Hatay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hatay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2023 Pazartesi

Depremde Sınıfta Kalmak

            06 Şubat 2023 tarihinde ülkemizin 11 ilini etkileyen büyük bir deprem silsilesi yaşandı. Depremin üzerinden 14 gün geçmiş olmasına rağmen halen durum kontrol altına alınabilmiş değil. Bugün itibarı ile hala çadır ulaştırılamayan köyler ve aileler var. Geceleri -22 derecelere inen soğukta vatandaş hayatta kalmaya çalışıyor.

            Deprem silsilesi sabah saat 04.15 civarında başladı. 10 dk içinde 2 büyük deprem  ve onlarca artçı sarsıntı yaşandı. Öğle saatlerinde ilk iki deprem şiddetinde bir deprem daha yaşandı. Akabinde de artçı sarsıntılar devam etti. İlk  büyük depremden bugüne yaşanan artçı sarsıntıların toplamı 5 bine ulaştı.

            Bugün itibarı ile net ölü ve yaralı sayısını bilmiyoruz. Enson açıklanan ölü sayısı 50 bini aşmıştı. Ancak hiç kimse açıklanan rakamlara inanmıyor.

            Depremde yaşanan ölümlere sonrasında yaşanan plansız , programsız arama-kurtarma çalışmaları da önemli katkı yaptı. Pek çok kişi zamanında gelmeyen yardımlar sebebiyle geceyi aç-susuz -20 derece soğukta dışarıda geçirmek durumunda kaldı. Depremden kurtulan ancak donarak ölen pek çok kişi var. Enkaz kaldırma çalışmaları halen devam ederken insanlar uzunca bir süre geceyi geçirmek için çadır arayışına devam etti.

            Bölgeden aldığımız haberlere göre depremi takip eden ilk gün hiçbir resmi arama-kurtarma ekibi bölgeye giremedi. Ankara'da Afad genel müdürlüğü Hatay, Maraş ve Adıyaman'daki afad il müdürlüklerine telsizle bile ulaşamadı. Afad'ın çökmesi sebebiyle bölgeye ulaşan arama-kurtarma ekipleri ile yardım kuruluşları yönlendirilemedi. Yönlendirilemeyen unsulardan biri de GSM operatörlerine ait seyyar baz istasyonlarıydı. GSM operatörlerinin bazı baz istasyonlarının çökmesi, bölgedeki elektrik kesintisi sebebiyle yıkılmayan baz istasyonlarının enerjisiz kalması sebebiyle haberleşme çöktü. Jeneratörü olan baz istasyonları bir süre çalışmışsa da bu kez de akaryakıt bulunamaması sebebiyle bu baz istasyonları da devredışı kaldı.

            Hükümetin bilgi kirliliğini gerekçe göstererek Twitter'i yavaşlatması tüm olumsuzlukların üzerine tuz biber ekti.

            Hatay'da eşi ve iki çocuğunu kaybeden, kendisi de enkazdan ilk gün kendi imkanları ile çıkan bir tanıdığa dün başsağlığı dilemek için gittim. Söylediği şu "ben enkazdan sabah çıktım. İlk gördüğüm arama-kurtarma ekibi Hollandalılardı. Onları da ikinci gün öğleden sonra gördüm. o ana kadar resmi ne bir kişiyi ne de bir aracı görmedim. Hatay ve Antakya belediyesinin araçlarını bile görmedim."

            Bölgeden aldığımız bilgiler genelde bu yöndeydi. depremden kurtulan vatandaşlar birbirine yardım ettiği gibi çevre illerden gelen vatandaşlar ve STK'lara ait arama kurtarma ekiplerinin bazıları ilk gün bölgeye ulaşmıştı. Buna mukabil gerçek anlamda arama kurtarma çalışmaları ancak 2.gün öğleden sonra başlıyordu. Yaklaşık 32 saatlik bu gecikmenin kaç cana mal olduğunu ne yazık ki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

            Müdahalede geç kalınması, arama-kurtarma çalışmalarındaki zaafiyet, ordunun arama kurtarma çalışmalarını geç müdahalesi başta sosyalmedya üzerinde ciddi bir kızgınlığa sebep oldu. Kızgınlığın dalga dalga büyüdüğü anlarda günah keçilerine ihtiyaç vardı ve günah keçileri kısa sürede bulundu. Önce GSM operatörlerine karşı serbest atışlar başladı. Akabinde gündeme müteahhitler geldi. Bazı müteahhitler yakalanıp gözaltına alındı ve tutuklandı. 

            GSM operatörlerine sallamalar, müteahhitlerin tutuklanması Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP iktidarının prestij kaybını engellemiyordu. Havuz medyasında Ahmet Hakan gibi yandaşların "aslında hükümet asıl yapılması gerekeni yaptı yapılmayan şeylerde çok önemli değil. Muhalefet abartıyor" yollu haberler bir işe yaramıyordu.

            Acilen gündemin değiştirilmesi ve prestij kaybının önüne geçilmesi gerekiyordu. İşte tam bu sırada daha önce bu blokta pek çok kez adından sözedilen "Pelikan Çetesi" meydana sürüldü. ("Pelikan : Kripto Devlet yapılanması Mı?" ismiyle pelikan çetesi hakkında ayrıntılı bilgi vermiştik. Orada kuruluşu, kimlerin finanse ettiği, kimlerden oluştuğu (Deprem döneminde yeni kişiler eklendi. Bu kişiler orada yeralan listede yoktur.)   ayrıntılı biçimde yeralmaktadır.)    

            Pelikan yapısının medyadaki öncülerinden Hilal Kaplan'ın işareti ile yapı elemanları hep birlikte deprem sonrası yardım toplanması konusunda önplana çıkan Haluk LEVENT öncülüğündeki Ahbap oluşumuna ve Oğuzhan UĞUR'un BabalaTV sine karşı saldırıya geçti. Saldırı dediysek delikanlıca bir saldırı değil.

            Haluk LEVENT siyasal bir kişilik değil. özellikle de siyasetten uzak duruyor. Kendisini medyadan tanıyorum. 15 yıl kadar önce medya organlarında hakkında çıkan bazı olumsuz haberleri okumuştum. Karşılıksız çekten bir süre ceza evinde yattığını biliyorum. bu bilgilerden dolayı bende olumsuz bir imajı vardır. Oğuzhan UĞUR'u da yine medyadan tanıyorum. Adam medya fenomeni. Ayrıntılı bilgim yok hakkında. Sadece Babası Hasan Atilla UĞUR'un Perinçek'in Vatan partisinde bir dönem genel başkan yardımcılığı yaptığını ve emekli bir general olduğunu biliyorum. Perinçek'i sevmem.  Perinçek'in yol arkadaşlarını da sevmem. Oğuzhan UĞUR'a da sempatik baktığım söylenemez.

            Hilal KAPLAN'ın işareti ile tüm pelikan trolleri Haluk LEVENT ve Oğuzhan UĞUR'a belaltı da dahil vurmaya başladı. Eski defterleri karıştırdıkları yetmedi yeni iddia ve ithamları da eklediler. Hakaretamiz iddia ve ifadelerle adamların ne hırsızlığını koydular ne dolandırıcılığını. Depremmiş , enkaz altında insan varmış hiçbir şey umurlarında olmadı. Saldırının yanılmıyorsam 5.gününde  Furkan Bölükbaşı isimli bir trol (profilinde Akademisyen- Genetik, Histoloji, Embriyoloji yazsa da bu trol olduğu gerçeğini değiştirmiyor.) Aynen şu paylaşımı yapıyordu : "Babala ekibini dağıttığına, Ahbap da toplanan bağışlarla Toki'ye konut yaptıracağına göre asıl önemli konuya dönebiliriz. Deprem bölgelerine acilen çadır ve ısıtıcı gerekiyor. Ayrıca gıda yardımının da sürmesi gerek" (Twitter platformu @furkancerkes isimli hesaptan 16.02.2023 günü saat 20.28 de yapılan paylaşım)

            BabalaTV kendisi deprem yardımı toplamamıştı. Ancak sosyalmedya fenomenlerinden oluşturduğu bir grup ile vatandaşı yardım yapmaya çağırmış ve yardım etmek isteyenleri de haluk LEVENT ve Ahbap derneğine yönlendirmişti. Oğuzhan UĞUR ve BabalaTV si gelen saldırılar ve baskılar üzerine grubu dağıttı ve yardım toplanmasına yönelik çalışmalarını sonlandırdı. Buna rağmen Oğuzhan UĞUR Pelikan sırtlanlarının saldırısından kurtulmuş değil.

            Haluk LEVENT ilk günden itibaren toplanan yardımları Afad ve Kızılay üzerinden dağıtacağını açıklamasına, arama-kurtarma çalışmaları sırasında Milli Savunma Bakanı, Sağlık Bakanı gibi devletin üstdüzey yetkilileri ile yanyana fotoğraflar çekilmesine rağmen kendisini Pelikan saldırısından kurtaramadı. Pek çok kez bırakın şu yardım çalışmalarını tamamlayım ondan sonra ne isterseniz sorun. Faturaları da paylaşırım. Hem yurtiçi hem de uluslararası denetim firması hesapları inceleyecek dese de karşısındaki güruha laf anlatamadı. İsmi Hacı Yakışıklı ama kendisi çirkin olan şahıs gece yarısı paylaşım yapıp " Haluk Levent sana yarın sabaha kadar süre veriyorum faturaları paylaşman için" diyordu. Oysa devlet bile firmalardan kesilen faturaların ibrazı için faturaların kesildikleri ayı takip eden ayın 20'sine kadar süre veriyor kanunen...

           Depremde çuvallayan iktidar gündemi değiştirmek için pelikanları kullanırken iktidara yakın kişilerin yönettiği Kızılay'ın depremin 2 günü deposunda çadır tuttuğu ve depremzedelere göndermeyip Haluk Levent'in ahbap'ına depremzedelere gönderilmek için sattığı anlaşılıyordu. Geçmişte Ensar vakfı ile vergi kaçırılmasına aracılık edip komisyon alan Kızılay bu kez de elindeki çadırları depremzedelere göndermek yerine satıyordu. Kızılay'ın vukuatı bunlarla sınırlı kalmadı. Deprem döneminde konserve yiyecekleri sattığı da ortaya çıktı. Bu olaylar konuşulurken vergi kaçırılmasına birkez daha aracılık ettiği ortaya çıktı...

            Depremin üzerinden 1 ay geçtikten sonra bile hala dışarıda kalan ve çadır isteyen insanlar vardı. Avusturya'dan depremzedeler için gönderilen ve üzerine gps takılan bir çadır önce deprem bölgesine gitmiş bir kaç gün sonra da bölgeden ayrılmıştı. çadırdan enson sinyal Konya tarafından alınmıştı.

            Depremin üzerinden neredeyse 2 ay geçti. Hala kaldırılmayan enkazlar var. Dün enkazlardan birinde enkaz kaldırılırken enkazın içinden bir kişinin cesedi çıktı. Hükümet arama kurtarma çalışmaları tamamlanmadan enkazları kaldırmak için enkazlara iş makineleri sokma kararı aldı. Bunun üzerine İspanyol arama-kurtarma ekibi bunun katliam olduğunu beyan ederek ülkeden ayrıldı. Hükümet dinlemedi. Kaç kişinin naaşının enkazla birlikte kamyonlara yüklenip enkaz boşaltma alanlarına götürüldüğünü kimse bilmiyor. Uzunca bir süre kaldırılan enkazlarda iş makinelerine insan uzuvları takıldı. Ölü sayısı hernekadar 50 bin gösterilse de deprem sonrası 180 bin telefon hattı hiç bağlantı kurmamış, 300 bin kredi kartı hiç kullanılmamış. Enson Cumhurbaşkanı tayyip Erdoğan depremde 850 Bin vatandaşın uzuv kaybına uğradığını söyledi.

            Yaşanan deprem bize gösterdi ki AKP İktidarı hazırlıksızdı ve tüm kurumlarıyla sınıfta kaldı. Suçlarını örtbas etmek için de birşeyler yapmaya çalışan kişilere saldırmaya ve onları çalışmaz hale getirmeye çalıştılar. Depremzedeler mi? iktidar taifesinin umurunda bile değildi. Onlar için asıl olan iktidarda kalmaktı. Onların iktidarının devam etmesi için gerekirse herkes kurban edilebilir...  

            Vatandaş mı? varını yoğunu paylaşarak sınıfı birkez daha geçti...      

6 Şubat 2018 Salı

AFRİN 2


Afrin'de operasyon devam ediyor. Son birkaç gündür şehit haberleri gelmeye başladı. Mehmetler birbir toprağa düşüyor. Türk Ordusu Afrinde yıpranıyor. Operasyon yavaş ilerliyor ancak gerilla taktiklerine başvuran bir düşman karşısında hızlı hareket kayıp riskini artırmakla eşanlamlı...

Ortadoğunun en büyük siyasi hastalığı "hamaset". Maalesef bizim siyasetçilerimiz de bu hastalığa müptela. Hamaset konusunda kimse Hükümetin eline su dökemez. Bir taraftan operasyon devam ederken diğer yandan "Hükümeti eleştirmek vatanhainliği ile eş tutuluyor." Hükümet ve tabanı bir yandan basın ve sosyalmedya üzerinden -hangi konuda eleştiri yapıldığının önemi yok- eleştiri yapanları suçlayarak sustururken diğer taraftan hükümet ve Cumhurbaşkanı son hızla önüne geleni suçlayıp muhalefete çakıyor.. Enson CHP lideri Kemal Kılıçtaroğlu'na hitaben "PYD/YPG bir terör örğütü müdür? Yiğitsen cevap ver" şeklindeki Recep Tayyip ERDOĞAN ünlemesine şahit olduk.

Öncelikle belirteliyiz ki yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre Afrin'deki operasyonu destekliyorum diyenlerin oranı %85 . Bir önceki yazımızda beyan ettiğimiz üzere HDP ve AKP/CHP içindeki gruplar hariç herkes operasyonu desteklemektedir şeklindeki düşüncelerimizi destekleyen bir sonuç.

Durum bu vaziyette olmasına rağmen R.T.Erdoğan ısrarla konuşmaya ve sağı solu suçlamaya devam ediyor. Kemal KILIÇTAROĞLU operasyonun başında "Ordumuzun Yanındayız" demek suretiyle bu cevabı vermişti zaten. Buna rağmen ERDOĞAN içsiyasette prim yapmak, bonus toplamak arzusuyla olsa gerek çatmaya devam ediyor.Havuz medyasının köşe yazarları hep birlikte CHP'yi eleştiriyor. Sanırsınız Türk Ordusu CHP ile savaşıyor.

Oysa

Cumhurbaşkanı, Anamuhalefet Partisi Liderine "PYD/YPG terör örgütü mü? diye sorarken kendisi başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu'nun oluşturduğu Terör Örgütleri Listesinde PYD/YPG'nin adı yeralmıyor. Başında bulunduğu Bakanlar Kurulu henüz PYD/YPG terör örgütü diyememiş.

...

Gerek Cumhurbaşkanı gerekse Hükümet Kanadı Afrin'den sonra Mümbiç'e de gireceğiz, hatta Fırat'ın Doğusuna da geçeceğiz diyor. Bunu söyleyen, ABD'ye kafa tutan insanlar kendi ülkelerinde yeralan 22 ABD üssünden bir tanesine bugüne kadar dokunamamış. Bir tanesini kapattıramamış insanlar. Başta Afrin olmak üzere PKK denetimindeki kantonlara(!) , bu üsler ve Türk havasahası kullanılırak, 5 Bin tır silah ve cephane yardımı yapılırken ses etmemiş, görmemiş/görememiş/görmemek için başını çevirmiş insanlar. Ayn-el Arap'ta bu PYD/YPG'lileri alınlarından öpmüş insanlar.

Sahi Ayn-el Arap'a geçirilen silahlardan bugün memetçiğimize ateş eden silah var mı acaba? Varsa bunun vebali kimde?

Daha birkaç ay önce Suriye politikasında hata yaptıklarını söyleyip  bu politikların mimarı başbakan ve AKP Genel Başkanı "serok Ahmed" lakaplı Ahmet DAVUTOĞLU'nu vatanhaini ilan eden AKP tabanı ve yöneticileri şimdi kendilerinin dışında herkesi suçluyor. Düne kadar Suriye Politikasından dolayı vatanhaini ilan ettikleri Ahmet Davutoğlu'nun R.T. ERDOĞAN ile geçtiğimiz günlerde yanyana oturup fotoğraf çekinmesinden sonra ne söyleyeceklerini bilemeyen ve Ahmet Davutoğlu'na ve uyguladığı politikaya tek laf edemez hale gelen, eleştiremeyen insanlar.

Bir taraftan Suriye'ye 2016 yılında 2,7 milyon ton çimento satarken (2017 nin ilk çeyreği de 404 bin ton) diğer taraftan Afrin'de karşılaştığı PYD/YPG tahkimatları ve betonarme yapıları görünce bu kadar çimentoyu nereden buldular diye soran insanlar... 

Kusura bakmasınlar ama ikiyüzlülükte AKP ile (Fetö hariç) kimse yarışamaz...

Bundan sonra ne olacaktır?

Müneccim değiliz ancak elimizdeki sınırlı veri ve bilgilerle geleceğe dönük bir okuma yaparak öngörülerimizi ve olabilecekleri yazalım.

Afrin'i ordumuzun yıpranma pahasına PYD/YPG'den temizliyeceğiz. PYD/YPG'lilerin bir kısmı Mümbiç ve Fırat'ın Doğusuna geçecek. Bir kısmı halkın arasına katılarak uykuya yatacak. Biz temizliği bitirince Rusya ve Esad rejimi İdlib'i sıkıştırarak Afrin ve Türkiye'ye doğru yeni bir göç dalgası oluşturacak. Bu göç dalgası sonucu gelen kişilerle Afrin ve Hatay'ın etnik yapısı değişecek. Bu yeni gelenlerle gerek Afrin'de gerekse Hatay'da Türk Devleti kontrolü büyük oranda kaybedecek. Bugün Pakistan'ın Kuzey ve Güney Veziristan Bölgeleri ve Swat Vadisinde yaşanan bir durumla karşı karşıya kalmamız muhtemel. Devletimizin kontrolü kaybettiği andan itibaren Polis ve Askerden ziyade vatandaşa karşı şiddet eylemleri ve saldırılar başlayacak. Girit'in nasıl kaybedildiğini bilenler ne demek istediğimizi anlayacaklardır. Bu plan daha önce Girit ve Balkanlarda komitacılar vasıtasıyla denendi ve sonuç alındı. Bu saldırılar bölgedeki Türkiye'ye bağlı vatandaşların Türkiye'ye göçüne sebep olacak ve etnik olarak seyreltme yapılarak Kürdistan'ın Akdenize çıkış kapısı hazırlanacak...

Türkiye bir savaş veya içsavaş gibi çok kötü bir senaryo ile gerek Afrin ve Hatay gerekse Mümbiç ve Kuzey Irak Bölgesine müdahale edemeyecek bir sürece sokulacak. Bu aşamadan sonra bir Kürdistan -ki muhtemelen IKDP önderliğinde kurulan bir Kürdistan- ile karşı karşıya kalacağız. Bu Kürdistan'ın sınırları İran sınırından Akdeniz'e kadar uzanır mı derseniz cevabımız muhtemelen olacaktır.

Tüm bu hengame bittiğinde Toprak ve Nüfus olarak şimdikinde daha küçük bir Türkiye ve yeni bir Kürt Devleti ile yüzleşmiş olacağız. BOP'un kuzey ayağı bu şekilde tamamlanmış olacak... 
...
Ortadoğuda oyun kurucu olduğunu iddia edenler keşke başkasının oyununa figüran olmak yerine 2011  den önce kendi devletleri adına oyun kurup Afrin'e, Mümbiç'e , Şengal'e gözyummasalardı.
 

17 Ağustos 2017 Perşembe

TÜRKİYE : Bir Varmış Bir Yokmuş...



Son günlerde iktidar yandaşı gazetecilerden(!) ilginç yazılar geliyor. Sürekli olarak Türkiye’nin kuşatılmakta olduğuna vurgu yapıyor ve harici düşmanların Türkiye’ye karşı işbirliğinden bahsediyorlar. Dün dünyada oyun kurucu olduğunu iddia ettikleri Türkiye'nin bugün kuşatılmışlığından bahsediyorlar. ABD’nin Türkiye’nin komşusu ülkelerde 8 yeni üs kurduğundan şikayet ederken Türkiye’de 22 tane üssünün bulunduğu gözardı ediliyor.

Bu gazetecilerden birisi de Yeni Şafak Gazetesinden(!) İbrahim KARAGÜL. 11 Ağustos ve 15 Ağustos’ta 2 köşeyazısı kaleme aldı. İlk Köşe yazısına “Acil Müdahale Şart: Yoksa o gün dizlerimizi döveceğiz” başlığını atarken 15 Ağustos’ta yayınlanan köşeyazısı da “Hatay’a da Göz Dikecekler mi?” başlığını taşıyordu.

Genel hatlarıyla he iki yazının konusu da aynı. İlk yazısında Ortadoğu’da birilerinin harita çalışması yaptığını ve Türkiye’nin kandırıldığını ileri sürüyor. ABD’nin Türkiye’yi sürekli oyaladığını ve kandırdığını bunu yaparken içeri de başta fetö olmak üzere bazı kişileri kullandığına vurgu yapıyor. İdlib’deki mücadelenin Türkiye açısından önemli bir nokta olduğunu , bu noktaya müdahele edilmezse bugün Suriye’nin kuzeyinde yapılan savaşın bir benzerinin “Anadolu İçlerine” taşınacağı endişesini dile getiriyor.

İkinci yazısında aynı endişeleri dile getirirken bu kez haritaların dolaştırıldığını , ileride sınır değişikliğinin gündeme gelebileceğini ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünün tartışılabileceğini beyan ile Hatay ismini zikrediyor. Bunu yaparken de vurgu amacıyla Hatay ismini zikrettiğini aslında bugün için böyle bir durumun sözkonusu olmadığını da ifade ediyor.

Yazısında çok ilginçtir mevcut Suriye savaşından en kazançlı çıkan tarafın PKK/PYD olduğunu da belirtiyor. 2000’li yılların başında bitme noktasına gelmiş olan PKK bugün “Devlet” kurma noktasında. Bu duruma ilişkin olarak AKP’ce Kobani’de PYD ye yapılan yardımdan ya da PYD’nin yollarına Ankara’da serilen kırmızı halılardan bahsetmiyor.

KARAGÜL yazısında özellikle son 30 yılda Türkiye’ye karşı “zamana oynama” stratejisi izlendiğini ve Türkiye’nin aldatıldığına vurgu yapıyor. Ancak bu 30 yıllık dönemin 15 yılında AKP’nin iktidarda olduğunu söylemiyor.

Bu durumdan dolayı ABD/İNGİLTERE/İSRAİL başta olmak üzere dışarıda yabancı güçleri sorumlu tutarken içeride Fetö, sol ve muhafazakar kesimleri suçluyor. Dahası  bu grupları ABD ve Batı ile irtibatlandırarak ileride yaşanabilecek  Türkiye aleyhine bir operasyonun batının güdümünde olan bu gruplar eliyle gerçekleştirileceğini ileri sürüyor. Muhafazakar kesimler ibaresinden üstüörtülü olarak suçladığı kesim AKŞENER önderliğindeki MHP muhalifleri ile bizim gibi insanlar…

Görünen o ki “İdlib’e müdahale” edilirken “içerideki alternatif kişi ve gruplara” da operasyon çekilmesini istiyor.

Her iki yazının özelliği Türkiye’nin “toprak bütünlüğünün” tartışmaya açılabilecek bir noktada olduğu sonucunu vermesi. KARAGÜL her ne kadar “Hatay” ismini dikkat çekmek amacıyla zikrettiğini beyan etse de sonuçta “Hatay” ismi zikredilmiş durumda.

 KARAGÜL , Ortadoğu’daki mevcut durumdan Siyasal İslamcılar ve AKP dışında herkesi sorumlu tutarken bugüne kadar AKP’nin izlediği Suriye politikasının hatalı olduğuna dair bir tek satır yazamamış.

Sözde bu arkadaş Ortadoğu Uzmanı…

KARAGÜL ‘ün ortada dolaştığını söylediği haritalardan yeni haberdar olduğunu düşünmek saflık olur. ABD’nin Dışişleri Eski Bakanı C. RİCE 07 Agustos 2003 te Washington Post’ta çıkan “Ortadoğu’yu Dönüştürmek” başlıklı köşeyazısında “içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu 22 ülkenin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini” yazıyor. Kaldı ki bu yazıdan çok daha önce AKP cenahının bu projeden haberi var. Hatta bu projeyi uygulamaya koymayı kabul ettikleri için iktidara taşındılar. Projenin adı “Büyük Ortadoğu Projesi”dir. Yani kısaca “BOP.” (BOP’un Türkiye ayağı ile ilgili “Yerli ve Milli 2-3-4-5” ile “Yerli ve Milli’den Milliyetçiliğe 1-2” isimli yazılarımıza bakabilirsiniz. 15 Temmuz’un da BOP kapsamında icra edildiğini 15 Temmuzla ilgili yazılarımızda ifade etmiştik.)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın pek çok kez “Obama ile birlikte Eşbaşkanı olduğunu” söylediği meşhur proje.

Recep Tayyip ERDOĞAN daha önce pek çok kez “BOP Eşbaşkanı” olduğunu canlı yayınlarda ve miting meydanlarında açıkça ifade etmişti. Kendisi uzun süredir bu konuya değinmese de bugüne kadar “BOP eşbaşkanlığından ayrıldığı ya da projenin sona erdirildiğine” dair bir açıklamasına şahit olmadık. Bu durumda projenin ve Recep Tayyip ERDOĞAN’ın eşbaşkanlığının  devam ettiğini söylemek mantıklı bir yaklaşım olacaktır.

“Türkiye Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip ERDOĞAN’ın eşbaşkanı olduğu proje Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tartışılır hale getirmiş durumda. ERDOĞAN destekçisi KARAGÜL ise ERDOĞAN dışındaki herkesi BOPçularla işbirliği yapmakla Türkiye’ye bölünmenin eşiğine getirmekle suçluyor. Dahası yazdığı yazılar ile ERDOĞAN’ın etrafında kenetlenin ve safları sıklaştırın diyor.

Yazısında “Hatay” isminin zikredilmesi söylediği kadar masum bir durum değil. BOP bünyesinde oluşturulmak istenen Kürdistan ve onun Akdeniz’e açılacak kapısı olan “Kürt Koridoru” 2 eksik parça hariç tamamlandı. Bu parçalardan biri “Fırat Kalkanı” ile Türkiye’nin eline geçen Suriye toprağı. Herkes biliyor ki bu bölgeden Türkiye istendiği an çıkartılır. Türkiye’nin burada kalmasını sağlayacak bir hukuki zemin yok. Diğer parça ise bir Türkiye toprağı olan “HATAY.”  Ve Hatay ismi değiştirilecek harita kapsamında dillendirilmeye başlandı.

Bu yazıları yine Yeni Şafak Gazetesi yazarı olan Yusuf KAPLAN’ın yazısı takip etti. “Dikkat! ABD, Türkiye’nin altını oyuyor adım adım…” başlığını taşıyan yazısında Batı’nın Türkiye’yi kuşattığını söyleyip “Sözü özü: Birbirimizle uğraşmayı bırakalım, dik duralım, Türkiye’ye yapılacak muhtemel saldırılara karşı askerî bakımdan hazırlıklı olalım, savunma sanayimizi güçlendirelim ve bu arada Çin, Rusya, Brezilya gibi eksen ülkelerle ekonomik ve stratejik ilişkilerimizi derinleştirelim, derim” şeklinde KARAGÜL ile aynı çağrıyı tekrarlıyor.

Yazıda geçen bir cümle ilginç. Türkiye için “yumruğunu  masaya vurabilecek kadar güçlü değil henüz” derken Tayyip ERDOĞAN için zikredilen “Dünya Lideri” sıfatının aslında hamaset  ya da “Tayyip ERDOĞAN’ın kendi -iç- dünyasının lideri olduğu söyleminden başka bir anlam ifade etmediğini itiraf ediyor.

Her iki yazarın yazılarından çıkan sonuç 15 yıldır uygulanan AKP politikalarının iflas ettiği ve bu politikalar  neticesinde Türkiye’nin varlık-yokluk sınırına dayanmış olduğudur. Bu yazılar AKP eliyle Türkiye’nin yıkılmasının an meselesi olduğunun itirafıdır. Şimdi ülkeyi bu hale getirmiş bir partinin ülkeyi kurtaracağına inanmamızı ve sesimizi çıkarmadan çevresinde saf tutmamızı istiyorlar. Tüm siyasi muhalefeti ABD ve türevleriyle irtibatlı olmakla itham ederek olası bir itirazı da şimdiden maskelemeyi hedefliyorlar.

Aynı Gazetenin yazarlarının aynı dönemlerde birbiri ardına aynı içerikte yazılar yazmaları ise aynı kaynaktan beslendiklerini ve aynı yapıya hizmet ettiklerini gösteriyor.  

Rahmetli Durmuş HOCAOĞLU 2009 yılında 2023 isimli bir dergiye verdiği mülakatta “Türkiye 2023 Senesinde Mevcut Olmayabilir” diyordu. Kehaneti doğru çıkmak üzere.

Türkiye kendisini yöneten yöneticiler eliyle parçalanıyor. Yusuf KAPLAN’ın da yazısında ifade ettiği gibi “Türkiye, dışardan fiilen işgal edilmedi, edilemedi ama Kale içerden ele geçirildi.”

Mehmet GÖRMEZ’e haber edin. Gelip Türkiye’nin selasını da okusun…