sabetaist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabetaist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2020 Cumartesi

Tarikattan Hanedana

Uşşaki Tarikatı diye bir tarikat varmış. İsmini yeni duydum (Benim eksikliğimdir). Bu tarikatın Lideri müridinin 12 yaşındaki kızına cinsel saldırıda bulunmuş. Olay sonrası tutuklandı.
Bu dönemde medyaya düşen ses kaydına göre kendisine "mehdi" diyor. Yine "bana bir şey olursa bu tarikat biter" cümlesi de kendisine ait. Bir ara tacizde bulunduğu kızın babasına "Beni öldürüp mehdi sen ol" diye takılıyor. Kızın babası ile konuşurken takındığı tavır, yer yer gülme, olayı basitleştirme insana "yuh" dedirtecek cinsten. Babanın tavrının da "şeyhinden aşağı kalır" yanı yok.
Olayla ilgili tüm haberlere yayın yasağı getirildi.
Bu tür hadiselerde "yayın yasağı" getirilmesinin olayın iğrençliğinin kamudan gizlenmesi "masumiyet karinesi" gibi hukuk kurallarının gözönünde bulundurulması vs. ile alakası yok. Konu tamamen iktidarı korumakla alakalı.
iktidar ne alaka diyenlerin Hacı Bayram Veli Camii çevre düzenlemesi ve kitapçılar çarşısı açılışında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte kimlerin açılış kurdelasını kestiğine bir bakmalarını tavsiye ederiz. Adam devletin protokolüne girmiş Cumhurbaşkanı ile birlikte kurdela kesiyor. Dönemin Bakanları Emrullah İşler ve Yalçın Akdoğan'ın arasında protokolde oturuyor. İ. Melih Gökçek ve Ahmet Misbah Demircan ile sohbet ediyor.... Olayın medyada yeralması bu görüntülerin de gündeme gelmesi demek. Sapık herifin medyaya düşen telefon görüşmesinde mağdure çocuğun babasına dediği gibi "kafirlere laf düşürmemek" lazım. Mevzuu bu aslında...
Bu olaylar yaşanırken sosyalmedyda bir yorum dikkatimi çekti. Paylaşım yapan kişi bu tür tarikatların ve sahte şeyhlerin ortaya çıkmasının nedenini 1924-1945 yılları arasındaki izlenen politikalara bağladı. Bu dönemde "dini alanlar daraltıldı, kadim tasavvuf ve tarikatları yasaklarken gayrisahih , hüdayinabit, silsilesi olmayan tarikat ve cemaatlere yol verildi" diyerek bugünkü bozukluğu da o cumhuriyetin kuruluş döneminde izlenen politikalara bağlıyordu.
Muhafazakar kesimde her olumsuzluğu Cumhuriyetin kuruluş dönemine ve CHP'ye atfetme hastalığı var. Bu düşüncede bunun yansımasından başka birşey değil.
Evet Cumhuriyetin kuruluş dönemi dini alanı daraltmıştır. Eyvallah da ortada o dönemde de sağlıklı bir dine alan yoktur ki. Silsilesi olan kadim tarikatlar dediği tarikatların neredeyse tamamında tarikat silsilesi "hanedan silsilesine" dönüşmüştür. Tarikatlar şeyhliğin babadan oğula, kardeşten kardeşe geçtiği yapılara dönüş. Halen öyle devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda bu konuda birkaç paylaşım yapmıştım diye hatırlıyorum. Teferruata girmeden kısaca tekrarlayayım.
Bayramoğlu ve Koç aileleri aile kökenlerini Hacı Bayram-ı Veli'ye bağlarlar. Bununla ilgili silsile bile yayınlamışlardır. Yine Abdullah Gül kendisini Şeyh Tennuri efendiye bağlayan bir soykütüğü paylaşmıştı. Her iki silsile de hatalıdır. Bayramoğlu-Koç Ailelerinin silsilesini Murat Bardakçı da bir yazısında kullandı. Silsiledeki hataları içeren bir yazı gönderdim ama bu konuda susmayı tercih etti. Bunun üzerine bu blokta 2 yazı yayınladım. Yazılar halen blokta yeralmaktadır.
Diğer yandan özellikle 18 ve 19.yüzyıllarda tarikatlara oldukça fazla sızma oldu. Başta sabetaistler olmak üzere pek çok dönme yapı bu tarikatlara nüfuz etti. Örnek mi? Selanik Mevlevi Şeyhi (Karakaş) İshak Dede ki aynı zamanda "Ogan" (Sabetaist dini lider) da olan bu kişi Sabetaizm ile Mevlevilik ritüellerini birlikte yaptırıyordu. Mübadele sonrası İzmir tarafına yerleşti orada şeyhliğe devam etti. Yine Selanikli Esad Dede. Kendisi Sabetaist Bezmen ailesine mensuptu ve dönemin Uşşaki Tarikatı şeyhine de Fatih medresesinde dersler vermişti.
Karakaşlar ağırlıklı olarak Mevlevilik'e meylederken Kapancılar Bektaşilik'e giriyordu. Her iki grup Üsküdar'daki Aziz Mahmut Hüdayi dergahına inşa aşamasında maddi destek veriyordu. Bir kısım Sabetaist Niyazi Mısri'den dolayı Melamilik'e intisap ediyordu. Sabetay Sevi ile Niyazi Mısri aynı dönemde yaşamışlar ve Sabetay Sevi'nin Edirne'de yargılandığı dönemde bir süre başbaşa sohbetler etmişlerdi. Batıda Sabetaistlerin yaptığı tarikata sızma işini doğuda Ermeni, Stavri, kromni, Rum, Pakraduni... dönmeler yapıyordu. Bu sebeple neredeyse tarikatların tamamı mecraından çıkmıştı. Cumhuriyet kurulurken ve tek parti döneminde 1 tarikat hariç tarikatlar yasaklanırken tarikat mensuplarının devlet içinde görev almalarına ses çıkarılmamıştı. 1924-1945 yılları arasında genelkurmay başkanlığı yapmış Fevzi Çakmak Arusi Tarikatına mensuptu. O dönemin Milli Eğitim Bakanı olan ve Serdengeçti'nin "Yüksek Vekaletin Alçak Vekiline" şeklinde hitabetine mazhar olan(!) Hasan Ali Yücel bir Mevlevi Şeyhiydi. Cumhuriyeti kuran bürokrasi kadrosunda pek çok tarikat şeyhi ve mürid yeralmıştı.
Tüm tarikatlar yasaklanırken dokunulmayan tek tarikat Kenan Rıfai ismini kullanan "Papyonlu Şeyh" Kenan Büyükaksoy'un 2.devre Rıfailik tarikatıydı. Tarikatların kapatılmasını "Hakk'ın Tasarrufu" olarak nitelendiren Selanik doğumlu dönme ve mason Kenan Rıfai'nin tarikatına ve dergahına dokunulmadı. Onun dergahından çıkan ve kadın şeyhler Nazlı hanım, Semiha Cemal, Semiha Ayverdi, Meşkûre Sargut ve Cemalnur Sargut üzerinden yürüyen tarikat bugün TRT de program yapmaktadır. TRT'ye çıkmaları AKP iktidarının ortalarına rastlar.
1924-1945 yılları arasındaki durumla ilgili paylaşımın bir kısmı doğru, bir kısmı eksik ve bir kısmı da hatalıdır. Tarikat kavramı bugün itibarıyla dinden ziyade sosyolojik bir olgudur ve kadim dönemlerden kalan tarikat kavramından kopmuştur. Geçmişteki tarikatlarla bugünkü tarikatlar arsında isim benzerliğinden başka bir ortak payda görünmüyor. Geçmişe bakıp bugünkü tarikatları savunmak pek mümkün değil. Yanmaz kefen , kaymaz nalın pazarlayan Cübbeli Ahmet'in Nakşıbendi Tarikatı(!)na kim Şah-ı Nakşıbendi'nin kurduğu tarikat diyebilir?

3 Mayıs 2020 Pazar

S. Sevi'nin Nathan'ı , Hitler'in Goebbels'i Vardı. Peki Ya AKP'nin?

          Gershom Scholem'in Sabatay SEVİ Mesih mi? Sahte Peygamber mi? (Burak Yayınları 2001) kitabını yeni bitirdim.

          4. sayfadaki künyede kitabın ismi Sabbataı Sevi - The Mystical Messiah olarak yazılmış. Yine aynı sayfada kitabın 1973 yılında basılan İngilizce edisyonundan çevirildiği anlaşılıyor. Bu kitap 2001 baskı. İlgi çekmesi amacıyla ismi değiştirilerek yayınlanmış anlaşılan. Aynı İngilizce baskısından faydalanılarak kitap yanılmıyorsam 2010 ya da 2011 yılında Kabalcı Yayınevi tarafından "Sabetay Sevi- Mistik Mesih" adıyla yayınlanmıştı.

          Gershom Scholem'in orijinal kitabı 1000 sayfa. Kabalcı Yayınlarından çıkan kitap 845 sayfa civarındaydı. Çeviriden mi kısaldı yoksa birileri sansür mü uyguladı bilinmez. Burak Yayınlarından çıkan kitap ise 432 sayfa. Sizin anlayacağınız "kuşa dönmüş" kitap. Kabalcı Yayınlarının baskısı gerçekten çeviriden kaynaklanmış olabilir ama atıf yapılan sayfaların uyuşmaması insanın zihninde soru işaretleri oluşturuyor. Diyelim ki 655.sayfayı okuyorsunuz. Sayfada bir dipnot var. Dipnotta diyor ki ayrıntı için 875.sayfaya bakınız. Bakıyorsunuz 875. sayfa yok kitapta. Sonraki baskılarda düzelttiler mi? Bilmiyorum ama okumaya karar verirseniz yine de Kabalcı Yayınlarından çıkan edisyonu okuyunuz.

          Yayınevleri sansür yapar mı? Bu ülkede herşey olur.

          Türkiye'deki "kripto Yahudiler" konusunda en bilgili kişi Avram Galante'dir. Galante'nin "Pakraduniler" üzerine yazılmış bir kitabı vardır. Kitap İstanbul'da Fransızca olarak basılmış. 1933 yılında yapılan 4. baskısının fotokopisini gördüm. Kitap Türkiye'de hiçbir kütüphanede yok. Bugüne kadar da Türkçe'ye çevrilmemiş. Birkaç yıl önce Kürt kökenli Siyasal İslamcılara yakın bir sosyolog kitabın bir nüshasını (muhtemelen fotokopisi) elde etti ve kitabı çevirtti. Ancak iş baskı aşamasına gelince baskıdan vazgeçti. Sebebi sorulduğunda " Kitabın son bölümünde bir iddia var. Bu bölgedeki Araplarla ilgili. Bu kitaptan dolayı o Arapları gücendiremezdik. Töhmet altına bırakamazdık..." şeklinde oldu. Yine konuşmanın ilerleyen bölümünde "Gerçi Pakraduniler ciddi bir sorun. İslami Kesim içinde dahi" diyordu. Bu konuşmanın üzerinden yaklaşık 4 yıl geçti ve kitap halen basılmadı. Kabaca söylemek gerekirse Avram Galante kitabında Siirt'teki Arap kökenli bazı kişilerin aslında Pakraduni olduklarını yazmış anlaşılan. Emine Erdoğan ve ailesi Arap. Bununla birlikte geçmişte Emine Erdoğan'ın mensup olduğu "Gülbaran" ailesinin aslında Yahudi kökenden geldiği iddia edilmişti. Galante'nin kitabının yayınlanması halinde bu iddialar yine gündeme gelecek ve iş Tayyip Erdoğan'ın Pakraduni olduğu iddialarına kadar gidecekti. (ki daha önce Ergun Poyraz'ın kitaplarında bu tür iddialar yer almıştı) Bu sosyolog arkadaş bir anlamda bunun önüne geçmek için kitabı yayınlamaktan vazgeçti. Yani bir anlamda kitabın tamamına sansür uyguladı ve bastırmadı.

           Rizelilerle Siirtliler arasında yapılan evliliklere "dikkat" şeklinde küçük bir not düşelim buraya.

           Amacımız kitap tanıtmak değil elbette.

           Kitabı okurken sık sık günümüz Türkiyesi canlandı gözümün önünde. Sabetay Sevi'yi bu ülkede herkes bilir de (en azından ismen ve dönme olarak) arkasındaki gerçek gücün kim olduğunu kimse bilmez. Luriacı Kabalizmi , Gazzeli Benjamin Nathan Eskenazi'yi kimse duymamıştır. Ya da haksızlık etmeyelim çok az kişi duymuştur.

           Sabetay Sevi mesihtir. Gazzeli Nathan ise onun Peygamberi (İsrailoğullarındaki peygamber anlayışı İslam inancındaki Peygamber anlayışı ile aynı değildir. Scholem'e göre Sabetaist Hareketin doruğa ulaştığı dönemde sadece Kudüs'te 200 kadın peygamber vardır). Aslında sabetay Sevi'yi Sabetay Sevi'nin mesih olduğuna ikna eden kişi. Sadece Sabetay Sevi'yi değil tüm "meamin"leri ikna eden kişidir. Sabetay Sevi'nin mesihliğini açıkladığı 1665 Eylül'ünden bugüne kadar gerek Sabetay Sevi'nin gerekse sonradan oluşan Sabetaist Hareketin ideoloğu. Peygamberlik konusunda Nathan yalnız değildir. Sabetay Sevi'nin Nathan'dan başka yüzlerce peygamberi vardır.

           Gershom Scholem'e göre Sabetay Sevi psikolojik sorunları olan manik-depresif bir kişiliktir. Özellikle manik dönemlerinde hareketlerini ve sözlerini kontrol edememekte ve sürekli yanlışlar yapıp potlar kırmaktadır. Taraftarlarına ümit aşılamak için sürekli vaadlerde bulunmakta, kurtuluş tarihleri vermektedir. Verdiği tüm tarihlerin yanlış çıkması , kırdığı potların ya da yanlış anlaşılabilecek cümlelerin düzeltilmesi/tevil edilmesi , hareketin PR çalışmaları vs. başta Nathan olmak üzere çevresindeki peygamberlere düşmüştür. Nathan ve peygamberler hemen her yere mektuplar gönderip Yahudi cemaatlerini Sabetay Sevi'nin arkasında toplamaya çalışmış, yine bu mektuplarla yaptığı hatalara ilahi ve meşru anlamlar yüklemiş, davranışları, sözleri tevil etmişler ve ortaya toz pembe tablolar çizmişlerdir. Sabetay Sevi'yi takip eden takipçileri de (büyük oranda bu mektupların ve söylemlerin de etkisiyle) savunma mekanizmaları geliştirerek sabetay Sevi'nin söz ve davranışlarını , düşüncelerini aklileştirmiş ve meşrulaştırmışlardır. Öyle ki Sabetay Sevi her ne yaparsa yapsın yaptığı şey ilahi bir zemindedir ve davaya hizmet etmek için yapılmıştır. Öyle ki Sabetay Sevi'nin mesih olduğuna inanmayanlar kafir ilan edilmiştir.

          Şu son paragraf size de tanıdık geldi mi?

          Sabetay Sevi'nin Nathan'ı vardı , Hitler'in de Goebbels'i. Peki ya AKP'nin ?

          AKP'nin de "Pelikan"ı var. Hem de çoğunluğu Sabetay Sevi ekolünden gelen kişiler.

          AKP yandaşları üzerinden bir havuz medyası kurdu ve görsel ve yazılı medyayı neredeyse denetimi altına aldı. AB'nin yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye'deki görsel ve yazılı medyanın %95'i doğrudan ya da dolaylı olarak iktidarın denetiminde. Geriye kalanda büyük oranda CHP'nin kontroünde. Ülkede bağımsız görsel ve yazılı medya organı yok. Bağımsız olan sadece sosyalmedya.

          AKP sosyalmedyayı da kontrol altına almak kamuoyunda "Pelikan" olarak adlandırılan bir yapı oluşturdu. Bu yapı bünyesindeki gazeteci ve yazarlarla görsel ve yazılı medyayı kontrol ederken sosyalmedyayı kontrol etmek içinde binlerce "trol" istihdam edip hesaplar açtırdı. Bu yapı ve troller üzerinden muhalifleri susturmaya çalışıyor. Bugüne kadar istenilen başarı elde edilememiş olmalı ki şimdi sosyalmedya etiği çalışması yapıp etik kurallar yayınlıyorlar. Parti yönetimi etik kuralları yayınlayadursun besledikleri trolleri sağa sola saldırıp küfür etmeye son hız devam ediyor. Bu arada da AKP'nin ortağı Devlet Bahçeli sosyalmedya hesaplarına ancak TC numarası ile girilebilmesi için bir düzenleme yapılmasını isteyerek sosyalmedyanın da bir anlamda iktidarın kontrolüne alınmasının yolunu açmaya çalışıyor.

           ...

          Sabetay Sevi din değiştirip Müslüman olduğunu(!) açıkladığında Yahudi Cemaatinde sıradan vatandaş olup da Sevi'ye iman eden pek çok kişi utancından günlerce evinden çıkamamış, bir kısmı da Batı Avrupa ve Lehistan'a kaçmıştı. Nathan, Sevi'nin avdeti(!)nden sonra 12 yıl daha, Peygamberliğe devam etti. Sevi'den 4 yıl sonra 1680'de Üsküp'te öldü ve oraya defnedildi. Mezarı Sabetaistlerin Hac ve ziyaret yaptığı bir yerdi. İkinci Dünya Savaşı'nda mezarlığa isabet eden bir bomba bu hac alanını yok etti. Sabetaistler S. Sevi'nin Müslüman olmasından(!) sonra hertürlü hakaret ve aşağılamaya aldırış etmeden hayatlarına devam etmişlerdi.

          Bu Pelikan taifesi utanmaz ve arlanmaz. Dedik ya Sabetaist ekolden geliyorlar diye...         

27 Kasım 2019 Çarşamba

Siyasal İslam'dan Sabetaizme ; İskender Evrenosoğlu

Geçtiğimiz günlerde İskender Erol Evrenosoğlu ABD'de vefat etti. Biyografisini merak edenler google'den bakabilirler diyeceğim ama çok fazla bir şey bulabileceklerini sanmıyorum. Ben bulamadım mesela. Annesinin adı Refet  Evrensoğlu ama baba adı hiçbir yerde geçmiyor. Bir konuşmasında tütün eksperi olduğunu ve daha sonra bir fabrikada çalıştığını söylüyor hepsi o kadar. Baba isminin hiçbir yerde yeralmaması ve kendisi tarafından zikredilmemesi ilginç.

Basında 1942 de doğduğu yeralsa da Mihr Vakfının internet sitesinde yeralan biyografisinde 29.11.1933 de doğduğu yazılı. Ticaret Lisesi ve İstanbul Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu Banka ve Muhasebe Bölümü mezunu. ODTÜ'den ekonomi yüksek lisansı var. Bankalarda müfettişlik, şube müdürlüğü yapmış. 1980 sonrası Devlet Planlama Teşkilatında Uzmanlık ve Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulunmuş.

Bu kısım bizi ilgilendirmiyor. Asıl konuya geçiyoruz.

İskender Evrenosoğlu 1986 da Allah ile doğrudan irtibat kurduğunu ileri sürüp Mehdiliğini ilan ediyor. Yetmiyor. Allah ile kurduğu irtibat neticesi olarak Allah tarafından kendisine "Risalet Nurları" isimli kitabın yazdırıldığını iddia ediyor ve Resul olduğunu da söylüyor. İskender Erol Evrenosoğlu yerine "İskender Ali Mihr" ismini kullanmaya başlıyor. M (Mehdi), İ (İmam), H (Halife), R (Resul) kısaltılmasından oluşuyor. Bu kavramları bir araya getirerek Sünni-Şii-Alevi tüm İslami kesimlerin en tepe noktasındaki sıfatları kendisinde topladığına vurgu yapıyor adeta. Bu sıfatlar yetmemiş olacak ki üzerine bir de "Şerif" sıfatını ekliyor. Yani Hz.Hasan üzerinden kendisinin Hz. Ali ve Peygamber efendimiz soyundan geldiğini iddia ediyor.

Diğer taraftan şeceresini Evrenosoğlu ailesine bağlıyor. Balkanların fethinde görev alan ünlü Akıncı Beyi Gazi Evrenos beyin soyundan geldiğini söylüyor.

İskender Evrenosoğlu 1970'lerin başında Doğu Perinçek ekibiyle birlikte takılıyor. O yıllarda Perinçek'in kurduğu İşçi Partisinin kurucuları arasında. 1970'lerin ikinci yarısında birden hidayete eriyor ve kimliğini açıklamadığı "Dayı bey" isimli bir tarikat şeyhine bağlanıyor.

Bu aydınlanma sonrasında "Fesli Kadir" adıyla bilinen Siyasal İslamcı İdeologlardan(!!!) Kadir Mısıroğlu ile yakınlaşıyor. Kadir Mısıroğlu'nun "Sebil Mecmuası"na yazılar yazıyor. Aynı dönemde R.Tayyip Erdoğan'ın dünürü olan Berat Albayrak'ın babası Sadık Albayrak da derginin yazı kadrosunda yeralıyor.  Yazılarında "Seyr-i Süluk" , "Nefsin Kademeleri" gibi konulara dalıyor. Sebil Dergisinin 13 farklı sayısında makalesi yayınlanmış. Aynı zamanda Erbakan'ın "Milli Görüş"ünün "Milli Gazete"sinde köşe yazarlığı yapıyor. Milli Gazete'de de 17 makalesi yayınlanmış.

"Dayı Bey"in vefatından sonra boşluğa düşen Evrenosoğlu "Menzil Tarikatı" ile tanışıyor ve Menzil Şeyhi Muhammed Raşit EROL'a bağlanıyor. Bazı kaynaklarda ismi "İskender Evrenosoğlu" olarak geçerken bazı kaynaklarda "İskender Erol Evrenosoğlu" olarak geçiyor. İsmindeki "Erol" sonradan eklenmiş ve kaynağı Muhammed Raşit Erol'un soyismi olabilir mi? Tarikatın merkezinin bulunduğu "Menzil Köyü"ne gittiğini sohbetlerinde bizzat kendisi söylüyor. Videosunu izlediğinizde bu bağlanma ve ziyaretin laletayn bir bağlanma ve ziyaret olarak göremiyorsunuz.

Sonrasında 1986 yılından itibaren çizgiden çıkıyor ve Allah ile irtibat kurduğunu beyan edip Peygamberlik iddiasında bulunmaya başlıyor. Bu dönemde Mihr Vakfını kuruyor. Özel radyo ve televizyonların yayın hayatına başlaması ile Anadolu'da değişik şehirlerde radyo ve televizyonlar kurarak peygamberi olduğu dini(!) yaymaya çalışıyor. 1990'lı yılların sonlarına doğru bir müridesine tecavüz ettiği iddialarından sonra ABD'ye kaçıyor (Fetö Lideri ile aynı dönemde) ve orada yaşamaya başlıyor. (İlerleyen yıllarda da bazı müridelerine cinsel tacizde bulunduğuna dair iddialar var. İskender Evrenosoğlu ve müridleri bu iddiaların yeraldığı video ve yayınların çok büyük bir kısmını sildirip, yasaklatsa da hala bir kısmına ulaşım mümkün. Arayıp izleyebilirsiniz)

2000'li yılların başında İslama aykırı yayın yaptıkları gerekçesiyle RTÜK tarafından radyo ve tv'lerine 900 gün yayın yasağı getiriliyor. Frekansları engellenen Radyo ve tv'ler kapatılıyor. Bunun üzerine Kanal 7 televizyonu elinde bulunan ve kendi kullanmadığı yayın frekanslarını Evrenosoğlu'nun radyo ve tv'sinin kullanımına tahsis ediyor. Yerel yayın yapan kanallar ceza neticesinde(!) uydu yayınına geçerek ulusal yayın yapıyor. Yasaklanmaya çalışılan Evrenosoğlu Siyasal İslamcılar eliyle ödüllendiriliyor.

AKP iktidarı döneminde bu radyo, tv ve internet siteleri yayın hayatına devam ediyor. 2019 yılı Şubat ayında Diyanet İşleri Başkanlığı konuya uyanıp müdahale ediyor ve neticede Evrenosoğlu'nun internet sitelerine erişim engelleniyor. Ancak İskender Ali Mihr ismiyle bastığı Tefsir(!) müridleri tarafından Anadolu'da tertiplenen salon toplantılarıyla bugüne kadar  dağıtıldı ve dağıtılıyor.

...

Dönmeler ve kripto yapılar kendilerine meşruiyet alanı oluşturmak için öncelikle kendilerine toplum nezdinde itibar sağlayacak şecere oluştururlar. Batı Anadolu ve Balkanlar'da bu şecereler daha çok tarikat şeyhleri, Paşalar, Bürokratlar üzerinden oluşturulurken Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Seyyidler-Şerifler ve İslam dinine hizmet etmiş büyük kişiler üzerinden oluşturulur. Cizre Beylerinin kendi geçmişlerini Halid Bin Velid'e bağlamaları gibi...

İskender Evrenosoğlu da bu tipik davranışı sergilemiş görünüyor. Baba ismi dahil aileye ilişkin ayrıntılı bilgi bulunmadığından Sabetaizm bağlantısını şuan tam olarak kuramıyoruz. Bununla birlikte gerçekten "Evrenosoğlu" ailesine mensupsa Sabetaist olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Evrenosoğlu ailesi Selanik (aslı Anadolu'dan gitmedir) kökenlidir ve Akıncı ailesi olsa da son yüzyılda Sabetaizme bulaşmıştır. Ailenin son dönemdeki en ünlü kişisi "Evrenoszade Rahmi" olarak bilinen İttihat ve Terakki'nin meşhur İzmir Valisi Rahmi Bey'dir. 1874 de Selanik'te doğan Rahmi Bey Balkan Savaşlarında Selanik'in kaybedilmesi sonrası İzmir'e yerleşmiş ve 1.Dünya Savaşı yıllarında İzmir Valiliği yapmıştır. Soyadı kanunundan sonra Rahmi Bey "Arslan" soyadını alırken amca çocukları "Büyükarslan" soyadını almışlardır. Rahmi Bey Sabetaistlerin KARAKAŞ grubundan olan İttihat ve Terakki'nin A takımından Mithat Şükrü Bleda'nın kızkardeşi ile evliydi. Bu evlilikten Alp Arslan isimli bir çocukları olmuştur. Sabetaistlerin kendi grupları dışına bile kız vermediği bir dönemde yapılan bu evlilik Evronoszadelere Sabetaizmin Rahmi beyden çok daha önce dokunduğunu gösterir.

İskender Evrenosoğlu iddia ettiği gibi gerçekten Evrenoszade ise Sabetaisttir. Davranış şekli de Sabetaislerin klasik davranış şekillerine benziyor.

...

İskender Evrenosoğlu bugün Bursa'da  kılınan ve 3 bin kişinin katıldığı cenaze namazı sonrası müslüman mezarlığına defnedildi.

Son Peygamberin Hz. Muhammed (S.A.V.) olduğuna inanan müslümanlar peygamberlik iddiasında bulunan kişiyi İslami usullere göre defnetti. Tabutun üzerine Tevhid Sancağı serilip sancağın  üzerine de Kur'an-ı Kerim ve karanfil bırakılmış.

Rahmet de dilemişlerdir...




   

21 Ocak 2019 Pazartesi

Hrant Dink: Pakradun - Sabetaist Mücadelesine Mi Kurban Gitti?

Bundan tam 12 yıl önce 19 Ocak 2007 de Gazeteci Hrant Dink öldürüldü.

Olayın sıcaklığı içerisinde cinayet önce o dönem benim de içerisinde bulunduğum BBP camiasına ve rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'na yıkılmak istendi.

Bugün olayın Fetö'nün işi olduğu söyleniyor ve yargılama o minval üzerinde devam ediyor.

Aradan tam 12 yıl geçti ve olay hala aydınlatılamadı. Aydınlatılacak gibi de görünmüyor.

Zaman bulursam spesifik bir konu seçip okumalar yaparım. Geçmiş dönemlerde de bir miktar "Hrant Dink'i kim , niçin öldürmek ister?" konusu üzerinde durmuş ve başta kendi yazıları olmak üzere bazı okumalar yapmıştım...

Burada büyükçe bir parantez açıyoruz.

Prof. Dr. Avram Galante pek çok alanda kendini yetiştirmiş 15-20 dil bilen, Niğde milletvekili olan, Niğde ve Ankara Tarihlerini yazan, Yahudilere yönelik "vatandaş Türkçe konuş" başlıklı bildiriler yayınlayarak "Yahudilerin Türklerle bütünleşmesi gerektiğini" savunan bir bilim adamıydı. Toprağı bol olsun.

Galante toplumda çok bilinmez ama "Sabetay Sevi ve Sabetaycıların Gelenekleri" adıyla kaleme aldığı kitabı Sabetaycılık konusundaki temel kaynak kitaptır. Bugün sabetaycılık üzerine yazılmış tüm kitaplarda bir şekilde Galante'ye atıp vardır. Sabetaycılık kavramını literatüre ve hayatımıza sokan kişidir.

Sabetaycılık konusuna meyilli olanlar bu kitabı bilirler ama Galante'nin bir kitabı daha vardır.

Kitap 1931 yılında İstanbul'da Fransızca olarak basılmıştır. Bir kitapta yapılan Les Pacradounis ou Une Secte Armeno-Juive’’/4.baskı:1933 atfından aslında kitabın enaz 4 baskı yaptığını öğreniyoruz. Aslında 20 sayfalık bir risaledir. Kitap Türkiye'de Milli Kütüphane dahil hiçbir kütüphanede bulunmamaktadır. (Kişisel kütüphanelerde var olup olmadığı bilinmiyor.) Kitap basılalı 88 yıl olmasına rağmen Türkçe'ye çevrilmemiş ve hiçbir yerde adı geçmemektedir. Adeta unutturulmuş bir kitapla karşı karşıyayız. Kitabın ismi Türkçe'ye "Pakraduniler ya da bir Ermeni-Yahudi Tarikatı" şeklinde çevirebilir ki kitaptan bahsedenler bu ismi kullanmaktadır. 

Gariptir bu kitap Avram Galante'nin biyografilerin de bile görünmez. Sanki böyle bir kitap hiç yazılmamıştır.

...

1895 de başlayıp 1896 da Ermeni komitacılarca yapılan Osmanlı Bankası baskınının hedefe ulaşmaması ile bastırılan Ermeni kıpırdanmaları sonrası özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bir toplu din değiştirme olayı yaşandı. Kaynaklar sadece 1 gecede 500 Ermeni köyünün din değiştirerek "müslüman" olduğunu yazar. Ancak kaç kişinin din değiştirdiği ve aslında bunlardan kaçının gerçekten müslüman olduğu bilinmez.

...

Geçtiğimiz yıl, Diyarbakır İngiliz konsolosluğunda tercüman olarak çalışırken hakkında vatana ihanetten idam kararı verilen Thomas Mıgırdiçyan ve eşi Esther’in kitapları tek kitap halinde ve “Kürtleşen Ermeniler” adıyla Türkçe'ye çevrildi. Kitapta aslında Ermeni olan ama kendilerini Müslüman Kürt olarak gösteren 14 aşiret hakkında bilgi veriliyordu. Aşiretlerden birinin adı "Pakraduni"ydi. Yine eşinin Halep üzerinden Mısır’a kaçması sonrası kendisi de Dersim üzerinden Rusların elindeki Erzincan'a kaçan ve oradan Moskova üzerinden Londra'ya geçip eşiyle buluşan Esther'de Dersim'de bir süre evinde kaldıkları bir aşiret reisinin kendisine "Ermeni Pakraduni Hanedanının tacını" gösterdiğini kitabında anlatıyordu.

Pakradunilerin sayısı bu kadar var mı?

 3.asırda Erzincan-Ani(Kars) hattını dolaşan Bizanslı gezgin Pavstos bunların sayısını 400 Bin olarak veriyordu. Mıgırdiçyan’ın kitabında ismi Pakradun olarak geçen aşiret Anadolu’da 22 farklı ile yayılmış bir aşiret ve sosyalmedyadaki gruplarında kendi aşiretlerinin üye sayısını 500 Bin kişi olarak veriyorlar.

Burada asıl dikkat edilmesi gereken husus Pakradunilerin sadece Ermeni- Yahudi görünümlü olmamaları Pakradunilerin Gürcü-Yahudi görünümlü olan başka bir kolu daha var. Ermeni-Yahudiler Doğu-Güneydoğu Anadolu ve buradan Kapadokya ve Kilikya bölgelerine doğru dağılırken Gürcü-Yahudi görünümlüler Karadeniz kıyıları ve buradan Marmara’ya doğru dağılmış durumdalar. Yine bazı kaynaklar Kilikya Ermeni Krallığının yıkılmasından sonra bazılarının Kürt Yahudileri içerisine göç ettiğini yazıyor.

...

Türkiye'de ortamın yumuşadığı son yıllarda bir din değiştirme olayı yaşanmaya başladı. 2008 yılına kadar ki mahkeme kayıtlarına göre yaklaşık 2000 kişi başvurmuş ve mahkeme kararıyla Müslüman olan dinini başka bir dinle değiştirmiş. Din değiştiren 2000 kişiden yaklaşık 1800'ü İslam dininden çıkarak Gregoryen Hristiyan olmuş. Gregoryen Hristiyanlık neredeyse sadece Ermenilere has bir mezhep. Üstelik bu kişilerin neredeyse tamamı 70 yaş ve üzerinde. 90 yaşında müslüman iken Gregoryen Hristiyanlığa geçenler var. Hayatının sonuna gelmiş biri niçin din değiştirir?

Parantezi kapatıyoruz.

Hrant Dink Ermeni vatandaşlarımızdan biriydi ve Ermeni vatandaşlarımıza hitap eden Agos Gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yapıyordu.

Ermeni kökenli bazı kişilerin kripto bir şekilde yaşadıklarını yani gerçekte Hristiyan Ermeni olmalarına rağmen kendilerini Müslüman Türk/Kürt olarak gösterdiklerini biliyordu. Artık saklanmaya gerek olmadığını ve ortaya çıkmaları gerektiğine inanıyordu. Bu yönde yazılar yazdı. Yazılar yazmakla kalmadı elinde bu kişilerin kimler olduğunu gösteren bir liste olduğunu şayet bu listedekiler kendileri ortaya çıkıp Hristiyan Ermeni olduklarını açıklamazlarsa kendisinin bu kişileri ve listeyi açıklayacağını belirtti. Listenin açıklanması demek başta Siyasal İslamcılar arasında olmak üzere tüm münafıkların ortaya dökülmesi demekti. İşte bu listeyi açıklayacağını belirtmesinden bir süre sonra Hrant Dink öldürüldü.

Türkiye'de devleti ele geçirmek için 2 güç kıyasıya bir mücadele halindeydi. Bir tarafta Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne devleti ve bürokrasiyi elinde tutan iki kimlikli Sabetaistler diğer yanda devlete ve bürokrasiye yeni yeni ortak olmuş ama yalnızca kendisinin olmasını isteyen üç kimlikli Pakraduniler (ilginçtir Sabetaistlerin Kapancı kolu Pakraduniler ile birlikte hareket ediyor. Bu durum Pakraduniler içerisinde Sabetay Sevi’ye inanan bir grup mu var sorusunu akla getiriyor.). Ve Dink'in açıklayacağını belirttiği listede Pakraduniler de yeralmakta. Pakradun Hanedanlığının 1048 de sona ermesi, Kilikya Ermeni Krallığının -ki Ani’nin düşmesinden sonra buradan kaçan Pakradun Hanedanlığı prensleri tarafından kurulmuştur- 1375'de yıkılışından sonra ilk kez bir devletin yönetimi ellerine geçmek üzereydi. Belki de ellerine bir daha böyle bir şans geçmeyecekti ve birileri olaya çomak sokmak üzereydi. Buna müsaade edilemezdi ve etmediler. Dink ortadan kaldırıldı.

Geçtiğimiz günlerde bir sosyal paylaşım sitesinde paylaşılan bir Türkiye haritası gösterildi. Harita üzerinde bazı işaretler vardı ama küçük olduğundan okunmuyordu. Bu harita ne haritası olabilir diye soruldu. Bazı iller işaretlenmişti. Kaba bir bakıştan sonra "Pakraduni Yerleşim Yerleri Haritası" dedim. Muhatabım "onu nereden çıkardın?" diye sordu ve haritayı büyüterek gösterdi. Türkiye'yi yönetenlerin memleketleri işaretlenerek oluşturulmuş bir haritaymış. 

Yanlış anlamayın tamamen tesadüf...

30 Eylül 2018 Pazar

Adnan Menderes'ten Bir kahraman Çıkmaz...

      17 Eylül tarihi eski Başbakanlardan Adnan Menderes'in ölüm tarihiydi. Bir darbe neticesi darbe mahkemelerinde yargılanarak idama mahkum edilmiş ve hasta/yaralı olmasına rağmen asılarak 17 Eylül 1961 de idam edilmişti.

     Öncelikle belirtmeliyiz ki Sivil ya da Askeri her türlü darbeye karşıyız. Yine darbe hukukuna ve onun yargılamalarına da karşıyız. Hele ki verilen kararlar doğru (Yassıada Mahkemesi kararı kastedilmemiştir. Oradaki hukuki hataları söylemeye gerek duymuyoruz) bile olsa hasta/yaralı bir insanın iyileşmeden idam edilmesinin savunulacak bir tarafı yoktur.

      Adnan Menderes'in mağduriyeti ortadadır. Bunu tartışmanın gereği gereği yoktur.

      Bununla birlikte;

      Adnan Menderes Muhafazakar değildir. Demokrat hiç değildir. Adnan Menderes'e muhafazakar demokrat kisvesi giydirerek -yaşadığı mağduriyetlerin de ardına saklanarak- ondan bir "Kahraman" üretmek mümkün değildir. AKP deki Adnan Menderes duyarlılığı da sevgi ya da acıma değil olsa olsa muhafazakar tabandaki Adnan Menderes mağduriyetine duyulan sempati ve acımayı kullanılmaya yöneliktir

       Öncelikle Adnan Menderes , AKP yöneticilerinin ötekileştirerek kullandıkları ve her fırsatta tahkir etme amacıyla söz sarfettikleri "Beyaz Türklerden" bir aileye Mensuptur. Kendisine "monşer" bile diyebilirsiniz. Kendisi binlerce dönüm arazisi olan bir toprak ağasının oğludur.

      Akrabalık bağları daha daha ilginçtir. Bilindiği gibi İzmir'in ünlü ailelerinden "Evliyazade"ile "Yemişçizade"lerin kızı Fatma Berin hanım ile evlidir. Evliyazedelein kızları ile evli başka ünlü kişiler de vardır. Atatürk'e suikast davasından asılan Dr. Nazım, Atatürk döneminin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü gibi...

      Sabetay Sevi üzerine araştırma yapanlar ya da ilgisi olanlar bilir ki her iki aile de bir şekilde Sabetaizme bulaşmıştır. Berin hanımın dayısı Dr. Nazım'dır. Dr. Nazım'ın kayınbiraderi yani eşinin kardeşi T. Rüştü Aras'tır. T. Rüştü Aras'ın kızı Emel (Fatin Rüştü Zorlu'nun eşi) Berin Hanım'ın kuzenidir. Bu zincirdeki kişilerden Dr. Nazım Sabetaistlerin Kapancı koluna mensuptur ve bu kolun önde gelen isimlerinden biridir. Yine Zincirde yeralan T. Rüştü ARAS ise Sabetaistlerin Karakaşi koluna mensuptur. Burada Sabetaistlerin farklı kolları arasında evlilikler sözkonusudur ki 1900'lerin başlarından itibaren farklı kollar arasında evlilikler başlamıştır. Ancak 1970'lere kadar Sabetaistler Müslümanlarla kız vermemişlerdir. (Ölümünden kısa bir süre önce verdiği bir mülakatta Aydın Menderes ailesinin sabetaist kökenleri olduğunu kabul etmiştir.)

      Konumuz Sabetaist evlilikleri değildir. Adnan menderes 1931 yılında yapılan seçimlerde CHP'den Aydın milletvekili olarak Meclise girmiştir. Menderes CHP milletvekili iken "Ezanın Türkçe Okunması" gündeme gelir ve 1932 den itibaren ezan Türkçe okunmaya başlar. Ezanın Türkçe okunmasına ilişkin karara Menderes'in itiraz ettiğine, şerh koyduğuna ya da yanlış yapılıyor dediğine dair bir bilgi bulunmamaktadır. Milletvekili olarak ezanın Türkçe okunmasında dahli vardır.

      Aslında 1931 de Meclise giren Menderes'in 1945'ya kadar CHP'nin hiçbir icraatine itirazı yoktur. Ne zaman ki 1945 de yasalaşan "Toprak Reformu" gündeme gelmiş Menderes'ten de itiraz sesleri yükselmeye başlamıştır. Başta da söyledik ya Toprak Ağasıydı diye. Dini inancının bir gereği olan ezanın Türkçe okunmasına itiraz etmeyen Menderes kendi topraklarından bir kısmının toprağı olmayan fakir fukaraya, köylüye dağıtılmasına itiraz etmiştir. Menderes için hangisinin daha öncelikli ya da önemli olduğunu takdirinize bırakıyoruz.

      Toprak reformu yasasına itiraz Menderes ile CHP yönetiminin arasını açmış ve nihayetinde CHP'den ihraç edilen Menderes ve arkadaşları Demokrat Parti'yi  kurmuşlardır.

      DP iktidarı sırasında halkın duygularını okşamak adına popülist politikalara yönelinmiş ve bu dönemde kendisinin de içinde bulunduğu CHP'nin yaptığı hatayı telafi ederek ezanın tekrar Arapça okunmasını sağlamıştır.

      Menderes Amerikancıdır. Natocudur. Natoya girmek adına Kore Savaşına 5090 kişilik bir askeri birlik gönderdi. Giden birlik 741 şehit verdi. Yaralananların sayısı da 2000 di. Türkiye'yi küçük Amerika yapacağım diyen , Amerikan Kapitalizmini ülkeye davet eden ve yerleştiren adamdı.

      Her mahallede milyoner olacak söylemiyle "yandaşa" ve yakınlarına devleti yağmalattıran kişiydi. Örtülü ödenekten sağa sola servet dağıttı. İslami kesimde Üstad olarak tabir edilen Necip Fazıl 158.500 TL para almıştı dergi çıkarmak için Menderes ve DP iktidarından. Bu tespit edilebilen tutardı. Tespit edilemeyen ya da dolaylı yollardan ödenenler ne kadardı Allah bilir. 158.500,00 TL yi bugünün şartlarında düşünmeyin 1951 yılında 50.000,00 TL almış Necip Fazıl. O tarihte 50 Bin TL ile 10 kilo külçe altın alınıyordu. Necip Fazıl'ın doğrudan aldığı ve tespit edilebilen paraların bugünkü karşılığı yaklaşık 5,8 Milyon TLdir.

       İktidardan para aldığı günlerde Üstad bir kumarhane baskınında kumar oynarken yakalanıyordu. Herneyse konumuz Necip Fazıl değil.

       Demokrat değildi Menderes. Kendi Partisine "Vatan Cephesi" diyerek toplumu ikiye bölmüştü. Seçimde istediği oyu alamadığı Kırşehir'i ilçe yapmış ve ilçesi Nevşehir'i de il yaparak Kırşehir'i Neşehir'e bağlamıştı. Yine CHP'nin Malatya'da seçimleri kazanması üzerine Malatya'yı cezalandırmak adına ikiye bölmüş ve Adıyaman'ı ayırarak il yapmıştı.

      Basına ve muhaliflere yönelik baskılar, bu amaçla kurulan tahkikat komisyonları ve daha birçok şey düşünüldüğünde kimse Menderes ve DP iktidarının Demokrat olduğunu söyleyemez.

      Sözleşmeler çok daha önce imzalanmış olsa da Marshall yardımını Türkiye'ye sokan adamdır. Amerika'dan  aldığı borçları Amerikan mallarının ithalinde kullanmış ve suni bir refah yaratmıştı. Bu suni refah 1957'lere kadar sürdü. Sonrası tamamen dışa bağımlı ve ithalata mahkum bir ekonomi. Ama para bitmişti. Amerika'da eskisi gibi para vermiyordu. Para bulmak için gezelemeye ve Rusya'ya yanaşmaya çabaladı ama istediği sonucu elde edemedi. Neticede 27 Mayıs ihtilali ile iktidardan uzaklaştırıldı.

      Menderes zaafları olan bir kişi idi. Yaptığı herşey bir yana başkasının karısına yürüyecek, makamını ve devlet gücünü kullanarak kocasını evden uzaklaştırıp kadının koynuna girecek kadar da ahlaksızdı.

      Tüm bu anlattıklarımız 27 Mayıs'ı ve Yassıada yargılamaları esnasında ona yapılan insanlık dışı ve gayrihukuki davranışları mazur göstermez.

      ...

      Bir ara AKP iktidarı  ve Tayyip Erdoğan'ın uygulamaları ile siyasi/ekonomik/dini/milli duruşunu yazıyorum sandım. Yazıdan Sabetaist bağlantıyı ve 27 Mayıs'ı çıkardığımızda AKP/DP ve Menderes/RTE uygulama ve davranışlarının genel hatları ne kadar da birbirine benziyor...         

     

13 Eylül 2017 Çarşamba

İlişkiler Ağı




Almanya’nın başkenti Berlin’de 14-17 Eylül 2017 tarihleri arasında sözde Ermeni Soykırımı(!) konusunda bir çalıştay yapılacak.  Organizasyonda 4 kuruluşun ismi geçiyor. Bu kuruluşlardan biri de Sabancı Üniversitesi. Çalıştaya sadece 1915 de yaşanan “Tehcir Olayını” soykırım olarak nitelendiren kişiler davet edilmiş.  Bu olayları soykırım olarak nitelendirmeyen kişilerin katılma başvuruları da kabul edilmemiş. Yani önyargılı ve tek taraflı bir çalıştay.

Çalıştay haberleri üzerine sosyal medyada tartışmalar başladı. Bu tartışmalardan birinde Sabancı Üniversitesinin organizasyonunda yeralmasından dolayı “Bizim Millete Sabancılar yerli, Koçlar yabancı gelir. Hep Kandırıldık” şeklinde bir görüş de beyan edildi. Sabancıların Kayseri-Adana menşeili daha doğrusu taşra kökenli olması, Sakıp Sabancı’nın konuşurken taşra üslubunu kullanması, Koçların büyükşehirli olmaları, halkla çok içiçe bulunmamaları herkeste üç aşağı beş yukarı aynı kanaatin oluşmasını sağlamıştı.

Oysa aralarında çok fark yok. Her iki ailede “yerli” ama “milli” değil.

Bu tartışmalara şahit olduğumuz andan itibaren hafızamızı yoklayarak bazı bilgilerimizi gözden geçirdik ve bazı bilgilere de ulaşmak için küçük çapta bir araştırma yaptık. Eski bilgilerimizi ve edindiğimiz yeni bilgilerle birlikte ortaya çıkan ilişkiler ağını kısaca burada paylaşıyoruz.

Bildiğimiz üzere Sabancı Üniversitesi Sabancı ailesinin kurduğu ve yönetiminde etkili olduğu bir vakıf üniversitesi. Bu üniversitenin Mütevelli heyetinde Sabancı ailesinden olup CFR Uluslararası danışmanlar kurulu üyesi ve Chatham House Mütevelli Heyeti üyesi  Suzan Sabancı DİNÇER yeralıyor. CFR , onursal başkanlığını geçtiğimiz günlerde vefat eden D. Rockefeller’in (“D. Rockefeller öldü Akp’nin başısağolsun” başlıklı yazımızda daha geniş bilgi bulabilirsiniz) yaptığı dünyaya yönveren enönemli masonik örgüt. Hatta masonik örgütlerin çatı örgütü. BOP projesinin ardındaki ana güç.

Chatham House ise CFR’nin kızkardeşi olarak nitelendiriliyor. Diğer ismi İngiliz Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü. S. Sabancı Dinçer bu örgütün mütevelli heyeti üyesi. Bu örgütün mütevelli heyetindeki tek Türk(!) S. Sabancı Dinçer değil tabii ki. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Y. Koç da Chatham House Mütevelli heyeti üyesi.

Konumuz Sabancı Üniversitesi olduğu için Koçlara takılmadan devam ediyoruz.

Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi Ayşe KADIOĞLU üniversitenin rektörü de. Ayşe Hanım Hrant Dink Vakfı yönetim kurulu üyesi aynı zamanda.

Mütevelli Heyetinde İ. Jan Nahum ve Sinan TARA da var. İ. Jan Nahum isminden de anlaşılacağı üzere Musevi bir vatandaşımız. Koç Holding menşeili. Sinan TARA ise Enka Holdingin patronu Şarık TARA’nın oğlu. İddialar doğru ise Sabetaist bir kökenden geliyor.

Sabancı Üniversitesinin Uluslararası Danışma Kurulu üyeleri arasında İMF’den transfer eski bakan ve bir dönem CHP milletvekili de olan Sabetaistlerin Kapancı kolundan Kemal DERVİŞ var.

Yine geçtiğimiz günlerde Isparta’da Cumhurbaşkanı ERDOĞAN tarafından hizmete açılan Coca-Cola tesislerinde (ama İslamcılar kola tesisi değil meyvesuyu tesisi olduğunda ısrarlı. Biri Sayın Bakan Fatma Betül Sayan KAYA’ya “Capy meyvesuyunun” bir “The Coca-Cola Company ürünü” olduğunu anlatsın) Erdoğan’la birlikte kurdeleyi kesen Sabetaist kökenden geldiği ifade edilen Muhtar KENT ve Dünyadaki tüm karanlık işlerden sorumlu 5 önemli aileden biri olan RHODES'lerden William R. Rhodes de danışma kurulu üyesi.  

Coca-Cola tesisleri açılırken çekilen fotoğraflarda hepimizin yakından tanıdığı bir isim daha vardı. Bedirhanlardan Kürt Sabetaist Hasan Cüneyd ZAPSU.

Hasan Cüneyd ZAPSU , AKP kurucusu ve eski MKYK üyelerinden. Eşi Beyza ZAPSU Küçük Çamlıca Subaşı camiinde kadın-erkek karışık namaz kılma ve cemaate “Cuma Namazı” kıldırmaya kalkması ile bir dönem gündeme gelmişti.  C. ZAPSU aynı zamanda Soros’un finanse ettiği TESEV vakfının Mütevelli Heyeti eski üyesi. Şimdilerde ise Soros’un isteğiyle TESEV’den ayrılanların kurduğu PODEM’im mütevelli heyetinde.

PODEM’in arkasında kimler var. H. Dink Vakfıyla ortak projeler üreten, Kürt Konferansları düzenleyen Alman Berghof Vakfı var. Hollanda Kraliyeti var. Hani şu Bakan Fatma Betül Sayan KAYA üzerinden diplomatik kriz yaşadığımız Hollanda. Yine Hrant DİNK Vakfı ile projeler üreten Amerikalı Chrest Vakfı var. Norveç Büyükelçiliği,  Avrupa Komisyonu da diğer destekçiler. Üretilen tüm ortak projeler etnik tabanlı olup Kürt ve Ermeniler üzerine. Ve asıl bomba T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı. Başbakanlığımızda Podem destekçileri arasında. Ve Podem'in Kürt ve Ermeniler üzerine ürettiği projelerin destekçisi.

16 Nisan öncesi Hollanda İle diplomatik kriz yaşarken PODEM’de Hollanda Kraliyeti ile T.C. Başbakanlığı birlikte projeler üretiyordu. Aynı günlerde Dışişleri Bakanı M. ÇAVUŞOĞLU Hollandalı mevkidaşına “sen neyin lalesisin” diye sorarken AKPli belediyelerimiz 16,7 Milyon Dolarlık başta  Lale olmak üzere çiçek ithal ediyordu Hollanda’dan. Bu durumda biz neyin lalesi oluyoruz dersiniz?

Herneyse deyip geçiyoruz bir kez daha.

Tesev ve Podem deyince tek isim akla gelir. Nafiz Can PAKER.

N. Can PAKER herkesin tanıdığı bir isim. Tesev Ve Podem’in kurucularından. 16 Nisan’da yapılan Anayasa Değişikliği referandumunda paketi hazırlayanların içinde bulunacak kadar ERDOĞAN’a yakın biri. AKP kurulduğu günden beri sürekli AKP’ye destek oldu.

N. Can PAKER’in birkaç özelliği daha var. Medyadaki iktidar destekçilerinden Mehmet BARLAS’ın kayınbiraderi. Pelikan yalısı sakinlerinden Cemil BARLAS’ın dayısı. Pelikan yalısı çetesini onun yönlendirdiği iddialar arasında. Bu iddialar doğru olmayabilir ancak enazından Cemil Barlas'ı yönlendirdiği biliniyor.

  Pelikan Yalısının finansörünün damad-ı şehriyari Berat ALBAYRAK olduğu daha önce medyaya düşmüştü. Hilal KAPLAN ve eşi Süheyl ÖĞÜT, Süheyl’in kardeşi ailemizin hukuk fakültesi mezunu (hukukçu yazmaya elim varmadı) ve öğretim üyesi Selman ÖĞÜT, Siyaset Bilimci olduğu iddiasındaki Ömer TURAN, medya tetikçileri Cemil BARLAS ve Cem KÜÇÜK… aynı ekibin üyeleri.

C. PAKER bir ara Sabetaistlerin Kapancı koluna ait Şişli Terakki Lisesi Vakfının da Mütevelli heyetinde yeralmıştı. Bu dönemde Sabetaist bir kökenden geldiğini açıklayan ve daha sonra Yahudiliğe dönüş yapan Yazar Ilgaz ZORLU ve Abdurrahman DİLİPAK ile vakıf davalık olmuş (Bkz. Şişli Terakki Yolsuzluğu Davaları) ve DİLİPAK’ın evinin icra yoluyla satılması gündeme gelmişti. Bugün Şişli Terakki Lisesi Mütevelli Heyetinde 2 PAKER var. Biri C. PAKER’in kuzeni ve kayınbiraderi Lütfü PAKER diğeri ise oğlu Kerim PAKER. Kerim PAKER Podem Mütevelli Heyeti üyesi olduğu gibi Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi de aynı zamanda.

Can PAKER halen Sabancı Holding yönetim kurulu üyesi. PAKER bir dönem Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği de yapmıştı.

Kafanız karıştı değil mi?

Karışmasın. Zincirin halkalarını takip ettiğinizde bir fasit bir daire çiziyorsunuz.

Sabancı Holding- Sabancı Üniversitesi – Ayşe Kadıoğlu – Hrant Dink Vakfı – (Berghof V.- Cherest V. – Hollanda Kraliyeti – Norveç Konsolosluğu – T.C. Başbakanlığı…) – Podem ( ve Tesev) – Hasan Cüneyd ZAPSU / N. Can PAKER – (1. bağlantı Soros – CFR/Chatham Enstitüsü – Suzan Sabancı DİNÇER) – Sabancı Holding.

Hasan Cüneyd ZAPSU üzerinden başka bir bağlantı (2. Bağlantı diyelim)  AKP ve RTE ye…

N. Can PAKER üzerinden (3. Bağlantı oluyor) – Cemil BARLAS - Pelikan Yalısı- Berat ALBAYRAK- RTE…

CFR / Chatham Enstitü üzerinden (4. Bağlantı) Abdullah GÜL- AKP

Yine CFR/ Chatham Enstitü üzerinden (5. Bağlantı) RTE

CFR / Chatham Enstitü üzerinden bir bağlantı ile (6. Oluyor) olayı bitirelim. CFR / Chatham Enstitü – Numan KURTULMUŞ – AKP- RTE

Bilgiler bunlar bu andan itibaren yorumlar size ait.

Yazının internette yüzlerce örneği olan "Sabetaist" konulu yazılardan birine dönüşmüş olduğunun farkındayız. Bu yazının geçmişte yazdığımız Sabetaist- Pakrudin mücadelesine ilişkin yazılarla çeliştiğini sanmayın. Sabetaistler 3 grup. Bu gruplardan Kapancılar AKP dolayısı ile Pakruduniler ile ilkgünden beri birlikte hareket ediyorlar.

Sabetaizm üzerine kitapları ve Doktara tezi bulunan Cengiz ŞİŞMAN son kitabında Jacop FRANK önderliğinde D. Avrupa'da gelişen Karakaşi Sabetaizmi (Frankistler) ele almaktadır. Belki birileri de çıkar birgün Sabetaist (Kapancı) Pakrudunileri inceleyip kitaplaştırır...