Sabetay Sevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabetay Sevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2020 Pazar

S. Sevi'nin Nathan'ı , Hitler'in Goebbels'i Vardı. Peki Ya AKP'nin?

          Gershom Scholem'in Sabatay SEVİ Mesih mi? Sahte Peygamber mi? (Burak Yayınları 2001) kitabını yeni bitirdim.

          4. sayfadaki künyede kitabın ismi Sabbataı Sevi - The Mystical Messiah olarak yazılmış. Yine aynı sayfada kitabın 1973 yılında basılan İngilizce edisyonundan çevirildiği anlaşılıyor. Bu kitap 2001 baskı. İlgi çekmesi amacıyla ismi değiştirilerek yayınlanmış anlaşılan. Aynı İngilizce baskısından faydalanılarak kitap yanılmıyorsam 2010 ya da 2011 yılında Kabalcı Yayınevi tarafından "Sabetay Sevi- Mistik Mesih" adıyla yayınlanmıştı.

          Gershom Scholem'in orijinal kitabı 1000 sayfa. Kabalcı Yayınlarından çıkan kitap 845 sayfa civarındaydı. Çeviriden mi kısaldı yoksa birileri sansür mü uyguladı bilinmez. Burak Yayınlarından çıkan kitap ise 432 sayfa. Sizin anlayacağınız "kuşa dönmüş" kitap. Kabalcı Yayınlarının baskısı gerçekten çeviriden kaynaklanmış olabilir ama atıf yapılan sayfaların uyuşmaması insanın zihninde soru işaretleri oluşturuyor. Diyelim ki 655.sayfayı okuyorsunuz. Sayfada bir dipnot var. Dipnotta diyor ki ayrıntı için 875.sayfaya bakınız. Bakıyorsunuz 875. sayfa yok kitapta. Sonraki baskılarda düzelttiler mi? Bilmiyorum ama okumaya karar verirseniz yine de Kabalcı Yayınlarından çıkan edisyonu okuyunuz.

          Yayınevleri sansür yapar mı? Bu ülkede herşey olur.

          Türkiye'deki "kripto Yahudiler" konusunda en bilgili kişi Avram Galante'dir. Galante'nin "Pakraduniler" üzerine yazılmış bir kitabı vardır. Kitap İstanbul'da Fransızca olarak basılmış. 1933 yılında yapılan 4. baskısının fotokopisini gördüm. Kitap Türkiye'de hiçbir kütüphanede yok. Bugüne kadar da Türkçe'ye çevrilmemiş. Birkaç yıl önce Kürt kökenli Siyasal İslamcılara yakın bir sosyolog kitabın bir nüshasını (muhtemelen fotokopisi) elde etti ve kitabı çevirtti. Ancak iş baskı aşamasına gelince baskıdan vazgeçti. Sebebi sorulduğunda " Kitabın son bölümünde bir iddia var. Bu bölgedeki Araplarla ilgili. Bu kitaptan dolayı o Arapları gücendiremezdik. Töhmet altına bırakamazdık..." şeklinde oldu. Yine konuşmanın ilerleyen bölümünde "Gerçi Pakraduniler ciddi bir sorun. İslami Kesim içinde dahi" diyordu. Bu konuşmanın üzerinden yaklaşık 4 yıl geçti ve kitap halen basılmadı. Kabaca söylemek gerekirse Avram Galante kitabında Siirt'teki Arap kökenli bazı kişilerin aslında Pakraduni olduklarını yazmış anlaşılan. Emine Erdoğan ve ailesi Arap. Bununla birlikte geçmişte Emine Erdoğan'ın mensup olduğu "Gülbaran" ailesinin aslında Yahudi kökenden geldiği iddia edilmişti. Galante'nin kitabının yayınlanması halinde bu iddialar yine gündeme gelecek ve iş Tayyip Erdoğan'ın Pakraduni olduğu iddialarına kadar gidecekti. (ki daha önce Ergun Poyraz'ın kitaplarında bu tür iddialar yer almıştı) Bu sosyolog arkadaş bir anlamda bunun önüne geçmek için kitabı yayınlamaktan vazgeçti. Yani bir anlamda kitabın tamamına sansür uyguladı ve bastırmadı.

           Rizelilerle Siirtliler arasında yapılan evliliklere "dikkat" şeklinde küçük bir not düşelim buraya.

           Amacımız kitap tanıtmak değil elbette.

           Kitabı okurken sık sık günümüz Türkiyesi canlandı gözümün önünde. Sabetay Sevi'yi bu ülkede herkes bilir de (en azından ismen ve dönme olarak) arkasındaki gerçek gücün kim olduğunu kimse bilmez. Luriacı Kabalizmi , Gazzeli Benjamin Nathan Eskenazi'yi kimse duymamıştır. Ya da haksızlık etmeyelim çok az kişi duymuştur.

           Sabetay Sevi mesihtir. Gazzeli Nathan ise onun Peygamberi (İsrailoğullarındaki peygamber anlayışı İslam inancındaki Peygamber anlayışı ile aynı değildir. Scholem'e göre Sabetaist Hareketin doruğa ulaştığı dönemde sadece Kudüs'te 200 kadın peygamber vardır). Aslında sabetay Sevi'yi Sabetay Sevi'nin mesih olduğuna ikna eden kişi. Sadece Sabetay Sevi'yi değil tüm "meamin"leri ikna eden kişidir. Sabetay Sevi'nin mesihliğini açıkladığı 1665 Eylül'ünden bugüne kadar gerek Sabetay Sevi'nin gerekse sonradan oluşan Sabetaist Hareketin ideoloğu. Peygamberlik konusunda Nathan yalnız değildir. Sabetay Sevi'nin Nathan'dan başka yüzlerce peygamberi vardır.

           Gershom Scholem'e göre Sabetay Sevi psikolojik sorunları olan manik-depresif bir kişiliktir. Özellikle manik dönemlerinde hareketlerini ve sözlerini kontrol edememekte ve sürekli yanlışlar yapıp potlar kırmaktadır. Taraftarlarına ümit aşılamak için sürekli vaadlerde bulunmakta, kurtuluş tarihleri vermektedir. Verdiği tüm tarihlerin yanlış çıkması , kırdığı potların ya da yanlış anlaşılabilecek cümlelerin düzeltilmesi/tevil edilmesi , hareketin PR çalışmaları vs. başta Nathan olmak üzere çevresindeki peygamberlere düşmüştür. Nathan ve peygamberler hemen her yere mektuplar gönderip Yahudi cemaatlerini Sabetay Sevi'nin arkasında toplamaya çalışmış, yine bu mektuplarla yaptığı hatalara ilahi ve meşru anlamlar yüklemiş, davranışları, sözleri tevil etmişler ve ortaya toz pembe tablolar çizmişlerdir. Sabetay Sevi'yi takip eden takipçileri de (büyük oranda bu mektupların ve söylemlerin de etkisiyle) savunma mekanizmaları geliştirerek sabetay Sevi'nin söz ve davranışlarını , düşüncelerini aklileştirmiş ve meşrulaştırmışlardır. Öyle ki Sabetay Sevi her ne yaparsa yapsın yaptığı şey ilahi bir zemindedir ve davaya hizmet etmek için yapılmıştır. Öyle ki Sabetay Sevi'nin mesih olduğuna inanmayanlar kafir ilan edilmiştir.

          Şu son paragraf size de tanıdık geldi mi?

          Sabetay Sevi'nin Nathan'ı vardı , Hitler'in de Goebbels'i. Peki ya AKP'nin ?

          AKP'nin de "Pelikan"ı var. Hem de çoğunluğu Sabetay Sevi ekolünden gelen kişiler.

          AKP yandaşları üzerinden bir havuz medyası kurdu ve görsel ve yazılı medyayı neredeyse denetimi altına aldı. AB'nin yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye'deki görsel ve yazılı medyanın %95'i doğrudan ya da dolaylı olarak iktidarın denetiminde. Geriye kalanda büyük oranda CHP'nin kontroünde. Ülkede bağımsız görsel ve yazılı medya organı yok. Bağımsız olan sadece sosyalmedya.

          AKP sosyalmedyayı da kontrol altına almak kamuoyunda "Pelikan" olarak adlandırılan bir yapı oluşturdu. Bu yapı bünyesindeki gazeteci ve yazarlarla görsel ve yazılı medyayı kontrol ederken sosyalmedyayı kontrol etmek içinde binlerce "trol" istihdam edip hesaplar açtırdı. Bu yapı ve troller üzerinden muhalifleri susturmaya çalışıyor. Bugüne kadar istenilen başarı elde edilememiş olmalı ki şimdi sosyalmedya etiği çalışması yapıp etik kurallar yayınlıyorlar. Parti yönetimi etik kuralları yayınlayadursun besledikleri trolleri sağa sola saldırıp küfür etmeye son hız devam ediyor. Bu arada da AKP'nin ortağı Devlet Bahçeli sosyalmedya hesaplarına ancak TC numarası ile girilebilmesi için bir düzenleme yapılmasını isteyerek sosyalmedyanın da bir anlamda iktidarın kontrolüne alınmasının yolunu açmaya çalışıyor.

           ...

          Sabetay Sevi din değiştirip Müslüman olduğunu(!) açıkladığında Yahudi Cemaatinde sıradan vatandaş olup da Sevi'ye iman eden pek çok kişi utancından günlerce evinden çıkamamış, bir kısmı da Batı Avrupa ve Lehistan'a kaçmıştı. Nathan, Sevi'nin avdeti(!)nden sonra 12 yıl daha, Peygamberliğe devam etti. Sevi'den 4 yıl sonra 1680'de Üsküp'te öldü ve oraya defnedildi. Mezarı Sabetaistlerin Hac ve ziyaret yaptığı bir yerdi. İkinci Dünya Savaşı'nda mezarlığa isabet eden bir bomba bu hac alanını yok etti. Sabetaistler S. Sevi'nin Müslüman olmasından(!) sonra hertürlü hakaret ve aşağılamaya aldırış etmeden hayatlarına devam etmişlerdi.

          Bu Pelikan taifesi utanmaz ve arlanmaz. Dedik ya Sabetaist ekolden geliyorlar diye...         

8 Nisan 2019 Pazartesi

Pelikan : Kripto Devlet Yapılanması mı?


İstanbul’da bir seçim yaşandı. Her seferinde birkaç saatte biten seçim bu kez 1 hafta geçmesine rağmen sonuçlanmadı. Geçersiz oyların sayımına devam ediliyor.

Oy sayım süreci uzuyor ya da bir el uzatıyor.

İnsanlar gergin ve her geçen saat gerginlik artıyor.

...

16.07.2016 tarihinde Türkiye'nin "CHP'nin kontrollü gerilim strajesinden AKP'nin kontrollü kaos strajesine terfi ettigini" yazmış ve "Allah bu milletin Yardımcısı olsun" demiştim.
Yine muhtelif zamanlarda "Türkiye'nin 2023 yılına nüfus ve toprak olarak şimdikinden çok daha küçük" olarak gireceğini, bunun da bir "içsavaş" ile yapılacağını düşündüğümü söylemiştim.
...

Birileri ama özellikle iktidar kanadından birileri kaos devşirme derdinde. Sürekli yalan haberlerle toplum birşeylere hazırlanıyor. Aslında siyasiler eliyle milletin yarısı zillet, illet , vatanhaini ilan edilerek zaten bu açıdan bir aşama kaydedilmişti.

Şimdi de havuz medyasının Pelikan kanadı provakatif yalan haberlerle ortamı germeye devam ediyor. Hem de fütursuzca.

Nereden çıktı bu Pelikancılar?

Yanlış hatırlamıyorsam 2014 yılında bir dernek kurdular daha sonra Üsküdar Kuzguncuk'da bir yalı kiralayarak çalışmaya başladılar.

Fikri önderleri Sabetaistlerin Kapancı kolundan Nafiz Can Paker'di. Derneğinin 7 kurucusundan biri. Aynı zamanda Soros'un Açık Toplum Enstitüsü'nün Türkiye uzantısı Açık Toplum Vakfı ve Tesev vakfının kurucu başkanı. (Burada K. Kılıçdaroğlu’nun da Tesev üyesi olduğunu belirtelim) Tesev olarak Soros'tan maddi destek aldıklarını kabul etmişti. Son dönemde Soros'un isteği üzerine Tesev'den ayrılarak Podem vakfını kurdu. Paker 1998'den beri RTE'nin yanında ve halen başdanışmanlarından biri.

Derneğin maddi sponsoru Serhat Albayrak. Bakan Berat Albayrak'ın ağabeyi. Yine Medipol grubu ile hayırsever işadamı Reza Zarrab da önemli mali yardımlar yapmışlar. Red Hack isimli korsan pelikan ekibinin mail adresini haclediğinde tüm irtibat ortaya çıktı. Berat Albayrak Süheyb'e bir dernek kurması için talimat ile yönetim kurulunda kimlerin olacağına dair 7 kişilik de bir liste veriyordu. Berat Albayrak da işin içinde.

Pek çok yayın organı (Sabah Gazetesi başta olmak üzere) ve trol hesabıyla (Bophorus Global bünyesindeki ve ferdi) bir taraftan iç siyaseti dizayn ederken bir taraftan da ciddi paralar kazanıyorlar. Bir başbakanı istifa ettirecek kadar güçlüler.

Pelikan ekibinde kimler var?

Can Paker ve Albayrakların yanında

Süheyb Öğüt

Selman Öğüt

Hilal Kaplan (öğüt)

Bekir Bozdağ

Ayşenur Bahçekapılı

Sümeyye Erdoğan

Egemen Bağış

Haşmet Babaoğlu

Kurtuluş Tayiz

Melik Altınok

Nagehan Alçı

Rasim Ozan Kütahyalı

Turgay Güler

Hikmet Genç

Cemil Barlas

Cem Küçük

Fuat Uğur

Ersoy Dede

Beyhan Demirci

İdris Kardaş

Cengiz Algan

Abdurrahman Uzun

Metin Külünk

Abdülhamid Gül

Fatma Sayan Kaya

Ufuk Coşkun

Ekin Gün

Erem Şentürk

Atifet Ulusoy

Filiz Gündüz

Elif Şahin

Merve Taşçı

Nasuhi Güngör

Ömer Turan*

Taha Ün*

...

Bazı isimlerin Pelikancı olup olmadığı tartışmalı (* bugün gruptan ayrı bir duruş sergiliyorlar) olmakla birlikte liste uzayıp gidiyor. Dönem dönem yeni isimler eklenirken bazı isimler de gruptan uzaklaşıyor.

Bu ekip %49 oy alarak Başbakan olan Ahmet Davutoğlu'nu istifaya zorlayan ve bir anlamda "darbe bildirisi" olarak nitelendirilebilinecek "Pelikan Bildirisi"ni hazırlayan ve servis eden ekip.

Ekip Pelikan Bildirisi ile Davutoğlu'na darbe yaparken RTE müdahale etmeden bekledi. Bugün bu ekip seçim sonuçları üzerinden provakatif yalan haberlerle toplumu birşeylere hazırlarken RTE yine sessiz bir şekilde izliyor. Bu grubun faaliyetlerine bilerek müsaade ediyorsa ya da müdahale etmek istiyor ancak söz geçiremiyorsa çok büyük bir sıkıntıyla karşı karşıyayız demektir.

Bu ekibin içinde başta Can Paker olmak üzere Sabetaistler olduğunu biliyoruz. PKK üyeliğinden 13 yıl hapis cezası yemiş Kurtuluş Tayiz gibi isimler de var. Yine bu isimlerin tamamına yakını başta çözüm süreci olmak üzere "Türk" ismine, Bayrağa, İstiklal Marşına , şehitlere şöyle ya da böyle dil uzatmış isimler.

Bu ülkede sağ cenah genelde PKK'yı Kürt Hareketi olarak değilde daha ziyade Asala'nın yerini almış bir Ermeni Terör hareketi olarak nitelendirir.

...

Türk Tarih Kurumu üyesi mütevefa (toprağı bol olsun) Panos Dabağyan Ermeniler arasında "Ermeni görünüşlü ama gerçekte Yahudi olan Pakraduni isimli bir grubun bulunduğunu" , bu grubun 1915 öncesi olayları tertip ederek Ermenileri ayaklandırdığını ve neticede Ermenilerin bu toprakları terketmek zorunda kaldığını yazar makale ve kitaplarında...

...

Sabetay Sevi öldüğünde (1676) tüm dünyadaki Yahudilerin yarısından fazlası kendisinin "Mesih" olduğuna iman etmişti. Hollanda'da İran' a , Mısır'dan Polonya ve Baltık Ülkelerine , Belh'ten Fas'a kadar geniş bir coğrafyada taraftar bulmuştu kendisine.( Bkz. Gershom Scholem: Sabetay Sevi- Mistik Mesih) Orta Avrupa'dakiler daha sonraki mezhepsel bölünmede ağırlıklı olarak "Karakaşi Sabetaizmini" benimsemişlerdi. Bu grup ilerleyen dönemde Jacop Frank önderliğinde "Müslüman görünümlü Sabetaistlik" yerine din değiştirerek "Hristiyan görünümlü Sabetaistliği" benimsemek ve Almanya Ausburg taraflarına yerleşmek zorunda kalmışlardı. Franksisken tarikatı bu grubu oluşturur.(Bkz Cengiz Şişman Suskunluğun Yükü)
...
Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Irak coğrafyasında David Alroy (1160 yılı civarında Mesihliğini ilan ettiği için Selçuklu'nun Musul Atabeyi tarafından asıldı) hadisesinden sonra kripto yaşayan Yahudilerin olduğunu ve İsrail'in kuruluşundan sonra bölgeden yaklaşık 150 bin Kürt görünümlü Yahudi'nin İsrail'e göçtüğünü biliyoruz.(Bkz.Eşref Günaydın: Yahudi Kürtler- Babil'in Kayıp Çocukları)

Yine 1045 yılında Ermeni Pakrudin Hanedanlığı'nın yıkılması sonrası Ermenilerin ve aralarındaki Pakrudinilerin Kapadokya ve Kilikya (Çukurova)ya kadar dağıldığını, bir Pakrudin Prensinin Kilikya Ermeni Krallığını kurduğunu , 1895-1896 yılındaki Bab-ı Ali baskını sonrası pek çok Ermeni'nin güvenlik amacıyla "Müslüman" gibi görünmeye başladığını, 14 Ermeni Aşiretinin kendisini "Müslüman Kürt" olarak gösterdiğini , bu aşiretlerden bazılarının aslında Ermeni olmayıp Ermeni görünen Yahudi aşireti olduğunu biliyoruz. (Bkz Esther ve Thomas Mıgırdiçyan: Kürtleşen Ermeniler ve Aşiretler Raporu- Kaynak Yayınları (1970 lerde Mit tarafından hazırlanıp 1988’lerde basına sızan Mit Raporunun kitaplaştırılmış hali) karşılaştırmalı okumanız verimli olacaktır.)

Bu bilgiler bize Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kripto bir "Yahudi" varlığının olduğunu gösteriyor.

Yine bazı evlilikler bize Sabetaist kökenli bazı ailelerin Kürt İsyan Hareketlerinin lokomotifi bazı aileler (Baban’lar gibi) ile akrabalık ilişkisi tesis ettiğini gösteriyor. Biliyoruz ki 1960'lara kadar Sabetaistler bırakın dışarıdan kız alıp vermeyi kendi kolları arasında bile evlilik tesis edemiyorlardı. Sabiha Sertel bir müslüman ile evlenen ilk dönmenin kendisi olduğunu söyler anılarında. 1.Dünya Savaşı esnasında Zekeriya Sertel ile yaptığı evliliği kasteder ve bunu devrim olarak nitelendirir. Düğün masraflarını İttihat ve Terakki Cemiyeti karşılamıştır. Şahitlerden biri Sadrazam Talat Paşa’dır. Marc David Baer Selanikli Dönmeler isimli kitabında bu evliliği anlatırken 32. Sayfada Sertellerin Kapancı olduğunu söylerken 47. Sayfada Karakaşi olduğunu yazar farkına varmadan. İki bilgide doğrudur. Sabiha Sertel Kapancı Zekeriya Sertel ise Karakasidir ve evlilik iki farklı kolun mensupları arasında yapılan bir evliliktir. 1700'lerdeki kollara ayrılmadan tam 200 yıl sonra gruplar arasında ilk evlilik yapılıyordu. S. Sevi Hz. Musa'ya gelen "10 emir"e yeni emirler eklemişti. Eklenen yeni emirler arasında Türk(Müslüman) lerle evlilik yasağı da vardı.

Ahmet Akgül Pakradunileri anlattığı kitabında (Osmanlı’dan Günümüze Kripto Gayrimüslimler- Pakraduniler) bazı Pakradunilerin "Milli Görüş Çizgisine" sızdığını anlatıp Oğuzhan Asiltürk’ü örnek verir. (Korkut Özal'ın vefatı üzerine yazdığımız yazıda Özallarla ilgili iddialara yervermiştik) Yine kitabında Doğu Perinçek'in "Pakraduni" olduğunu da söyler.

...

Tüm bu bilgilerden sonra akla şöyle bir soru geliyor. Tüm Yahudilerin yarısından fazlasının Sabetay Sevi’nin Mesihliğine iman ettiği bir dönemde Pakrudinilerden Sabetay Sevi’ye iman eden var mıydı?

Polonya’da Karakaşi Sabetaizmine rastlanabiliyorsa Doğu-Güneydoğu Anadolu’da ya da Karadeniz’de Kapancı Sabetaizmine niçin rastlanmasın? Kırımçaklar arasında , Almanya’da Aşkenazlar arasında Karakaşi Sabetaizmi kök sarmışsa Kemaliye’de, Siirt’te , Rize’de Pakraduniler arasında Kapancı Sabetaizmine inanan niçin olmasın?

1990’ların sonundan itibaren Kapancı Sabetaislerle Pakradunilerin  AKP içerisinde ortaklık yaptığını görüyoruz. Yine Pelikanlar arasında Sabetaistleri gördüğümüz gibi Pakradunilerin varlığını da görüyoruz. Buraya kadar elimizde olan verirler bizi şöyle bir sonuca götürüyor. Pelikan Sabetaist (Kapancı) Pakradunilerden oluşan kripto bir yapıdır ve gücü eline almak/elinde tutmak için herşeyi yapacaktır…

Buradakiler medya çalışmaları sebebiyle gözönünde olanlar. Yani buzdağının görünen yüzü. Asıl dikkat edilmesi gerekenler bürokraside yeredinenler ve tepe noktasına çıkartılanlar...

Daha önce pek çok kez yazıp söyledik. Bir kez daha söyleyeceğiz.

Türkiye'nin en büyük sorunu "Kripto Gayrimüslim" sorunudur. Bu sorun çözülmeden hiç bir sorun çözülmez. En azından Müslüman Türk lehine çözülmez...

30 Eylül 2018 Pazar

Adnan Menderes'ten Bir kahraman Çıkmaz...

      17 Eylül tarihi eski Başbakanlardan Adnan Menderes'in ölüm tarihiydi. Bir darbe neticesi darbe mahkemelerinde yargılanarak idama mahkum edilmiş ve hasta/yaralı olmasına rağmen asılarak 17 Eylül 1961 de idam edilmişti.

     Öncelikle belirtmeliyiz ki Sivil ya da Askeri her türlü darbeye karşıyız. Yine darbe hukukuna ve onun yargılamalarına da karşıyız. Hele ki verilen kararlar doğru (Yassıada Mahkemesi kararı kastedilmemiştir. Oradaki hukuki hataları söylemeye gerek duymuyoruz) bile olsa hasta/yaralı bir insanın iyileşmeden idam edilmesinin savunulacak bir tarafı yoktur.

      Adnan Menderes'in mağduriyeti ortadadır. Bunu tartışmanın gereği gereği yoktur.

      Bununla birlikte;

      Adnan Menderes Muhafazakar değildir. Demokrat hiç değildir. Adnan Menderes'e muhafazakar demokrat kisvesi giydirerek -yaşadığı mağduriyetlerin de ardına saklanarak- ondan bir "Kahraman" üretmek mümkün değildir. AKP deki Adnan Menderes duyarlılığı da sevgi ya da acıma değil olsa olsa muhafazakar tabandaki Adnan Menderes mağduriyetine duyulan sempati ve acımayı kullanılmaya yöneliktir

       Öncelikle Adnan Menderes , AKP yöneticilerinin ötekileştirerek kullandıkları ve her fırsatta tahkir etme amacıyla söz sarfettikleri "Beyaz Türklerden" bir aileye Mensuptur. Kendisine "monşer" bile diyebilirsiniz. Kendisi binlerce dönüm arazisi olan bir toprak ağasının oğludur.

      Akrabalık bağları daha daha ilginçtir. Bilindiği gibi İzmir'in ünlü ailelerinden "Evliyazade"ile "Yemişçizade"lerin kızı Fatma Berin hanım ile evlidir. Evliyazedelein kızları ile evli başka ünlü kişiler de vardır. Atatürk'e suikast davasından asılan Dr. Nazım, Atatürk döneminin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü gibi...

      Sabetay Sevi üzerine araştırma yapanlar ya da ilgisi olanlar bilir ki her iki aile de bir şekilde Sabetaizme bulaşmıştır. Berin hanımın dayısı Dr. Nazım'dır. Dr. Nazım'ın kayınbiraderi yani eşinin kardeşi T. Rüştü Aras'tır. T. Rüştü Aras'ın kızı Emel (Fatin Rüştü Zorlu'nun eşi) Berin Hanım'ın kuzenidir. Bu zincirdeki kişilerden Dr. Nazım Sabetaistlerin Kapancı koluna mensuptur ve bu kolun önde gelen isimlerinden biridir. Yine Zincirde yeralan T. Rüştü ARAS ise Sabetaistlerin Karakaşi koluna mensuptur. Burada Sabetaistlerin farklı kolları arasında evlilikler sözkonusudur ki 1900'lerin başlarından itibaren farklı kollar arasında evlilikler başlamıştır. Ancak 1970'lere kadar Sabetaistler Müslümanlarla kız vermemişlerdir. (Ölümünden kısa bir süre önce verdiği bir mülakatta Aydın Menderes ailesinin sabetaist kökenleri olduğunu kabul etmiştir.)

      Konumuz Sabetaist evlilikleri değildir. Adnan menderes 1931 yılında yapılan seçimlerde CHP'den Aydın milletvekili olarak Meclise girmiştir. Menderes CHP milletvekili iken "Ezanın Türkçe Okunması" gündeme gelir ve 1932 den itibaren ezan Türkçe okunmaya başlar. Ezanın Türkçe okunmasına ilişkin karara Menderes'in itiraz ettiğine, şerh koyduğuna ya da yanlış yapılıyor dediğine dair bir bilgi bulunmamaktadır. Milletvekili olarak ezanın Türkçe okunmasında dahli vardır.

      Aslında 1931 de Meclise giren Menderes'in 1945'ya kadar CHP'nin hiçbir icraatine itirazı yoktur. Ne zaman ki 1945 de yasalaşan "Toprak Reformu" gündeme gelmiş Menderes'ten de itiraz sesleri yükselmeye başlamıştır. Başta da söyledik ya Toprak Ağasıydı diye. Dini inancının bir gereği olan ezanın Türkçe okunmasına itiraz etmeyen Menderes kendi topraklarından bir kısmının toprağı olmayan fakir fukaraya, köylüye dağıtılmasına itiraz etmiştir. Menderes için hangisinin daha öncelikli ya da önemli olduğunu takdirinize bırakıyoruz.

      Toprak reformu yasasına itiraz Menderes ile CHP yönetiminin arasını açmış ve nihayetinde CHP'den ihraç edilen Menderes ve arkadaşları Demokrat Parti'yi  kurmuşlardır.

      DP iktidarı sırasında halkın duygularını okşamak adına popülist politikalara yönelinmiş ve bu dönemde kendisinin de içinde bulunduğu CHP'nin yaptığı hatayı telafi ederek ezanın tekrar Arapça okunmasını sağlamıştır.

      Menderes Amerikancıdır. Natocudur. Natoya girmek adına Kore Savaşına 5090 kişilik bir askeri birlik gönderdi. Giden birlik 741 şehit verdi. Yaralananların sayısı da 2000 di. Türkiye'yi küçük Amerika yapacağım diyen , Amerikan Kapitalizmini ülkeye davet eden ve yerleştiren adamdı.

      Her mahallede milyoner olacak söylemiyle "yandaşa" ve yakınlarına devleti yağmalattıran kişiydi. Örtülü ödenekten sağa sola servet dağıttı. İslami kesimde Üstad olarak tabir edilen Necip Fazıl 158.500 TL para almıştı dergi çıkarmak için Menderes ve DP iktidarından. Bu tespit edilebilen tutardı. Tespit edilemeyen ya da dolaylı yollardan ödenenler ne kadardı Allah bilir. 158.500,00 TL yi bugünün şartlarında düşünmeyin 1951 yılında 50.000,00 TL almış Necip Fazıl. O tarihte 50 Bin TL ile 10 kilo külçe altın alınıyordu. Necip Fazıl'ın doğrudan aldığı ve tespit edilebilen paraların bugünkü karşılığı yaklaşık 5,8 Milyon TLdir.

       İktidardan para aldığı günlerde Üstad bir kumarhane baskınında kumar oynarken yakalanıyordu. Herneyse konumuz Necip Fazıl değil.

       Demokrat değildi Menderes. Kendi Partisine "Vatan Cephesi" diyerek toplumu ikiye bölmüştü. Seçimde istediği oyu alamadığı Kırşehir'i ilçe yapmış ve ilçesi Nevşehir'i de il yaparak Kırşehir'i Neşehir'e bağlamıştı. Yine CHP'nin Malatya'da seçimleri kazanması üzerine Malatya'yı cezalandırmak adına ikiye bölmüş ve Adıyaman'ı ayırarak il yapmıştı.

      Basına ve muhaliflere yönelik baskılar, bu amaçla kurulan tahkikat komisyonları ve daha birçok şey düşünüldüğünde kimse Menderes ve DP iktidarının Demokrat olduğunu söyleyemez.

      Sözleşmeler çok daha önce imzalanmış olsa da Marshall yardımını Türkiye'ye sokan adamdır. Amerika'dan  aldığı borçları Amerikan mallarının ithalinde kullanmış ve suni bir refah yaratmıştı. Bu suni refah 1957'lere kadar sürdü. Sonrası tamamen dışa bağımlı ve ithalata mahkum bir ekonomi. Ama para bitmişti. Amerika'da eskisi gibi para vermiyordu. Para bulmak için gezelemeye ve Rusya'ya yanaşmaya çabaladı ama istediği sonucu elde edemedi. Neticede 27 Mayıs ihtilali ile iktidardan uzaklaştırıldı.

      Menderes zaafları olan bir kişi idi. Yaptığı herşey bir yana başkasının karısına yürüyecek, makamını ve devlet gücünü kullanarak kocasını evden uzaklaştırıp kadının koynuna girecek kadar da ahlaksızdı.

      Tüm bu anlattıklarımız 27 Mayıs'ı ve Yassıada yargılamaları esnasında ona yapılan insanlık dışı ve gayrihukuki davranışları mazur göstermez.

      ...

      Bir ara AKP iktidarı  ve Tayyip Erdoğan'ın uygulamaları ile siyasi/ekonomik/dini/milli duruşunu yazıyorum sandım. Yazıdan Sabetaist bağlantıyı ve 27 Mayıs'ı çıkardığımızda AKP/DP ve Menderes/RTE uygulama ve davranışlarının genel hatları ne kadar da birbirine benziyor...