yılına nüfus ve toprak olarak şimdikinden çok daha küçük" olarak gireceğini, bunun da bir "içsavaş" ile yapılacağını düşündüğümü söylemiştim.
...

Birileri ama özellikle iktidar kanadından birileri kaos devşirme derdinde. Sürekli yalan haberlerle toplum birşeylere hazırlanıyor. Aslında siyasiler eliyle milletin yarısı zillet, illet , vatanhaini ilan edilerek zaten bu açıdan bir aşama kaydedilmişti.

Şimdi de havuz medyasının Pelikan kanadı provakatif yalan haberlerle ortamı germeye devam ediyor. Hem de fütursuzca.

Nereden çıktı bu Pelikancılar?

Yanlış hatırlamıyorsam 2014 yılında bir dernek kurdular daha sonra Üsküdar Kuzguncuk'da bir yalı kiralayarak çalışmaya başladılar.

Fikri önderleri Sabetaistlerin Kapancı kolundan Nafiz Can Paker'di. Derneğinin 7 kurucusundan biri. Aynı zamanda Soros'un Açık Toplum Enstitüsü'nün Türkiye uzantısı Açık Toplum Vakfı ve Tesev vakfının kurucu başkanı. (Burada K. Kılıçdaroğlu’nun da Tesev üyesi olduğunu belirtelim) Tesev olarak Soros'tan maddi destek aldıklarını kabul etmişti. Son dönemde Soros'un isteği üzerine Tesev'den ayrılarak Podem vakfını kurdu. Paker 1998'den beri RTE'nin yanında ve halen başdanışmanlarından biri.

Derneğin maddi sponsoru Serhat Albayrak. Bakan Berat Albayrak'ın ağabeyi. Yine Medipol grubu ile hayırsever işadamı Reza Zarrab da önemli mali yardımlar yapmışlar. Red Hack isimli korsan pelikan ekibinin mail adresini haclediğinde tüm irtibat ortaya çıktı. Berat Albayrak Süheyb'e bir dernek kurması için talimat ile yönetim kurulunda kimlerin olacağına dair 7 kişilik de bir liste veriyordu. Berat Albayrak da işin içinde.

Pek çok yayın organı (Sabah Gazetesi başta olmak üzere) ve trol hesabıyla (Bophorus Global bünyesindeki ve ferdi) bir taraftan iç siyaseti dizayn ederken bir taraftan da ciddi paralar kazanıyorlar. Bir başbakanı istifa ettirecek kadar güçlüler.

Pelikan ekibinde kimler var?

Can Paker ve Albayrakların yanında

Süheyb Öğüt

Selman Öğüt

Hilal Kaplan (öğüt)

Bekir Bozdağ

Ayşenur Bahçekapılı

Sümeyye Erdoğan

Egemen Bağış

Haşmet Babaoğlu

Kurtuluş Tayiz

Melik Altınok

Nagehan Alçı

Rasim Ozan Kütahyalı

Turgay Güler

Hikmet Genç

Cemil Barlas

Cem Küçük

Fuat Uğur

Ersoy Dede

Beyhan Demirci

İdris Kardaş

Cengiz Algan

Abdurrahman Uzun

Metin Külünk

Abdülhamid Gül

Fatma Sayan Kaya

Ufuk Coşkun

Ekin Gün

Erem Şentürk

Atifet Ulusoy

Filiz Gündüz

Elif Şahin

Merve Taşçı

Nasuhi Güngör

Ömer Turan*

Taha Ün*

...

Bazı isimlerin Pelikancı olup olmadığı tartışmalı (* bugün gruptan ayrı bir duruş sergiliyorlar) olmakla birlikte liste uzayıp gidiyor. Dönem dönem yeni isimler eklenirken bazı isimler de gruptan uzaklaşıyor.

Bu ekip %49 oy alarak Başbakan olan Ahmet Davutoğlu'nu istifaya zorlayan ve bir anlamda "darbe bildirisi" olarak nitelendirilebilinecek "Pelikan Bildirisi"ni hazırlayan ve servis eden ekip.

Ekip Pelikan Bildirisi ile Davutoğlu'na darbe yaparken RTE müdahale etmeden bekledi. Bugün bu ekip seçim sonuçları üzerinden provakatif yalan haberlerle toplumu birşeylere hazırlarken RTE yine sessiz bir şekilde izliyor. Bu grubun faaliyetlerine bilerek müsaade ediyorsa ya da müdahale etmek istiyor ancak söz geçiremiyorsa çok büyük bir sıkıntıyla karşı karşıyayız demektir.

Bu ekibin içinde başta Can Paker olmak üzere Sabetaistler olduğunu biliyoruz. PKK üyeliğinden 13 yıl hapis cezası yemiş Kurtuluş Tayiz gibi isimler de var. Yine bu isimlerin tamamına yakını başta çözüm süreci olmak üzere "Türk" ismine, Bayrağa, İstiklal Marşına , şehitlere şöyle ya da böyle dil uzatmış isimler.

Bu ülkede sağ cenah genelde PKK'yı Kürt Hareketi olarak değilde daha ziyade Asala'nın yerini almış bir Ermeni Terör hareketi olarak nitelendirir.

...

Türk Tarih Kurumu üyesi mütevefa (toprağı bol olsun) Panos Dabağyan Ermeniler arasında "Ermeni görünüşlü ama gerçekte Yahudi olan Pakraduni isimli bir grubun bulunduğunu" , bu grubun 1915 öncesi olayları tertip ederek Ermenileri ayaklandırdığını ve neticede Ermenilerin bu toprakları terketmek zorunda kaldığını yazar makale ve kitaplarında...

...

Sabetay Sevi öldüğünde (1676) tüm dünyadaki Yahudilerin yarısından fazlası kendisinin "Mesih" olduğuna iman etmişti. Hollanda'da İran' a , Mısır'dan Polonya ve Baltık Ülkelerine , Belh'ten Fas'a kadar geniş bir coğrafyada taraftar bulmuştu kendisine.( Bkz. Gershom Scholem: Sabetay Sevi- Mistik Mesih) Orta Avrupa'dakiler daha sonraki mezhepsel bölünmede ağırlıklı olarak "Karakaşi Sabetaizmini" benimsemişlerdi. Bu grup ilerleyen dönemde Jacop Frank önderliğinde "Müslüman görünümlü Sabetaistlik" yerine din değiştirerek "Hristiyan görünümlü Sabetaistliği" benimsemek ve Almanya Ausburg taraflarına yerleşmek zorunda kalmışlardı. Franksisken tarikatı bu grubu oluşturur.(Bkz Cengiz Şişman Suskunluğun Yükü)
...
Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Irak coğrafyasında David Alroy (1160 yılı civarında Mesihliğini ilan ettiği için Selçuklu'nun Musul Atabeyi tarafından asıldı) hadisesinden sonra kripto yaşayan Yahudilerin olduğunu ve İsrail'in kuruluşundan sonra bölgeden yaklaşık 150 bin Kürt görünümlü Yahudi'nin İsrail'e göçtüğünü biliyoruz.(Bkz.Eşref Günaydın: Yahudi Kürtler- Babil'in Kayıp Çocukları)

Yine 1045 yılında Ermeni Pakrudin Hanedanlığı'nın yıkılması sonrası Ermenilerin ve aralarındaki Pakrudinilerin Kapadokya ve Kilikya (Çukurova)ya kadar dağıldığını, bir Pakrudin Prensinin Kilikya Ermeni Krallığını kurduğunu , 1895-1896 yılındaki Bab-ı Ali baskını sonrası pek çok Ermeni'nin güvenlik amacıyla "Müslüman" gibi görünmeye başladığını, 14 Ermeni Aşiretinin kendisini "Müslüman Kürt" olarak gösterdiğini , bu aşiretlerden bazılarının aslında Ermeni olmayıp Ermeni görünen Yahudi aşireti olduğunu biliyoruz. (Bkz Esther ve Thomas Mıgırdiçyan: Kürtleşen Ermeniler ve Aşiretler Raporu- Kaynak Yayınları (1970 lerde Mit tarafından hazırlanıp 1988’lerde basına sızan Mit Raporunun kitaplaştırılmış hali) karşılaştırmalı okumanız verimli olacaktır.)

Bu bilgiler bize Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kripto bir "Yahudi" varlığının olduğunu gösteriyor.

Yine bazı evlilikler bize Sabetaist kökenli bazı ailelerin Kürt İsyan Hareketlerinin lokomotifi bazı aileler (Baban’lar gibi) ile akrabalık ilişkisi tesis ettiğini gösteriyor. Biliyoruz ki 1960'lara kadar Sabetaistler bırakın dışarıdan kız alıp vermeyi kendi kolları arasında bile evlilik tesis edemiyorlardı. Sabiha Sertel bir müslüman ile evlenen ilk dönmenin kendisi olduğunu söyler anılarında. 1.Dünya Savaşı esnasında Zekeriya Sertel ile yaptığı evliliği kasteder ve bunu devrim olarak nitelendirir. Düğün masraflarını İttihat ve Terakki Cemiyeti karşılamıştır. Şahitlerden biri Sadrazam Talat Paşa’dır. Marc David Baer Selanikli Dönmeler isimli kitabında bu evliliği anlatırken 32. Sayfada Sertellerin Kapancı olduğunu söylerken 47. Sayfada Karakaşi olduğunu yazar farkına varmadan. İki bilgide doğrudur. Sabiha Sertel Kapancı Zekeriya Sertel ise Karakasidir ve evlilik iki farklı kolun mensupları arasında yapılan bir evliliktir. 1700'lerdeki kollara ayrılmadan tam 200 yıl sonra gruplar arasında ilk evlilik yapılıyordu. S. Sevi Hz. Musa'ya gelen "10 emir"e yeni emirler eklemişti. Eklenen yeni emirler arasında Türk(Müslüman) lerle evlilik yasağı da vardı.

Ahmet Akgül Pakradunileri anlattığı kitabında (Osmanlı’dan Günümüze Kripto Gayrimüslimler- Pakraduniler) bazı Pakradunilerin "Milli Görüş Çizgisine" sızdığını anlatıp Oğuzhan Asiltürk’ü örnek verir. (Korkut Özal'ın vefatı üzerine yazdığımız yazıda Özallarla ilgili iddialara yervermiştik) Yine kitabında Doğu Perinçek'in "Pakraduni" olduğunu da söyler.

...

Tüm bu bilgilerden sonra akla şöyle bir soru geliyor. Tüm Yahudilerin yarısından fazlasının Sabetay Sevi’nin Mesihliğine iman ettiği bir dönemde Pakrudinilerden Sabetay Sevi’ye iman eden var mıydı?

Polonya’da Karakaşi Sabetaizmine rastlanabiliyorsa Doğu-Güneydoğu Anadolu’da ya da Karadeniz’de Kapancı Sabetaizmine niçin rastlanmasın? Kırımçaklar arasında , Almanya’da Aşkenazlar arasında Karakaşi Sabetaizmi kök sarmışsa Kemaliye’de, Siirt’te , Rize’de Pakraduniler arasında Kapancı Sabetaizmine inanan niçin olmasın?

1990’ların sonundan itibaren Kapancı Sabetaislerle Pakradunilerin  AKP içerisinde ortaklık yaptığını görüyoruz. Yine Pelikanlar arasında Sabetaistleri gördüğümüz gibi Pakradunilerin varlığını da görüyoruz. Buraya kadar elimizde olan verirler bizi şöyle bir sonuca götürüyor. Pelikan Sabetaist (Kapancı) Pakradunilerden oluşan kripto bir yapıdır ve gücü eline almak/elinde tutmak için herşeyi yapacaktır…

Buradakiler medya çalışmaları sebebiyle gözönünde olanlar. Yani buzdağının görünen yüzü. Asıl dikkat edilmesi gerekenler bürokraside yeredinenler ve tepe noktasına çıkartılanlar...

Daha önce pek çok kez yazıp söyledik. Bir kez daha söyleyeceğiz.

Türkiye'nin en büyük sorunu "Kripto Gayrimüslim" sorunudur. Bu sorun çözülmeden hiç bir sorun çözülmez. En azından Müslüman Türk lehine çözülmez...

5 Aralık 2016 Pazartesi

Ruritanya'nın 15 Temmuz'u



Geçtiğimiz günlerde evde kitapları karıştırırken bir kitap geçti elime. Ne zaman aldığımı hatırlamadığım gibi okuyup okumadığımı da hatırlayamadım.

Genelde kitapları okurken kalem kullanır, önemli gördüğüm yerlerin altını çizer, sayfa altlarına ve kenar boşluklarına notlar alır, işaretler bırakırım. Bu kitabın da önsözüne işaretler bırakmışım ama ondan sonrası yok. Bu yüzden okuyup okumadığımdan emin olamadım. Ama bir kitabı 2. kez okumaktan zarar gelmez hesabı başladım okumaya.

...

Kitap Ruritanya isimli bir Ortabatı ülkesinde yaşanan siyasi olayları anlatıyor.

Ruritanya mutlakiyet ile yönetilirken  yasak olan bir siyasi parti askeri ve sivil kanadının yardımıyla kralı meşruti yönetime geçmeye zorlar. Kral istemese de meşruti yönetimi kabul etmek zorunda kalıp meşrutiyeti ilan eder. Meşrutiyetin ilanından sonra ülke seçime gider ve bu parti mecliste çoğunluğu sağlar.
Çoğunluğu sağlayarak iktidara gelen bu parti partizanlıkla işi ehline vermek yerine kendi adamlarını bürokrasiye doldurmaya başlar. Bürokraside kendi adamlarına yeraçmak için bir kısım sivil - asker bürokrat ve memurları hukuka uygun olup olmadığına bakmaksızın kapının önüne koyar. Devlet gücünü kullanarak basına önce sansür uygular. Sansürle susturamadıklarını hukukla susturmayı dener. Hukukla da susturamadığını kendi tabanından topladığı silahşörlerle susturma yoluna gider. Yaptığı icraatlarla toplumsal yapıyı bozar. Büyük bir kitleyi ötekileştirir. Karşısında çok kalabalık bir magdurlar ve muhalifler sınıfı oluşturur.

Bu arada işler istediği gibi gitmez. Ekonomi tıkanma noktasına gelir, iç siyaset ve uluslararası ilişkiler çöker. Herşey ellerine yüzlerine bulaşmıştır. Mevcut iktidar kan kaybetmekte ve iktidardan düşmek üzeredir.

Bu esnada arkasında kimin olduğu tam da bilinmeyen ordu içerisinden bir grup hükümeti devirmek için harekete geçer. Hükümet merkezine ve meclise giderek el koymaya kalkar, meclis başkanının , başbakanın , savunma bakanının vs. değiştirilmesini ister. Meclise giderken de yolda karşılaştığı siyaseten kendisine karşı veya iktidar taraftarı olduğunu   düşündüğü bazı kişileri öldürür. Hükümeti devirmeye çalışan grubun tam sayısı bilinmez ama görgü şahitleri ordu içinden çok küçük bir grup olduğundan bahseder. Hatta araştırma yapanlar ihtilal yapmaya kalkan bu küçük grubun ortak bir amacı olmadığını bile söylerler.

Herneyse bu ihtilale katılanlarının bir kısmı bilmeden oradadır. Bir kısmı silah zoruyla olaya dahil edilir. Bir kısmı ise meraktan kalabalığın içerisine katılmıştır. Neticede büyük çoğunluğu akşam evine kışlasına geri döner. İhtilal kendi kendine sönmeye başlar.

Bu esnada hükümet görevine devam etmekte , meclis çalışmaktadır. Ancak iktidar partisi yöneticileri durumu lehe çevirmek için güçlü oldukları şehirlere çektikleri telgraflarla durumun çok kötü olduğunu , meşrutiyetin kaldırıldığını , Kral'ın tutuklandığını vs... bildirerek yardım isterler.

Bu çağrılar üzerine asker ve sivil gönüllülerden oluşan bir ordu hazırlanarak başkente gelinir. Çok küçük bir kaç grubun direnişi dışında direniş olmamasına rağmen kışlalar topa tutulur. Olaganüstü hal ilan edilir. Bütün dernekler , partiler basılır. İhtilale katıldığından şüphelenilen herkes sorgusuz sualsiz tutuklanır. Bazı kişilerin malvarlığına el konur. Tutuklanan kişilerin bir kısmı daha sokakta dövülmeye başlanır. Bir kısmı kurşunlanır. Kaç kişinin öldüğü , kaç kişinin kaybolduğu bugün bile bilinmez.

İktidar Partisi kendisi dışındaki herkesi ihtilalci ilan eder. Elindeki listelerde ismi olan herkesi derdest eder. İhtilalci ilan edilmekten ve hükümetin hışmından korkan diğer partiler meşrutiyetin yeniden kurulması ve yaraların sarılması için iktidar partisi ile "mutabakata varıp" birlikte açıklama yaparlar.

İhtilalin hangi saatte başladığı , hükümetin ve Genel Kurmayın hangi saatte öğrendiği , kimin haber verdiği vs. hususlar hep karanlık kalmıştır. Bununla birlikte bazı kişiler ihtilalin çok önceden bilindiğini iddia ederler. Gerçektende komşu ülkelerde yayın yapan gazetelerden birinde ihtilaleden 2 ay önce Ruritanya'nın başkentinde yakın zamanda bazı siyasi ve toplumsal olayların yaşanabileceğinin yazıldığı görülmüştür.

Olayın devamında ihtilalin arkasında Kralın bulunduğu iddiası ile Kral meclis tarafından azledilerek yerine yeni bir kral atanır. Önceki kralın "araştırın , soruşturun, komisyon kurun dahlim varsa cezalandırın" türü çağrıları bir anlam ifade etmez. Eski kral ailesi ile birlikte sürgüne yollanır.

Olaydan sonra ihtilalin sebepleri ve detaylarının aydınlatılması için bir komisyon kurulur. Ancak bu komisyon İktidar Partisinden kimseyi çağırıp dinlemez. İhtilal girşiminin olduğu dönemde görevli Genel Kurmay Başkanı ve ordu komutanlarını bile dinlemez.

Bu olaydan sonra tüm hürriyetler kısıtlanır ve iktidar partisi Ruritanya'da tek güç olur. Yeni Kral bile iktidar partisinin sözünden dışarı çıkamaz. Kral artık bir kukladır.

İş bilmez İktidar Partisi  bu olayı kullanarak sözde meşrutiyet adı altında monarşiye geri döner. Kral monarşisinden Parti monarşisine...

Gücüne güç katan iktidar partisi ilerleyen dönemde yaptığı hatalarla ekonomiyi çökertir. Toplumsal kutuplaşmayı artırır. Ve Ruritanya  bozulan uluslararası ilişkileri sebebiyle girmemesi gereken bir savaşın içinde bulur kendini. Nihayetinde savaş kaybedilir ve Ruritanya artık yoktur.

...

Kitapta burada kısaca bahsettiğimiz hadiseler(son paragrafta belirtilenler hariç) uzun uzun ve teferruatlı olarak anlatılıyor.

Buraya kadar okuduğunuz kısım sizde de 15 Temmuz çağrışımı yaptı değil mi? Ruritanya ismi altında aslında 15 Temmuz Türkiye'sini anlattığımızı düşündünüz.

Evet Ruritanya hayali bir ülke ama kitapta anlatılan 15 Temmuz Türkiye'si değil. Kitapta anlatılan 31 Mart Osmanlısı ve 31 Mart Vakasının iç yüzü.

Prof. Dr. Necmettin ALKAN 'ın Doçent iken 2011 de Timaş Yayınlarından çıkmış bir kitabı.

Kitabın ismi "Selanik İstanbul'a Karşı - 31 Mart Vakası ve 2.Abdulhamid'in Tahttan İndirilmesi"

...

100 yıl Önce Sabetaist Selanik İstanbul'a karşıydı. İhtilalimsi bir girişimle İstanbul'u yenip , sistemi değiştirerek iktidarı elegeçirmişti. Şimdi ise Pakraduni Siirt-Batman-Şırnak-Diyarbakır-Rize ve Darende-Kemaliye-Zara üçgeni Ankara görünümlü Selanik'e karşı...

Ve iş "krallık gücünün" değiştirilmesini hedefleyen son darbeye kaldı...

...

Kişiler ve gruplar değişse de olaylar değişmiyor. Tarih tekerrürden ibaretttir diyen boşa dememiş...

2 Kasım 2016 Çarşamba

Korkut ÖZAL'ın İrtihali- Bir Pakraduni Hikayesi




Korkut ÖZAL vefat etmiş.

Herkes onu Turgut ÖZAL’ın kardeşi olarak tanır. Hatta bu tanıma birazda bulunduğu konumlara Turgut ÖZAL’ın kardeşi olması hasebiyle geldiği gibi bir örtülü anlamda içerir.

Oysa

Yaşça küçük olan Korkut ÖZAL’dır. Her iki kardeş 1950’li yıllarda İTÜ’de lisanslarını tamamlayıp lisansüstü eğitim için ABD’ye gidiyorlar. Bir bankada memur olan baba ile öğretmen annenin çocukları. Baba tarafı Malatyalı anne tarafı Tuncelili olan taşradan birinin eğitim için yurtdışına nasıl gittiği ve eğitim masraflarını nasıl karşıladığı ve nerelerden burs sağladığı hep muamma olmakla birlikte her iki kardeş bu işi başarıyorlar. Üstelik bu dönemde her iki kardeşte evli ve çocukları var.

ABD’den dönüşte Turgut Elektrik İşleri Etüd İdaresinde mühendis olarak çalışırken Korkut ODTÜ de öğretim görevlisi oluyor ve 1965 te Profesör oluyor.

Turgut , S. Demirel’in de desteğiyle DPT’de bir süre çalışırken (aynı dönemde DPT’de çalışan Yalçın Küçük’ün Turgut ÖZAL ile ilgili düşünceleri ilginçtir. Kitaplarında vardır bulursanız okuyun) bir sürede özel sektörde çalışıyor.

Korkut 1973 yılında MSP’den Erzurum Milletvekili seçiliyor. 1974 ve 1975 lerde kurulan hükümetlerde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı. Bu dönemde Turgut mühendislik yaparak para kazanma peşinde.

1977 yılında her iki kardeş MSP’den milletvekili olabilmek için seçime giriyor. Korkut bir kez daha Erzurum’dan milletvekili seçilip kurulan MC Hükümetinde İçişleri Bakanı olurken İzmir’den aday olan Turgut seçimi kazanamıyor. Seçim çalışmaları sırasında en büyük desteği o dönemde İzmir’de yaşayan F. GÜLEN yapıyor. (Bu dayanışma 1980 sonrası devam edecek F. Gülen grubu gerek Özal gerekse ondan sonraki iktidarların -özellikle AKP’nin- katkıları ile büyüyüp gelişecek ve 2016 yılında ülke yönetimini elegeçirme denemesi yapacaktır.)

Turgut’un siyasete atılması için gereken bağlantılar Korkut tarafından sağlanıyor . Yani küçük kardeş ağabeyine referans oluyor. Siyasette önünü açıyor.

1980 ihtilali ve dizayn edilen siyasetle Turgut’un önü açılırken Korkut siyasi yasaklı. Ayrıca geçirmiş olduğu ağır trafik kazası sebebiyle uzun süre siyasetle uğraşamıyor. Ancak Turgut’un ölümünden sonra 1995 seçimlerinde ANAP’tan aday olarak birkez daha milletvekili seçilecektir. 1997 yılında ANAP’tan istifa ederek Demokrat Partiye katılacak ve Genel Başkan olacaktır.

Demokrat Parti Genel Başkanlığı yaptığı dönemde genelbaşkan vekili olan kişi daha sonra AKP’nin kurucuları arasında bulunup MKYK üyesi olan ve R.Tayyip ERDOĞAN’ın danışmanlığını Hasan Cüneyd ZAPSU’dur. ZAPSU daha önce paylaştığımız “Yerli ve Milli” serisi yazılarımıza da konu olmuş ve teferruatlı bilgi verilmiş bir kişi. (Toplam 5 yazı ,okuduğunuzda ne demek istediğimizi daha net anlayacaksınız)

Bugün öğreniyoruz ki C. ZAPSU Demokrat Parti Genelbaşkan yardımcısı olduğu dönemde R. Tayyip ERDOĞAN’ı iktidara taşımak için 1999 yılında yapılan toplantılara katılmış. Yani kendi partisi dururken bir başkasını iktidara taşımak için çalışmış. Bu alanda T. TÜRKEŞ ve Ş. B. YAHNİCİ tek sanıyorduk değilmiş buraya H.C.ZAPSU’yu da ekledik. Yine ATP ve MHP’nin yanına DP’yi de eklemek lazımmış.

Ayrıca Barış YARKADAŞ’tan öğreniyoruz ki RTE’nin iktidara taşınması ve BOP ile ilgili teklif D. BAYKAL’a ZAPSU aracılığı ile yapılmış. YARKADAŞ her ne kadar BAYKAL’ın bu teklifi kabul etmediğini ileri sürmüşse de yaşanan olaylar ve başka kaynaklardan edindiğimiz bilgiler bu YARKADAŞ’ın bu iddialarını teyit etmemektedir.

Korkut ÖZAL , AKP iktidarının oluşmasını sağlayan gizli kahramanlardan (!). ZAPSU’yu milli görüş dolayısıyla AKP ile tanıştıran kişi K. ÖZAL’dır. Yine ZAPSU ile TOPBAŞ’ları tanıştıran ve BİM’in kurulmasını sağlayan kişi K. ÖZAL’dır.

Bir tv konuşmasında (ulusaltv Ceviz Kabuğu) 40 yıldır bir tarikata bağlı olduğunu söyleyen K. ÖZAL , Çamlıca Subaşı camiinde kadınlı-erkekli birlikte Cuma namazı kılan , cemaate Cuma namazı kıldırarak imamlık yapmaya kalkan başı açık Beyza ZAPSU’nun eşi ,H.Cüneyd ZAPSU’ya referans olarak onu sisteme sokan, birlikte siyaset yapan ve uzun yıllar yanında bulunduran kişidir.

Tüm bu ilişkilere, olaylara normal bir pencereden bakınca anlamlandırmak mümkün görünmüyor.  

Blogumuzda daha önceki paylaştığımız yazılarda Türkiye’nin en büyük probleminin “Kripto Gayrimüslimler” olduğunu söylemiştik. Türkiye’nin derinlerinde bir iktidar değişikliği yaşandığını , son dönemde yaşadığımız pek çok sıkıntının kaynağının bu gizli mücadele olduğunu ifade etmiştik.

Yine AKP’nin bir “Pakradun” hareketi olduğunu belirtmiştik. İşte K. ÖZAL bu pakradun hareketini organize eden, yöneten en önemli figürlerden biriydi.

ÖZAL’ların Pakraduni kökenli olduğunu iddia eden biz değiliz. Bu iddia yaklaşık 15 yıldır var ve kitaplara konu olmuş durumda. Mesela aşağıda linki bulunan Milli Çözüm dergisinin editörü , Refah Partisi seminercisi ve Milli Görüşçü Ahmet AKGÜL’ün “Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler Pakraduniler” isimli kitabı. Kitap 2011 de piyasaya çıktı ve halen satılmakta. Bildiğimiz kadarıyla kitabın yazarına karşı açılmış bir dava ya da toplatılmasına ilişkin bir talep yok. Kitapta aşağıdaki linkte yeralan içerik geniş geniş anlatılmakta…  

            Bugün K.ÖZAL'ın cenazesinde aynı ayin tekrarlanacak mı acaba?
Aynı kitapta bugün Saadet Partisinde olan Oğuzhan ASİLTÜRK ve siyasi dönmeciliğiyle ünlü Doğu PERİNÇEK’in de Pakraduni olduğu bilgisi yeralmakta.

İtiraf edelim ki bu iddiaları ilk duyduğumuzda biraz mesafeli yaklaşmıştık. 2000’li yılların ilk yarısında Turgut ÖZAI’ın cenazesi ile bu iddialar bir tv programında canlıyayında dile getirildi. Bunun üzerine K. ÖZAL telefonla canlıyayına bağlandı. Lafı eveleyip geveleyerek geçiştirme ve topu taca atma yoluna gitti. O tavır Özalların Pakraduniliği hususunun doğru olma ihtimalinin yanlış çıkma ihtimalinden fazla olduğunu düşündürttü.


Korkut ÖZAL vefat etmiş.

Pakradun Hareketinin kurulmasına öncülük eden ve gerek hareket içerisinde gerekse dışarıdaki ilişkileri düzenleyen , hareketin organize bir şekilde Siyasal İktidarı elegeçirmesini sağlayan en önemli figürlerden biriydi. Son 15 Temmuz hadisesininde katkısıyla yeniden dizayn edilecek “Devlet”te asıl iktidarı da elegeçirecekler gibi görünüyor. Bu günleri göremediği için onun adına üzelmeli miyiz?

Bilemiyoruz…

            AKP'yi iktidara taşıyan vakıf, dernek gibi tüm kurumlarda kurucu, başkan , üye , danışman olarak K. ÖZAL'ı görebilirsiniz. Bu sebeple Siyasal İslamcılar methiyeler dizerek onun mümin olduğuna ve İslam'a hizmet ettiğine şehadet edeceklerdir.

Biz Hangi İslam'a hizmet etti diye soralım ve toprağı bol olsun demekle yetinelim…

13 Haziran 2016 Pazartesi

AKŞENER- Sabetaist Oligarşinin Varlık Yokluk Mücadelesi...



          MHP'deki karmaşa devam ediyor. Tüzük değişikliğine ilişkin kongrenin ne zaman yapılacağı muamma. Çağrı heyeti 19 Haziranda yapılacağını ilan ederken MHP yönetimi 15 Temmuzda seçimli olağanüstü genel kurula gidileceğini açıkladı.

          Bu hengamede MHP'nin içindeki taraflarla dışarıdaki taraflar(!) çalışmalarına ve birbirlerini yıpratmaya devam ediyorlar.

           Enson iddia AKP'nin adeta yayın organı gibi çalışan Yeni Şafak Gazetesinden geldi.

           Yeni Şafak yazarı Hasan ÖZTÜRK  köşesinde "Meral AKŞENER'in Sabetaist olduğu iddia edilen Osman KAVALA ile teyze çocuğu dolayısıyla dönme olduğunu" yazdı.

           Osman KAVALA yaptığı bir açıklama ile Meral AKŞENER ile kuzen olmadıklarını ancak ortak kuzenleri olduğunu (yani AKŞENER'in kendisinin kuzeninin kuzeni) belirtti. Ayrıca sözkonusu yazıda yeralan başkaca bir kısım iddiaları da yalanladı.

          Osman KAVALA'nın açıklaması doğru ise AKŞENER ile KAVALA arasında doğrudan olmasa bile dolaylı da olsa bir akrabalık var demektir.

           2014 te Bilecik'te bir toplantıya katılan AKŞENER'le ilgili yerel basında (belekomahaber) çıkan haberlerde de AKŞENER için övgü dolu kelimeleri kullanılırken ayrıca bir "Selaniklilik" vurgusu da yapılıyordu.

           Yine seçim çalışmaları esnasında Kayabaşı Selanikliler Derneğini ziyaret eden AKŞENER "Köyüne hoşgeldin mari" ifadelerine attığı kahkaha ile cevap veriyordu.

          bursaselanikgöcmenleri.com internet sitesinde de AKŞENER'den "Selanikli Hemşehrimiz" diye bahsediliyor.

          Mübadele ile Yunanistan'dan yaklaşık 550 Bin kişi Anadolu'ya geldi. Bunların tamamına Sabetaist demek abesle iştigal olur. Ancak kayda değer bir kısmının Sabetaist olduğu da bir gerçek. Sırf Selanik kökenli olmasından dolayı AKŞENER'in sabetaist olduğunu söylemek pek mümkün değil.

          Ancak

          Kavalalar ile söylendiği gibi bir akrabalık varsa olayın rengi değişiyor. İnternette yaptığımız taramada AKŞENER'in Kavalalarla akraba olmadıklarına dair bir açıklaması yok. (Sağcı bir siyasetçinin bu tür ithamlara karşı herhangi bir beyanda bulunmaması ilginç) Üstelik Osman KAVALA'nın yaptığı açıklamada bahsi geçen düğünde AKŞENER "biz üç kuzen" ifadesini kullanıyor.

          Burada bahsi geçen 3 kuzenden biri kendisi diğeri ise Osman KAVALA. Üçüncü kuzen mi? O da damat Burak BÖLÜKBAŞI.

          BURAK BÖLÜKBAŞI'nın MHP'nin ilk hali CMKP'nin kurucusu Osman BÖLÜKBAŞI , MHP'nin son dönemlerdeki genelbaşkan yardımcısı Deniz BÖLÜKBAŞI ya da filozof Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI  ile bir akrabalık ilişkisi var mıdır?

          Bilemiyoruz.

          Bununla birlikte internet üzerinde yayınlanan Sabetaist listelerine bakıldığında BÖLÜKBAŞI soyadını listelerde görebiliyoruz Tıpkı KAVALA soyismini gördüğümüz gibi.

           Bu arada Meral AKŞENER'in kızlık soyadı için internette yaptığımız taramada bir sonuç alamadık. Türkiye'de Bakanlık , Milletvekilliği ve Meclis Başkan Vekilliği yapmış birinin kızlık soyadının nerdeyse hiçbir kayıtta bulunmaması ilginç.

           Ancak "Meral AKŞENER'in ağabeyi" şeklinde yaptığımız taramada sonuçlara ulaştık. Burada da internet üzerinde "Gürel" , " Gürer" , ''Gurer'' ve "Güler" şeklinde farklı kullanımlara tanık olduk. Acaba hangisi gerçek kızlık soyadı?

           Tüm bu bilgiler bize AKŞENER'in sabetaist olma ihtimalinin kuvvetli olduğunu gösteriyor.

           ...

          Daha önce de belirtmiştik. 1999 seçimlerinde MHP listelerinde 150 sabetaist aday vardı. Bu sebeple MHP içinde sabetaist bulunması ve bunlardan birinin AKŞENER olması  bize şaşırtıcı gelmez.

          Bize şaşırtıcı gelen 2010 yılına kadar Sabetaistleri partide baş köşeye oturtan BAHÇELİ'nin bu 2010 yılından sonra Sabetaistleri birer birer partiden uzaklaştırması ve Pakraduni AKP iktidarına yaklaşmasıdır. Evet doğru duydunuz BAHÇELİ son dönemde AKP politikalarının stepnesi gibi davranıyor. AKP ne zaman sıkışsa BAHÇELİ eylem ve söylemleri ile yardımına koşuyor. Bunu biz iddia etmiyoruz. Başta MHP içindeki muhalifler olmak üzere pek çok kişi böyle düşünüyor ve bunu dillendiriyor.

         Meral AKŞENER'in dönme olduğuna yönelik iddiaların benzeri Devlet BAHÇELİ içinde geçerli. BAHÇELİ'nin Ermeni dönmesi olduğu yönünde iddialar var. Tarihçi Cezmi YURTSEVER , BAHÇELİ'nin ermeni olduğu ile ilgili iddiaların doğru olmadığını belirtirken BAHÇELİ ile R.T. ERDOĞAN'ın akraba olduklarını iddia ediyor.

          Cezmi YURTSEVER'in akrabalık iddiası doğru ise bu bizi Pakradun bir iktidar-muhalefet düzlemine götürecek ve hep şüphe ile yaklaştığımız BAHÇELİ'nin Ermeni (görünüş olarak) olduğu yolundaki iddiaların, son 6 yıl içerisindeki davranışları ve siyasi duruşu ile, anlamlı hale gelmesi sonucuna götürecektir.

          ...

         Bu iddialar doğru ise;

         Bugün yaşanan mücadele MHP içerisindeki Sabetaist- Pakraduni mücadelesine benziyor. Dahası devlet sistemi içerisindeki iktidar mücadelesinde MHP savaş alanı olarak kullanılıyor. Mücadele  Türkiye'nin geleceğine yön vereceği gibi S. Sevi ahvadının bürokratik oligarşideki varlık yokluk mücadelesi olacak aynı zamanda. Hatta 15 yıldır kaybettikleri savaştaki belki de son direnç noktaları. AKŞENER (kendisi olmasa bile etrafındaki kümenin önemli bir kesimi) liderliğinde başarırlarsa kaybettikleri bir mevziiyi yeniden ele geçirmiş olarak mücadeleyi daha uzun zamana yayıp varolmaya devam edecekler.

          Türkler mi?

          Marabalığa ve dönmelerin değirmenine su taşımaya devam...

         

11 Nisan 2016 Pazartesi

Karaman'ın düşündürdükleri : Tanrıyı Kıyamete Zorlamak mı?



          "Mehdi bizim tembelliğimizin adıdır" der rahmetli Aliya İZZETBEGOVİÇ,

          Yüzyıllardır dünya üzerindeki muhtelif inanç grupları gökten inecek ya da yeryüzüne gelecek bir varlığın yeryüzündeki fitne ve fesadı kaldıracağına, adaleti tesis edeceğine inanır. Bu inanç grupları öylesine farklıdır ki normal şartlarda bir araya gelmeleri mümkün değildir.

          Gelecek bu kişi/varlığın ismi değişiklikler arzetse de nitelikleri o kadar birbirine benzer ki neredeyse aynı kişi/varlıktan bahsedildiğini düşünürsünüz.

          Hristiyan ve Yahudi inancında mesih olarak nitelendirilen bu kişi/varlığın müslümanlardaki karşılığı mehdidir.

          Mesih inancı tahrif edilmemiş Tevrat'ta var mıdır? Bilemiyoruz Ancak bugünkü Yahudi inancında ve başta kabbala olmak üzere bugün kullanılan bazı kitaplarda var.

         Yeryüzüne dağılmış ve rahat durmadıkları için sürekli takibata uğramış Yahudiler mesihin geleceğine ve kendilerini kurtararak Yahudileri İsrail'de toplayarak büyük İsrail'i kuracağına inanmışlardır. Bu sebeple neredeyse her yüzyılda bir İsrailoğulları arasında mesih olduğunu iddia eden birileri çıkmıştır.

        İsrailoğulları içerisinden bilinen en ünlü mesih Hz.İsa'dır. Ancak İsrailoğulları Hz. İsa'nın sahte mesih olduğu iddiası ile ona inanmamış ve peygamberliğini kabul etmeyerek onu bir sahtekar olarak nitelendirmişlerdir. Hz. İsa İsrailoğulları içerisine gönderilmesine rağmen getirdiği din Avrupa kıtasında taraftar bulabilmiştir.

        Hz. İsa bu alanda tek değildir. İsrailoğulları içerisinde neredeyse her yüz yılda bir Mesihlik iddiası ile birileri ortaya çıkmış ve bir kısım Yahudi bu kişilerin ardından gitmiştir. 1100 li yıllarda Kuzey Irak bölgesinde ortaya çıkan D. Elroy ve 1665-1666 da Mesihliğini iddia eden S. Sevi gibi

        Yine Hristiyanlar içerisinde de mesihin geleceğine inanan güçlü bir damar vardır. Neocon adı verilen gruplar gibi , Yehova Şahitleri gibi...

        Müslümanlar arasında da Mesihliğe paralel bir Mehdilik inancı mevcuttur.  İslamın birincil kaynağı Kur'an-ı Kerim'de mehdiye ya da geleceğine ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak bazı ayetlerden yorum yoluyla mehdi inancının Kur'an da bulunduğunu ileri sürenler vardır.  Dahası ikincil kaynak olarak nitelendirilen hadis kitaplarının en önemlileri kabul edilen Buhari ve Ebu Müslim'de de Mehdilikle ilgili herhangi bir hadis yeralmamaktadır. Diğer büyük hadis kitapları ile diğer bazı kitaplarda alimlerce çoğunun uydurma , bir kısmının da zayıf olduğu kabul edilen yaklaşık 40 kadar hadis vardır. Buradan yola çıkan bazı kişiler mehdilik inancının Yahudiler tarafından sonradan İslam'ın içerisine sokulduğunu dile getirmektedir.

         Müslümanlar arasında görülen mehdi inancı daha çok Şia arasında yayılmış olup dönem dönem mehdi olduğunu iddia eden kişiler ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkanlardan Abdullah isimli birisi Yahudi D. Elroy'un Mesihliğini ilan ettiği Kuzey Irak'ta ve aynı dönemde ortaya çıkmış ve Selçuklu'nun Musul Atabeyi tarafından yakalanarak yargılanmış ve D. Elroy ile birlikte Diyarbakır surlarında asılmıştır.

        Yine S. Sevi'nin Mesihliğini iddia ettiği günlerde Balkanlarda mehdiliğini iddia eden bir kişi yakalanarak sorguya çekilmiş bu sorgu esnasında mehdilik iddiasından vazgeçmesi ve tövbe etmesi sebebiyle affedilerek S. Sevi gibi devlet tarafından maaşa bağlanmıştır.

          Bu olaylar göstermektedir ki Şia 'da ya da Şia'dan etkilenen İslami grup ve yapılarda güçlü bir mehdi inancı vardır. Siyasal İslamcı olarak nitelendirilen gruplarda da bu inanç güçlüdür.

         S. Sevi Kudüs'te Mesihliğini iddia ettikten sonra karayoluyla Halep üzerinden İzmir'e dönmüştür. G. Scholem' den edindiğimiz bilgiye göre S. Sevi Halep'ten hareket ettiğinde kendisine inanan bir grup Türkmen dervişte onunla beraberdir. Bu dervişlerin ne kadar süre S. Sevi'nin yanında kaldığını bilemiyoruz. Ancak S. Sevi'nin sorgu amacıyla İstanbul'da bulunduğu tutulduğu günlerde istanbul'da lehine nümayiş yapanlar arasında Bektaşi dervişlerde bulunduğu ve bu dervişlerin Subaşı tarafından esaslı bir şekilde dövüldüğü yine G. Scholem'in kitabında yeralmaktadır. Halep'ten çıkan dervişlerle dayak yiyen dervişler aynı kişiler midir bu konuda bir bilgi yoktur.

          S. Sevi'ye iman eden grubun içerisinde Mısır'dan çalıştırılmak üzere balkanlara getirilen Hrıstiyan Kıptiler olduğunu da biliyoruz. Yine S. Sevi'ye iman edenler arasında avrupalı milenyumcu hristiyanlarda vardır. S. Sevi cemaati çıkış noktası itibarı ile %100 Yahudilerden oluşan bir cemaat değildir. Ancak cemaate asıl rengini veren Yahudilerdir ve diğer dini/etnik topluluklar ilerleyen dönemde grup içi evlilikler sebebiyleYahudileşmişlerdir.

          Ortodoks Yahudilere göre S. Sevi Mesihlik iddiası ile ortaya çıkmış sahtekarın tekidir. Tıpkı Hazreti İsa gibi. Bununla birlikte milenyumcu olarak tabir edilen Judaik Hristiyan gruplar vardır ve bu gruplar gerek Ortodoks Yahudilerle gerekse Ortodoks Yahudilikten ayrılan Yahudilerle işbirliği yapmaktan çekinmezler.

          Yahudiler mesihin geleceğine inanırlar. Mesih ancak iki şekilde gelebilir ya herkes ahlaklı , inançlı , düzgün olacak ve küfür tamamen ortadan kalkacak ya da ahlaksızlık ve küfür o kadar artacak ki tanrı mesihi yeryüzüne göndermek zorunda kalacaktır. Mesihin gelmesi ile kıyamet süreci başlayacaktır.

          Bugün Yahudi ya da hrıstiyan olması farketmeksizin mesihçi grupların tamamı "Tanrıyı Kıyamete Zorlamak" amacıyla ahlaksızlığı ve küfrü yüceltmekte , hertürlü günahı işlemekte ve günaha teşvik etmektedir.

           Müslümanlar arasında da Mesihin gelmesini bekleyen gruplar vardır. Judaizmden etkilendiği söylenen bu grupların ve İslam anlayışlarının mesihin getirilmesi hususunda da Yahudi ve Judaik-Hristiyan gruplarla aynı düşünmesi ihtimal dahilindedir.

          S. Sevi efradının 1800'lü yıllardan itibaren İslami grup ve Cemaatlere sızdığını , içlerinden Şeyhülislam , Diyanet işleri başkanı , tarikat şeyhi çıktığını , Bektaşilik ve Mevlevilik başta olmak üzere 2.devre rifailik , melamilik gibi tarikatlarda bir hayli sayıda dönme olduğunu ,Yine aynı şekilde bu grubun neredeyse bütün siyasi yapılara sızmış olduğu bu iş üzerine kafa yoranlarca bilinmektedir. S. Sevi taraftarlarına Pakrudunileri eklemekte gerekmektedir. Bugün AKP tabanını oluşturan milli görüş çizgisine yapılan pakraduni sızması ile ilgili Ahmet Akgül'ün Osmanlı'dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler kitabına bakabilirsiniz.

           Tüm bu bilgi ve verilerden hareketle Karaman'da yaşanan erkek çocuklara tecavüz (İnsanlardaki algıyı yumuşatmak için Cinsel İstismar tabiri servis edilse de olay tecavüzdür) olayı ile diğer tecavüz , cinayet vs olayları , yaşanan ahlaki çöküntüyü - özellikle kendilerini islami kesim diyen muhafazakar grupların içerisinde  meydana geldiğini- görünce itikadi açıdan sakat bir kısım Müslümanlarında (!) tanrıyı kıyamete zorlama hususunda Dönme , Yahudi ,  Hrıstiyan gruplarla birlikte hareket ettiğini ve tüm bu akılalmaz ahlaksızlıkların bu hareketin neticesi olduğunu düşünüyoruz. 


         
            

       

1 Eylül 2015 Salı

İKTİDAR SAVAŞI ya da PAKRUDİNLERİN YÜKSELİŞİ




        Türkiye için tarih daha bir hızlı akmaya başladı. Gündem o kadar çabuk ve kolay değişiyor ki tam anlamıyla takip etmek neredeyse imkansız. Bu değişimin birileri tarafından bilinçli bir şekilde yapıldığı ve hızlı gündem değişiklikleri kullanılarak bazı şeylerin toplumun bilgi ve dikkatinden kaçırıldığını görüyoruz.

        Herşey politik hayata endekslenmiş durumda. Politik alan ve paradan para kazananlar dışında hiç kimsenin yaptığı birşey yok. Herkes Ankara merkezli ortaoyununu izlemekle meşgul.

        Bizler ortaoyunu izlerken Türkiye sistematik bir şekilde çökertiliyor. Daha önceki yazımızda bahsettiğimiz sosyal çözülme olabildiğince hızla devam ediyor. Türkiye'de bir dönem kapatılmak istenirken yeni bir dönem de başlatılmaya çalışılıyor.

         Türkiye'de iktidar yavaş yavaş eldeğiştiriyor.

         Bu sözlerimizden kimse siyasal iktidarın eldeğiştirdiği sonucunu çıkarmasın. Kasteddiğimiz sistem içerisindeki güç dengesinin değiştiği...

          Osmanlı'dan Cumhuriyete geçiş Osmanlı sivil ve asker bürokratları vasıtasıyla gerçekleşmiş ve bürokrasiye hakim olan sabataist zihniyet tıpkı Osmanlının son döneminde olduğu gibi "Devlet"e hakim olmuştu. Cumhuriyete kendi renklerini vermiş ve "laik-ulusalcı" bir kimliğe bürünmesini sağlamışlardı.  Bu duruma Kemalizm adını vererek kendilerine hep kalkan yaptılar...

         Geçen zamanda diğer toplumsal grupları gözardı ederek iktidarlarını devam ettirdiler. Zaman zaman sabataist topluluğu oluşturan 3 grup (Kapancılar , Karakaşiler ve Yakubiler) arasında sıkıntılar ve mücadele yaşansa da 1990'lara kadar iktidarlarını sürdürdüler.

          1990'lardan sonra hem dünya üzerinde yaşanan değişime ayak uyduramadılar hem de toplumsal yapı içerisinden gelen dip dalgasına engel olamadılar. İktidarda kalmak için her yolu deneselerde zamanında olayları doğru okuyup pozisyon alamadıkları için iktidar mücadelesini kaybetmiş görünüyorlar.

          Peki onlarla toplumsal tabandan gelerek iktidar mücadelesine giren kim?

         Bu soruya AKP diyen çıkabileceği gibi müslümanlar diyen de çıkabilecektir. Bazı kişiler ılımlı islamcılar , bazıları siyasal islamcılar tabirini kullanacaktır. İsimlendirme herkesin bakış açısına göre değişecektir. Bu tanımlamaların hepsi doğru ve aynı zamanda hepsi de yanlıştır.

         Osmanlı'dan Cumhuriyete geçişte Sabataistlerimiz nasıl önce müslüman (Osmanlı'da ve Atatürk Devrimlerine kadar) sonra laik-ulusalcı kimliğini kullanmışsa bugün de iktidarı elegeçirmek üzere olan yapı müslüman/siyasal islamcı kimliğini kullanmaktadır. Bugün seçimlerde %40'ların üzerinde oy alan AKP pek çok grup ve tarikat üyesini bünyesinde barındırmaktaysa da çekirdek kadrosu Pakrudin/Bağrutinlerden oluşmaktadır.

         Peki kimdir bu Pakrudin ya da Bağrutinler?

         Yaklaşık 100 yıl öncesine kadar Ermeni ve Gürcü görünümlü kripto yahudilerdi şimdi ise bu kimliklerine bir de müslüman kimliği eklediler.Bununla da kalmadılar bir kısmı Ermeni görünümünü "Kürt"e ve "Kürt Alevi"ye çevirdi.  Ermeni ayaklanmalarını organize eden ve Ermenilerle Türklerin arasını bozdukları için Ermenilerin özellikle nefret ettikleri bir topluluk.

          Bu topluluk hakkında burada detaylı bilgi vermeyeceğiz. İsteyenler Avram GALANTE ve Ahmet AKGÜL'ün kitaplarına ya da Türk Tarih Kurumu üyesi tarihçi Levon Panos DABAĞYAN'ın makalelerine bakarak ayrıntılı bilgi edinebilirler.

         AKP ve ülkeyi yöneten çekirdek grubun bu kliğe mensup olduğunu ve ülkeyi ve toplumu kendi düşünce ve inançları çerçevesinde dönüştürdüğünü belirtelim. Önce islami gruplarla siyasal iktidarı elegeçiren bu yapı daha sonra siyasi arenada güçlü islami grupları siyaset arenasından uzaklaştırarak burayı tam anlamıyla elegeçirdi. Siyasal iktidarı kullanarak ekonomik yapıyı değiştirmeye ve servet transferine devam ediyor. Yine siyasal yapıyı kullanarak medya dünyasında sözsahibi oldu.

        Sessiz ve derinden ilerliyorlar. Bu yapının farkına varan o kadar az sayıda insan var ki sesleri duyulmuyor. 100 yıl önce Türklerle-Ermeniler arasında yaşanan sıkıntıların bir benzerini bugün Türklerle-Kürtler arasında oluşturmaya çalışıyorlar. 100 yıl önce yaptıkları ile Millet-i Sadıka olan gerçek Ermenilerin bu coğrafyada yok olmasını sağladılar şimdi ise et ve tırnak gibi birbirinden ayrılamayacak olan Türk ile Kürdü birbirine kırdırarak yok etme eğilimindeler.

        Olaya dini ve siyasi açıdan bakıldığından tüm mücadele Müslüman ve Kürt kimlikleri üzerinden yapılıyor göründüğünden asıl gerçek görülmüyor/görülemiyor. Durum İsrail ile İran'ın Lübnan üzerinde savaşmaları gibi bir durum arz ediyor. İran perde gerisinden Lübnan'daki Hizbullah gibi güçleri kullanırken İsrail de perde gerisinden Hristiyan Falanjistleri vs. kullandı. Sonuç harap ve bitap , yanmış yıkılmış bir Lübnan...

         Pakrudin/Bağrudinler ile Sabetaistler arasındaki iktidar savaş devam ediyor. Bu savaşta  ezilen ve ezilecek olan Türkmen ,Kürt , Çerkes , Boşnak vs. farketmeksizin Anadolu'nun bahtı kara çocuklarıdır. Çatışma başka kimlikler üzerinden ve başka alanlarda yapıldığından düşmanın kimliği algılanamıyor ve savunma pozisyonu alınamıyor. Siyasetçilerde burunlarının ucunu görmekten aciz...

         Gerçeği gören çok az insan var. Bunlardan biri de Kürt-İslamcı yazar Müfit YÜKSEL.  Müfit YÜKSEL geçmişte Ermeni görünümlü Yahudiler kullanılarak Ermenilerin bu coğrafyayı terketmek zorunda kaldığını şimdi ise nasyonal sosyalist PKK/HDP içindeki Kürt görünümlü kişiler kullanılarak bu coğrafyanın kana bulanacağını görmüş bulunmaktadır. Haykırışının sebebi budur. Müfit YÜKSEL sosyal paylaşım siteleri üzerinden bu konu ile ilgili paylaşımlar yaparak kamuoyunu uyarmaya çalışmaktadır. Onun deyimi ile Pakrudinler diğer tüm gruplardan daha gaddar ve acımasız bir grup...

          Son 15 yıldır filler bu ülke çocuklarının üzerinde tepişiyor. İnşallah hep birlikte ezilmeyiz...