reza zarrab etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
reza zarrab etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2017 Pazartesi

ZARRAB 2


Uranyum zenginleştirmeye çalışan ve nükleer silah üretmeyi amaçlayan İran için ambargonun varlığı ciddi bir sıkıntıdır. İran çeşitli yollarla bu sıkıntının üstesinden gelmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda petrol gelirleri ile doğalgaz gelirlerini nakit olarak tahsil etmek amacıyla 2 grup oluşturur. Bu gruplardan biri Reza ZARRAB tarafından yönetilir. Diğer grup ise petrol gelirlerini İran'a sokmak için oluşturulur. Bu 2 grupta Türkiye'de faaliyet gösterir. Reza ZARRAB grubu 17/25 Aralık 2013 de yapılan operasyon ile deşifre olur. Diğer grup ise henüz deşifre olmamıştır.

Burada bir parantez açmak icap etmektedir.

Bir önceki yazımızda ambargonun devamının ekonomik anlamda Türkiye'nin menfaatine olduğunu ve ambargonun delinmesi ile Türkiye bütçesine girmesi gereken paranın rüşvet ve komisyon olarak birilerinin cebine gittiğini belirtmiştik.

Türkiye Cumhuriyeti devleti ambargonun delinmesi ile alması gereken vergileri alamadığı gibi vatandaşta kazanması gereken parayı kazanamamıştı.Reza ZARRAB'ın ABD'de verdiği ifadeler ortaya koydu ki bir de işin içinde "Hayali İhracat" boyutu var. ZARRAB ifadesinde pek çok defa evrak üzerinde gönderilmiş gibi gönderilen malı gerçekte göndermediklerini beyan etti. İhracat yapıyormuş gibi sahte belge düzenlediklerini ve İran parasını siyasilere komisyon/rüşvet vererek çektiklerini söyledi.

Tüm bu işleri yaparken ihraç ettikleri mallar sebebiyle sattıkları ürün üzerinden vergi iadesi aldılar mı? Öyle ya yurtdışına ihracat yapıyorsan ihraç ettiğin ürün üzerinden KDV iadesi alabiliyorsun. 25.06.2015 tarihli Hürriyet gazetesi Ekonomi sayfasındaki bir haberde ZARRAB'ın şirketinin sırf altın ihracından dolayı 40 Milyon TL KDV iadesi alabileceği belirtiliyor. Yine aynı haberde buradaki rakamlar (40 Milyon TL KDV iadesine konu) üzerinden hesaplanacak kurumlar vergisi tutarının ise ZARRAB'ı vergi rekortmeni yapmayacağı belirtiliyordu. Buradan sözkonusu rakamın çok çok yüksek olduğu sonucunu çıkartabiliriz.

ZARRAB üzerinden dönderilen paranın 87 Milyar Dolar olduğu şeklinde söylentiler var. 5 Türk Bankasının adının karıştığı olayda Hindistan, Pakistan gibi ülkelerin paraları da evrak üzerindeki işlemlerle Türkiye'ye sokulup ambargo delinmek suretiyle İran'a gönderilmiş. Bu 87 Milyar $ rakamı doğru ise hayali ihracatla gönderilen tüm ürünler %1 KDV oranına dahilse ZARRAB'ın 870 Milyon $ KDV iadesi aldığından sözetmek mümkün. Bu ürünler %8 KDV oranına dahilse iade edilen tutar yaklaşık 7 Milyar $ civarındadır. Bu ürünlerin KDV oranı %18 ise Zarrab'ın KDV iadesi olarak aldığı tutar yaklaşık 15,6 Milyar $ demektir.

Ancak hayali ihracata konu ürünlerin bir kısmında KDV iadesi sözkonusu olmazken bir kısmında oran %1, bir kısmında %8 ve bir kısmında da bu oran %18 dir. ZARRAB olayında çok farklı ürünlerin hayali ihracı sözkonusu olup bu büyüklükteki bir meblağ için ne kadar KDV iadesi ödendiğinin dışarıdan biri tarafından hesaplanması pek mümkün görünmüyor ancak KDV iadesi olarak her ne ödenirse ödensin bunun bizim vergilerimizle ödendiği kesindir.

ZARRAB'ın dağıttığı komisyon/rüşvet bizim vergilerimizle ZARRAB'a ödenen hayali ihracat KDV'si olabilir mi? ZARRAB İran parasına hiç dokunmadan sırf Türkiye Cumhuriyetinden aldığı KDV'yi bir kısım bakanlara/üstdüzey yöneticilere komisyon/rüşvet olarak dağıtmış finansmanını da bizden sağlamış olabilir mi?

Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlığının acilen Reza ZARRAB ve bağlantılı firmalara ne kadar KDV iadesi ödediğini açıklaması gerekmektedir...

- devam edecek-




6 Aralık 2017 Çarşamba

ZARRAB 1

Günün en önemli konusu Reza ZARRAB ve onun ABD'de tanıklık yaptığı davada Hakan ATİLA'nın yargılanması. 17/25 Aralık'ın en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllü aktörü olan Zarrab bu kez ABD'de başrolde. ZARRAB'ın orada sergilediği performansın ve dile getirdiği repliklerin izdüşümü anında Türk sosyalmedyasında ve Siyaset sahnesinde yerini buluyor.

Bildiğiniz üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2006 yılında İran'ın uranyum zenginleştirme çalışmaları ve nükleer silahlanma gayretlerine karşı yaptırım kararı almıştı. Bu ambargo kararı farklı zamanlarda 4 kez genişletildi ve uygulama süresi uzatıldı. Enson 2010 yılında genişletilmesi ve uzatılması için yapılan oylamada o dönemde güvenlik konseyinde bulunan 15 ülkeden Türkiye ve Brezilya ret oyu verirken Çin çekimser kaldı. Diğer 12 ülke ise kabul oyu verdi. Böylece ambargonun genişletilerek devamı konusunda Birleşmiş Milletlerı kararı çıktı.

Birleşmiş Milletlerin yaptırımları İran üzerindeki tek yaptırım değil. BM yaptırımlarının dışında ABD'nin İran'a karşı tek taraflı olarak aldığı ve daha sonra AB ülkelerinin de bu karara uyarak genelleştirdiği bir ambargo kararı daha var. ABD-AB ambargosu BM ambargosunun yanında ek yaptırımların da uygulandığı daha geniş bir yaptırımlar ağı.

Burada ZARRAB'ın Türkiye ile birlikte deldiği iddia edilen ambargo hangisi?

İran'ın en önemli gelir kaynağı petrol ve doğalgaz. İran  çok maliyetli bir iş olan Uranyum zenginleştirme ve nükleer silah üretme çalışmalarını buradan elde ettiği gelirle finanse etmektedir. Bu durumun farkında olan  BM Güvenlik Konseyi İran'ın Petrol ve doğalgaz bedellerini nakit olarak almasını engellemeyi amaçlayan bir ambargo kararı aldı. Yani İran'ın Petrol ve Doğalgaz gelirlerinin ne şekilde ve nasıl ödeneceği BM yaptırımları kapsamında. Türkiye'nin katıldığı ve ret oyu kullandığı toplantıda çoğunlukla alınan kararla bu konuda ambargo uygulanmakta.

Bu karar üzerine Türkiye, İran ile komşu olması ve İran ile daha önce yaptığı petrol ve doğalgaz anlaşmalarını gerekçe göstererek karara itiraz etti. Bunun üzerine BM güvenlik konseyi İran ile ticaretine devam et ancak İran'a nakit verme. İran adına bir bankada hesap aç. Aldığın petrol ve doğalgazın bedelini oraya depo et. Diğer yandan bu petrol ve doğalgaz karşılığı İran'a gıda, ilaç, makine vs. mal sat. Yapılan ihracatın bedelini de bu hesapta depo edilen paradan öde dedi. Türkiye bu öneriyi kabul etti.

Bunun üzerine Türkiye ve İran hesabın Halkbank'ta açılması hususunda mutabakata vardılar.

Türk ekonomisi açısından son derece karlı olabilecek bir uygulama bu şekilde uygulanmaya konuldu. İran dışarıdan nakit olarak alamadığı tüm ihtiyacını bu petrol gelirlerinin takası yoluyla Türkiye'den almak zorunda kaldı. Çiftçisinden hayvan yetiştiricisine , gıda imalatçısından tekstilcisine kadar herkesin ve her kesimin ticaret yapıp para kazanabileceği bir durum ortaya çıkmıştı. 1980'ler boyunca İran-Irak Savaşı Türk ekonomisini ayakta tutmuştu. Global krizin devam ettiği bugünlerde de İran yaptırımları Türk ekonomisini ayakta tutacaktı.

Ancak bu gerçekleşmedi. Çünkü birileri Türk ekonomisini canlandıracak bu yaptırım kararını İran ve kendi menfaatleri için deldi. Milletin cebine ve bütçeye gitmesi gereken para İran'a ve rüşvet/komisyon olarak da birilerinin cebine gitti.

Gerek kendi gerekse BM ambargolarının uygulanmasında titizlik gösteren ABD ambargonun delindiğini birazda Rusya'nın katkısıyla farketti. Farketmekle birlikte takibe de başladı. Bir taraftan takip ederken diğer taraftandan Türkiye'yi uyardı. Hem de farklı zamanlarda 3 kez. Hatta şuan ABD de tutuklu bulunan ve yargılanan Halkbank eski genelmüdür yardımcısı Hakan ATİLA'nın da bizzat uyarıldığı konuşuluyor.

...Devam Edecek...


15 Haziran 2017 Perşembe

Bir Mücadelenin Hikayesi - “Ti Destanı”




             Sevgili Günlük ;

         Uzun zaman oldu seninle dertleşmeyeli. Bırak günü haftayı ayı yıllar geçti. Nasılsın? Ne eder , ne yaparsın?  Yediğin içtiğin senin olsun…
           
            Ben mi ?
         Neyi nasıl anlatayım. Ülke İstanbul’un havası gibi  sürekli değişmekte. Her olayda ayrı bir safa giriyoruz. Hangi hadisede hangi safta yeralacağımızı bir türlü kestiremiyoruz.

            Bu aralar tek derdimiz Fetöyle mücadelemiz.

            Sorma.

            Çok pis  mücadele ediyoruz ki.

 Kör tuttuğunu misali devlette yakaladığını Fetöcü...
Ne çok fetöcü varmış bu memlekette. Siyasilerimiz fetö devlete sızmış diyor lakin görünen hiç de onların dediği gibi değil. Resmen millet fetöye sızmış , bana öyle geliyor.

            Dedim ya çok pis mücadele ediyoruz diye.  

         İktidar onların ne menem bir yapı olduğunu 20 sene önce çözmüş lakin yeraltından faaliyetlerini sürdürdükleri ve inleri belli olmadığı için şiveyerek yerüstüne çıkmaları için beklemiş.  Hatta  gizli yapıları ortaya çıksın diye parsel parsel yerler vermiş , dershane açtırıp, şirket kurdurmuş , banka kurdurup para yatırmalarını sağlamış. Bilinen birkaç tanesini siyasete sokup bürokrasiye müdahale etmesini sağlayarak her biriciğinin nerede ne halt ettiğini çözmüş. 

            Hatta Yüksek Askeri Şura’ya bile el uzattırarak ordunun içindekileri tespit ettirmiş. Gazete , dergi  çıkarmalarını , tv kurarak program yapmalarını sağlayarak düşünceleri hakkında bilgi edinmiş.

            Türkçe olimpiyatları  , Abant Toplantıları gibi toplantılarına çaşıtlar göndererek herbirşeylerini en ince detayına kadar öğrenmiş.

            Ortaklık mı?
          
         Ne ortaklığı Günlük sen beni  dinlemiyorsun galiba. Diyorum ki 20 sene önce fark etmişler oyun bozulmasın diye arkadaş, ne bileyim işte dost gibi görünmüşler. Ortak değiller ama ortak gibi davranmışlar senin anlayacağın.

            Karı-koca gibi aynı yatakta yatıp halvet mi olmuşlar?

            La ben nereden biliyim yatakta ne halt yediklerini?  Röntgenci miyim ben? Adamların gece evlerini mi dikizliyorum? İyice magazine sardın muhabbeti. Dur bak dinle anlatıyorum işte. 

            O fetöcü sandığın , iktidarla da kolkola olan adamlar hep fetöye iktidarca sızdırılan adamlarmış.

            Ayırt edemiyor musun?

          La havle… sen ayırt edesin diye boyunlarına ben fetöcü değilim fetöye sızmış adamım diye çakar takarak dolaşacak değillerdi ya…

         Bu fetö olacak fitne fücur taifesi kendini o kadar güçlü sanmış olacak ki sonunda darbe yapmaya kalktı. 

          Darbe marbe yer mi Anadolu çocuğu?  Vallahi 2 saat içinde çil yavrusu gibi dağıttı  millet. Eşekten düşmüşten beter etti hepsini.

            Sonra devletimiz inlerine girdi. Hem de ne giriş.

            Ne mi buldular? 

            Elinin körünü… tövbe  tövbe...

            Daha çıkamadılar , araştırıyorlar.

           Devlet araştırırken bu Cehapenin de p… luk edeceği  tuttu yine. Neymiş 15 Temmuz araştırılsınmış. Devlet ne yapıyor haspam? Araştırma yapılırken daha 15 Temmuz araştırılsın diye önerge vermekte nerelerinden çıktıysa  artık. Neyse ki iktidar akıllı da önergeyi reddedip Cehapelilerin işi sulandırmasına müsaade etmedi.

            Bu fetöcüler de şeytan gibi azizim. Hatta şeytandan bile beter. Başlarına geleceği anlamış olacaklar ki tüm büyükbaşlarını ülke dışına kaçırmışlar. Şöyle esaslı bir Osmanlı tokadı aşkedecek büyükbaş bir Fetöcü bulamadık koca ülkede iyi mi?

            Ne mi yaptık?

            Atalarımızın dediğini. Eşeği bulamadığımız için kürtününü dövüyoruz.

         Senin anlayacağın maraba tayfasını. Fetönün siyasi ayağını bulamadık ama yakaladığımız “Damat” ayağını neredeyse bitirdik. Veriyoruz küsküyü. Polisimiz bir gaza gelmiş , bir gaza gelmiş sanırsın elindeki biber gazı stoğunun tamamını içmiş, önüne kim çıktıysa doldurmuş kodese. Arada bizim Başganın damadı Gavurmacıların oğlanı da almışlar içeriye. Başgan devreye girdi de kıçını zor kurtardı. Başgan , başgan olmayaydı var ya öff öff...

            Mehteri mi? Ben küskü deyim sen mehter anla.

            Herneyse

          Bu fetönün elebaşısı  Amerikaya kaçmış. Onu istemek için 4 defa heyet gönderdik ama bizim giden heyetlerin jetlagdan kafası karışmış olacak ki 3 tanesinde şarkıcı  Ebru’nun kocasını istemişler.

            Hangi Ebru mu? Bizim Gündeşlerin Ebru var ya işte onun beyini … Sima olarak da benzemezler , karakter olarak da benzemezler niye karıştırdılar anlamadık ama kesin jetlag etkisidir diyorum ben?

            Bu devletin de kendinden haberi yok. Herif 1999 da gitmiş ABD’ye. Orada her türlü hainliği yapmış ve bu adam hainliğe devam etsin diye devletimiz maaş ödemiş. Düşünebiliyor musun Günlük ben düşmanıma rahat yaşasın, bana şerefsizlik etsin diye 15 sene maaş ödüyorum.

            Şimdi Devlet gel diyor , gelmiyor. İstiyor ,  ABD vermiyor. Bu ABD de çok oluyor. Devlet kendi vatandaşını istiyor vatandaşını devlete vermiyor. Devlet bu Fetö’yü bir yakalasa ona dünyanın kaç bucak olduğunu gösterecek amma yakalayamıyor. ABD bilmiyor ama Devlet alacağını kimse de bırakmaz. 5 sene geçer 10 sene geçer unutmaz. Yapılandırır, taksitlendirir sonuçta gene alır. Günü geldiğinde ABD’nin ümüğünü de sıkar.

            Nereden mi biliyorum?

            Bize hep öyle yapıyor ya.

            Sorma. F.G.’nin devletin “şefkatli kollarına” gelmemesi devleti çok gücendirdi. Evlatlıktan reddediyor şimdi. F.G’ye  demiş ki 3 ay içinde döndün döndün,  dönmezsen bir daha bana baba deme. Seni vatandaşlıktan atıyorum, vatansız öleceksin demiş.

           Devlet,  vatandaşı olduğu halde ABD’den  alamadığı Fetö’yü vatandaşlıktan çıkarttığında vatandaşı olmadığı halde ABD’den nasıl mı alacak?

            Ne bileyim ben? Ahiret sorusu sorar gibi ne sorup duruyorsun?

         Neee? Ben olayları yanlış mı değerlendiriyorum? Gündemi benden iyi takip ediyorsun ve olaylara benden daha vakıfsın öyle mi?

            Hükümetin Fetöyle mücadelesi “1. Dünya savaşı esnasında Osmanlı Devleti  Rusya ile savaştadır. Ruslar Karadeniz bölgesinde ilerlerken Rize hariç tüm civar iller gönüllü olarak Ordunun yanında Ruslara karşı savaşmaktadır.  Bir zaman sonra Rizeliler çevrenin bakışlarından rahatsız olmuş olacaklar ki toplanıp biz de savaşalım derler. Ancak hazırlıksızdırlar. Doğru dürüst silah yoktur ellerinde. Rusların attığı topları görüp, top seslerini duyunca  top imaline karar verirler. Ağaç gövdesini oyarak bir top yapmaya başlarlar. Kısa sürede topu yapıp doldururlar. Namlusunu Ruslara doğru çevirip ateşlerler. Top büyük bir gürültüyle patlar. Şiddetli patlamanın etkisiyle top parçalandığı gibi topun çevresindeki Rizelilerde sağa sola savrulur. Toz-toprak içinde kalırlar. Bir kısmı yaralanır. Bir müddet sonra kendine gelenler toplanmaya başlar. Herkes topla Ruslara ateş etmekten dolayı mutlu ama patlamanın şiddetinden dolayı şaşkın bir şekilde Rusların geldiği yöne doğru bakınırken  bir Rizelinin sesi duyulur; “Uşağum! a ha bu top bizi böyle etti, koydu Urusun a..ına” hikayesinde anlatılan Rizelinin Ruslarla savaşına mı benziyor? 

            Bir yerinden uydurmuyorsun  değil mi? Böyle hikaye mi olur be?

            Gerçek ve adı da “Ti Destanı” (*) mı?

            Madem her şeyi biliyorsun da 2 saattir beni niye yoruyorsun? Tiye mi alıyorsun şerefsiz!!!???



(*) Olay bölgenin isimsiz hikayelerinden olup “Ti Destanı” ismi ironi amacıyla tarafımızdan verilmiştir