Rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2018 Pazartesi

AFRİN 1

Türk Ordusu 10 gün kadar önce Suriye sınırımızdaki Afrin Bölgesine karşı bir operasyon başlattı. Amaç Afrin'i denetiminde tutan PKK/YPG/PYD/SDF/SDG adına herne derseniz deyin bizim kısaca PKK/YPG dediğimiz terör örgütünün denetimini kırmak ve bölgeyi kurtarmak.

Burada hemen SDF/SDG'nin 14 Mart 2015 tarihinde Çözüm Süreci kapsamında İmralı'da gerçekleşen görüşmeler esnasında Kamu Güvenliği Müsteşarı/Mit Temsilcisinin huzurunda bizzat Abdullah ÖCALAN'ın emri ile kurulduğunu ifade edelim

Herşeyden önce bugün Afrin'e operasyon yapmak zorunda kalışımızın 1.sebebi 2010 dan bugüne kadar AKP Hükümetlerinin izlediği politikalardır. Kimse ABD'yi, Rusya'yı, İran'ı suçlamaya kalkmasın. Önce oturup Ülkece(!)  yaptığımız kendi hatalarımıza bakalım.

ABD, Rusya, İran mı?

Onlar sadece kendileri açısından olayı süzüp kendi menfaatlerinin gereğini yaptılar, yapıyorlar, yapacaklar. Onları suçlamak birşeyi değiştirmeyeceği gibi bize bir şey de kazandırmayacak.

Afrin operasyonuna karşı HDP (CHP ve AKP içindeki etnik olarak Kürt kökenli bir grup ile ideolojik olarak Marksist olan bir damar) hariç tüm siyasi yapılar operasyona destek verdiklerini açıklamış durumda. Yani yukarıda belirttiğimiz HDP ve CHP/AKP içindeki gruplar hariç herkes Ordumuzun yanında.

Buna rağmen Afrin Operasyonu içsiyasete kurban edilmek üzere. Cumhurbaşkanının operasyonla ilgili söylemleri ve CHP'yi hedef alan konuşmaları maalesef içsiyasette Afrin Operasyonunun "meşruiyetini" sorgulama boyutuna taşıyor.

CHP Yönetimi kesin ve net bir dille Ordumuzun Yanındayız demiş olmasına, CHP Mersin Gençlik Kolları Eski Başkanı ve Mut İlçe Eski Yöneticisi olan Ali GÜMÜŞ'ün Burseya Dağındaki çatışmada dün şehit düşmesine rağmen Cumhurbaşkanının CHP-PKK ilişkisi kuran bir dille CHP'yi suçlayan açıklamaları gerçekten ilginç.

Bugün Operasyon yapılan Afrin'i elinde tutan PYD/YPG nin başındaki Salih Müslim 2 yıl önce Ankara'da resmi törenle karşılandı. Salih Müslim uluslararası arenada yıllardır Türk Diplomatik Pasaportu ile dolaşan bir kişi. Operasyonun yapıldığı bugünlerde araştırın Salih Müslim hala diplomatik Türk Pasaportunun sahibidir ve o pasaportla dolaşmaktadır. Bir taraftan terör örgütü olarak nitelendirip operasyon yaparken diğer taraftan yöneticisine diplomatik pasaport verip resmi törenle karşılamak bize has bir aculluk olsa gerek

...

Bizi paranoyak olmakla suçlayacaklar elbette bulunacak ama BOP süreci devam ediyor. Daha önce pek çok kez yazdık. Cumhurbaşkanı pek çok kez BOP Eşbaşkanı olduğunu gerek kameralar gerekse miting meydanlarında açıkça ilan etti. Sonra uzunca bir sessizlik dönemi. Sessizlik hala devam ediyor. Bir kısım AKP'li BOP sürecinin ölü doğduğunu, işleme konmadığını, R.Tayyip Erdoğan'ın eşbaşkanlıktan ayrıldığını ileri sürse de bizzat Cumhurbaşkanının ağzından böyle bir açıklama yok. Dahası yapılan işler, izlenen politikalar BOP sürecinin devam ettiğini gösteriyor.

Şu bir gerçek ki Suriye parçalandı. Kırılan vazo gibi artık bir araya gelmeyecektir. Suriye'nin kuzeydoğusunda fiilen bir Kürt Bölgesi oluşturuldu. Kamışlı ve Membiç hattı bugün PYD/YPG denetiminde.

Afrin operasyonu öncesi ABD , Rusya ve Suriye'ye operasyon hakkında ayrıntılı bilgi verildi ve olur alındı. Bakmayın meydanlarda ABD ve Rusya'ya rağmen operasyon yapılıyormuş imajı oluşturulmaya çalışılmasına. ABD , İngiltere başta olmak üzere tüm batı bloku operasyonun başlaması ile birlikte Afrin Operasyonunun haklılığı konusunda Türkiye'yi destekler açıklamalar yaptı.

ABD Kamışlı ve Membiç'e karşılık Afrin'deki PKK artıklarını gözden çıkardı. Rusya'da uzun vadede Suriye ile birlikte kendisinin temizlemek zorunda kalabileceği bir batıklığın Türkiye tarafından temizlenmesine mütebessim bir ifade ile gözyumuyor.

ABD Kamışlı ve çevresindeki yapıyı koruyarak ileride Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile birleştirmenin peşinde. Burada kendi tabirleri ile Orta-Güney ve Batı Kürdistanı birleştirerek bir Kürt Devleti kurulmasının hesabını yapıyor. Kurulacak böyle bir devlette 150-200 bin nüfuslu bir Kürt kitlesinin ve ufak bir arazi parçasının dışarda kalmasının şimdilik  bir ehemmiyeti yok.

Irak Bölgesel Kürt Yönetimi geçtiğimiz aylarda bir "bağımsızlık" referandumu yaptı ve "evet" kararını cebine koydu. Bu aşamadan sonra çevre ülkelerinden gelen tepkileri önleme ve bölgede yaşanacak çatışmalarda yıpranmaması için Barzani kenara çekilerek Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi uykuya yatırıldı. Yine PKK/YPG'nin anagövdesinin bulunduğu Membiç ve Fırat'ın doğusu ABD tarafından korumaya alındı. Bu arada sahada çarpışan PKK/YPG ile Daiş saldırmazlık anlaşması yaparak (geçtiğimiz günlerde Türkiye'de yakalanan Daiş'in Sağlık işlerinden sorumlu emiri sorgudaki ifadesinde tarafların 3 ay kadar önce görüşmeye başlayarak saldırmazlık anlaşması yaptığını beyan etti) her iki tarafında yıpranmasını engellediler.

Bölgede mücadeleden uzak durarak yıpranmayan bir güç daha var İSRAİL.

Türk Ordusu ise Afrin operasyonu ile yıpranıyor. Daha önce çözüm süreci sonunda Güneydoğu Anadolu'daki sokak çarpışmalarında Ülkenin en değerli birlikleri ciddi şekilde yıpranmıştı. Çatışmalara giren 16 ÖKK taburu ancak 11 tabur olarak çıkabilmişti. 5 ÖKK taburu kullanılamaz hale gelmişti. (Kullanılamaz hale gelmiş demekten kastettiğimiz askerimizin şehit olması demek değildir. Çoğu yaralanma gibi sebeplerle fiziksel açıdan ÖKK elemanı olma vasfının kaybetmiştir. Yakınında patlayan bir roketatar sebebiyle duyma kaybı yaşayan personel gibi)  Üzerine 15 Temmuz girişimi sonrası yaşanan ihraçlar ve Fırat Kalkanı Operasyonu ile bu yıpranma had safhaya ulaşmıştı. Türk Ordusunun muharip gücü bir hayli zayıfladı ve zayıflatılmaya devam ediyor.

...

Devam Edecek...

27 Aralık 2016 Salı

Bir Satış Öyküsü : HALEP

Bundan yaklaşık 6 ay önce arkadaşlarla oturup muhabbet ederken Erdoğan ile Putin'in anlaştığı bilgisini almıştık. Orada bulunanlarla değerlendirme yaparken bu koşullarda Putin ile anlaşılmışsa "Halep ve Türkmendağını sattık demektir" demiştim. Bu düşüncemi daha sonra sosyalmedya da paylaşmıştım.

Bugün geldiğimiz noktada Halep'ten Muhalifler tahliye edildi. Sosyal medyadan takip edebildiğimiz kadarıyla Halep'teki muhaliflerin bir kısmı ile Türkiye'de yaşayıp Halep'teki muhaliflere yardım etmeye çalışanların bir kısmı "Türkiye'nin kendilerini ve Halep'i sattığını" "ima" ediyorlar. İma ediyorlar çünkü isim zikrederek suçlarlarsa hem insani yardım dahil tüm yardımların kesileceğini hem de başlarının belaya girebileceğini düşünüyorlar. Ayrıca uluslararası ilişkilerde isim zikretmenin bir önemi ve gereği yok. Bu gibi durumlarda siyasi kararı alan veya uygulayan  kişi ya da partiler değil devletler ya da milletler hatırlanır. "1. Dünya savaşında Araplar bize ihanet edip arkadan vurdu" misali. Bunu söyleyen insanların %90'ı ihanetin başındaki Mekke Emiri Şerif Hüseyin'i bilmez ya da hatırlamaz. İsrail'i tanıyan ilk devletlerden biri Türkiye denir ama bu kararı hangi hükümetin aldığını kimse bilmez.

Yarın Ortadoğu coğrafyası -yaptığı tüm yardımlara ve fedakarlıklara rağmen- bu milleti , bu devleti "Halep'i  satmakla" itham edecek. Oradaki etnik ya da dini kardeşlik bağımız bulunan insanları yarıyolda bırakmakla suçlayacak.Türkler bizi sattı diyecekler

O tarihlerde Halep'in satıldığını söylediğimde sosyalmedyada faaliyette bulunan bazı Erdoğanistler "iftira etmekle" suçlamışlardı. Bugün de Erdoğan'ın Halep'i satmadığını söyleyip Halep'te savaşın kaybedilmesi neticesinde boşaltmak zorunda kalınmasını -boşaltma işleminden yola çıkarak- bir başarı olarak görenler var. Hatta "daha güçlü gelmek için" tahliye edildiğini ve bu işin Erdoğan'ın başarısı olduğunu ileri sürenler var.

Yorum yaparken zaman zaman kantarın topuzunu kaçırsakta Erdoğan ya da bir başkasına iftira etmek gibi bir düşüncemiz yoktu.

Dün gece yine internette sörf yaparken 45 saniyelik bir videoya rastladım. Video da "en büyük aşkı haline gelen muhtar" larla buluşan Erdoğan konuşmasında "Putin ile görüştüğünü ve Putin'in Halep'in boşaltılmasını kendisinden rica ettiğini ve Halep'tekilerin rahat ve huzurunun sağlanması için Muhaliflerin Halep'ten çıkartılması hususunda mutabakata vardıklarını" belirtip "bu hususta arkadaşlara talimat verdim" diyordu.

Video çok kısa olduğu ve montaj/dublaj iddiaları sık sık dile getirildiği için konuşmanın tamamını aramaya başladım ve nihayetinde buldum.

19 Ekim 2016 tarihli Erdoğan'ın Muhtarlarla Buluşması. Buyrun izleyin karar verin. (https://www.youtube.com/watch?v=odMRy5YLiEc) Tamamını izlemem diyorsanız videonun 32.20 den itibaren 1 dakika izlemeniz yeterli.

Konuşmasında Erdoğan bir gün önce akşam Putin'in kendisini arayarak -Halep'te Esed'e karşı savaşan en büyük gruplardan birisi olan- "Nusra'nın Halep'ten çıkartılmasını ve Halep'in temizlenmesini rica ettiğini , kendisininde bu görüşü kabul ederek arkadaşlara bu yönde talimat verdiğini" söylüyor. Dahası savaştan sonra Halep'i birlikte yeniden inşaa edeceklerini açıklıyor.


Bu açıklamadan 20 gün sonra Suriye'deki rejim güçleri saldırıları sıklaştırıyor ve 1 ay içerisinde Halep'in yaklaşık %70'ine sahip olan muhalifler Halep'te ellerinde tuttukları toprakların %95'ini kaybediyor. Dahası açlık ve susuzluğa mahkum bir şekilde kıskaç içerisinde kalıyor. Öyleki basında yazılan bilgiler doğru ise 6,5 km2 lik bir alanda çoğunluğu sivil yaklaşık 300 Bin kişi sıkışıyor. Ve sabah akşam sürekli bombalanıyor.  Bu dönemde silah ve cephane talep ediyorlar ama biz un gönderiyoruz. Üstelik ekmek yapacak fırın olmadığını bile bile.

...

Türkiye'nin Suriye'de uyguladığı politika ile ilgili "Türkmendağı" başlıklı bir yazı kaleme almış ve Devletin hatalarına çok da teferruata girmeden  yervermiştik.

2016 yılı Haziran ayında Rusya ile Türkiye barıştı. 24 Ağustos'ta Fırat Kalkanı operasyonu başlatıldı. Bu operasyona Özgür Suriye Ordusu bünyesindeki mücahit gruplar katıldı. Operasyona katılan gruplar içerinde Halep cephesinden çekilen gruplarda vardı. Hatta Halep'te çarpışan bazı mücahidler bu operasyon ile cephenin boşaltıldığını ve pek çok mücahidin operasyona katılmak için Halep'ten ayrıldığını belirterek Halep'in düşmesine sebep olunduğunu dile getirdiler.

Tüm bu hadiseler yaşanırken 19 Aralık 2016 akşamı Rusya'nın Ankara Büyükelçisi gittiği bir fotoğraf sergisinde bir Çevik Kuvvet Polisi tarafından herkesin gözü önünde öldürüldü. Akabinde çıkan çatışmada da suikastçı polis öldürülerek etkisiz hale getirildi. 

Suikastçı Polis'in kim olduğu daha netleşmeden bir grup Fetöcü olduğunu iddia ederken bir başka grup ise Nusracı olduğunu iddia etti. Hatta suikastın Türkiye-Rusya yakınlaşmasının önüne geçmek için yapıldığı ve eylemin arkasındaki asıl gücün ABD olduğu iddia edildi. 

Hükümet kanadı ise herzamanki kolaycılığı ve pragmatizmi ile olayı gerçekleştirenin hiçbir şüpheye mahal vermeyecek biçimde Fetö işi olduğunu açıklayıverdi. Tabii ki Rusya'yı inandıramadı.

Bu esnada Türkiye , Rusya ve İran bir araya gelerek Suriye'deki son durum hakkında görüştü ve görüşme sonunda üç devletin "Suriye'deki rejimin (ESED yönetiminin) devamı hususunda anlaştıkları ve Teröre karşı ortak hareket etme ve birlikte mücadele etme kararı aldıkları" açıklandı. Mutabakat metninden anlaşılan PYD/YPG'nin dışında Esed'e karşı savaşan tüm grupların "terörist" olarak değerlendirilmesiydi.

İlerleyen günlerde Sosyalmedyada Putin'in "Erdoğan Olmasa Halep'te başarılı olamazdık" dediği bizzat Halep'ten ayrılmak zorunda kalan muhalifler tarafından paylaşıldı. Erdoğan taraftarı bazı kişiler Putin'in bu beyanı Halep'in boşaltılması amacıyla söylediğini iddia ettiler. Oysa 19 Ekim tarihli konuşma içeriği bu tevil çabalarını boşa çıkartıyor. 

Halep'te Esed'e karşı çarpışan ve tahliye edilen muhaliflerde üç devletin görüşmesi sonucunda yayınlanan mutabakat metnine göre "terörist" grubuna giriyor. Bu gruplar yakın bir zamanda Türk Uçakları ve Fırtına Obüsleri tarafından bombalanırsa şaşırmayız.

Türkiye "Şam'da Cuma namazı kılmak" amacıyla çıktığı yoldan "Halep'in ve Suriye Muhalefetinin cenaze namazını kılarak" dönüyor. Bu cenaze namazları sadece Halep ile sınırlı kalmayacakmış gibi de görünüyor.

Yakın bir tarihte Türkiye'nin "Fırat Kalkanı Operasyonu" ile İşidden temizlediği alanı bırakarak geri çekileceği ve bölgenin PYD/YPG tarafından doldurularak kantonların birleşmesinin sağlanacağını ve Türkiyenin güneyinde baştan başa bir Kürt Devletinin oluşacağını/oluşturulacağını düşünüyoruz.

Bu kanaate nereden vardınız diye soranlar olabilir. 

Herşey ayan beyan ortada. BOP bunu gerektiriyor ve BOP eşbaşkanı bu ülkeyi yönetiyor.

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Bir Millet Yaratmak(!)



          İslamcıların (!) en çok kullandıkları kavramlardan biri "Milli" kavramıdır. Bununla birlikte aynı anlamda kullanılan "Ulus" kavramından nefret ederler. Oysa sözlük anlamı aynıdır. Türk Dil Kurumunun sözlüklerinde bir arama yapılırsa Millet = Ulus sonucunu verir. Aynı anlama gelen iki sözcükten birini kullanıp diğerinden nefret etme bu coğrafyaya ait bir durum. Ancak bu durum sadece İslamcılara has bir durum değil. Türk solu da Milli yerine ulusal , millet yerine ulus , milliyetçi yerine ulusalcı kavramlarını kullanmayı tercih ediyor. Kendilerini Türk Milliyetçisi olarak tanımlayan grubun içerisinde yeralan ve kendisine Türkçü diyenler ulusal kavramına yakın dururken Kendisini Türk-İslam Ülkücüsü olarak tanımlayanlar "Milli" kavramını kullanmayı tercih ediyor.

          Bu Milli ve ulusal kavramlarına yüklenen anlamlarla ilgili bir durum. Milli kavramı bünyesinde dini bir içerikte taşıyor. Bu dini içerik münhasıran islami bir renk taşıyor. Bu itibarla kullanılan kavram aslında dine bakışı da yansıtıyor. Düşünce dünyasında islami referansların baskın olduğu kişi ve gruplar "milli" kavramını kullanırken seküler referansların baskın olduğu kişi ve gruplarda ulusal kelimesini kullanmayı tercih ediyorlar.

          Gariptir.

          İslamcılar (!) milli kelimesini sıkça kullanmalarına rağmen milliyetçilik fikrine karşıdırlar. Hatta milliyetçilik fikrini neredeyse küfürle eş tutarlar. İslamcılıkta ileri gidenler milliyetçiyim diyenleri kafirlikle itham ederler. Millet yerine İslam ümmetinden bahsederek ümmetçilik fikrini savunurlar. Kurulacak bir İslam Devletinde tüm müslümanların bir arada yaşamalarını bir bütün olmaları gerektiğini savunurlar. Bir bütün olarak onların arzu ettiği gibi yaşandığında 200-300 sene sonra aynı dili konuşan , aynı coğrafyayı paylaşan , aynı ülküye ulaşmayı amaçlayan , ortak tarihe sahip "ümmet" adı verilen ama içerik olarak millet tanımına uyan yeni bir etnik yapının (milletin) ortaya çıkacağını görmezler.

           İlginçtir. İslamcılar milliyetçilik mevhumunu küfür olarak nitelendirip milliyetçiliğe karşı çıkarken sadece Türk Milliyetçiliği fikrine karşıdırlar. İran'daki İslamcı yönetimin yaptığı Fars Milliyetçiliğini eleştirmek şöyle dursun alkışlarlar. Keza Türk Milliyetçiliğine karşıdır ancak Kürtçülük Hareketlerini desteklerler. Türk'üm diyen kafirdir ama Kürt'üm diyen mazlum.

          Aynı durum Türk Solu içinde geçerlidir. Türk Ulusalcılığına faşizm derken 1970'lerden itibaren Kürt Halk Hareketlerini desteklemek adına Kürt Faşizmini var ettiklerini görmezler. 2000'lerden sonra Kürt Faşizmine vagon olduklarını farketmezler. Maalesef Türk Sol Hareketleri bugün farkına varmadan doğurduğu kürtçülük hareketine (PKK'ya) kuyruk olmuştur.  Sol düşünce önce milleti halklara bölme sonrada bu halkları ortak bir amaç çerçevesinde bir araya getirme muradında olduğunu ileri sürüyor.

         Millet olarak adlandırılan topluluk ortak bir tarih , kültür ,inanç , mefkure birliği etrafında oluşmuş homojen bir topluluktur. Bu homejen topluluğu çeşitli farklılıkları öne sürerek ayrıştırıp parçaladıktan sonra tekrar bir araya getirmeye çalışmak -hele Türkiye'de yaşanan ve 30 yıldır devam eden kanlı bir süreçten geçildikten ve iki topluluk arasına "kan" girdikten sonra bir araya getirmek- mümkün değildir. Solcularımız 1000 yıllık nadide bir vazoyu kırdıktan sonra tekrar yapıştıracakları ve yapıştırılan vazonun eski vazodan daha iyi olacağı iddiasındadır.

          PKK ya da Kürt Ulusalcılığı Solun bu millete attığı en büyük kazıktır. Solun attığı bu kazığa İslamcılar hep sempati ile bakmış ve desteklemişlerdir. 1990'larda Solcu milletvekilleri , gazeteciler ,aydınlar(!) PKK kamplarına ziyarete giderken Milli Görüşçü İslamcılarımız da onlarla beraberdir. Örnek mi istiyorsunuz İşte Rafah Partili Fethullah Erbaş...

         ...

         Kürtçülük kavramı 1850'lerden itibaren başta Rusya olmak üzere batılı ülkelerce o tarihlerde Osmalı Devletini bugün ise Türkiye Cumhuriyeti Devletini parçalamak üzere kullanılan argümanlardan biridir.

         Osmanlı Döneminde Cizre Beyleri kullanılırken bugün PKK kullanılmaktadır. Maalesef ülkeyi 15 yıldır yukarıda kısaca bakış açısını verdiğimiz İslamcılarımız yönetmektedir. PKK ve Kürtçülük hareketlerine bakışı şaşı olan AKP iktidarından probleme Türk Milleti açısından doğru bir çözüm beklemek mümkün değildir. Yapılan icraatlar incelendiğinde AKP'nin bir Kürt Devletine doğru asgari şartları oluşturmak için tüm gayretiyle çalışmaya devam ettiğini söylemek mümkündür.

          Bu söylediklerimizi abartılı bulabilirsiniz ancak itiraz etmeden yazının sonuna kadar okuyun lütfen.

          Bir devlet için asgari şartlar nedir?
   
          Devlet olarak nitelendirilecek yapının hakimiyet sağladığı bir alan olacak yani coğrafi bir bölge , Bu coğrafyayı dolduracak bir millet olacak. Bu millet Devlet kurma ve yaşatma kültür ve tecrübesine sahip olacak...

           Oluşturulacak devlet için coğrafi bölge bellidir. Türkiye'nin güneydoğusu , Irak'ın kuzeyi ,İran'ın batısı ve Suriyenin Kuzeydoğusu. Suriye'nin Kuzeydoğusu ve Irak'ın kuzeyi fiilen Kürt ulusalcı hareketlerinin hakimiyeti altındadır. Türkiye'nin güneyi için hakimiyet mücadelesi devam etmektedir. Yani alan bellidir ve bu alanın en azından bir bölümünde fiili hakimiyet sağlanmıştır.

           İkinci olarak bu alanı dolduracak ve milllet vasfına erişmiş topluluğun sağlanması.

           Burada sıkıntı yaşanmaktadır. Kürt Milleti henüz oluşturulamamıştır. Bunun oluşturulması gerekmektedir.
            Millet nasıl oluşur?
            Önceliklerden biri dini birliğin sağlanmasıdır ki çoğu -görece- sünni müslümanlardan oluşan bölge halkı ile bu birlik sağlanmıştır.  Din birliğinin sağlanması büyük oranda kültür birliğinin sağlanmasını da beraberinde getirmektedir.
            İkincisi dil birliği. Dil konusunda sıkıntı yaşanmaktadır. Bugün grameri olan Kürtçe isimli ortak bir dil mevcut değildir. Birbirini anlamayan 5 ana lehçe ile pek çok küçük lehçenin konuşulduğu bir dil kümesi sözkonusudur. Kurmanci , Sorani , Gorani , Lorani ve Zazaca. Bu lehçeleri konuşanlar birbirini anlamamaktadır.
            Bu lehçelerden birinin ya da birkaçının ortak anadil haline getirilmesi ya da kişilerin birden fazla lehçeye hakim olarak bir birini anlaması ve dil birliğinin sağlanması gerekmektedir. Bu nasıl sağlanacaktır? İşte burada AKP iktidarı imdada yetişmiştir. Anadilde eğitim adı altında Kürtçe serbest bırakılmış ve kursların açılmasına izin verilmiştir. Akabinde TRT kanallarından biri 2008 yılından itibaren "TRT Kurdi" adı ile kürtçe yayına başlatılmıştır. 24 saat uydu üzerinden tüm bölgeye yayın yapılmaktadır. Garip olan ise kanalın yayına başladığı dönemde PKK'ya ait  Roj Tv'nin özellikle haber bültenlerini Türkçe yapıyor olmasıdır.
             Milli bir tarihin oluşturulması gerekmektedir
             Bunun için ortak bir geçmiş , kahramanlık olayları ve kahramanlar gerekmektedir. 1850'lerden beri Rusların gayretleri ile kafalar bulandırılmışsa da tarih birliği hala sağlanamamıştır. Kürt tarihi oluşturmak için müthiş bir gayret vardır ve çalışmalar devam etmektedir. Kürtleri eski mezopotamya medeniyetine bağlama çalışmaları birazda bölgenin dine bakışından dolayı istenen amaca ulaşamamıştır. Bunun farkedilmesi üzerine İslam tarihinde öne çıkmış isimleri kürtleştirme çalışmaları devam etmektedir. Cizre beyleri Bedirhanların soylarını Halid Bin Velid'e dayandırmaları , kardeşlerinin isimleri Böri ve Turanşah olan Türk Selahaddin Eyyübü'nün kürt olduğunun ileri sürülmesi gibi.
              Geçtiğimiz yıl yaşanan Kobani savaşını da bu kapsamda değerlendirmek gerekir. Orada aziz devletimizin de (AKP iktidarının demek daha doğru aslında) katkılarıyla bir kahramanlık hikayesi yazılmak ve kürt tarihine armağan edilmek istendi. Suriye , Kuzey Irak ve Türkiye Kürtlerinin ortak yazacağı ve bu grupları biraraya getirecek , birleştirecek ortak bir kahramanlık destanı...

                Devlet kurmak kolaydır ama o devleti yaşatmak ciddi bir tecrübe , birikim ve kültür ister. Kürt hareketine destek veren bütün büyük aktörler bunun bilincindedir. Kuzey ırakta oluşturulan bölgesel kürt yönetimi ABD kucağında olgunlaştırılmaya çalışılmaktadır. Suriye'deki oluşum aşiret yapılanması gibi olup kendi ayakları üzerinde duracak pozisyonda değildir. Kobani savaşı göstermiştir ki dışardan yardım olmadan gerek Kuzey Iraktaki gerekse Suriye'deki kürt oluşumlarının yardımsız ve devlet kültürü olmadan ayakta kalması mümkün değildir. O halde devlet tücrübe , birikim ve kültürü sağlanmalıdır. Erken doğan ya da yeterince güçlü olmayan çocuğun küvezde güçlendirilmesi ve büyütülmesi gibi...
                Burada da AKP iktidarı sorumluluğu üzerine alarak Türkiye'ye ne katkı sağlayacağı bilinmeyen "Mahalli İdareler Kanunu"nda değişiklik yaparak -adeta eyalet gibi- mali özerkliğe sahip büyükşehirler oluşturmuştur. Kürt ulusalcı hareketleri  yerel yönetimini aldıkları Türkiye Cumhuriyeti Devletinin büyükşehirlerini staj alanı olarak kullanmaktadır ve bunun yolunu AKP iktidarı açmıştır.

                Solun attığı tohum İslamcılarımız eliyle topraktan çıkartılmış ve etrafı çevrilerek koruma altına alınmıştır. Millet mefhumuna ve milleyetçiliğe karşı olan bu iki grubun (sol+İslamcı) elinde yeni bir millet ve yeni bir devlet oluşturulmaktadır.

                ...

               MHP kongreye gidip Meral Abi genelbaşkan seçildiğinde bu coğrafyadaki tüm dertler bitecektir.(!!!)