İran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2018 Salı

AFRİN 2


Afrin'de operasyon devam ediyor. Son birkaç gündür şehit haberleri gelmeye başladı. Mehmetler birbir toprağa düşüyor. Türk Ordusu Afrinde yıpranıyor. Operasyon yavaş ilerliyor ancak gerilla taktiklerine başvuran bir düşman karşısında hızlı hareket kayıp riskini artırmakla eşanlamlı...

Ortadoğunun en büyük siyasi hastalığı "hamaset". Maalesef bizim siyasetçilerimiz de bu hastalığa müptela. Hamaset konusunda kimse Hükümetin eline su dökemez. Bir taraftan operasyon devam ederken diğer yandan "Hükümeti eleştirmek vatanhainliği ile eş tutuluyor." Hükümet ve tabanı bir yandan basın ve sosyalmedya üzerinden -hangi konuda eleştiri yapıldığının önemi yok- eleştiri yapanları suçlayarak sustururken diğer taraftan hükümet ve Cumhurbaşkanı son hızla önüne geleni suçlayıp muhalefete çakıyor.. Enson CHP lideri Kemal Kılıçtaroğlu'na hitaben "PYD/YPG bir terör örğütü müdür? Yiğitsen cevap ver" şeklindeki Recep Tayyip ERDOĞAN ünlemesine şahit olduk.

Öncelikle belirteliyiz ki yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre Afrin'deki operasyonu destekliyorum diyenlerin oranı %85 . Bir önceki yazımızda beyan ettiğimiz üzere HDP ve AKP/CHP içindeki gruplar hariç herkes operasyonu desteklemektedir şeklindeki düşüncelerimizi destekleyen bir sonuç.

Durum bu vaziyette olmasına rağmen R.T.Erdoğan ısrarla konuşmaya ve sağı solu suçlamaya devam ediyor. Kemal KILIÇTAROĞLU operasyonun başında "Ordumuzun Yanındayız" demek suretiyle bu cevabı vermişti zaten. Buna rağmen ERDOĞAN içsiyasette prim yapmak, bonus toplamak arzusuyla olsa gerek çatmaya devam ediyor.Havuz medyasının köşe yazarları hep birlikte CHP'yi eleştiriyor. Sanırsınız Türk Ordusu CHP ile savaşıyor.

Oysa

Cumhurbaşkanı, Anamuhalefet Partisi Liderine "PYD/YPG terör örgütü mü? diye sorarken kendisi başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu'nun oluşturduğu Terör Örgütleri Listesinde PYD/YPG'nin adı yeralmıyor. Başında bulunduğu Bakanlar Kurulu henüz PYD/YPG terör örgütü diyememiş.

...

Gerek Cumhurbaşkanı gerekse Hükümet Kanadı Afrin'den sonra Mümbiç'e de gireceğiz, hatta Fırat'ın Doğusuna da geçeceğiz diyor. Bunu söyleyen, ABD'ye kafa tutan insanlar kendi ülkelerinde yeralan 22 ABD üssünden bir tanesine bugüne kadar dokunamamış. Bir tanesini kapattıramamış insanlar. Başta Afrin olmak üzere PKK denetimindeki kantonlara(!) , bu üsler ve Türk havasahası kullanılırak, 5 Bin tır silah ve cephane yardımı yapılırken ses etmemiş, görmemiş/görememiş/görmemek için başını çevirmiş insanlar. Ayn-el Arap'ta bu PYD/YPG'lileri alınlarından öpmüş insanlar.

Sahi Ayn-el Arap'a geçirilen silahlardan bugün memetçiğimize ateş eden silah var mı acaba? Varsa bunun vebali kimde?

Daha birkaç ay önce Suriye politikasında hata yaptıklarını söyleyip  bu politikların mimarı başbakan ve AKP Genel Başkanı "serok Ahmed" lakaplı Ahmet DAVUTOĞLU'nu vatanhaini ilan eden AKP tabanı ve yöneticileri şimdi kendilerinin dışında herkesi suçluyor. Düne kadar Suriye Politikasından dolayı vatanhaini ilan ettikleri Ahmet Davutoğlu'nun R.T. ERDOĞAN ile geçtiğimiz günlerde yanyana oturup fotoğraf çekinmesinden sonra ne söyleyeceklerini bilemeyen ve Ahmet Davutoğlu'na ve uyguladığı politikaya tek laf edemez hale gelen, eleştiremeyen insanlar.

Bir taraftan Suriye'ye 2016 yılında 2,7 milyon ton çimento satarken (2017 nin ilk çeyreği de 404 bin ton) diğer taraftan Afrin'de karşılaştığı PYD/YPG tahkimatları ve betonarme yapıları görünce bu kadar çimentoyu nereden buldular diye soran insanlar... 

Kusura bakmasınlar ama ikiyüzlülükte AKP ile (Fetö hariç) kimse yarışamaz...

Bundan sonra ne olacaktır?

Müneccim değiliz ancak elimizdeki sınırlı veri ve bilgilerle geleceğe dönük bir okuma yaparak öngörülerimizi ve olabilecekleri yazalım.

Afrin'i ordumuzun yıpranma pahasına PYD/YPG'den temizliyeceğiz. PYD/YPG'lilerin bir kısmı Mümbiç ve Fırat'ın Doğusuna geçecek. Bir kısmı halkın arasına katılarak uykuya yatacak. Biz temizliği bitirince Rusya ve Esad rejimi İdlib'i sıkıştırarak Afrin ve Türkiye'ye doğru yeni bir göç dalgası oluşturacak. Bu göç dalgası sonucu gelen kişilerle Afrin ve Hatay'ın etnik yapısı değişecek. Bu yeni gelenlerle gerek Afrin'de gerekse Hatay'da Türk Devleti kontrolü büyük oranda kaybedecek. Bugün Pakistan'ın Kuzey ve Güney Veziristan Bölgeleri ve Swat Vadisinde yaşanan bir durumla karşı karşıya kalmamız muhtemel. Devletimizin kontrolü kaybettiği andan itibaren Polis ve Askerden ziyade vatandaşa karşı şiddet eylemleri ve saldırılar başlayacak. Girit'in nasıl kaybedildiğini bilenler ne demek istediğimizi anlayacaklardır. Bu plan daha önce Girit ve Balkanlarda komitacılar vasıtasıyla denendi ve sonuç alındı. Bu saldırılar bölgedeki Türkiye'ye bağlı vatandaşların Türkiye'ye göçüne sebep olacak ve etnik olarak seyreltme yapılarak Kürdistan'ın Akdenize çıkış kapısı hazırlanacak...

Türkiye bir savaş veya içsavaş gibi çok kötü bir senaryo ile gerek Afrin ve Hatay gerekse Mümbiç ve Kuzey Irak Bölgesine müdahale edemeyecek bir sürece sokulacak. Bu aşamadan sonra bir Kürdistan -ki muhtemelen IKDP önderliğinde kurulan bir Kürdistan- ile karşı karşıya kalacağız. Bu Kürdistan'ın sınırları İran sınırından Akdeniz'e kadar uzanır mı derseniz cevabımız muhtemelen olacaktır.

Tüm bu hengame bittiğinde Toprak ve Nüfus olarak şimdikinde daha küçük bir Türkiye ve yeni bir Kürt Devleti ile yüzleşmiş olacağız. BOP'un kuzey ayağı bu şekilde tamamlanmış olacak... 
...
Ortadoğuda oyun kurucu olduğunu iddia edenler keşke başkasının oyununa figüran olmak yerine 2011  den önce kendi devletleri adına oyun kurup Afrin'e, Mümbiç'e , Şengal'e gözyummasalardı.
 

5 Şubat 2018 Pazartesi

AFRİN 1

Türk Ordusu 10 gün kadar önce Suriye sınırımızdaki Afrin Bölgesine karşı bir operasyon başlattı. Amaç Afrin'i denetiminde tutan PKK/YPG/PYD/SDF/SDG adına herne derseniz deyin bizim kısaca PKK/YPG dediğimiz terör örgütünün denetimini kırmak ve bölgeyi kurtarmak.

Burada hemen SDF/SDG'nin 14 Mart 2015 tarihinde Çözüm Süreci kapsamında İmralı'da gerçekleşen görüşmeler esnasında Kamu Güvenliği Müsteşarı/Mit Temsilcisinin huzurunda bizzat Abdullah ÖCALAN'ın emri ile kurulduğunu ifade edelim

Herşeyden önce bugün Afrin'e operasyon yapmak zorunda kalışımızın 1.sebebi 2010 dan bugüne kadar AKP Hükümetlerinin izlediği politikalardır. Kimse ABD'yi, Rusya'yı, İran'ı suçlamaya kalkmasın. Önce oturup Ülkece(!)  yaptığımız kendi hatalarımıza bakalım.

ABD, Rusya, İran mı?

Onlar sadece kendileri açısından olayı süzüp kendi menfaatlerinin gereğini yaptılar, yapıyorlar, yapacaklar. Onları suçlamak birşeyi değiştirmeyeceği gibi bize bir şey de kazandırmayacak.

Afrin operasyonuna karşı HDP (CHP ve AKP içindeki etnik olarak Kürt kökenli bir grup ile ideolojik olarak Marksist olan bir damar) hariç tüm siyasi yapılar operasyona destek verdiklerini açıklamış durumda. Yani yukarıda belirttiğimiz HDP ve CHP/AKP içindeki gruplar hariç herkes Ordumuzun yanında.

Buna rağmen Afrin Operasyonu içsiyasete kurban edilmek üzere. Cumhurbaşkanının operasyonla ilgili söylemleri ve CHP'yi hedef alan konuşmaları maalesef içsiyasette Afrin Operasyonunun "meşruiyetini" sorgulama boyutuna taşıyor.

CHP Yönetimi kesin ve net bir dille Ordumuzun Yanındayız demiş olmasına, CHP Mersin Gençlik Kolları Eski Başkanı ve Mut İlçe Eski Yöneticisi olan Ali GÜMÜŞ'ün Burseya Dağındaki çatışmada dün şehit düşmesine rağmen Cumhurbaşkanının CHP-PKK ilişkisi kuran bir dille CHP'yi suçlayan açıklamaları gerçekten ilginç.

Bugün Operasyon yapılan Afrin'i elinde tutan PYD/YPG nin başındaki Salih Müslim 2 yıl önce Ankara'da resmi törenle karşılandı. Salih Müslim uluslararası arenada yıllardır Türk Diplomatik Pasaportu ile dolaşan bir kişi. Operasyonun yapıldığı bugünlerde araştırın Salih Müslim hala diplomatik Türk Pasaportunun sahibidir ve o pasaportla dolaşmaktadır. Bir taraftan terör örgütü olarak nitelendirip operasyon yaparken diğer taraftan yöneticisine diplomatik pasaport verip resmi törenle karşılamak bize has bir aculluk olsa gerek

...

Bizi paranoyak olmakla suçlayacaklar elbette bulunacak ama BOP süreci devam ediyor. Daha önce pek çok kez yazdık. Cumhurbaşkanı pek çok kez BOP Eşbaşkanı olduğunu gerek kameralar gerekse miting meydanlarında açıkça ilan etti. Sonra uzunca bir sessizlik dönemi. Sessizlik hala devam ediyor. Bir kısım AKP'li BOP sürecinin ölü doğduğunu, işleme konmadığını, R.Tayyip Erdoğan'ın eşbaşkanlıktan ayrıldığını ileri sürse de bizzat Cumhurbaşkanının ağzından böyle bir açıklama yok. Dahası yapılan işler, izlenen politikalar BOP sürecinin devam ettiğini gösteriyor.

Şu bir gerçek ki Suriye parçalandı. Kırılan vazo gibi artık bir araya gelmeyecektir. Suriye'nin kuzeydoğusunda fiilen bir Kürt Bölgesi oluşturuldu. Kamışlı ve Membiç hattı bugün PYD/YPG denetiminde.

Afrin operasyonu öncesi ABD , Rusya ve Suriye'ye operasyon hakkında ayrıntılı bilgi verildi ve olur alındı. Bakmayın meydanlarda ABD ve Rusya'ya rağmen operasyon yapılıyormuş imajı oluşturulmaya çalışılmasına. ABD , İngiltere başta olmak üzere tüm batı bloku operasyonun başlaması ile birlikte Afrin Operasyonunun haklılığı konusunda Türkiye'yi destekler açıklamalar yaptı.

ABD Kamışlı ve Membiç'e karşılık Afrin'deki PKK artıklarını gözden çıkardı. Rusya'da uzun vadede Suriye ile birlikte kendisinin temizlemek zorunda kalabileceği bir batıklığın Türkiye tarafından temizlenmesine mütebessim bir ifade ile gözyumuyor.

ABD Kamışlı ve çevresindeki yapıyı koruyarak ileride Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile birleştirmenin peşinde. Burada kendi tabirleri ile Orta-Güney ve Batı Kürdistanı birleştirerek bir Kürt Devleti kurulmasının hesabını yapıyor. Kurulacak böyle bir devlette 150-200 bin nüfuslu bir Kürt kitlesinin ve ufak bir arazi parçasının dışarda kalmasının şimdilik  bir ehemmiyeti yok.

Irak Bölgesel Kürt Yönetimi geçtiğimiz aylarda bir "bağımsızlık" referandumu yaptı ve "evet" kararını cebine koydu. Bu aşamadan sonra çevre ülkelerinden gelen tepkileri önleme ve bölgede yaşanacak çatışmalarda yıpranmaması için Barzani kenara çekilerek Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi uykuya yatırıldı. Yine PKK/YPG'nin anagövdesinin bulunduğu Membiç ve Fırat'ın doğusu ABD tarafından korumaya alındı. Bu arada sahada çarpışan PKK/YPG ile Daiş saldırmazlık anlaşması yaparak (geçtiğimiz günlerde Türkiye'de yakalanan Daiş'in Sağlık işlerinden sorumlu emiri sorgudaki ifadesinde tarafların 3 ay kadar önce görüşmeye başlayarak saldırmazlık anlaşması yaptığını beyan etti) her iki tarafında yıpranmasını engellediler.

Bölgede mücadeleden uzak durarak yıpranmayan bir güç daha var İSRAİL.

Türk Ordusu ise Afrin operasyonu ile yıpranıyor. Daha önce çözüm süreci sonunda Güneydoğu Anadolu'daki sokak çarpışmalarında Ülkenin en değerli birlikleri ciddi şekilde yıpranmıştı. Çatışmalara giren 16 ÖKK taburu ancak 11 tabur olarak çıkabilmişti. 5 ÖKK taburu kullanılamaz hale gelmişti. (Kullanılamaz hale gelmiş demekten kastettiğimiz askerimizin şehit olması demek değildir. Çoğu yaralanma gibi sebeplerle fiziksel açıdan ÖKK elemanı olma vasfının kaybetmiştir. Yakınında patlayan bir roketatar sebebiyle duyma kaybı yaşayan personel gibi)  Üzerine 15 Temmuz girişimi sonrası yaşanan ihraçlar ve Fırat Kalkanı Operasyonu ile bu yıpranma had safhaya ulaşmıştı. Türk Ordusunun muharip gücü bir hayli zayıfladı ve zayıflatılmaya devam ediyor.

...

Devam Edecek...

9 Ocak 2018 Salı

ZARRAB 4

ABD'de devam eden Zarrab davası 03.01.2018 de sona erdi. Jüri tek tutuklu sanık olan Halkbank Genelmüdür Yardımcısı Mehmet Hakan ATİLLA'yı yargılandığı 6 suçun 5'inden suçlu buldu.Verilecek cezalar 11 Nisan 2018 de açıklanacak. Söylentiler Mehmet Hakan ATİLLA'nın 5 suçtan alacağı cezaların toplam 105 yıl olabileceği şeklinde.

Tüm bu yargılama süreci gösterdi ki Mehmet Hakan ATİLLA neredeyse Zarrab'tan rüşvet almamış tek bürokrat. (Bir de memur TEOMAN var ama ikisinin konumu farklı.) Buna rağmen bedeli Mehmet Hakan ATİLLA ödeyecek.

Yargılamalar ve ZARRAB'ın açıklamaları ortaya koydu ki bir kısım bakanlar ZARRAB'tan aldıkları rüşvet karşılığında yapılan usulsüz işlemlere, hayali ihracatlara yol vermişler. Yol vermekle kalmamışlar ZARRAB'ın yolu kapatıldığında bizzat müdahil olarak yol açmışlar. Dokunulmazlık sağlamışlar.

ZARRAB 2 isimli yazımızda yapılan hayali ihracatlara vurgu yapıp ne kadar vergi iadesi almış olabilir diye sorgulamıştık. Bu yazımızın akabinde Orhan UĞUROĞLU Yeniçağ Gazetesindeki köşesinde İran'a yapılan ihracat sebebiyle ihracat yapan kişi ve firmalara sadece 2012 yılında 1,98 Milyar Dolar KDV iadesi ödendiğini yazdı. Bu rakamın ne kadarı ZARRAB ve şirketlerine ödendi bilinmiyor. Bilinen ihracat konusunda ZARRAB'ın en faal kişilerden biri olduğu.

UĞUROĞLU aynı yazısında İran için ödenen para ile İran'a ulaşan para arasında aynı yıl için 2,5 Milyar Dolar gibi bir fark olduğunu da yazdı. Yani Türkiye'den alınan para İran'a eksik ödenmiş. İran bu parayı araştırıp yakaladığı ZENCANİ'yi sıkıştırınca "Türkiye'deki Ortağım ZARRAB'ta" cevabını almış. UĞURLUOĞLU bu tutarın da rüşvet ve komisyon olarak dağıtılmış olabileceğini söylüyor.

...

Bilindiği üzere ABD'de ZARRAB davasının başlaması ve Reza ZARRAB'ın tanık olarak ifade vermesini müteakip Türkiye ZARRAB'ı casus ve vatanhaini ilan etmişti. Bir kişiyi casus/ajan ilan ettiğiniz andan itibaren o kişinin herşeyini sorgulamanız, araştırmanız gerekiyor. Şayet ZARRAB bir casus ise öncelikle hangi ülke/ülkeler adına casusluk yaptı? Bu sorunun cevabının verilmesini müteakip şu sorularında cevabının mutlaka ama mutlaka bulunması gerekiyor. ZARRAB Türkiye hakkındaki gizli bilgilere nasıl ulaştı? Bu bilgileri kimlerden temin etti? Kimler aracılığıyla yurtdışına çıkardı? ZARRAB'ın bilgi edindiği bu kişiler/bağlantıları kimler? Hangi birimde ya da hangi mevkiide görevliler? Kimlerle irtibat halindeler? Bilgi sağladıkları ya da sattıkları başka kişi ya da ülkeler var mı?  Zarrab ne tür bilgilere ulaştı? Ulaştığı ve servis ettiği bilgiler içerisinde Türkiye Cumhuriyetinin "Milli Güvenliğine" zarar verecek bilgiler var mıydı? ZARRAB'ın doğrudan ilişkisi bulunduğu bakanlardan temin ettiği bilgi var mı? ZARRAB'ı koruyan, kollayan , yardım ve yataklık eden kişi ve kişiler kimlerdir?

Bu hususlarda herhangi bir çalışma, araştırma yapılmadı. ZARRAB'tan rüşvet alan Bakanlar içerisinde Türkiye'nin en önemli toplantısı Milli Güvenlik Kurulu Toplantısına katılanlar var ama bunlarla ilgili hiçbir işlem yok. Bilgi almak amacıyla ifadelerine başvurma bile yok. ZARRAB'la ilgili herşeyin üstü kapatılmaya ve gündemden düşürülmeye çalışılıyor.

Devlet hala ZARRAB'ın hangi ülke lehine casusluk faaliyetlerinde bulunduğunu bile açıklamadı. Sahi ZARRAB hangi ülke lehine casusluk yaptı?

*
...

AKP iktidarı ZARRAB davasının ilk gününden beri "bu dava bir milli meseledir" diyor ve tüm vatandaşları kendi söyleminde birleşmeye ve iktadırın yanında olmaya çağırıyor.

Dava süreci gösterdi ki hayali ihracatlarla devletin kasası boşaltılmış ve milletin cebine girmesi gereken tutarlar içerinde AKP'li Bakan ve bürokratlarında bulunduğu bir kısım rüşvetçinin cebine girmiş. Milletin/devletin bu işten 1 kuruş menfaati yok. Hatta yüklü tutarda zararı var.

İran nükleer silah programını ilerletmiş ve nükleer silah edinme aşamasına gelmiş. Belki de nükleer silah edindi. Bu coğrafyadaki en büyük rakibi Türkiye'ye karşı potansiyel ve nükleer silaha sahip bir güç olmuş. Hatta bu açıdan Türkiye'yi geçmiş. Bu durumdan menfaati olan Türkiye ve Türk Milleti değil İran ve İranlılar. Bu açıdan da Türkiye ve Türk Milleti açısından bir kazanç yok.Hatta külliyen zarar.

Görünen o ki AKP yöneticilerinin eliyle millet/devlet koca bir kazık yemiş. Şimdi milletten yediği o kazığa "milli mesele" söylemiyle sahip çıkması isteniyor. Millet tüm bu işlerin sonunda ne elde etmiş ki şimdi mevzuuya "milli mesele" diye sahip çıkması gereksin?

Ortada ciddi bir "milli mesele" var ama bu milli mesele AKP iktidarının ileri sürdüğü gibi "ZARRAB Davası" değil. Buradaki milli mesele bizzat AKP'nin varlığı ve akıldışı hesapsız-kitapsız politikaları ile gerek yurtiçi gerekse yurtdışı ilişki ve bağlantılarıdır...


* Telekulak Operasyonunda elegeçirilen bir kısım dinleme cihazının ithalatçı firma tarafından ZARRAB'a ait şirketlere satıldığı biliniyor. Bu husus gündeme getirilmiyor. Telekulak davası Fetö davalarına eklenerek ZARRAB kısmı bir anlamda perdeleniyor gibi...


15 Aralık 2017 Cuma

ZARRAB 3

İbn-i Haldun göçebelerin yerleşiklere göre güçlü, savaşçı bir yapıya sahip olduklarını belirterek güçlü göçebe aşiretlerinin yerleşik toplumlara saldırarak onları yendiklerini ve onların topraklarına yerleştiklerini ancak zaman içerisinde onlara benzeyerek yumuşadıklarını ve savaşçı kimliklerini kaybettiklerini , sonra bir başka göçebe aşiretin gelerek bunları yendiğini söyler . Bu olay tekrarlayarak devam eder gider der.

Bu yerleşiklerdeki kültürün güçlülüğünden kaynaklanan bir durumdur. Fars kültürü de bu anlamda oldukça güçlü bir kültür olup İran'ı işgal eden her milleti zaman içerisinde kendisine dönüştürmüştür.

Büyük İskender , Müslüman Araplar, Selçuklular, Cengiz Han hepsi de İran'ı fethetmelerine rağmen kendi kültürlerini Farisilere kabul ettirememiş ve zaman içerisinde fars kültürünün etkisinde kalarak farisileşmişlerdir. Güney Azerbaycan Türklerini göstererek itiraz edeceklere Horasan , Kirman Türkmenlerine ne olduğunu araştırmalarını öneririz.

İran bugün 1,5 milyarlık İslam aleminde anagövdeye acıveren 100 milyonluk bir "çıbanbaşı"dır. Yine 300 milyonluk Türk coğrafyasında iletişimi ve birleşmeyi engelleyen en önemli siyasi yapıdır.

Dahası siyasal islamcı (Bol Şia soslu Fars Milliyetçiliği üzerine kurgulanmış) ideolojisi ile İslam Aleminin ve ortadoğunun liderliğine oynayan en önemli oyunculardan biridir.

İran neredeyse 4 bin yıldır bu coğrafyanın siyasal liderliğine oynayan bir aktördür. Bu sebeple bu coğrafyadaki her güçlü yapı ile gerek belüstü gerekse belaltı mücadeleye girmiştir/girmektedir/girecektir. Geçmişte girdiği her mücadelede her seferinde savaş meydanlarında kaybetse de kadim kültürüyle ayakta kalmayı becermiştir.

Büyük Selçuklu devletinin yıkılmasından sonra İran coğrafyasına hakim olan Safavi, Kaçar hanedanlıkları Türk olmasına rağmen Osmanlı ile mücadeleden ve savaşmaktan çekinmemiştir. Bu hanedanlar zaman içinde farisileşmiştir.

Bugün de bu coğrafyada Türkiye'nin en önemli rakibi İran'dır. Bölge liderliği içinde Türkiye ile İran mücadele etmektedir. Yıllardır İran Türkiye'ye ideoloji ihraç etmeye ve Türkiye'ye etkisi altına almaya çalışmaktadır. Türkiye'nin bir adım önüne geçmek için Ermenistan'la bile işbirliği yapmaktan çekinmemektedir. Yeri geldiğinde Ermenistan'a silah ve askeri malzeme yardımı bile yapmaktadır. Karabağ'ın Ermenilerce işgaliyle sonuçlanan Azerbaycan-Ermenistan savaşında açıkça Ermenistan'ı desteklemiştir. Pjak (PKK'nın İran kolu) kurulana kadar Türkiye'yi zayıflatmak adına PKK'ya hertürlü desteği sağlamıştır

İran bölge liderliğini elegeçirmek ve bölgedeki tek güç olmak adına Uranyum Zenginleştirmek ve Nükleer Silah üretmek derdindedir. Aklı başında hiçbir devlet rekabet halinde olduğu özellikle de sınırı bulunan komşusunun Nükleer Silaha sahip olmasını istemez.

İran ısrarla nükleer silah üretmeye çabalarken ve BM ve ABD-AB bunu engellemeye çalışırken Türkiye'nin menfaatine olan tek şey "İran'ın nükleer silah üretmesinin engellenmesi"dir. İran Nükleer silah elde ettiği anda ilk tehdit yönelteceği ülke Türkiye olacaktır. Bunun aksini kimse iddia edemez. Türkiye'nin böyle bir pozisyonda İran'ın nükleer tehditlerine cevap vermesi için aynı neviden silaha sahip olması gerekir. Kısa vadede Türkiye'nin bu silahı üretmesi mümkün değildir. Nükleer silaha sahip hiçbir ülkede Türkiye'ye bu silahı vermez.

O halde Türkiye'nin İran'ın nükleer silah üretmesini engellemek amacıyla uygulanan ambargoyu Zarrab üzerinden delmesinde ne gibi bir menfaati vardır?  İran'ın nükleer silah sahibi olmasının Türkiye'ye ne katkısı olacaktır? AKP hükümeti ambargonun delinmesinin Türkiye'ye nasıl bir fayda sağlayacağını düşünmektedir?

Rekabet halinde olduğun ve ileri de muhtemel düşmanlarından biri olacak bir devletin silahlanmasını sağlamak nasıl "milli bir politikadır"?

 
        - devam edecek-




11 Aralık 2017 Pazartesi

ZARRAB 2


Uranyum zenginleştirmeye çalışan ve nükleer silah üretmeyi amaçlayan İran için ambargonun varlığı ciddi bir sıkıntıdır. İran çeşitli yollarla bu sıkıntının üstesinden gelmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda petrol gelirleri ile doğalgaz gelirlerini nakit olarak tahsil etmek amacıyla 2 grup oluşturur. Bu gruplardan biri Reza ZARRAB tarafından yönetilir. Diğer grup ise petrol gelirlerini İran'a sokmak için oluşturulur. Bu 2 grupta Türkiye'de faaliyet gösterir. Reza ZARRAB grubu 17/25 Aralık 2013 de yapılan operasyon ile deşifre olur. Diğer grup ise henüz deşifre olmamıştır.

Burada bir parantez açmak icap etmektedir.

Bir önceki yazımızda ambargonun devamının ekonomik anlamda Türkiye'nin menfaatine olduğunu ve ambargonun delinmesi ile Türkiye bütçesine girmesi gereken paranın rüşvet ve komisyon olarak birilerinin cebine gittiğini belirtmiştik.

Türkiye Cumhuriyeti devleti ambargonun delinmesi ile alması gereken vergileri alamadığı gibi vatandaşta kazanması gereken parayı kazanamamıştı.Reza ZARRAB'ın ABD'de verdiği ifadeler ortaya koydu ki bir de işin içinde "Hayali İhracat" boyutu var. ZARRAB ifadesinde pek çok defa evrak üzerinde gönderilmiş gibi gönderilen malı gerçekte göndermediklerini beyan etti. İhracat yapıyormuş gibi sahte belge düzenlediklerini ve İran parasını siyasilere komisyon/rüşvet vererek çektiklerini söyledi.

Tüm bu işleri yaparken ihraç ettikleri mallar sebebiyle sattıkları ürün üzerinden vergi iadesi aldılar mı? Öyle ya yurtdışına ihracat yapıyorsan ihraç ettiğin ürün üzerinden KDV iadesi alabiliyorsun. 25.06.2015 tarihli Hürriyet gazetesi Ekonomi sayfasındaki bir haberde ZARRAB'ın şirketinin sırf altın ihracından dolayı 40 Milyon TL KDV iadesi alabileceği belirtiliyor. Yine aynı haberde buradaki rakamlar (40 Milyon TL KDV iadesine konu) üzerinden hesaplanacak kurumlar vergisi tutarının ise ZARRAB'ı vergi rekortmeni yapmayacağı belirtiliyordu. Buradan sözkonusu rakamın çok çok yüksek olduğu sonucunu çıkartabiliriz.

ZARRAB üzerinden dönderilen paranın 87 Milyar Dolar olduğu şeklinde söylentiler var. 5 Türk Bankasının adının karıştığı olayda Hindistan, Pakistan gibi ülkelerin paraları da evrak üzerindeki işlemlerle Türkiye'ye sokulup ambargo delinmek suretiyle İran'a gönderilmiş. Bu 87 Milyar $ rakamı doğru ise hayali ihracatla gönderilen tüm ürünler %1 KDV oranına dahilse ZARRAB'ın 870 Milyon $ KDV iadesi aldığından sözetmek mümkün. Bu ürünler %8 KDV oranına dahilse iade edilen tutar yaklaşık 7 Milyar $ civarındadır. Bu ürünlerin KDV oranı %18 ise Zarrab'ın KDV iadesi olarak aldığı tutar yaklaşık 15,6 Milyar $ demektir.

Ancak hayali ihracata konu ürünlerin bir kısmında KDV iadesi sözkonusu olmazken bir kısmında oran %1, bir kısmında %8 ve bir kısmında da bu oran %18 dir. ZARRAB olayında çok farklı ürünlerin hayali ihracı sözkonusu olup bu büyüklükteki bir meblağ için ne kadar KDV iadesi ödendiğinin dışarıdan biri tarafından hesaplanması pek mümkün görünmüyor ancak KDV iadesi olarak her ne ödenirse ödensin bunun bizim vergilerimizle ödendiği kesindir.

ZARRAB'ın dağıttığı komisyon/rüşvet bizim vergilerimizle ZARRAB'a ödenen hayali ihracat KDV'si olabilir mi? ZARRAB İran parasına hiç dokunmadan sırf Türkiye Cumhuriyetinden aldığı KDV'yi bir kısım bakanlara/üstdüzey yöneticilere komisyon/rüşvet olarak dağıtmış finansmanını da bizden sağlamış olabilir mi?

Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlığının acilen Reza ZARRAB ve bağlantılı firmalara ne kadar KDV iadesi ödediğini açıklaması gerekmektedir...

- devam edecek-




6 Aralık 2017 Çarşamba

ZARRAB 1

Günün en önemli konusu Reza ZARRAB ve onun ABD'de tanıklık yaptığı davada Hakan ATİLA'nın yargılanması. 17/25 Aralık'ın en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllü aktörü olan Zarrab bu kez ABD'de başrolde. ZARRAB'ın orada sergilediği performansın ve dile getirdiği repliklerin izdüşümü anında Türk sosyalmedyasında ve Siyaset sahnesinde yerini buluyor.

Bildiğiniz üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2006 yılında İran'ın uranyum zenginleştirme çalışmaları ve nükleer silahlanma gayretlerine karşı yaptırım kararı almıştı. Bu ambargo kararı farklı zamanlarda 4 kez genişletildi ve uygulama süresi uzatıldı. Enson 2010 yılında genişletilmesi ve uzatılması için yapılan oylamada o dönemde güvenlik konseyinde bulunan 15 ülkeden Türkiye ve Brezilya ret oyu verirken Çin çekimser kaldı. Diğer 12 ülke ise kabul oyu verdi. Böylece ambargonun genişletilerek devamı konusunda Birleşmiş Milletlerı kararı çıktı.

Birleşmiş Milletlerin yaptırımları İran üzerindeki tek yaptırım değil. BM yaptırımlarının dışında ABD'nin İran'a karşı tek taraflı olarak aldığı ve daha sonra AB ülkelerinin de bu karara uyarak genelleştirdiği bir ambargo kararı daha var. ABD-AB ambargosu BM ambargosunun yanında ek yaptırımların da uygulandığı daha geniş bir yaptırımlar ağı.

Burada ZARRAB'ın Türkiye ile birlikte deldiği iddia edilen ambargo hangisi?

İran'ın en önemli gelir kaynağı petrol ve doğalgaz. İran  çok maliyetli bir iş olan Uranyum zenginleştirme ve nükleer silah üretme çalışmalarını buradan elde ettiği gelirle finanse etmektedir. Bu durumun farkında olan  BM Güvenlik Konseyi İran'ın Petrol ve doğalgaz bedellerini nakit olarak almasını engellemeyi amaçlayan bir ambargo kararı aldı. Yani İran'ın Petrol ve Doğalgaz gelirlerinin ne şekilde ve nasıl ödeneceği BM yaptırımları kapsamında. Türkiye'nin katıldığı ve ret oyu kullandığı toplantıda çoğunlukla alınan kararla bu konuda ambargo uygulanmakta.

Bu karar üzerine Türkiye, İran ile komşu olması ve İran ile daha önce yaptığı petrol ve doğalgaz anlaşmalarını gerekçe göstererek karara itiraz etti. Bunun üzerine BM güvenlik konseyi İran ile ticaretine devam et ancak İran'a nakit verme. İran adına bir bankada hesap aç. Aldığın petrol ve doğalgazın bedelini oraya depo et. Diğer yandan bu petrol ve doğalgaz karşılığı İran'a gıda, ilaç, makine vs. mal sat. Yapılan ihracatın bedelini de bu hesapta depo edilen paradan öde dedi. Türkiye bu öneriyi kabul etti.

Bunun üzerine Türkiye ve İran hesabın Halkbank'ta açılması hususunda mutabakata vardılar.

Türk ekonomisi açısından son derece karlı olabilecek bir uygulama bu şekilde uygulanmaya konuldu. İran dışarıdan nakit olarak alamadığı tüm ihtiyacını bu petrol gelirlerinin takası yoluyla Türkiye'den almak zorunda kaldı. Çiftçisinden hayvan yetiştiricisine , gıda imalatçısından tekstilcisine kadar herkesin ve her kesimin ticaret yapıp para kazanabileceği bir durum ortaya çıkmıştı. 1980'ler boyunca İran-Irak Savaşı Türk ekonomisini ayakta tutmuştu. Global krizin devam ettiği bugünlerde de İran yaptırımları Türk ekonomisini ayakta tutacaktı.

Ancak bu gerçekleşmedi. Çünkü birileri Türk ekonomisini canlandıracak bu yaptırım kararını İran ve kendi menfaatleri için deldi. Milletin cebine ve bütçeye gitmesi gereken para İran'a ve rüşvet/komisyon olarak da birilerinin cebine gitti.

Gerek kendi gerekse BM ambargolarının uygulanmasında titizlik gösteren ABD ambargonun delindiğini birazda Rusya'nın katkısıyla farketti. Farketmekle birlikte takibe de başladı. Bir taraftan takip ederken diğer taraftandan Türkiye'yi uyardı. Hem de farklı zamanlarda 3 kez. Hatta şuan ABD de tutuklu bulunan ve yargılanan Halkbank eski genelmüdür yardımcısı Hakan ATİLA'nın da bizzat uyarıldığı konuşuluyor.

...Devam Edecek...