Osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2017 Cuma

Hoşgeldin(!) Tütün Rejisi...



Hükümetin hazırladığı yeni Torba Yasa tasarısı 2 gün önce TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundan geçti. Bundan sonra Meclise getirilecek. Prosedür tamamlanınca Mecliste de görüşülüp kanunlaşacak. Kanunlaşmasını engelleyecek bir durum ya da güç bugün için görünmüyor. Akp tek başına bu tasarıyı geçirip kanunlaştıracak güce sahip. Ayrıca stepne rolünü çok iyi oynayan Devlet BAHÇELİ'de daha dün Cumhurbaşkanının izlediği politikaları uyumlu bulduğunu ve desteklediğini açıkladı. Bu açıklamadan sonra meclise gelecek torba yasaya evet diyeceğini düşünmek çok da abes olmasa gerek.

Torba yasalar pek çok farklı konuda pek çok farklı düzenlemeyi tek bir seferde çıkarma rahatlığı sağlıyor. Ancak iktidar genelde toplumda tepkilere neden olabilecek düzenlemeleri toplum talepleri doğrultusunda oluşturulan düzenlemelerin arasında kanunlaştırarak hem halkın gözünden kaçırarak ortaya çıkabilecek tepkileri azaltmak ya da engellemek hem de meclisten daha kolay geçirmek amacıyla bu yolu tercih ediyor. Bugün karşımızda olduğu gibi asgari ücret, işçi hakları ile tütün ekimi ve pazarlanması aynı torba yasanın konusu olabiliyor.

Diğer hususlarla ilgili bir inceleme yapmadık. Ancak Torba Yasanın düzenlediği 68. madde dikkatimizi çekti.
Torba Yasa’nın 68.Maddesi ile ‘yasaya uymayan’ sarmalık kıyılmış tütün üreticilerine, ağır para ve hapis cezaları getiriliyor. Herhangi bir tütün tüccarıyla (tütün işlemeciliği tümüyle yabancı şirketlerin eline geçtiği için bunlara tüccar değil, şirket taşeronu demek daha doğru) sözleşmesi olmayan üretici; tütün ekemeyecek, satamayacak, satın alamayacak, satışa hazırlayamayacak, taşıyamayacak ve bulunduramayacak. Bunlardan birini bile yapan 3 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. 

Bu tütün satan tüm işyerlerinin kapatılması demek. Çiftçinin sigara üreticilerinin belirlediği fiyatın dışında tütün satamaması demek. Bu tütün üreticisinin ancak ve ancak sigara şirketlerinin belirlediği oranda tütün yetiştirmesi demek. Bu bahçenizde kafanıza göre tütün yetiştirememeniz demek. Bu komşunuzun bahçesinde yetiştirdiği tütünü alıp içememeniz demek.

Bu üreticiyi Tütün tüccarının, Tütün tüccarını da Sigara üreticisinin doğal olarak tütün üreticisini sigara üreticisinin kölesi haline getirmek demek. Bu, tekelin özelleştirilmesinden sonra, tütün piyasasının emperyalimin emrine terkedilmesi demek.

Torba yasa daha meclisten geçmeden uygulamaya konmuş gibi görünüyor. Tasarının Meclis Plan ve Bütçe komisyonundan geçmesini müteakip dün (19.10.2017) 81 ilde eşzamanlı operasyon yapıldı. 25,7 Ton kıyılmış tütün, 4,5 ton nargile ve pipo tütünü ile 4 Bin kaçak sigara sarma makinesine el konuldu.

MTV si tartışmaları arasında gözden kaçtı ama sigara kağıdına ciddi vergiler kondu.

Yapılan zam ve konulan vergilerden sonra tütün içen insan sayısı bir hayli artmıştı. Devletin bundan vergi kaybı olduğunu iddia edenler olacaktır ki doğrudur. Devlet 14 TL lik bir paket sigaranın 6,44 TL sini vergi olarak almaktadır. Devletin vergiye ihtiyacı olduğunu söyleyeceklere devletin 2017 yılında bazı zengin kişi ve kuruluşların vergi borcunu sildiğini hatırlatalım. Vergi borcu silinen bu kişilerden bir kısmı İlişkiler Ağı başlıklı yazımıza konu kişiler. Bu kişiler aynı zamanda Türkiye'nin önde gelen sigara üreticisi firmaların ortağı olan şirketlerin sahibi ya da yöneticisi. (yeni bir ilişkiler ağı ve yeni bir kıyak) Ancak tütün ekim, üretim , satımını engellemek devletin vergi almasını sağlamayacaktır. Sarma tütün içimi yurtdışından getirilen kaçak sigara ticaretinin en önemli engelleyicisidir. Kaçak sigara ticareti PKK'nın tekilindedir ve PKK'nın en önemli gelir kalemlerinden biridir. Tütün ekiminin, ticaretinin engellenmesi büyük sigara üreticileri kadar kaçak sigara ticareti yapanların da ekmeğine yağ sürecektir. Devlet bir taraftan köylüsünü yoksullaştırırken diğer taraftan pkk terörünü finanse(!) etme durumuyla karşı karşıya. İnsanlar sadece vergisine 6,44 TL ödeyerek sigara almak yerine piyasadaki 3-4 TL ye kaçak sigaraya yönelecektir.

Bu olayın bir yüzü. Diğer yüzü çok daha sıkıntılı.

Yasanın içeriği ve yapılan operasyon bize 1883 de kurulup Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu müteakip 1925 yılında kaldırılan , Güvenlik Güçlerini tütün şirketlerinin paralı askerine dönüştüren ve uygulandığı 37 yılda 20 Bin Türk köylüsünün ölümüne (güvenlik güçlerince öldürülmesi daha doğru) neden olan ünlü "Tütün Rejisi" ni hatırlattı. 

Osmanlı Devleti borçlarını ödeyebilmek adına düyun-u umimiye kurulmasına razı olmak zorunda kalmış ve gelir getiren bir kısım tekel haklarını batılı devletlerin idaresindeki Düyun-u umimiyeye devretmişti. Batılı devletler buralardan elde edilen gelirleri borçlarından düşmüşlerdi. Tütün Rejisi de bu kapsamda kurulmuş ve hertürlü tütün ekim, dikim, satım işlerini kontrol altına almış, kaçak üretimi ve ticaretini engellemek amacıyla hertürlü tedbiri almıştı. Tütün kaçakçılığının engellenmesi amacıyla Jandarma teşkilatı bir anlamda tütün rejisinin emrine verilmişti. Ekonomik olarak güçlü ve imkanları geniş olan tütün rejisi bu güç ve imkanlarını kullanarak bulundukları bölgelerdeki jandarma teşkilatlarını kendi elemanları gibi kullanmıştır. Tütün üreticisi ve kaçakçısı kovalamak bu teşkilatın adeta tek işi olmuştur.

Bugün yine aynı durumla karşı karşıyayız. Siyasal İslamcı(!) AKP iktidarı bu tasarı ile düyun-u umumiye ve tütün rejisinin yolunu açmıştır. Osmanlı'yı ihya edelim derken ihyaya Düyun-u Umumiye ve Tütün Rejisinin ihyası ile başlayabileceklerini düşünmemiştik doğrusu.

Onlar konuşur AKP yapar diyorlardı bugün itibariyle AKP'nin yaptığı batırdığının , "battığımızın", resmidir. Osmanlı Düyun-u Umumiye eliyle dönüşü olmayan bir yola sokulmuştu...

Dün itibariyle Sayın Cumhurbaşkanının uyguladığı politikaları desteklediğini açıklayan Devlet Bahçeli bu resmin hangi köşesine oturtulmuş çözemedim. Milliyetçi bir partinin emperyalizmin görünen yüzleinden biri olan bu politikaları hangi gerekçelerle desteklediği gerçekten merak edilen bir durum.

Hoşgeldin Duyun-u Umumiye , Hoşgeldin Tütün Rejisi...

5 Aralık 2016 Pazartesi

Ruritanya'nın 15 Temmuz'u



Geçtiğimiz günlerde evde kitapları karıştırırken bir kitap geçti elime. Ne zaman aldığımı hatırlamadığım gibi okuyup okumadığımı da hatırlayamadım.

Genelde kitapları okurken kalem kullanır, önemli gördüğüm yerlerin altını çizer, sayfa altlarına ve kenar boşluklarına notlar alır, işaretler bırakırım. Bu kitabın da önsözüne işaretler bırakmışım ama ondan sonrası yok. Bu yüzden okuyup okumadığımdan emin olamadım. Ama bir kitabı 2. kez okumaktan zarar gelmez hesabı başladım okumaya.

...

Kitap Ruritanya isimli bir Ortabatı ülkesinde yaşanan siyasi olayları anlatıyor.

Ruritanya mutlakiyet ile yönetilirken  yasak olan bir siyasi parti askeri ve sivil kanadının yardımıyla kralı meşruti yönetime geçmeye zorlar. Kral istemese de meşruti yönetimi kabul etmek zorunda kalıp meşrutiyeti ilan eder. Meşrutiyetin ilanından sonra ülke seçime gider ve bu parti mecliste çoğunluğu sağlar.
Çoğunluğu sağlayarak iktidara gelen bu parti partizanlıkla işi ehline vermek yerine kendi adamlarını bürokrasiye doldurmaya başlar. Bürokraside kendi adamlarına yeraçmak için bir kısım sivil - asker bürokrat ve memurları hukuka uygun olup olmadığına bakmaksızın kapının önüne koyar. Devlet gücünü kullanarak basına önce sansür uygular. Sansürle susturamadıklarını hukukla susturmayı dener. Hukukla da susturamadığını kendi tabanından topladığı silahşörlerle susturma yoluna gider. Yaptığı icraatlarla toplumsal yapıyı bozar. Büyük bir kitleyi ötekileştirir. Karşısında çok kalabalık bir magdurlar ve muhalifler sınıfı oluşturur.

Bu arada işler istediği gibi gitmez. Ekonomi tıkanma noktasına gelir, iç siyaset ve uluslararası ilişkiler çöker. Herşey ellerine yüzlerine bulaşmıştır. Mevcut iktidar kan kaybetmekte ve iktidardan düşmek üzeredir.

Bu esnada arkasında kimin olduğu tam da bilinmeyen ordu içerisinden bir grup hükümeti devirmek için harekete geçer. Hükümet merkezine ve meclise giderek el koymaya kalkar, meclis başkanının , başbakanın , savunma bakanının vs. değiştirilmesini ister. Meclise giderken de yolda karşılaştığı siyaseten kendisine karşı veya iktidar taraftarı olduğunu   düşündüğü bazı kişileri öldürür. Hükümeti devirmeye çalışan grubun tam sayısı bilinmez ama görgü şahitleri ordu içinden çok küçük bir grup olduğundan bahseder. Hatta araştırma yapanlar ihtilal yapmaya kalkan bu küçük grubun ortak bir amacı olmadığını bile söylerler.

Herneyse bu ihtilale katılanlarının bir kısmı bilmeden oradadır. Bir kısmı silah zoruyla olaya dahil edilir. Bir kısmı ise meraktan kalabalığın içerisine katılmıştır. Neticede büyük çoğunluğu akşam evine kışlasına geri döner. İhtilal kendi kendine sönmeye başlar.

Bu esnada hükümet görevine devam etmekte , meclis çalışmaktadır. Ancak iktidar partisi yöneticileri durumu lehe çevirmek için güçlü oldukları şehirlere çektikleri telgraflarla durumun çok kötü olduğunu , meşrutiyetin kaldırıldığını , Kral'ın tutuklandığını vs... bildirerek yardım isterler.

Bu çağrılar üzerine asker ve sivil gönüllülerden oluşan bir ordu hazırlanarak başkente gelinir. Çok küçük bir kaç grubun direnişi dışında direniş olmamasına rağmen kışlalar topa tutulur. Olaganüstü hal ilan edilir. Bütün dernekler , partiler basılır. İhtilale katıldığından şüphelenilen herkes sorgusuz sualsiz tutuklanır. Bazı kişilerin malvarlığına el konur. Tutuklanan kişilerin bir kısmı daha sokakta dövülmeye başlanır. Bir kısmı kurşunlanır. Kaç kişinin öldüğü , kaç kişinin kaybolduğu bugün bile bilinmez.

İktidar Partisi kendisi dışındaki herkesi ihtilalci ilan eder. Elindeki listelerde ismi olan herkesi derdest eder. İhtilalci ilan edilmekten ve hükümetin hışmından korkan diğer partiler meşrutiyetin yeniden kurulması ve yaraların sarılması için iktidar partisi ile "mutabakata varıp" birlikte açıklama yaparlar.

İhtilalin hangi saatte başladığı , hükümetin ve Genel Kurmayın hangi saatte öğrendiği , kimin haber verdiği vs. hususlar hep karanlık kalmıştır. Bununla birlikte bazı kişiler ihtilalin çok önceden bilindiğini iddia ederler. Gerçektende komşu ülkelerde yayın yapan gazetelerden birinde ihtilaleden 2 ay önce Ruritanya'nın başkentinde yakın zamanda bazı siyasi ve toplumsal olayların yaşanabileceğinin yazıldığı görülmüştür.

Olayın devamında ihtilalin arkasında Kralın bulunduğu iddiası ile Kral meclis tarafından azledilerek yerine yeni bir kral atanır. Önceki kralın "araştırın , soruşturun, komisyon kurun dahlim varsa cezalandırın" türü çağrıları bir anlam ifade etmez. Eski kral ailesi ile birlikte sürgüne yollanır.

Olaydan sonra ihtilalin sebepleri ve detaylarının aydınlatılması için bir komisyon kurulur. Ancak bu komisyon İktidar Partisinden kimseyi çağırıp dinlemez. İhtilal girşiminin olduğu dönemde görevli Genel Kurmay Başkanı ve ordu komutanlarını bile dinlemez.

Bu olaydan sonra tüm hürriyetler kısıtlanır ve iktidar partisi Ruritanya'da tek güç olur. Yeni Kral bile iktidar partisinin sözünden dışarı çıkamaz. Kral artık bir kukladır.

İş bilmez İktidar Partisi  bu olayı kullanarak sözde meşrutiyet adı altında monarşiye geri döner. Kral monarşisinden Parti monarşisine...

Gücüne güç katan iktidar partisi ilerleyen dönemde yaptığı hatalarla ekonomiyi çökertir. Toplumsal kutuplaşmayı artırır. Ve Ruritanya  bozulan uluslararası ilişkileri sebebiyle girmemesi gereken bir savaşın içinde bulur kendini. Nihayetinde savaş kaybedilir ve Ruritanya artık yoktur.

...

Kitapta burada kısaca bahsettiğimiz hadiseler(son paragrafta belirtilenler hariç) uzun uzun ve teferruatlı olarak anlatılıyor.

Buraya kadar okuduğunuz kısım sizde de 15 Temmuz çağrışımı yaptı değil mi? Ruritanya ismi altında aslında 15 Temmuz Türkiye'sini anlattığımızı düşündünüz.

Evet Ruritanya hayali bir ülke ama kitapta anlatılan 15 Temmuz Türkiye'si değil. Kitapta anlatılan 31 Mart Osmanlısı ve 31 Mart Vakasının iç yüzü.

Prof. Dr. Necmettin ALKAN 'ın Doçent iken 2011 de Timaş Yayınlarından çıkmış bir kitabı.

Kitabın ismi "Selanik İstanbul'a Karşı - 31 Mart Vakası ve 2.Abdulhamid'in Tahttan İndirilmesi"

...

100 yıl Önce Sabetaist Selanik İstanbul'a karşıydı. İhtilalimsi bir girişimle İstanbul'u yenip , sistemi değiştirerek iktidarı elegeçirmişti. Şimdi ise Pakraduni Siirt-Batman-Şırnak-Diyarbakır-Rize ve Darende-Kemaliye-Zara üçgeni Ankara görünümlü Selanik'e karşı...

Ve iş "krallık gücünün" değiştirilmesini hedefleyen son darbeye kaldı...

...

Kişiler ve gruplar değişse de olaylar değişmiyor. Tarih tekerrürden ibaretttir diyen boşa dememiş...