iktidar savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iktidar savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2016 Pazartesi

Ruritanya'nın 15 Temmuz'u



Geçtiğimiz günlerde evde kitapları karıştırırken bir kitap geçti elime. Ne zaman aldığımı hatırlamadığım gibi okuyup okumadığımı da hatırlayamadım.

Genelde kitapları okurken kalem kullanır, önemli gördüğüm yerlerin altını çizer, sayfa altlarına ve kenar boşluklarına notlar alır, işaretler bırakırım. Bu kitabın da önsözüne işaretler bırakmışım ama ondan sonrası yok. Bu yüzden okuyup okumadığımdan emin olamadım. Ama bir kitabı 2. kez okumaktan zarar gelmez hesabı başladım okumaya.

...

Kitap Ruritanya isimli bir Ortabatı ülkesinde yaşanan siyasi olayları anlatıyor.

Ruritanya mutlakiyet ile yönetilirken  yasak olan bir siyasi parti askeri ve sivil kanadının yardımıyla kralı meşruti yönetime geçmeye zorlar. Kral istemese de meşruti yönetimi kabul etmek zorunda kalıp meşrutiyeti ilan eder. Meşrutiyetin ilanından sonra ülke seçime gider ve bu parti mecliste çoğunluğu sağlar.
Çoğunluğu sağlayarak iktidara gelen bu parti partizanlıkla işi ehline vermek yerine kendi adamlarını bürokrasiye doldurmaya başlar. Bürokraside kendi adamlarına yeraçmak için bir kısım sivil - asker bürokrat ve memurları hukuka uygun olup olmadığına bakmaksızın kapının önüne koyar. Devlet gücünü kullanarak basına önce sansür uygular. Sansürle susturamadıklarını hukukla susturmayı dener. Hukukla da susturamadığını kendi tabanından topladığı silahşörlerle susturma yoluna gider. Yaptığı icraatlarla toplumsal yapıyı bozar. Büyük bir kitleyi ötekileştirir. Karşısında çok kalabalık bir magdurlar ve muhalifler sınıfı oluşturur.

Bu arada işler istediği gibi gitmez. Ekonomi tıkanma noktasına gelir, iç siyaset ve uluslararası ilişkiler çöker. Herşey ellerine yüzlerine bulaşmıştır. Mevcut iktidar kan kaybetmekte ve iktidardan düşmek üzeredir.

Bu esnada arkasında kimin olduğu tam da bilinmeyen ordu içerisinden bir grup hükümeti devirmek için harekete geçer. Hükümet merkezine ve meclise giderek el koymaya kalkar, meclis başkanının , başbakanın , savunma bakanının vs. değiştirilmesini ister. Meclise giderken de yolda karşılaştığı siyaseten kendisine karşı veya iktidar taraftarı olduğunu   düşündüğü bazı kişileri öldürür. Hükümeti devirmeye çalışan grubun tam sayısı bilinmez ama görgü şahitleri ordu içinden çok küçük bir grup olduğundan bahseder. Hatta araştırma yapanlar ihtilal yapmaya kalkan bu küçük grubun ortak bir amacı olmadığını bile söylerler.

Herneyse bu ihtilale katılanlarının bir kısmı bilmeden oradadır. Bir kısmı silah zoruyla olaya dahil edilir. Bir kısmı ise meraktan kalabalığın içerisine katılmıştır. Neticede büyük çoğunluğu akşam evine kışlasına geri döner. İhtilal kendi kendine sönmeye başlar.

Bu esnada hükümet görevine devam etmekte , meclis çalışmaktadır. Ancak iktidar partisi yöneticileri durumu lehe çevirmek için güçlü oldukları şehirlere çektikleri telgraflarla durumun çok kötü olduğunu , meşrutiyetin kaldırıldığını , Kral'ın tutuklandığını vs... bildirerek yardım isterler.

Bu çağrılar üzerine asker ve sivil gönüllülerden oluşan bir ordu hazırlanarak başkente gelinir. Çok küçük bir kaç grubun direnişi dışında direniş olmamasına rağmen kışlalar topa tutulur. Olaganüstü hal ilan edilir. Bütün dernekler , partiler basılır. İhtilale katıldığından şüphelenilen herkes sorgusuz sualsiz tutuklanır. Bazı kişilerin malvarlığına el konur. Tutuklanan kişilerin bir kısmı daha sokakta dövülmeye başlanır. Bir kısmı kurşunlanır. Kaç kişinin öldüğü , kaç kişinin kaybolduğu bugün bile bilinmez.

İktidar Partisi kendisi dışındaki herkesi ihtilalci ilan eder. Elindeki listelerde ismi olan herkesi derdest eder. İhtilalci ilan edilmekten ve hükümetin hışmından korkan diğer partiler meşrutiyetin yeniden kurulması ve yaraların sarılması için iktidar partisi ile "mutabakata varıp" birlikte açıklama yaparlar.

İhtilalin hangi saatte başladığı , hükümetin ve Genel Kurmayın hangi saatte öğrendiği , kimin haber verdiği vs. hususlar hep karanlık kalmıştır. Bununla birlikte bazı kişiler ihtilalin çok önceden bilindiğini iddia ederler. Gerçektende komşu ülkelerde yayın yapan gazetelerden birinde ihtilaleden 2 ay önce Ruritanya'nın başkentinde yakın zamanda bazı siyasi ve toplumsal olayların yaşanabileceğinin yazıldığı görülmüştür.

Olayın devamında ihtilalin arkasında Kralın bulunduğu iddiası ile Kral meclis tarafından azledilerek yerine yeni bir kral atanır. Önceki kralın "araştırın , soruşturun, komisyon kurun dahlim varsa cezalandırın" türü çağrıları bir anlam ifade etmez. Eski kral ailesi ile birlikte sürgüne yollanır.

Olaydan sonra ihtilalin sebepleri ve detaylarının aydınlatılması için bir komisyon kurulur. Ancak bu komisyon İktidar Partisinden kimseyi çağırıp dinlemez. İhtilal girşiminin olduğu dönemde görevli Genel Kurmay Başkanı ve ordu komutanlarını bile dinlemez.

Bu olaydan sonra tüm hürriyetler kısıtlanır ve iktidar partisi Ruritanya'da tek güç olur. Yeni Kral bile iktidar partisinin sözünden dışarı çıkamaz. Kral artık bir kukladır.

İş bilmez İktidar Partisi  bu olayı kullanarak sözde meşrutiyet adı altında monarşiye geri döner. Kral monarşisinden Parti monarşisine...

Gücüne güç katan iktidar partisi ilerleyen dönemde yaptığı hatalarla ekonomiyi çökertir. Toplumsal kutuplaşmayı artırır. Ve Ruritanya  bozulan uluslararası ilişkileri sebebiyle girmemesi gereken bir savaşın içinde bulur kendini. Nihayetinde savaş kaybedilir ve Ruritanya artık yoktur.

...

Kitapta burada kısaca bahsettiğimiz hadiseler(son paragrafta belirtilenler hariç) uzun uzun ve teferruatlı olarak anlatılıyor.

Buraya kadar okuduğunuz kısım sizde de 15 Temmuz çağrışımı yaptı değil mi? Ruritanya ismi altında aslında 15 Temmuz Türkiye'sini anlattığımızı düşündünüz.

Evet Ruritanya hayali bir ülke ama kitapta anlatılan 15 Temmuz Türkiye'si değil. Kitapta anlatılan 31 Mart Osmanlısı ve 31 Mart Vakasının iç yüzü.

Prof. Dr. Necmettin ALKAN 'ın Doçent iken 2011 de Timaş Yayınlarından çıkmış bir kitabı.

Kitabın ismi "Selanik İstanbul'a Karşı - 31 Mart Vakası ve 2.Abdulhamid'in Tahttan İndirilmesi"

...

100 yıl Önce Sabetaist Selanik İstanbul'a karşıydı. İhtilalimsi bir girişimle İstanbul'u yenip , sistemi değiştirerek iktidarı elegeçirmişti. Şimdi ise Pakraduni Siirt-Batman-Şırnak-Diyarbakır-Rize ve Darende-Kemaliye-Zara üçgeni Ankara görünümlü Selanik'e karşı...

Ve iş "krallık gücünün" değiştirilmesini hedefleyen son darbeye kaldı...

...

Kişiler ve gruplar değişse de olaylar değişmiyor. Tarih tekerrürden ibaretttir diyen boşa dememiş...

1 Eylül 2015 Salı

İKTİDAR SAVAŞI ya da PAKRUDİNLERİN YÜKSELİŞİ




        Türkiye için tarih daha bir hızlı akmaya başladı. Gündem o kadar çabuk ve kolay değişiyor ki tam anlamıyla takip etmek neredeyse imkansız. Bu değişimin birileri tarafından bilinçli bir şekilde yapıldığı ve hızlı gündem değişiklikleri kullanılarak bazı şeylerin toplumun bilgi ve dikkatinden kaçırıldığını görüyoruz.

        Herşey politik hayata endekslenmiş durumda. Politik alan ve paradan para kazananlar dışında hiç kimsenin yaptığı birşey yok. Herkes Ankara merkezli ortaoyununu izlemekle meşgul.

        Bizler ortaoyunu izlerken Türkiye sistematik bir şekilde çökertiliyor. Daha önceki yazımızda bahsettiğimiz sosyal çözülme olabildiğince hızla devam ediyor. Türkiye'de bir dönem kapatılmak istenirken yeni bir dönem de başlatılmaya çalışılıyor.

         Türkiye'de iktidar yavaş yavaş eldeğiştiriyor.

         Bu sözlerimizden kimse siyasal iktidarın eldeğiştirdiği sonucunu çıkarmasın. Kasteddiğimiz sistem içerisindeki güç dengesinin değiştiği...

          Osmanlı'dan Cumhuriyete geçiş Osmanlı sivil ve asker bürokratları vasıtasıyla gerçekleşmiş ve bürokrasiye hakim olan sabataist zihniyet tıpkı Osmanlının son döneminde olduğu gibi "Devlet"e hakim olmuştu. Cumhuriyete kendi renklerini vermiş ve "laik-ulusalcı" bir kimliğe bürünmesini sağlamışlardı.  Bu duruma Kemalizm adını vererek kendilerine hep kalkan yaptılar...

         Geçen zamanda diğer toplumsal grupları gözardı ederek iktidarlarını devam ettirdiler. Zaman zaman sabataist topluluğu oluşturan 3 grup (Kapancılar , Karakaşiler ve Yakubiler) arasında sıkıntılar ve mücadele yaşansa da 1990'lara kadar iktidarlarını sürdürdüler.

          1990'lardan sonra hem dünya üzerinde yaşanan değişime ayak uyduramadılar hem de toplumsal yapı içerisinden gelen dip dalgasına engel olamadılar. İktidarda kalmak için her yolu deneselerde zamanında olayları doğru okuyup pozisyon alamadıkları için iktidar mücadelesini kaybetmiş görünüyorlar.

          Peki onlarla toplumsal tabandan gelerek iktidar mücadelesine giren kim?

         Bu soruya AKP diyen çıkabileceği gibi müslümanlar diyen de çıkabilecektir. Bazı kişiler ılımlı islamcılar , bazıları siyasal islamcılar tabirini kullanacaktır. İsimlendirme herkesin bakış açısına göre değişecektir. Bu tanımlamaların hepsi doğru ve aynı zamanda hepsi de yanlıştır.

         Osmanlı'dan Cumhuriyete geçişte Sabataistlerimiz nasıl önce müslüman (Osmanlı'da ve Atatürk Devrimlerine kadar) sonra laik-ulusalcı kimliğini kullanmışsa bugün de iktidarı elegeçirmek üzere olan yapı müslüman/siyasal islamcı kimliğini kullanmaktadır. Bugün seçimlerde %40'ların üzerinde oy alan AKP pek çok grup ve tarikat üyesini bünyesinde barındırmaktaysa da çekirdek kadrosu Pakrudin/Bağrutinlerden oluşmaktadır.

         Peki kimdir bu Pakrudin ya da Bağrutinler?

         Yaklaşık 100 yıl öncesine kadar Ermeni ve Gürcü görünümlü kripto yahudilerdi şimdi ise bu kimliklerine bir de müslüman kimliği eklediler.Bununla da kalmadılar bir kısmı Ermeni görünümünü "Kürt"e ve "Kürt Alevi"ye çevirdi.  Ermeni ayaklanmalarını organize eden ve Ermenilerle Türklerin arasını bozdukları için Ermenilerin özellikle nefret ettikleri bir topluluk.

          Bu topluluk hakkında burada detaylı bilgi vermeyeceğiz. İsteyenler Avram GALANTE ve Ahmet AKGÜL'ün kitaplarına ya da Türk Tarih Kurumu üyesi tarihçi Levon Panos DABAĞYAN'ın makalelerine bakarak ayrıntılı bilgi edinebilirler.

         AKP ve ülkeyi yöneten çekirdek grubun bu kliğe mensup olduğunu ve ülkeyi ve toplumu kendi düşünce ve inançları çerçevesinde dönüştürdüğünü belirtelim. Önce islami gruplarla siyasal iktidarı elegeçiren bu yapı daha sonra siyasi arenada güçlü islami grupları siyaset arenasından uzaklaştırarak burayı tam anlamıyla elegeçirdi. Siyasal iktidarı kullanarak ekonomik yapıyı değiştirmeye ve servet transferine devam ediyor. Yine siyasal yapıyı kullanarak medya dünyasında sözsahibi oldu.

        Sessiz ve derinden ilerliyorlar. Bu yapının farkına varan o kadar az sayıda insan var ki sesleri duyulmuyor. 100 yıl önce Türklerle-Ermeniler arasında yaşanan sıkıntıların bir benzerini bugün Türklerle-Kürtler arasında oluşturmaya çalışıyorlar. 100 yıl önce yaptıkları ile Millet-i Sadıka olan gerçek Ermenilerin bu coğrafyada yok olmasını sağladılar şimdi ise et ve tırnak gibi birbirinden ayrılamayacak olan Türk ile Kürdü birbirine kırdırarak yok etme eğilimindeler.

        Olaya dini ve siyasi açıdan bakıldığından tüm mücadele Müslüman ve Kürt kimlikleri üzerinden yapılıyor göründüğünden asıl gerçek görülmüyor/görülemiyor. Durum İsrail ile İran'ın Lübnan üzerinde savaşmaları gibi bir durum arz ediyor. İran perde gerisinden Lübnan'daki Hizbullah gibi güçleri kullanırken İsrail de perde gerisinden Hristiyan Falanjistleri vs. kullandı. Sonuç harap ve bitap , yanmış yıkılmış bir Lübnan...

         Pakrudin/Bağrudinler ile Sabetaistler arasındaki iktidar savaş devam ediyor. Bu savaşta  ezilen ve ezilecek olan Türkmen ,Kürt , Çerkes , Boşnak vs. farketmeksizin Anadolu'nun bahtı kara çocuklarıdır. Çatışma başka kimlikler üzerinden ve başka alanlarda yapıldığından düşmanın kimliği algılanamıyor ve savunma pozisyonu alınamıyor. Siyasetçilerde burunlarının ucunu görmekten aciz...

         Gerçeği gören çok az insan var. Bunlardan biri de Kürt-İslamcı yazar Müfit YÜKSEL.  Müfit YÜKSEL geçmişte Ermeni görünümlü Yahudiler kullanılarak Ermenilerin bu coğrafyayı terketmek zorunda kaldığını şimdi ise nasyonal sosyalist PKK/HDP içindeki Kürt görünümlü kişiler kullanılarak bu coğrafyanın kana bulanacağını görmüş bulunmaktadır. Haykırışının sebebi budur. Müfit YÜKSEL sosyal paylaşım siteleri üzerinden bu konu ile ilgili paylaşımlar yaparak kamuoyunu uyarmaya çalışmaktadır. Onun deyimi ile Pakrudinler diğer tüm gruplardan daha gaddar ve acımasız bir grup...

          Son 15 yıldır filler bu ülke çocuklarının üzerinde tepişiyor. İnşallah hep birlikte ezilmeyiz...