İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2019 Perşembe

Bekir Pakdemirli'nin Mumu

Dün İzmir'deki orman yangını ve Tarım Bakanı'nın açıklamaları ile ilgili bir şeyler yazmış ve THK'nın sessiz kaldığını söylemiştim.

Bugün kaldığımız yerden devam edelim.

Dün paylaşım yaptığım saatlerde bir gazeteci sosyalmedya hesabı üzerinden THK yetkililerine "THK'nin uçakları ve Tarım Bakanı'nın açıklamaları hakkındaki düşüncelerini" sormuştu. THK başkanı sorulara cevap vermediği gibi hesaplarını da dondurmuş. Bu sabah THK uçakları ile ilgili bilgi almak için değişik zamanlarda 2 kez THK'nın internet sitesine girmeye çalıştım ama siteye ulaşılamıyor.

Bu arada Tarım Bakanı'nın THK uçaklarının eski, bakımsız ve arızalı olduğu iddiasının üzerinden bir yatsı namazı geçmeden iddiaların yalan olduğu ortaya çıktı. Bakanın mumu yatsıya kadar bile yanmadı.

THK'nin 9 Clk-215 tipi yangın söndürme uçağı var. Bu uçakların bir kısmı 2009 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın emri ile alınmış. Bu uçaklardan 5 tanesinin uçmaya elverişli olduğu anlaşıldı. Türk Bayrağı taşıyan her uçak ve helikopter için Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından muayenesinin yapılması ve "uçuşa elverişli olduğuna dair sertifikanın" verilmesi gerekiyor. THK'nın 5 uçağı için 2020 yılına kadar geçerli bu sertifikalar mevcut. 1 uçağın bakımları devam ettiği için henüz sertifikası alınmamış. Dün Bakan beyin açıklamalarından sonra bu sertifikalar sosyalmedyada paylaşıldı. Uçaklardan 4 ü Ankara'da beklerken 1 tanesi İzmir'de park edildiği yerden ateşleri seyrediyordu. Yanan bölge görüş alanındaydı.

Tarım Bakanı 80 milyonun önünde göz göre göre yalan söyledi. Yalanın ortaya çıkması sonrasında özür dileyip istifa edeceği yerde bir açıklama daha yaptı ve "THK'dan hizmet almak zorunda değiliz" dedi.

Orman yangını söndürme işini bir "hizmet alım işi" olarak gördüğünü beyan etti. Ormanın, içindeki canlıların yanmasını, milli servetin heba olmasını hizmet alımına indirgedi. Bir kamu binasının temizlik işiyle aynı kategoriye soktu. Oysa THK kamu kurumu niteliğinde ve hem devletçilik hem de milliyetçilik mal ve hizmetin öncelikle buradan karşılanmasını gerektiriyordu.

Açıklamasında bir cümle daha vardı ki asıl niyetin ne olduğunu ortaya koyuyordu. Tarım Bakanı aynen şunu söyledi. "THK siyasetin oyuncağı olmuş bir durumdadır. Anamuhalefet partisi ile beraber hareket ediyor."

Bu çapsızlığa, bu hayasızlığa söyleyecek laf bulamıyoruz. Ülkenin milli serveti, dağı taşı yanarken aklı başında bir insanın aklına gelecek düşünce midir bu? Edilecek laf mıdır?
Bu bölücülüktür. Bu millete, devlete , ülkeye ihanettir.
...

2 yıl önce İsrail'de yangın çıktı. İsrail yardım istedi Türkiye THK uçaklarını gönderdi ve yangın söndürüldü. İsrail Başbakanı Türkiye'ye teşekkür etti.

1821 Yunan İsyanından bu yana- Atatürk ile Venizelos dönemindeki yaklaşık 15 yıllık bir dönem hariç- Yunanistan'la düşmanız. Pek çok kez savaştık. Geçen yıl Yunanistan'da orman yangını çıktı. Söndüremediler ve yardım çağrısında bulundular. THK'nin 3 uçağı aktif olarak söndürme çalışmalarına katıldı. (Aynı bakan uçakların yardıma hazır olduğunu uçaklarla poz vererek açıklıyordu) Yangın söndürüldü. Yunanistan milli servetinin heba olmaması için 200 yıldır düşmanlık ettiği Türkiye'den yardım isterken siz nasıl milliyetçisiniz ki sizinle aynı düşünceleri paylaşmadığı gerekçesiyle Cumhurbaşkanının, Kuvvet Komutanlarının Ankara Valisinin doğal üyesi olduğu ve kamu kurumu niteliğindeki bir yapıya düşmanlığınızdan 500 hektarlık bir alanın yanmasına müsaade ediyorsunuz?
...

Cumhurbaşkanı gereğini yapıp bu şahsı görevinden almalı ve bir daha da bürokraside ve kamu kesiminde hiçbir görev vermemelidir. Bu zihniyet bu ülke için, bu millet için PKK'dan da tehlikelidir Yunanistan, ABD ve İsrail'den de...

1 Mart 2018 Perşembe

YAZICIOĞLU'nu Kim Öldürdü? 2



21 yıl önce 1997 de meşhur 28 Şubat kararları alınmış,ordu ve sivil bürokrasinin baskısıyla meşru Refah-Yol Hükümeti sürecin sonunda  istifa ettirilmişti.

28 Şubat kararları sonucu ilköğretimde 8 yıllık kesintisiz eğitime gecilmiş, bir kısım subay-astsubay irticacı oldukları gerekçesiyle ordudan atılmış, bir kısım memur kamu görevinden uzaklaştırılmış, üniversiteden atılanlar, cezaevine girenler olmuştur.

Bu süreçte darbeyi destekleyenlerin dışında akıllarda kalan 2 grup insan vardır.

28 Şubat Post-modern darbesine karşı dik duran , sesini yükselten, mücadele etmeye çalışan başını Muhsin YAZICIOĞLU, Meral AKŞENER ve Hasan CELAL GÜZEL'in çektiği bir grup ile Darbeye karşı sesini çıkartamayıp, sinen, korkan, baskı sonucu istifa eden Necmeddin ERBAKAN ve onun partisinde yeralan Recep Tayyip ERDOĞAN, Abdullah GÜL gibi isimlerden oluşan diğer grup...

...

28 Şubat gündeme gelince ister-istemez Muhsin YAZICIOĞLU'da gündeme geldi. Siyaseten nerede durursanız durun YAZICIOĞLU'nun 28 Şubat karşıtlığını ve sivil siyaset hassasiyetini inkar edemezsiniz. Yine siyaseten nerede durursanız durun Meral AKŞENER'in, Hasan Celal GÜZEL'in dik duruşlarını da inkar edemezsiniz. Bu anlamda bugün aktif olarak siyaset yapanlar (devleti yönetenler de dahil) içinde Meral AKŞENER darbeye karşı, 28 ŞUBAT'a karşı en sağlam mücadeleyi yapan kişidir. Bu anlamda pek çok erkekten daha erkek ve bir çok kişiden daha delikanlıdır.

...

28 ŞUBAT ile Rahmetli Muhsin YAZICIOĞLU yine gündeme geldi. Muhsin YAZICIOĞLU'nun gündeme gelmesi esrarı çözülemeyen "suikast" olayını da gündeme getirdi. En azından bizim için.

YAZICIOĞLU suikastının üzerinden yaklaşık 9 yıl geçti. Bu zaman zarfında suikastın çözümü doğrultusunda hiçbir ilerleme yok. Düşen helikopterden söktükleri parçalar için yargılanan bir kaç memura karşı açılan davadan başka dava, yargılanan bu kişilerden başka suçlanan kimse yok ortada.

Geçen zamanda -özellikle 15 Temmuz sonrası- AKP suikastı "Fetö"nün işlediğini ileri sürerek toptancı bir yaklaşımla olayı Fetöye yıkıp işin içinden sıyrılmayı denedi.  Daha önce yazdığımız "YAZICIOĞLU'nu Kim Öldürdü?" başlıklı yazımızda  AKP iddialarının ortadaki mevcut delillerle örtüşmediğini ayrıntılı olarak anlatmıştık.

15 Temmuz'un üzerinde yaklaşık 21 ay geçti. 15 Temmuz'u takip eden ilk 15 günden bugüne AKP iktidarının suikastla ilgili söylediği yeni bir söz yok. Ortaya konan yeni bir delil yok. Oysa bu süreçte Fetö yapılanması neredeyse tamamen çökertildi. Emniyette, istihbaratta, ordu içinde fetö ile bağlantısı olan pek çok kişi yakalandı, gözaltına alındı, tutuklandı. Yargılandı, ceza yedi. Aralarında İl Emniyet Müdürleri, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı yapmış bürokratlar var, yüzlerce general var. İçlerinde bu kişilerin de bulunduğu yüzlerce, binlerce kişi etkin pişmanlıktan yararlanıp fetönün çözülmesini sağlayan, sırlarını ifşa eden bilgiler verdi, açıklamalar yaptı ama YAZICIOĞLU suikastı ile ilgili ortaya çıkan yeni bir tek bilgi kırıntısı yok.

Herşeyi olduğu gibi YAZICIOĞLU suikastını da Fetöye yıkan AKP iktidarının böyle bir durumda fetö aleyhine elde edebileceği bir bilgiyi kullanmaması, kamuoyu ile paylaşmaması mükün mü?

Bir tek ihtimal dışında mümkün değil. O ihtimali yazının ilerleyen bölümlerinde dile getireceğiz.

Diğer taraftan yüzlerce binlerce kişinin öttüğü ve bilgi verdiği bir ortamda şayet suikasttı fetö işlemişse bu bilginin saklanması mümkün mü? 15 Temmuz sonrasında geçen 20 aylık bir dönemde 38 bin civarında tutuklunun bulunduğu ve bir o kadar kişinin de tutuklanıp başta etkin pişmanlıktan faydalanmak olmak üzere çeşitli sebeplerden salıverildiği bir süreçte bu denli önemli ve bilgiyi vereni kurtaracak bir bilgi saklanabilir mi?

Diğer taraftan baktığımızda da durum pek farklı görünmüyor. 17/25 Aralık sonrası Fetö AKP iktidarına saldırırken "turpun büyüğü heybede" gibi ifadeler kullandı. AKP iktidarının tüm hırsızlık ve yolsuzluklarını ifşa ederken asıl açıklanacak konunun arkada olduğunu ve bu konunun YAZICIOĞLU suikastı olduğunu ima etti. 17/25 Aralık'ın üzerinden yaklaşık 4,5 yıl geçti ve ortaya bu konu ile ilgili konan bir tek delil yok.

Her iki tarafta YAZICIOĞLU suikastından diğer tarafı sorumlu tutuyor ancak ne suikastı çözüyor ne de suikastın çözülmesine yardımcı olabilecek bir delil ortaya koyuyor. Koydukları deliller mantıkla ve olayın özüyle uyuşmuyor.

...

 1999 da AKP ve FETÖ bir araya gelip ABD-İsrail-İngiltere ile BOP projesinin hayata geçirilmesi hususunda anlaşırken ABD-İsrail-İngiltere'nin taahhütlerinden biri "alternatif muhalefetin opere edilmesi" idi. (Bu hususta Yerli Ve Milli isimli seri yazılara bakabilirsiniz) AKP'nin gerek iktidara gelmesinden önce gerekse iktidara gelmesinden sonra alternatif muhalefete operasyonlar yapıldı. AKP iktidarına alternatif olabilecek muhalefetin bir kısmı siyaset alanının dışına itildi. Bir kısmı satın alındı. Siyaset alanının dışına itilemeyen ve satın da alınamayan YAZICIOĞLU'da infaz edildi.

Daha önce de yazdık. YAZICIOĞLU BOP'a kurban verildi. Her iki yapı da BOP'un uygulayıcısıdır. Bu anlamda AKP ile Fetö arasında bir fark yoktur. Her iki tarafta suiakstın nasıl/kim tarafından işlendiğini gayet iyi bilmektedir ancak çözülmesi her iki tarafı da suçlu pozisyonuna sokacağından çözülmemesini tercih etmektedirler. Çünkü her iki yapınında bu işte parmağı ve sorumluluğu vardır.

Ortaya çıkacak yeni bilgiler bu sorumluluğun ifşası demektir. Suçun birlikte işlenme ihtimali yukarıda bahsettiğimiz tek ihtimaldir.

Bu sebeple AKP iktidarda kaldığı sürece YAZICIOĞLU suikastının aydınlatılması mümkün değildir...

5 Şubat 2018 Pazartesi

AFRİN 1

Türk Ordusu 10 gün kadar önce Suriye sınırımızdaki Afrin Bölgesine karşı bir operasyon başlattı. Amaç Afrin'i denetiminde tutan PKK/YPG/PYD/SDF/SDG adına herne derseniz deyin bizim kısaca PKK/YPG dediğimiz terör örgütünün denetimini kırmak ve bölgeyi kurtarmak.

Burada hemen SDF/SDG'nin 14 Mart 2015 tarihinde Çözüm Süreci kapsamında İmralı'da gerçekleşen görüşmeler esnasında Kamu Güvenliği Müsteşarı/Mit Temsilcisinin huzurunda bizzat Abdullah ÖCALAN'ın emri ile kurulduğunu ifade edelim

Herşeyden önce bugün Afrin'e operasyon yapmak zorunda kalışımızın 1.sebebi 2010 dan bugüne kadar AKP Hükümetlerinin izlediği politikalardır. Kimse ABD'yi, Rusya'yı, İran'ı suçlamaya kalkmasın. Önce oturup Ülkece(!)  yaptığımız kendi hatalarımıza bakalım.

ABD, Rusya, İran mı?

Onlar sadece kendileri açısından olayı süzüp kendi menfaatlerinin gereğini yaptılar, yapıyorlar, yapacaklar. Onları suçlamak birşeyi değiştirmeyeceği gibi bize bir şey de kazandırmayacak.

Afrin operasyonuna karşı HDP (CHP ve AKP içindeki etnik olarak Kürt kökenli bir grup ile ideolojik olarak Marksist olan bir damar) hariç tüm siyasi yapılar operasyona destek verdiklerini açıklamış durumda. Yani yukarıda belirttiğimiz HDP ve CHP/AKP içindeki gruplar hariç herkes Ordumuzun yanında.

Buna rağmen Afrin Operasyonu içsiyasete kurban edilmek üzere. Cumhurbaşkanının operasyonla ilgili söylemleri ve CHP'yi hedef alan konuşmaları maalesef içsiyasette Afrin Operasyonunun "meşruiyetini" sorgulama boyutuna taşıyor.

CHP Yönetimi kesin ve net bir dille Ordumuzun Yanındayız demiş olmasına, CHP Mersin Gençlik Kolları Eski Başkanı ve Mut İlçe Eski Yöneticisi olan Ali GÜMÜŞ'ün Burseya Dağındaki çatışmada dün şehit düşmesine rağmen Cumhurbaşkanının CHP-PKK ilişkisi kuran bir dille CHP'yi suçlayan açıklamaları gerçekten ilginç.

Bugün Operasyon yapılan Afrin'i elinde tutan PYD/YPG nin başındaki Salih Müslim 2 yıl önce Ankara'da resmi törenle karşılandı. Salih Müslim uluslararası arenada yıllardır Türk Diplomatik Pasaportu ile dolaşan bir kişi. Operasyonun yapıldığı bugünlerde araştırın Salih Müslim hala diplomatik Türk Pasaportunun sahibidir ve o pasaportla dolaşmaktadır. Bir taraftan terör örgütü olarak nitelendirip operasyon yaparken diğer taraftan yöneticisine diplomatik pasaport verip resmi törenle karşılamak bize has bir aculluk olsa gerek

...

Bizi paranoyak olmakla suçlayacaklar elbette bulunacak ama BOP süreci devam ediyor. Daha önce pek çok kez yazdık. Cumhurbaşkanı pek çok kez BOP Eşbaşkanı olduğunu gerek kameralar gerekse miting meydanlarında açıkça ilan etti. Sonra uzunca bir sessizlik dönemi. Sessizlik hala devam ediyor. Bir kısım AKP'li BOP sürecinin ölü doğduğunu, işleme konmadığını, R.Tayyip Erdoğan'ın eşbaşkanlıktan ayrıldığını ileri sürse de bizzat Cumhurbaşkanının ağzından böyle bir açıklama yok. Dahası yapılan işler, izlenen politikalar BOP sürecinin devam ettiğini gösteriyor.

Şu bir gerçek ki Suriye parçalandı. Kırılan vazo gibi artık bir araya gelmeyecektir. Suriye'nin kuzeydoğusunda fiilen bir Kürt Bölgesi oluşturuldu. Kamışlı ve Membiç hattı bugün PYD/YPG denetiminde.

Afrin operasyonu öncesi ABD , Rusya ve Suriye'ye operasyon hakkında ayrıntılı bilgi verildi ve olur alındı. Bakmayın meydanlarda ABD ve Rusya'ya rağmen operasyon yapılıyormuş imajı oluşturulmaya çalışılmasına. ABD , İngiltere başta olmak üzere tüm batı bloku operasyonun başlaması ile birlikte Afrin Operasyonunun haklılığı konusunda Türkiye'yi destekler açıklamalar yaptı.

ABD Kamışlı ve Membiç'e karşılık Afrin'deki PKK artıklarını gözden çıkardı. Rusya'da uzun vadede Suriye ile birlikte kendisinin temizlemek zorunda kalabileceği bir batıklığın Türkiye tarafından temizlenmesine mütebessim bir ifade ile gözyumuyor.

ABD Kamışlı ve çevresindeki yapıyı koruyarak ileride Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile birleştirmenin peşinde. Burada kendi tabirleri ile Orta-Güney ve Batı Kürdistanı birleştirerek bir Kürt Devleti kurulmasının hesabını yapıyor. Kurulacak böyle bir devlette 150-200 bin nüfuslu bir Kürt kitlesinin ve ufak bir arazi parçasının dışarda kalmasının şimdilik  bir ehemmiyeti yok.

Irak Bölgesel Kürt Yönetimi geçtiğimiz aylarda bir "bağımsızlık" referandumu yaptı ve "evet" kararını cebine koydu. Bu aşamadan sonra çevre ülkelerinden gelen tepkileri önleme ve bölgede yaşanacak çatışmalarda yıpranmaması için Barzani kenara çekilerek Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi uykuya yatırıldı. Yine PKK/YPG'nin anagövdesinin bulunduğu Membiç ve Fırat'ın doğusu ABD tarafından korumaya alındı. Bu arada sahada çarpışan PKK/YPG ile Daiş saldırmazlık anlaşması yaparak (geçtiğimiz günlerde Türkiye'de yakalanan Daiş'in Sağlık işlerinden sorumlu emiri sorgudaki ifadesinde tarafların 3 ay kadar önce görüşmeye başlayarak saldırmazlık anlaşması yaptığını beyan etti) her iki tarafında yıpranmasını engellediler.

Bölgede mücadeleden uzak durarak yıpranmayan bir güç daha var İSRAİL.

Türk Ordusu ise Afrin operasyonu ile yıpranıyor. Daha önce çözüm süreci sonunda Güneydoğu Anadolu'daki sokak çarpışmalarında Ülkenin en değerli birlikleri ciddi şekilde yıpranmıştı. Çatışmalara giren 16 ÖKK taburu ancak 11 tabur olarak çıkabilmişti. 5 ÖKK taburu kullanılamaz hale gelmişti. (Kullanılamaz hale gelmiş demekten kastettiğimiz askerimizin şehit olması demek değildir. Çoğu yaralanma gibi sebeplerle fiziksel açıdan ÖKK elemanı olma vasfının kaybetmiştir. Yakınında patlayan bir roketatar sebebiyle duyma kaybı yaşayan personel gibi)  Üzerine 15 Temmuz girişimi sonrası yaşanan ihraçlar ve Fırat Kalkanı Operasyonu ile bu yıpranma had safhaya ulaşmıştı. Türk Ordusunun muharip gücü bir hayli zayıfladı ve zayıflatılmaya devam ediyor.

...

Devam Edecek...

17 Ağustos 2017 Perşembe

TÜRKİYE : Bir Varmış Bir Yokmuş...



Son günlerde iktidar yandaşı gazetecilerden(!) ilginç yazılar geliyor. Sürekli olarak Türkiye’nin kuşatılmakta olduğuna vurgu yapıyor ve harici düşmanların Türkiye’ye karşı işbirliğinden bahsediyorlar. Dün dünyada oyun kurucu olduğunu iddia ettikleri Türkiye'nin bugün kuşatılmışlığından bahsediyorlar. ABD’nin Türkiye’nin komşusu ülkelerde 8 yeni üs kurduğundan şikayet ederken Türkiye’de 22 tane üssünün bulunduğu gözardı ediliyor.

Bu gazetecilerden birisi de Yeni Şafak Gazetesinden(!) İbrahim KARAGÜL. 11 Ağustos ve 15 Ağustos’ta 2 köşeyazısı kaleme aldı. İlk Köşe yazısına “Acil Müdahale Şart: Yoksa o gün dizlerimizi döveceğiz” başlığını atarken 15 Ağustos’ta yayınlanan köşeyazısı da “Hatay’a da Göz Dikecekler mi?” başlığını taşıyordu.

Genel hatlarıyla he iki yazının konusu da aynı. İlk yazısında Ortadoğu’da birilerinin harita çalışması yaptığını ve Türkiye’nin kandırıldığını ileri sürüyor. ABD’nin Türkiye’yi sürekli oyaladığını ve kandırdığını bunu yaparken içeri de başta fetö olmak üzere bazı kişileri kullandığına vurgu yapıyor. İdlib’deki mücadelenin Türkiye açısından önemli bir nokta olduğunu , bu noktaya müdahele edilmezse bugün Suriye’nin kuzeyinde yapılan savaşın bir benzerinin “Anadolu İçlerine” taşınacağı endişesini dile getiriyor.

İkinci yazısında aynı endişeleri dile getirirken bu kez haritaların dolaştırıldığını , ileride sınır değişikliğinin gündeme gelebileceğini ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünün tartışılabileceğini beyan ile Hatay ismini zikrediyor. Bunu yaparken de vurgu amacıyla Hatay ismini zikrettiğini aslında bugün için böyle bir durumun sözkonusu olmadığını da ifade ediyor.

Yazısında çok ilginçtir mevcut Suriye savaşından en kazançlı çıkan tarafın PKK/PYD olduğunu da belirtiyor. 2000’li yılların başında bitme noktasına gelmiş olan PKK bugün “Devlet” kurma noktasında. Bu duruma ilişkin olarak AKP’ce Kobani’de PYD ye yapılan yardımdan ya da PYD’nin yollarına Ankara’da serilen kırmızı halılardan bahsetmiyor.

KARAGÜL yazısında özellikle son 30 yılda Türkiye’ye karşı “zamana oynama” stratejisi izlendiğini ve Türkiye’nin aldatıldığına vurgu yapıyor. Ancak bu 30 yıllık dönemin 15 yılında AKP’nin iktidarda olduğunu söylemiyor.

Bu durumdan dolayı ABD/İNGİLTERE/İSRAİL başta olmak üzere dışarıda yabancı güçleri sorumlu tutarken içeride Fetö, sol ve muhafazakar kesimleri suçluyor. Dahası  bu grupları ABD ve Batı ile irtibatlandırarak ileride yaşanabilecek  Türkiye aleyhine bir operasyonun batının güdümünde olan bu gruplar eliyle gerçekleştirileceğini ileri sürüyor. Muhafazakar kesimler ibaresinden üstüörtülü olarak suçladığı kesim AKŞENER önderliğindeki MHP muhalifleri ile bizim gibi insanlar…

Görünen o ki “İdlib’e müdahale” edilirken “içerideki alternatif kişi ve gruplara” da operasyon çekilmesini istiyor.

Her iki yazının özelliği Türkiye’nin “toprak bütünlüğünün” tartışmaya açılabilecek bir noktada olduğu sonucunu vermesi. KARAGÜL her ne kadar “Hatay” ismini dikkat çekmek amacıyla zikrettiğini beyan etse de sonuçta “Hatay” ismi zikredilmiş durumda.

 KARAGÜL , Ortadoğu’daki mevcut durumdan Siyasal İslamcılar ve AKP dışında herkesi sorumlu tutarken bugüne kadar AKP’nin izlediği Suriye politikasının hatalı olduğuna dair bir tek satır yazamamış.

Sözde bu arkadaş Ortadoğu Uzmanı…

KARAGÜL ‘ün ortada dolaştığını söylediği haritalardan yeni haberdar olduğunu düşünmek saflık olur. ABD’nin Dışişleri Eski Bakanı C. RİCE 07 Agustos 2003 te Washington Post’ta çıkan “Ortadoğu’yu Dönüştürmek” başlıklı köşeyazısında “içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu 22 ülkenin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini” yazıyor. Kaldı ki bu yazıdan çok daha önce AKP cenahının bu projeden haberi var. Hatta bu projeyi uygulamaya koymayı kabul ettikleri için iktidara taşındılar. Projenin adı “Büyük Ortadoğu Projesi”dir. Yani kısaca “BOP.” (BOP’un Türkiye ayağı ile ilgili “Yerli ve Milli 2-3-4-5” ile “Yerli ve Milli’den Milliyetçiliğe 1-2” isimli yazılarımıza bakabilirsiniz. 15 Temmuz’un da BOP kapsamında icra edildiğini 15 Temmuzla ilgili yazılarımızda ifade etmiştik.)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın pek çok kez “Obama ile birlikte Eşbaşkanı olduğunu” söylediği meşhur proje.

Recep Tayyip ERDOĞAN daha önce pek çok kez “BOP Eşbaşkanı” olduğunu canlı yayınlarda ve miting meydanlarında açıkça ifade etmişti. Kendisi uzun süredir bu konuya değinmese de bugüne kadar “BOP eşbaşkanlığından ayrıldığı ya da projenin sona erdirildiğine” dair bir açıklamasına şahit olmadık. Bu durumda projenin ve Recep Tayyip ERDOĞAN’ın eşbaşkanlığının  devam ettiğini söylemek mantıklı bir yaklaşım olacaktır.

“Türkiye Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip ERDOĞAN’ın eşbaşkanı olduğu proje Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tartışılır hale getirmiş durumda. ERDOĞAN destekçisi KARAGÜL ise ERDOĞAN dışındaki herkesi BOPçularla işbirliği yapmakla Türkiye’ye bölünmenin eşiğine getirmekle suçluyor. Dahası yazdığı yazılar ile ERDOĞAN’ın etrafında kenetlenin ve safları sıklaştırın diyor.

Yazısında “Hatay” isminin zikredilmesi söylediği kadar masum bir durum değil. BOP bünyesinde oluşturulmak istenen Kürdistan ve onun Akdeniz’e açılacak kapısı olan “Kürt Koridoru” 2 eksik parça hariç tamamlandı. Bu parçalardan biri “Fırat Kalkanı” ile Türkiye’nin eline geçen Suriye toprağı. Herkes biliyor ki bu bölgeden Türkiye istendiği an çıkartılır. Türkiye’nin burada kalmasını sağlayacak bir hukuki zemin yok. Diğer parça ise bir Türkiye toprağı olan “HATAY.”  Ve Hatay ismi değiştirilecek harita kapsamında dillendirilmeye başlandı.

Bu yazıları yine Yeni Şafak Gazetesi yazarı olan Yusuf KAPLAN’ın yazısı takip etti. “Dikkat! ABD, Türkiye’nin altını oyuyor adım adım…” başlığını taşıyan yazısında Batı’nın Türkiye’yi kuşattığını söyleyip “Sözü özü: Birbirimizle uğraşmayı bırakalım, dik duralım, Türkiye’ye yapılacak muhtemel saldırılara karşı askerî bakımdan hazırlıklı olalım, savunma sanayimizi güçlendirelim ve bu arada Çin, Rusya, Brezilya gibi eksen ülkelerle ekonomik ve stratejik ilişkilerimizi derinleştirelim, derim” şeklinde KARAGÜL ile aynı çağrıyı tekrarlıyor.

Yazıda geçen bir cümle ilginç. Türkiye için “yumruğunu  masaya vurabilecek kadar güçlü değil henüz” derken Tayyip ERDOĞAN için zikredilen “Dünya Lideri” sıfatının aslında hamaset  ya da “Tayyip ERDOĞAN’ın kendi -iç- dünyasının lideri olduğu söyleminden başka bir anlam ifade etmediğini itiraf ediyor.

Her iki yazarın yazılarından çıkan sonuç 15 yıldır uygulanan AKP politikalarının iflas ettiği ve bu politikalar  neticesinde Türkiye’nin varlık-yokluk sınırına dayanmış olduğudur. Bu yazılar AKP eliyle Türkiye’nin yıkılmasının an meselesi olduğunun itirafıdır. Şimdi ülkeyi bu hale getirmiş bir partinin ülkeyi kurtaracağına inanmamızı ve sesimizi çıkarmadan çevresinde saf tutmamızı istiyorlar. Tüm siyasi muhalefeti ABD ve türevleriyle irtibatlı olmakla itham ederek olası bir itirazı da şimdiden maskelemeyi hedefliyorlar.

Aynı Gazetenin yazarlarının aynı dönemlerde birbiri ardına aynı içerikte yazılar yazmaları ise aynı kaynaktan beslendiklerini ve aynı yapıya hizmet ettiklerini gösteriyor.  

Rahmetli Durmuş HOCAOĞLU 2009 yılında 2023 isimli bir dergiye verdiği mülakatta “Türkiye 2023 Senesinde Mevcut Olmayabilir” diyordu. Kehaneti doğru çıkmak üzere.

Türkiye kendisini yöneten yöneticiler eliyle parçalanıyor. Yusuf KAPLAN’ın da yazısında ifade ettiği gibi “Türkiye, dışardan fiilen işgal edilmedi, edilemedi ama Kale içerden ele geçirildi.”

Mehmet GÖRMEZ’e haber edin. Gelip Türkiye’nin selasını da okusun…