İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2019 Perşembe

İstanbul İçin Her Yol Mübah , Trabzon-Rum-Ekrem İmamoğlu


Ekrem İmamoğlu'nun kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ile yeni bir seçim sürecine girildi. 31 Mart'a kadar yaşadığımız tüm olaylar İstanbul özelinde yeniden yaşanıyor. Tabii ufak farklarla.

Öncelikle AKP+MHP'nin oluşturduğu başta BBP olmak üzere bir kısım oy potansiyeli düşük partilerinde "yancılık" yaptığı Cumhur İttifakı seçime 31 Mart seçimlerinin "ana söylemi" olan "Beka Sorunu" vurgusunu bir kenara atarak hazırlanıyorlar. 

Bu millet ve milletin sahibi olduğu devlet 1000 yıldır bu coğrafyada "Beka Sorunu" ile ayaktaydı. Hala devletin ve milletin beka sorunu var. Ancak hiçbir siyasi parti, ittifak, koalisyon "beka sorunu"nu seçim kampanyasının ana argümanı yapmamıştı. Cumhur İttifakı yaptı. Ancak özellikle Batı Anadolu'da ve İstanbul'da bu söylemin prim yapmadığını görmüş olacaklar ki 31 Mart'ta sandıkların kapanmasından itibaren bu söylemi terkettiler. Oysa Türkiye bugün 31 Mart'a göre daha fazla "Beka Sorunu"nu hissediyor.

Demek ki "Beka Sorunu" kavramının içine Cumhur İttifakı ile bizden farklı anlamlar yüklemişler.

"Beka Sorunu" vurgusunun İstanbul özelinde işe yaramadığını gören iktidar başka bir alternatiflere yöneldi. İlk alternatif olarak da HDP'yi ve "Kürt Faşizmini" gördü.

8 yıldır avukatları ile görüştürülmeyen Abdullah Öcalan avukatları ile görüştürüldü. Bu görüşme sonrası "yeni bir çözüm süreci"nin habercisi diyebileceğimiz Abdullah Öcalan'a ait bir mektup basına servis edildi. Akabinde HDP eşgenel başkanları Figen YÜKSEKDAĞ ve Selahattin Demirtaş yargılandıkları (hakaret sebebiyle açılan) bir davadan beraat etti. Yetmedi SETA Genel Koordinatörü, Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalr Kurulu Üyesi ve Havuz Medyasının Sabah Gazetesi yazarı Burhanettin DURAN NTV'de katıldığı bir programda teröristbaşından bahsederken "Sayın Öcalan" şeklinde hitap etti.

Bu arada şehit haberleri ardarda gelmeye başladı. Yukarıdaki hadiseler yaşanırken bir taraftan PKK terörünün artması , aynı oranda havuz medyası eliyle CHP ile PKK birlikteliğine vurgu yapılan haberlerin çoğalması... AKP bir yandan HDP/PKK ile görüşürken diğer taraftan PKK eliyle terörü tırmandırmakta aynı zamanda da CHP üzerinden Millet İttifakını suçlamaktadır sonucuna götürdü bizi. Daha önce de belirttik AKP hükümeti ile PKK uzun süredir dirsek temasındadır ve heran yeni bir çözüm süreci yaşanmak üzeredir. Akp CHP-PKK vurgusu yaparak bir taraftan Millet İttifakı içerisindeki muhafazakar seçmenin Ekrem İmamoğlu'na oyvermesini engellemeyi amaçlamakta diğer taraftan bu vurguyu boşa çıkarmak için "milliyetçi söylem"lere yönelecek CHP ve İYİPARTİ yi gerekçe göstererek  Kürt Kökenli kişilerin Ekrem İmamoğlu'nu desteklemesini engellemeye çalışmaktadır. Pkk eylemi olmazsa , şehit gelmezse bu plan işe yaramaz.

...       

Yenilenen Seçim için çalışmaların başlaması ile belaltı vuruşlarda başladı. Tabii ki tek hedef Ekrem İMAMOĞLU. Geçen seçimde son ana kadar görmezden geldikleri , ismini zikretmekten imtina ettikleri , yok saydıkları Ekrem İMAMOĞLU’na bu kez fena halde yüklenmeye başladılar.

Yüklenenlerden biri de AKP’nin Esenler Belediye Başkanı Tevfik GÖKSU idi. GÖKSU katıldığı bir iftar yemeği esnasında eline mikrofonu alınca şaşırdı. Bu Siyasal İslamcıların para, makam, kadından sonra en büyük zaafları mikrofon. O da zaafına yenik düştü.
Tevfik Göksu Ekrem İMAMOĞLU’nun Trabzonlu olmasından yola çıkarak İMAMOĞLU’nun “RUM” olduğunu ileri sürdü. Ancak kullandığı dil ve üslup sadece İMAMOĞLU’nu değil tüm Trabzonluları kapsayacak nitelikteydi.

Ekrem İMAMOĞLU'nun etnik kimliği üzerine bir araştırma yapmadık. Ekrem İMAMOĞLU ismi üzerinden Trabzonlulara yönelik bir etnik kimlik vurgusu yapıldığı için Rum kimliğine değinme gereği hissettik.

Trabzonluları Rumlukla itham eden Tevfik GÖKSU pek muhtemeldir ki Rum ile Yunanlı, Grek arasındaki farkı bilmiyordur.

Aynı Tevfik GÖKSU sorsanız Mevlana Celaleddin-i Rumi (Rum+(i) aidiyet eki) ismindeki "Rum" un ne anlama geldiğini de bilmeyecektir.

Bak Tevfik Efendi;

Rum etnik olarak Yunanlı (aslı İonya (Yuan)'lı olup zaman içinde Yunan olarak geçmiştir. Türkiye'ye yakın Ege Adaları merkezli medeniyet kuran İon'ları ifade eder. ) demek değildir. Rum etnik olarak Grek (Güney Yunanistan ve Mora merkezli etnik bir gruptur.) demek de değildir. Rum "Roma/Romalı" demektir. Romeos kökünden gelir. Etnik bir kimliği değil Coğrafi (Doğu Roma İmparatorluğu sınırları ile ilintili) bir kimliği ifade eder. Türkler Anadolu'ya girdiklerinde Anadolu Bizans'ın yani Doğu Roma İmparatorluğu'nun elindeydi. Bu sebeple Selçuklular Doğu Roma'ya atfen Anadolu'ya "Diyar-ı Rum" (Roma Ülkesi) dedi. Osmanlı Balkanlara geçtiğinde bölge yine Doğu Roma'nın elindeydi. Bu kez tüm Balkanlar "Rumeli" oldu. İtalya'ya gidilebilseydi muhtemelen orayada "Rumya" , "Rumistan" gibi bir isim verilecekti.

İstanbul’daki Latin işgali sonrası Bizans Sarayından kaçan prensler İznik ve Trabzon’da yönetimi ele alarak İstanbul’daki Latinlerden bağımsız davranmışlardır. Bu sebeple Trabzon’da Bizans Prenslerince kurulan bu devlete Trabzon Rum İmparatorluğu denmiştir. Aslı Trabzon Roma İmparatorluğudur. İşgalden 60 yıl sonra İstanbul İznik’te Bizans Prenslerince kurulan İznik Rum İmparatorluğu tarafından kurtarılmıştır. O 60 yıllık dönemde Osmanlı’nın fetret dönemindeki gibi bir durum yaşanmış ve İstanbul, Rumeli, İznik ve Trabzon’da 4 ayrı kişi kendisini Bizans İmparatoru olarak ilan etmiştir. İznik’in Latin işgaline son vermesinden sonra İmparatorluk İznik’teki hanedan üzerinden devam etmiştir. Bu hanedan daha sonra Rumeli’deki diğer parçayı da bünyesine katmıştır. Trabzon’un uzak olması , Anadolu’daki sırasıyla Selçuklu, Moğol ve Osmanlı tehlikesi İstanbul’daki Bizans’ın Trabzon’a müdahalesini engellemiştir. İsmi Trabzon’da olsa, Pontus’ta olsa oradaki devlet “Roma İmparatorluğunun bir parçasıdır” ve Yunanlı ya da Grek’le herhangi bir bağlantısı yoktur.

Yunanlı (veya Grek)=Rum demek kıçıkırık Grek'i Roma İmparatorluğu'nun varisi saymaktır. Tarih sahnesinde hiçbir varlığı olmayan kendilerinin bile unuttuğu Grekliğe değer atfetmektir. Ona tarih sahnesinde hak etmediği bir değer yüklemektir. 18. Yüzyıl ortalarına kadar böyle bir millet bile yoktur literatürde.

Yunanlılar ya da  Grekler Batı Anadolu kıyıları dışında Anadolu'ya gelmemiştir. Hele hele Orta Anadolu ya da Karadeniz'in dağlık bölgelerine tarihleri boyunca hiçbir zaman uğramamıştır. Limanlara tüccar olarak gelmiş ve ticaret kolonileri kurmuşlardır. Ancak liman bölgeleri dışına da çıkmamışlardır. Yunanistan'da konuşulan dil ile Karadeniz'de konuşulan dilin aynı olmasının tek sebebi her iki bölgenin de Doğu Roma imparatorluğu'na bağlı olarak yaklaşık 750 yıl aynı dili yani Roma İmparatorluğu'nun resmi dili olan Rumca(Romeiko)'yı konuşmasıdır.

Karadeniz'deki bazı vatandaşların etnik kökeni farklı olabilir ama hiçbiri söylenenin aksine Yunanlı ya da Grek değildir. Dil çok önemlidir evet ama bir insanın bir dili konuşması onu etnik olarak konuştuğu dilin mensubu yapmaz. (İstisna Yunanistan devleti ve Yunan Milliyetçileri için bir insanın "Rumca" konuşması Yunanlı sayılması için yeterlidir.) Türkçe konuşmanın seni ya da bir kısım Siyasal İslamcıyı , Sabetaisti, Ermeni ya da Gürcü geçmişi olan Pakraduniyi Türk yapmadığı gibi...

Siyaseten rakibime vuracağım derken ne b.k yediğine bir bak.

İtham ettiğin kişiyle liderim diye peşinde kırk takla attığın kişi (RTE) aynı bölgenin ürünü...

  

5 Aralık 2016 Pazartesi

Ruritanya'nın 15 Temmuz'u



Geçtiğimiz günlerde evde kitapları karıştırırken bir kitap geçti elime. Ne zaman aldığımı hatırlamadığım gibi okuyup okumadığımı da hatırlayamadım.

Genelde kitapları okurken kalem kullanır, önemli gördüğüm yerlerin altını çizer, sayfa altlarına ve kenar boşluklarına notlar alır, işaretler bırakırım. Bu kitabın da önsözüne işaretler bırakmışım ama ondan sonrası yok. Bu yüzden okuyup okumadığımdan emin olamadım. Ama bir kitabı 2. kez okumaktan zarar gelmez hesabı başladım okumaya.

...

Kitap Ruritanya isimli bir Ortabatı ülkesinde yaşanan siyasi olayları anlatıyor.

Ruritanya mutlakiyet ile yönetilirken  yasak olan bir siyasi parti askeri ve sivil kanadının yardımıyla kralı meşruti yönetime geçmeye zorlar. Kral istemese de meşruti yönetimi kabul etmek zorunda kalıp meşrutiyeti ilan eder. Meşrutiyetin ilanından sonra ülke seçime gider ve bu parti mecliste çoğunluğu sağlar.
Çoğunluğu sağlayarak iktidara gelen bu parti partizanlıkla işi ehline vermek yerine kendi adamlarını bürokrasiye doldurmaya başlar. Bürokraside kendi adamlarına yeraçmak için bir kısım sivil - asker bürokrat ve memurları hukuka uygun olup olmadığına bakmaksızın kapının önüne koyar. Devlet gücünü kullanarak basına önce sansür uygular. Sansürle susturamadıklarını hukukla susturmayı dener. Hukukla da susturamadığını kendi tabanından topladığı silahşörlerle susturma yoluna gider. Yaptığı icraatlarla toplumsal yapıyı bozar. Büyük bir kitleyi ötekileştirir. Karşısında çok kalabalık bir magdurlar ve muhalifler sınıfı oluşturur.

Bu arada işler istediği gibi gitmez. Ekonomi tıkanma noktasına gelir, iç siyaset ve uluslararası ilişkiler çöker. Herşey ellerine yüzlerine bulaşmıştır. Mevcut iktidar kan kaybetmekte ve iktidardan düşmek üzeredir.

Bu esnada arkasında kimin olduğu tam da bilinmeyen ordu içerisinden bir grup hükümeti devirmek için harekete geçer. Hükümet merkezine ve meclise giderek el koymaya kalkar, meclis başkanının , başbakanın , savunma bakanının vs. değiştirilmesini ister. Meclise giderken de yolda karşılaştığı siyaseten kendisine karşı veya iktidar taraftarı olduğunu   düşündüğü bazı kişileri öldürür. Hükümeti devirmeye çalışan grubun tam sayısı bilinmez ama görgü şahitleri ordu içinden çok küçük bir grup olduğundan bahseder. Hatta araştırma yapanlar ihtilal yapmaya kalkan bu küçük grubun ortak bir amacı olmadığını bile söylerler.

Herneyse bu ihtilale katılanlarının bir kısmı bilmeden oradadır. Bir kısmı silah zoruyla olaya dahil edilir. Bir kısmı ise meraktan kalabalığın içerisine katılmıştır. Neticede büyük çoğunluğu akşam evine kışlasına geri döner. İhtilal kendi kendine sönmeye başlar.

Bu esnada hükümet görevine devam etmekte , meclis çalışmaktadır. Ancak iktidar partisi yöneticileri durumu lehe çevirmek için güçlü oldukları şehirlere çektikleri telgraflarla durumun çok kötü olduğunu , meşrutiyetin kaldırıldığını , Kral'ın tutuklandığını vs... bildirerek yardım isterler.

Bu çağrılar üzerine asker ve sivil gönüllülerden oluşan bir ordu hazırlanarak başkente gelinir. Çok küçük bir kaç grubun direnişi dışında direniş olmamasına rağmen kışlalar topa tutulur. Olaganüstü hal ilan edilir. Bütün dernekler , partiler basılır. İhtilale katıldığından şüphelenilen herkes sorgusuz sualsiz tutuklanır. Bazı kişilerin malvarlığına el konur. Tutuklanan kişilerin bir kısmı daha sokakta dövülmeye başlanır. Bir kısmı kurşunlanır. Kaç kişinin öldüğü , kaç kişinin kaybolduğu bugün bile bilinmez.

İktidar Partisi kendisi dışındaki herkesi ihtilalci ilan eder. Elindeki listelerde ismi olan herkesi derdest eder. İhtilalci ilan edilmekten ve hükümetin hışmından korkan diğer partiler meşrutiyetin yeniden kurulması ve yaraların sarılması için iktidar partisi ile "mutabakata varıp" birlikte açıklama yaparlar.

İhtilalin hangi saatte başladığı , hükümetin ve Genel Kurmayın hangi saatte öğrendiği , kimin haber verdiği vs. hususlar hep karanlık kalmıştır. Bununla birlikte bazı kişiler ihtilalin çok önceden bilindiğini iddia ederler. Gerçektende komşu ülkelerde yayın yapan gazetelerden birinde ihtilaleden 2 ay önce Ruritanya'nın başkentinde yakın zamanda bazı siyasi ve toplumsal olayların yaşanabileceğinin yazıldığı görülmüştür.

Olayın devamında ihtilalin arkasında Kralın bulunduğu iddiası ile Kral meclis tarafından azledilerek yerine yeni bir kral atanır. Önceki kralın "araştırın , soruşturun, komisyon kurun dahlim varsa cezalandırın" türü çağrıları bir anlam ifade etmez. Eski kral ailesi ile birlikte sürgüne yollanır.

Olaydan sonra ihtilalin sebepleri ve detaylarının aydınlatılması için bir komisyon kurulur. Ancak bu komisyon İktidar Partisinden kimseyi çağırıp dinlemez. İhtilal girşiminin olduğu dönemde görevli Genel Kurmay Başkanı ve ordu komutanlarını bile dinlemez.

Bu olaydan sonra tüm hürriyetler kısıtlanır ve iktidar partisi Ruritanya'da tek güç olur. Yeni Kral bile iktidar partisinin sözünden dışarı çıkamaz. Kral artık bir kukladır.

İş bilmez İktidar Partisi  bu olayı kullanarak sözde meşrutiyet adı altında monarşiye geri döner. Kral monarşisinden Parti monarşisine...

Gücüne güç katan iktidar partisi ilerleyen dönemde yaptığı hatalarla ekonomiyi çökertir. Toplumsal kutuplaşmayı artırır. Ve Ruritanya  bozulan uluslararası ilişkileri sebebiyle girmemesi gereken bir savaşın içinde bulur kendini. Nihayetinde savaş kaybedilir ve Ruritanya artık yoktur.

...

Kitapta burada kısaca bahsettiğimiz hadiseler(son paragrafta belirtilenler hariç) uzun uzun ve teferruatlı olarak anlatılıyor.

Buraya kadar okuduğunuz kısım sizde de 15 Temmuz çağrışımı yaptı değil mi? Ruritanya ismi altında aslında 15 Temmuz Türkiye'sini anlattığımızı düşündünüz.

Evet Ruritanya hayali bir ülke ama kitapta anlatılan 15 Temmuz Türkiye'si değil. Kitapta anlatılan 31 Mart Osmanlısı ve 31 Mart Vakasının iç yüzü.

Prof. Dr. Necmettin ALKAN 'ın Doçent iken 2011 de Timaş Yayınlarından çıkmış bir kitabı.

Kitabın ismi "Selanik İstanbul'a Karşı - 31 Mart Vakası ve 2.Abdulhamid'in Tahttan İndirilmesi"

...

100 yıl Önce Sabetaist Selanik İstanbul'a karşıydı. İhtilalimsi bir girişimle İstanbul'u yenip , sistemi değiştirerek iktidarı elegeçirmişti. Şimdi ise Pakraduni Siirt-Batman-Şırnak-Diyarbakır-Rize ve Darende-Kemaliye-Zara üçgeni Ankara görünümlü Selanik'e karşı...

Ve iş "krallık gücünün" değiştirilmesini hedefleyen son darbeye kaldı...

...

Kişiler ve gruplar değişse de olaylar değişmiyor. Tarih tekerrürden ibaretttir diyen boşa dememiş...