ohal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ohal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2017 Cuma

15 Temmuz : Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değildir...



      15 Temmuz Darbe(!) girişiminin üzerinden yaklaşık 1 yıl geçti. 15 Temmuz'un ne olup olmadığı hususunda hiçbir çalışma yok ama AKP'nin tüm topluma kendi görüşünü dikte etme gayreti var. Meclis bir komisyon kurup araştırmaya kalktı ama yapılan iş komisyon üyelerinin bile itirazına yol açtı. CHP'nin 15 Temmuz'un "ne olup olmadığının araştırılması" doğrultusundaki komisyon kurularak araştırma yapılmasına yönelik önergesi de AKP oylarıyla reddedildi.

      Önceki yazılarımızda da  ifade ettiğimiz üzere, CB ve AKP yöneticileri ne kadar  reddederse reddetsinler 15 Temmuzla ilgili "Kontrollü Darbe" söylemi ortaya çıkan veriler ışığında gerçeğe en yakın söylem olarak görünüyor.

      15 Temmuz gecesi sosyal medya hesaplarımızdan "ileri de yapılacak bir sivil darbeye askeri darbe görüntüsü altında sebep mi oluşturuluyor?" (saat 23.00 civarı) diye soran ve  "hem askeri hem de sivil darbeye karşı olduğumuzu" belirten 2 paylaşım yapmıştık. 16 Temmuz günü bir başka paylaşım da da "Ülke CHP'nin kontrollü gerilim stratejisinden AKP'nin kontrollü kaos stratejisine terfi etti. Allah milletimize zeval vermesin" şeklinde düşüncemizi ifade ederek "kontrollü kaos stratejisine" geçildiğini beyan etmiştik.

      Kaos devam ediyor.

      Dikkatli bakarsanız 1997 yılından itibaren ülkede yaşanan tüm olayların bir sıralama ile devam ettiğini , sürekli bir toplumsal gerilim süreci yaşandığını ve bu süreci bir kaos sürecinin takip ettiğini görürsünüz.

      28 Şubat süreci ile tohumlar atıldı. 28 Şubat sürecinden Fetönün güçlü çıktığı ölçüde güçlü çıkan bir başka grup vardı. İleri de AKP'yi oluşturacak troyka ve çevresi. Bu grup 1997 den 2001 e kadar olgunlaştırıldı. 

      2001 ekonomik krizi ile 2002 de AKP iktidara taşındı ve D. Baykal'ın marifetiyle RTE'nin siyasi yasağı kaldırılarak RTE Başbakan yapıldı. ("Yerli ve Milli" serisi  ve "Milli ve Yerliden Milliyetçiliğe"  serisi yazılarımızı okuduğunuzda AKP'nin nasıl iktidar olduğunu net olarak anlayacağınız gibi bu süreçleri doğru okuma konusunda da bilgi sahibi olacaksınız.)

     1997-2001 döneminde bitirilen ekonomi 2002-2010 yılları arasında dış destek ve büyük oranda borçla görece ayağa kaldırıldı. 2002 den itibaren 15 Temmuz'a kadar sürekli olarak bir siyasi gerilim süreci ve akabinde bu süreci takip eden bir kaos süreci ardışık olarak devam etti. Ergenekon , Balyoz, kumpas davaları, Danıştay Saldırısı, Yazıcıoğlu, H. Dink Suikastları, Kozmik odaya girilmesi, Akp-Fetö krizleri hepsi bu gerilim-kaos süreçlerinin örnekleridir. Yaşanan tüm hadiseler fail-i meçhule gönderildi. Failller yakalanmasına rağmen olaylar aydınlatılamadı. Kafalarda hep soru işaretleri kaldı.

      Tüm bu yaşanan gerilim - kaosların galibi daima AKP oldu. Her kaosta ülke ve millet zayıflarken AKP güçlendi.

      2001 de siyasal gerilim-ekonomik kaos ile başlayan süreç 15 Temmuz kaos sürecine kadar devam etti. 15 Temmuz kaosu devam ediyor. 2019 a kadar da devam edecek gibi görünüyor. 2019 dan itibarende bu kaos ortamı normal bir ortam haline gelerek devam edecek.

      Başkaları ne düşünüyor bilemiyoruz ama bugüne kadar takip edebildiğimiz olaylardan çıkardığımız sonuç, 1997 den bugüne kadar yaşanan her sosyal / ekonomik / toplumsal hadise BOP sürecine giden yolda bir kilometre taşı olduğudur.

      Her kilometrede toplumsal dirence sahip bir argüman/ değer/ grup kırılmıştır ve kırılmaktadır. Ekonomik kriz ve sonrasında hala devam eden borçlanma , ticaretin ve servetin eldeğiştirmesi, fetö marifetiyle bürokrasiye ve orduya yapılan operasyonlar, 2000 lerde bitme noktasına gelmiş olan PKK'nın yeniden ihya ve inşa edilerek Türkiye'nin güneyinde bir "Devlet" kurma noktasına getirilmesi, yanlış dış politikalarla Türkiye'nin gerçeklerden ve ortadoğu'dan kalben koparılması...

      Bu süreçte çok büyük bir hadise gözden kaçmış ve bu ülkede yaşayan herkesçe yanlış değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bugünkü verilerle şöyle bir geriye dönüp bakıldığında değerlendirmede yapılan hatanın boyutu çok daha net olarak görülecektir.

      Malum yaklaşık 510 kmlik Suriye sınırında doğal sınır yok gibidir. Geçmişte bir sınır tesis etmek ve güvenliği sağlamak için sınır boyunca mayınlı araziler oluşturulmuştu. Ortada fol ve yumurta yok iken AKP'nin aklına birden bu arazilerin temizlenmesi ve mayından arındırılması geldi.

      Hepimiz temizlenecek bu arazinin İsrail'e verilmesi, tarım arazisi olarak tahsisi vs. konularla ilgilenirken asıl büyük tehlikeyi görmemişiz.

      BOP'un uygulamaya konulacağı 1999 da belli idi. Dahası AKP kurulurken BOP'u uygulayacağını taahhüt etmişti. BOP kapsamında Ortadoğu'da içlerinde Türkiye'nin de bulunduğu 22 ülkenin sınırlarının değişeceği biliniyordu.Dahası AKP bunu da kabul ve taahhüt etmişti. Bu ülkelerin sınırlarının değişmesi demek demografik yapısının da değişmesi demekti.

      Geçmiş tecrübeler Suriye'de yaşanacak bir karışıklıkta insanların kaçacağı/göçeceği ilk ülkenin, gerek geçmişten gelen bağlar gerekse batıya olan yakınlığı sebebiyle, Türkiye olduğunu gösteriyordu.   

      Önce Türkiye ile Suriye görece yakınlaştı sonra mayınlı arazilerin bir bölümü temizletildi ve 2011 de Suriye'nin parçalanması yönünde düğmeye basıldı. Haziran 2011 den itibarende Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkiler  bozuldu. Aynı tarihlerde de Suriye'den kaçan sığınmacılar Türkiye'ye girmeye başladı. Bugün  Suriyeli sığınmacı sayısı Tüik 2016 verilerine göre 3,5 milyon ama Servet AVCI'nın da köşesinde belirttiği gibi bu sayı İçişleri Bakanlığınca bile net olarak bilinmiyor.

      Dahası tam sayısı bilinmeyen bu insanlar kontrol altında tutulmadı. Bilinçli olarak Türkiye'nin her tarafına dağılmalarında izin verildi. Kaç tanesi ajan , kaç tanesi başka ülkeler hesabına çalışıyor, kaçı bulaşıcı hastalık taşıyor , kaçı sapık, kaçı hırsız, kaçı vasıflı, kaçı donanımlı... hiçbir bilgi yok.

      Türkiye nüfusunun yaklaşık %5 i kadar bir insan hiçbir çalışma yapılmadan ülkeye salındı. Çoğu dil bilmeyen, kültür farkı bulunan, aç, susuz, sömürülmeye ve her türlü kötü yola düşürülmeye müsait bu insanlar aramızda geziyor.

      Tabii ki gezerken de sıkıntılar başgösteriyor. Kavgalar, ölümler ,yaralamalar, tecavüzler... Suriyeli göçmenlerin karıştığı adli vakalar arttıkça toplumda tepkilerde artıyor.

      Suriyeli göçmenler için bugüne kadar harcanan paranın 36 Milyar ABD Doları olduğu basında yeralıyor. Bu rakam Devletin harcadığı para. Yardım kuruluşları ve gönüllü vatandaşların yaptığı harcalamalar ne kadar? Örtülü ödenekten yapılan harcama var mı? Kimse bilmiyor. Zaten kötü olan ekonomi iyice kötüleşmekte.

      Derdimiz Suriyeli sığınmacılar değil. Bu oyunun -tıpkı bizim vatandaşlarımız gibi- en masum oyuncuları onlar. Oyun kurucuların ve bu oyunun eşbaşkanlarının bu ülkeyi ekonomik ve demokrafik olarak kaosa sürüklemek için kullandıkları basit "silah"lar o masumlar.

      Suriye ile yakınlaşma , mayınlı arazilerin temizlenmesi , mültecilerin mülteci kampları yerine Anadolu'ya salınması... hepsi BOP için yapılan bilinçli hareketlerdi.

      Suriyeli mülteciler üzerinden uzun süre kaos devşirilmeye devam edilecek.

      Gözden kaçan diğer hadise ise bugün 1. yılı dolmak üzere olan 15 Temmuz hadisesi. Darbe girişimi bahane edilerek oluşturulan kaos ortamı artarak devam ediyor. Hükümet kaosu bitirmek yerine sürekli kaosu körüklüyor. Toplumu ayrıştırıyor. İspiyonculuğu, jurnali, çaşıtlığı körüklüyor. Adalet duygusunu öldürüyor. Bir taraftan at izi it izine karıştırıldı derken diğer yandan izlerin daha da karışmasına yol açaçak "komşunu ihbar et" çağrıları yapıyor.

      15 Temuz ile Siyaset, bürokrasi, devlet geleneği, Ordu, polis, Adalet sistemi, ekonomi, bu topraklardaki bin yıllık "birlikte yaşama kültürü", sivil toplum tarumar edildi, ediliyor. İktidarla aynı perde ve tondan çıkmayan her ses -gerçekten fetöcü olup olmadığına bakılmaksızın- "fetöcü" itham/iftirası ile kesildi/kesiliyor. Ülke/toplum yeniden dizayn ediliyor.

      15 Temmuz bahane edilerek Devletin, milletin, ülkenin, toplumun son direnç noktaları da kırıldı, kırılıyor. Türkiye bugün BOPçular için dikensiz gül bahçesi. Hukuken aşılamayacak duvarlar olağanüstü halle aşıldı, aşılıyor. Türkiye dünden çok daha güçsüz.

      15 Temmuz darbe girişimi bu anlamda BOP için atılmış son büyük adımdı. 
                         

      Fetö ile mücadeleyi birazda ironi ile (Ti Destanı) anlatmıştık. Yakalanan, tutuklanan, işinden olan siyasetçi ya da  üstdüzey fetöcü yok. İşadamı olan damatlarda birkaç gün içerisinde bırakılmıştı. Adil Öksüz'ün kaçmasına yardımcı olduğu iddia edilen müsteşar yardımcısı hala görevde...

      Bugün Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatının  (İnterpol) Fetö sebebiyle aranan 60 Bin kişinin verilerini sisteme giren Türkiye'yi veri tabanından çıkardığına dair bir haber ilişti gözümüze.İnterpol kovmuş Türkiye'yi. Demek ki 60 Bin Fetöcü yurtdışına çıkmış 15 Temmuz sürecinde.Bu kadar çok sayıda fetöcünün yurtdışına kaçmasına nasıl/niçin izin verildi? Yukarıda anlattıklarımızı gözönünde tutarak değerlendirin haberin ne demek istediğimizi anlayacaksınız.

       Başardılar

      Oyunu kuranlar başardı. Kurulan oyunu icra için yolan revan olanlar başardı.

      AKP ve Fetö birlikte başardı.

      Oyunun bitiminde sahneye elele çıkıp abilerini birlikte selamlayacak ve alkışı birlikte alacaklar.

                         

                    

                     


                     

5 Aralık 2016 Pazartesi

Ruritanya'nın 15 Temmuz'u



Geçtiğimiz günlerde evde kitapları karıştırırken bir kitap geçti elime. Ne zaman aldığımı hatırlamadığım gibi okuyup okumadığımı da hatırlayamadım.

Genelde kitapları okurken kalem kullanır, önemli gördüğüm yerlerin altını çizer, sayfa altlarına ve kenar boşluklarına notlar alır, işaretler bırakırım. Bu kitabın da önsözüne işaretler bırakmışım ama ondan sonrası yok. Bu yüzden okuyup okumadığımdan emin olamadım. Ama bir kitabı 2. kez okumaktan zarar gelmez hesabı başladım okumaya.

...

Kitap Ruritanya isimli bir Ortabatı ülkesinde yaşanan siyasi olayları anlatıyor.

Ruritanya mutlakiyet ile yönetilirken  yasak olan bir siyasi parti askeri ve sivil kanadının yardımıyla kralı meşruti yönetime geçmeye zorlar. Kral istemese de meşruti yönetimi kabul etmek zorunda kalıp meşrutiyeti ilan eder. Meşrutiyetin ilanından sonra ülke seçime gider ve bu parti mecliste çoğunluğu sağlar.
Çoğunluğu sağlayarak iktidara gelen bu parti partizanlıkla işi ehline vermek yerine kendi adamlarını bürokrasiye doldurmaya başlar. Bürokraside kendi adamlarına yeraçmak için bir kısım sivil - asker bürokrat ve memurları hukuka uygun olup olmadığına bakmaksızın kapının önüne koyar. Devlet gücünü kullanarak basına önce sansür uygular. Sansürle susturamadıklarını hukukla susturmayı dener. Hukukla da susturamadığını kendi tabanından topladığı silahşörlerle susturma yoluna gider. Yaptığı icraatlarla toplumsal yapıyı bozar. Büyük bir kitleyi ötekileştirir. Karşısında çok kalabalık bir magdurlar ve muhalifler sınıfı oluşturur.

Bu arada işler istediği gibi gitmez. Ekonomi tıkanma noktasına gelir, iç siyaset ve uluslararası ilişkiler çöker. Herşey ellerine yüzlerine bulaşmıştır. Mevcut iktidar kan kaybetmekte ve iktidardan düşmek üzeredir.

Bu esnada arkasında kimin olduğu tam da bilinmeyen ordu içerisinden bir grup hükümeti devirmek için harekete geçer. Hükümet merkezine ve meclise giderek el koymaya kalkar, meclis başkanının , başbakanın , savunma bakanının vs. değiştirilmesini ister. Meclise giderken de yolda karşılaştığı siyaseten kendisine karşı veya iktidar taraftarı olduğunu   düşündüğü bazı kişileri öldürür. Hükümeti devirmeye çalışan grubun tam sayısı bilinmez ama görgü şahitleri ordu içinden çok küçük bir grup olduğundan bahseder. Hatta araştırma yapanlar ihtilal yapmaya kalkan bu küçük grubun ortak bir amacı olmadığını bile söylerler.

Herneyse bu ihtilale katılanlarının bir kısmı bilmeden oradadır. Bir kısmı silah zoruyla olaya dahil edilir. Bir kısmı ise meraktan kalabalığın içerisine katılmıştır. Neticede büyük çoğunluğu akşam evine kışlasına geri döner. İhtilal kendi kendine sönmeye başlar.

Bu esnada hükümet görevine devam etmekte , meclis çalışmaktadır. Ancak iktidar partisi yöneticileri durumu lehe çevirmek için güçlü oldukları şehirlere çektikleri telgraflarla durumun çok kötü olduğunu , meşrutiyetin kaldırıldığını , Kral'ın tutuklandığını vs... bildirerek yardım isterler.

Bu çağrılar üzerine asker ve sivil gönüllülerden oluşan bir ordu hazırlanarak başkente gelinir. Çok küçük bir kaç grubun direnişi dışında direniş olmamasına rağmen kışlalar topa tutulur. Olaganüstü hal ilan edilir. Bütün dernekler , partiler basılır. İhtilale katıldığından şüphelenilen herkes sorgusuz sualsiz tutuklanır. Bazı kişilerin malvarlığına el konur. Tutuklanan kişilerin bir kısmı daha sokakta dövülmeye başlanır. Bir kısmı kurşunlanır. Kaç kişinin öldüğü , kaç kişinin kaybolduğu bugün bile bilinmez.

İktidar Partisi kendisi dışındaki herkesi ihtilalci ilan eder. Elindeki listelerde ismi olan herkesi derdest eder. İhtilalci ilan edilmekten ve hükümetin hışmından korkan diğer partiler meşrutiyetin yeniden kurulması ve yaraların sarılması için iktidar partisi ile "mutabakata varıp" birlikte açıklama yaparlar.

İhtilalin hangi saatte başladığı , hükümetin ve Genel Kurmayın hangi saatte öğrendiği , kimin haber verdiği vs. hususlar hep karanlık kalmıştır. Bununla birlikte bazı kişiler ihtilalin çok önceden bilindiğini iddia ederler. Gerçektende komşu ülkelerde yayın yapan gazetelerden birinde ihtilaleden 2 ay önce Ruritanya'nın başkentinde yakın zamanda bazı siyasi ve toplumsal olayların yaşanabileceğinin yazıldığı görülmüştür.

Olayın devamında ihtilalin arkasında Kralın bulunduğu iddiası ile Kral meclis tarafından azledilerek yerine yeni bir kral atanır. Önceki kralın "araştırın , soruşturun, komisyon kurun dahlim varsa cezalandırın" türü çağrıları bir anlam ifade etmez. Eski kral ailesi ile birlikte sürgüne yollanır.

Olaydan sonra ihtilalin sebepleri ve detaylarının aydınlatılması için bir komisyon kurulur. Ancak bu komisyon İktidar Partisinden kimseyi çağırıp dinlemez. İhtilal girşiminin olduğu dönemde görevli Genel Kurmay Başkanı ve ordu komutanlarını bile dinlemez.

Bu olaydan sonra tüm hürriyetler kısıtlanır ve iktidar partisi Ruritanya'da tek güç olur. Yeni Kral bile iktidar partisinin sözünden dışarı çıkamaz. Kral artık bir kukladır.

İş bilmez İktidar Partisi  bu olayı kullanarak sözde meşrutiyet adı altında monarşiye geri döner. Kral monarşisinden Parti monarşisine...

Gücüne güç katan iktidar partisi ilerleyen dönemde yaptığı hatalarla ekonomiyi çökertir. Toplumsal kutuplaşmayı artırır. Ve Ruritanya  bozulan uluslararası ilişkileri sebebiyle girmemesi gereken bir savaşın içinde bulur kendini. Nihayetinde savaş kaybedilir ve Ruritanya artık yoktur.

...

Kitapta burada kısaca bahsettiğimiz hadiseler(son paragrafta belirtilenler hariç) uzun uzun ve teferruatlı olarak anlatılıyor.

Buraya kadar okuduğunuz kısım sizde de 15 Temmuz çağrışımı yaptı değil mi? Ruritanya ismi altında aslında 15 Temmuz Türkiye'sini anlattığımızı düşündünüz.

Evet Ruritanya hayali bir ülke ama kitapta anlatılan 15 Temmuz Türkiye'si değil. Kitapta anlatılan 31 Mart Osmanlısı ve 31 Mart Vakasının iç yüzü.

Prof. Dr. Necmettin ALKAN 'ın Doçent iken 2011 de Timaş Yayınlarından çıkmış bir kitabı.

Kitabın ismi "Selanik İstanbul'a Karşı - 31 Mart Vakası ve 2.Abdulhamid'in Tahttan İndirilmesi"

...

100 yıl Önce Sabetaist Selanik İstanbul'a karşıydı. İhtilalimsi bir girişimle İstanbul'u yenip , sistemi değiştirerek iktidarı elegeçirmişti. Şimdi ise Pakraduni Siirt-Batman-Şırnak-Diyarbakır-Rize ve Darende-Kemaliye-Zara üçgeni Ankara görünümlü Selanik'e karşı...

Ve iş "krallık gücünün" değiştirilmesini hedefleyen son darbeye kaldı...

...

Kişiler ve gruplar değişse de olaylar değişmiyor. Tarih tekerrürden ibaretttir diyen boşa dememiş...