arınç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arınç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2022 Çarşamba

THE OPERASYON

(Bu yazı yaklaşık 1 yıl önce bir yerel gazete ve o gazetenin internet sitesinde yayınlanmıştır.)

               CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde “Kürt Sorununu çözmek için meşru bir organa ihtiyacımız var. HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz” demek suretiyle “Kürt Sorunu” vurgusu yaptı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan biraz da Kılıçdaroğlu’nu “ti”ye alarak “Türkiye’de Kürt sorunu yok. Biz bu işi çoktan çözdük, aştık, bitirdik” cevabını verdi.

               Nasıl çözdüklerini –muhtemelen kendisi de dahil- kimse bilmiyor. Enson “Dolmabahçe Mutakabatı” ile İmralı’daki caniyi ve onun siyasi alandaki uzantısı HDP’yi “Kürt Halkının meşru temsilcisi” olarak kabul ederek diğer bütün alternatifleri devre dışı bırakmışlar ve HDP ve ÖCALAN’ı meşrulaştırmışlardı.

               Bugün Kılıçdaroğlu’nun söylediğini Erdoğan liderliğindeki AKP hükümeti 6 yıl önce fiilen hayata geçirmişti. Ya da tersinden bakarsak Erdoğan’ın 6 yıl önce fiilen hayata geçirdiğini Kılıçdaroğlu bugün dillendirmektedir. Son 10 yıllık bir zaman çerçevesinde iktidarın yaptığı ile anamuhalefet partisi liderinin söylediği şey aynıdır.

               Kürt Sorunu olarak adlandırdıkları hadise “Türk Solu”nun bu ülkeye attığı en büyük kazıktır. Ortada bir “temel insan hakları sorunu” varken bunu “Marksist-Leninist romantizmle” etnik bir düzleme soktular ve cini lambadan çıkardılar. Temel insan hakları sorununu etnik bir grup lehine “pozitif ayrımcılık” talebine dönüştürdüler. 40 yıldır yanlış teşhis yanlış tedavi devam edip gidiyor.

Milletleşmiş bir toplulukta “Halkların kardeşliği”nden söz edebilmek mümkün değildir. “Millet” daha üst bir normdur ve Halkların kardeşliğinden sözedebilmek için önce milleti halklara bölmek sonra bu halkları kardeş(!) haline getirmek gerekir. Milleti halklara bölmek genellikle kanlı çatışmalar neticesinde gerçekleştiğinden aralarına “kan” girmiş halkları yeniden kardeş haline getirmek de pek mümkün olmamaktadır.  Milletleşme sürecinin tam olarak tamamlanmadığı ve milletaltı yapıların yoğun olduğu Türkiye’nin doğusunda insan hakları problemlerine etnik bir hüviyet katıldığında PKK terörü gibi bir olguyla karşılaşmak son derece normaldir. Bakmayın siz Türk Solunun ve PKK’nın sosyal demokrasiden, insan haklarından bahsettiğine. Neticede her ikisinin “metodolojisi” de “silahlı devrim” dir. Bir metotta “silah” varsa diğer tüm söylemler “laf-ı güzaf” tır.

                

               Sosyolojik olarak bir topluma bir tohum attığınızda o tohumdan alacağınız ürünler 30-60-90 yıllık periyodlarda ortaya çıkar. Türkiye’de 12 Eylül 1980 ihtilali ile atılan tohumların (yeşil kuşak) 2000’li yılların başından itibaren ürün vermeye başlayacağı biliniyordu. Tohumu ekenler en elverişli ürünü kimin eliyle alacaklarını araştırırken R. T. ERDOĞAN- A. GÜL- B. ARINÇ’tan oluşan “troyka” ile tanıştırıldılar. Teklifleri çok netti. 1- Sizi iktidara taşıyacağız, 2- Size finansal destek sağlayacağız, 3- Size alternatif oluşturabilecek kişi/grup/yapıları “opere” edeceğiz. Karşılığında da 1- BOP’un hayata geçirilmesi, 2- İsrail’in güvenliğinin sağlanması, 3- Yeni bir İslam anlayışı oluşturulması istendi.

              

               ERDOĞAN iktidara geldikten sonra tam 32 farklı konuşmasında “BOP eşbaşkanı” olduğunu söyledi. Abdullah GÜL “BOP içinde ABD ile birlikte hareket ediyoruz” diyordu. ERDOĞAN aldığı ceza sebebiyle (ki ceza hukuki değildi) 2002 yılındaki seçime girememişti. Seçimlerden sonra dönemin CHP genel başkanı Deniz BAYKAL’ın da üstün(!) gayretleri sonucu önce Siirt seçimleri iptal edildi. Sonra ERDOĞAN’ın seçilme yasağı kaldırılarak seçime girmesi sağlandı ve neticede ERDOĞAN hem milletvekili hem de başbakan yapıldı.

               Deniz BAYKAL rakibi R.T. ERDOĞAN’ın yolunu niçin açtı ve AKP’yi Türkiye’nin başına bela etti? Neyin karşılığında?  CHP’lilere “Erdoğan ile mücadele” etmeden önce Baykal’dan bu soruların cevabını almalarını öneririm.

               Bu özel konuyu yakından takip edenler BAYKAL’ın da Erdoğan ile temasa geçen yapı ile temasta olduğunu ve bu yapının Baykal’a “Erdoğan’ın iktidar yolunu açarsa kendisinin de Cumhurbaşkanı yapılacağı” taahhüdünün yapıldığını söylüyorlar. Yine aynı kaynaklar Baykal’ın “Erdoğan’a iktidar yolunu açsa da diğer bazı görevlerini yapmada yeterince istekli olmaması sebebiyle bir kaset operasyonu ile CHP genelbaşkanlığından istifa etmek zorunda bırakıldığını söylüyorlar.

                

               Troyka ile dıj güşler  1998 öncesi yukarıda paylaştığımız maddeler çerçevesinde anlaşmışlardı. O tarihten sonra “Operasyonlar” başladı.  Önce Erdoğan’dan bir “mazlum” yaratıldı. Sonrasında Erdoğan içinden çıktığı “Milli Görüş”ün siyasi partisinden (Refah P.) ayrıştırıldı. Bu ayrışma sonrasında Refah Partisinin doğal olarak ERBAKAN’ın kayıp 1 Trilyonu varken Erdoğan’ın kasasında 1 Milyar Doları (https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/koc-tayyip-beyin-1-milyar-dolari-varmis-8229) vardı. Bu kayıp trilyondan ne kadarı Erdoğan’ın 1 Milyar dolarının içindedir? Bir Allah bir de Erdoğan bilir. Gerçi “Kayıp Trilyon Davası”nda yargılanan ancak 2002 de iktidara gelmenin de avantajıyla ceza almadan kurtarılan  troykadan A. GÜL ve Abdülkadir AKSU gibi isimler de biliyordur muhtemelen. Herneyse.

               İlk operasyon kayıp trilyon davası ile Erbakan’a yapıldı.

               Bir alternatif oluşturabilecek Muhsin YAZICIOĞLU 2009 da öldürüldü.

               Numan Kurtulmuş , Süleyman SOYLU gibi isimler transfer edilerek alternatif olmaktan çıkartıldı.

               Kaset operasyonu ile Baykal’ın yerini Kılıçdaroğlu aldı.

              

               Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile tüm yetkileri elinde toplayan ve ülkeyi bir ticari şirket gibi yönetmeye çalışan ERDOĞAN eski gücünden oldukça uzak. Başta ekonomi olmak üzer her alanda duvara toslamış durumda. Bu millete söyleyecek sözü de inandıracak dili de kalmamış durumda. Son birkaç seçim dönemindeki vaatlerine bir bakın. Bir önceki seçimde en önemli vaadini yapılacak “Millet Bahçesi” oluşturuyordu. AKP’den ve ERDOĞAN’dan duyabileceğimiz “yeni” bir söz yok.

               Bu durumda sığınabilecekleri tek liman “muhalefetin başarısızlığı” ve umut vaad etmekten uzak olmasıydı.

               Yeni söz söyleyemeyen iktidarın elindeki en önemli argüman “HDP-PKK ile muhalefetin işbirliği yaptığı” iddiasıydı. Son birkaç seçimde özellikle son seçimde en çok kullanılan propaganda aracı bu söylemdi. Bu söylem belki CHP’nin oy alacağı kesimlerde pek ciddiye alınmıyordu ancak Millet İttifakının diğer ortağı İyi Parti’nin oy alabileceği kesimlerde ciddiye alınan bir söylemdi.

               AKP ve ERDOĞAN’ın (hatta Bahçeli ve MHP’nin de) çok sıkıştığı ve siyaset üretmekten uzak kaldığı, tek tutar dallarının “HDP-PKK ile muhalefetin işbirliği iddiası” olduğu bir anda Kılıçdaroğlu devreye girdi. Daha birkaç yıl önce AKP’nin denediği HDP üzerinden “Kürt Sorunu”(!) nu çözme işine soyundu. 

               Kılıçdaroğlu daha önce denenmiş ve duvara toslamış bir mevzuyu 4-5 yıl sonra tekrar ortaya attı. Bu söylemi ile hem ERDOĞAN ve BAHÇELİ’ye can simidi attı hem de ortağı Meral AKŞENER ve İyi Parti’yi bataklığa doğru itti. MHP’den İyi Partiye doğru yaşanabilecek bir kaymayı başlamadan bitirdi.

               Bir soru da KILIÇDAROĞLU’na sormak lazım. Bu konuşmayı yaparken muradın neydi? Neyi amaçladın? 

              

               Sahi KILIÇDAROĞLU bu açıklaması ile ortağı İyi Parti ve Meral AKŞENER’e operasyon çektiğinin farkında mı?

 

 

 

       

15 Haziran 2017 Perşembe

Bir Mücadelenin Hikayesi - “Ti Destanı”




             Sevgili Günlük ;

         Uzun zaman oldu seninle dertleşmeyeli. Bırak günü haftayı ayı yıllar geçti. Nasılsın? Ne eder , ne yaparsın?  Yediğin içtiğin senin olsun…
           
            Ben mi ?
         Neyi nasıl anlatayım. Ülke İstanbul’un havası gibi  sürekli değişmekte. Her olayda ayrı bir safa giriyoruz. Hangi hadisede hangi safta yeralacağımızı bir türlü kestiremiyoruz.

            Bu aralar tek derdimiz Fetöyle mücadelemiz.

            Sorma.

            Çok pis  mücadele ediyoruz ki.

 Kör tuttuğunu misali devlette yakaladığını Fetöcü...
Ne çok fetöcü varmış bu memlekette. Siyasilerimiz fetö devlete sızmış diyor lakin görünen hiç de onların dediği gibi değil. Resmen millet fetöye sızmış , bana öyle geliyor.

            Dedim ya çok pis mücadele ediyoruz diye.  

         İktidar onların ne menem bir yapı olduğunu 20 sene önce çözmüş lakin yeraltından faaliyetlerini sürdürdükleri ve inleri belli olmadığı için şiveyerek yerüstüne çıkmaları için beklemiş.  Hatta  gizli yapıları ortaya çıksın diye parsel parsel yerler vermiş , dershane açtırıp, şirket kurdurmuş , banka kurdurup para yatırmalarını sağlamış. Bilinen birkaç tanesini siyasete sokup bürokrasiye müdahale etmesini sağlayarak her biriciğinin nerede ne halt ettiğini çözmüş. 

            Hatta Yüksek Askeri Şura’ya bile el uzattırarak ordunun içindekileri tespit ettirmiş. Gazete , dergi  çıkarmalarını , tv kurarak program yapmalarını sağlayarak düşünceleri hakkında bilgi edinmiş.

            Türkçe olimpiyatları  , Abant Toplantıları gibi toplantılarına çaşıtlar göndererek herbirşeylerini en ince detayına kadar öğrenmiş.

            Ortaklık mı?
          
         Ne ortaklığı Günlük sen beni  dinlemiyorsun galiba. Diyorum ki 20 sene önce fark etmişler oyun bozulmasın diye arkadaş, ne bileyim işte dost gibi görünmüşler. Ortak değiller ama ortak gibi davranmışlar senin anlayacağın.

            Karı-koca gibi aynı yatakta yatıp halvet mi olmuşlar?

            La ben nereden biliyim yatakta ne halt yediklerini?  Röntgenci miyim ben? Adamların gece evlerini mi dikizliyorum? İyice magazine sardın muhabbeti. Dur bak dinle anlatıyorum işte. 

            O fetöcü sandığın , iktidarla da kolkola olan adamlar hep fetöye iktidarca sızdırılan adamlarmış.

            Ayırt edemiyor musun?

          La havle… sen ayırt edesin diye boyunlarına ben fetöcü değilim fetöye sızmış adamım diye çakar takarak dolaşacak değillerdi ya…

         Bu fetö olacak fitne fücur taifesi kendini o kadar güçlü sanmış olacak ki sonunda darbe yapmaya kalktı. 

          Darbe marbe yer mi Anadolu çocuğu?  Vallahi 2 saat içinde çil yavrusu gibi dağıttı  millet. Eşekten düşmüşten beter etti hepsini.

            Sonra devletimiz inlerine girdi. Hem de ne giriş.

            Ne mi buldular? 

            Elinin körünü… tövbe  tövbe...

            Daha çıkamadılar , araştırıyorlar.

           Devlet araştırırken bu Cehapenin de p… luk edeceği  tuttu yine. Neymiş 15 Temmuz araştırılsınmış. Devlet ne yapıyor haspam? Araştırma yapılırken daha 15 Temmuz araştırılsın diye önerge vermekte nerelerinden çıktıysa  artık. Neyse ki iktidar akıllı da önergeyi reddedip Cehapelilerin işi sulandırmasına müsaade etmedi.

            Bu fetöcüler de şeytan gibi azizim. Hatta şeytandan bile beter. Başlarına geleceği anlamış olacaklar ki tüm büyükbaşlarını ülke dışına kaçırmışlar. Şöyle esaslı bir Osmanlı tokadı aşkedecek büyükbaş bir Fetöcü bulamadık koca ülkede iyi mi?

            Ne mi yaptık?

            Atalarımızın dediğini. Eşeği bulamadığımız için kürtününü dövüyoruz.

         Senin anlayacağın maraba tayfasını. Fetönün siyasi ayağını bulamadık ama yakaladığımız “Damat” ayağını neredeyse bitirdik. Veriyoruz küsküyü. Polisimiz bir gaza gelmiş , bir gaza gelmiş sanırsın elindeki biber gazı stoğunun tamamını içmiş, önüne kim çıktıysa doldurmuş kodese. Arada bizim Başganın damadı Gavurmacıların oğlanı da almışlar içeriye. Başgan devreye girdi de kıçını zor kurtardı. Başgan , başgan olmayaydı var ya öff öff...

            Mehteri mi? Ben küskü deyim sen mehter anla.

            Herneyse

          Bu fetönün elebaşısı  Amerikaya kaçmış. Onu istemek için 4 defa heyet gönderdik ama bizim giden heyetlerin jetlagdan kafası karışmış olacak ki 3 tanesinde şarkıcı  Ebru’nun kocasını istemişler.

            Hangi Ebru mu? Bizim Gündeşlerin Ebru var ya işte onun beyini … Sima olarak da benzemezler , karakter olarak da benzemezler niye karıştırdılar anlamadık ama kesin jetlag etkisidir diyorum ben?

            Bu devletin de kendinden haberi yok. Herif 1999 da gitmiş ABD’ye. Orada her türlü hainliği yapmış ve bu adam hainliğe devam etsin diye devletimiz maaş ödemiş. Düşünebiliyor musun Günlük ben düşmanıma rahat yaşasın, bana şerefsizlik etsin diye 15 sene maaş ödüyorum.

            Şimdi Devlet gel diyor , gelmiyor. İstiyor ,  ABD vermiyor. Bu ABD de çok oluyor. Devlet kendi vatandaşını istiyor vatandaşını devlete vermiyor. Devlet bu Fetö’yü bir yakalasa ona dünyanın kaç bucak olduğunu gösterecek amma yakalayamıyor. ABD bilmiyor ama Devlet alacağını kimse de bırakmaz. 5 sene geçer 10 sene geçer unutmaz. Yapılandırır, taksitlendirir sonuçta gene alır. Günü geldiğinde ABD’nin ümüğünü de sıkar.

            Nereden mi biliyorum?

            Bize hep öyle yapıyor ya.

            Sorma. F.G.’nin devletin “şefkatli kollarına” gelmemesi devleti çok gücendirdi. Evlatlıktan reddediyor şimdi. F.G’ye  demiş ki 3 ay içinde döndün döndün,  dönmezsen bir daha bana baba deme. Seni vatandaşlıktan atıyorum, vatansız öleceksin demiş.

           Devlet,  vatandaşı olduğu halde ABD’den  alamadığı Fetö’yü vatandaşlıktan çıkarttığında vatandaşı olmadığı halde ABD’den nasıl mı alacak?

            Ne bileyim ben? Ahiret sorusu sorar gibi ne sorup duruyorsun?

         Neee? Ben olayları yanlış mı değerlendiriyorum? Gündemi benden iyi takip ediyorsun ve olaylara benden daha vakıfsın öyle mi?

            Hükümetin Fetöyle mücadelesi “1. Dünya savaşı esnasında Osmanlı Devleti  Rusya ile savaştadır. Ruslar Karadeniz bölgesinde ilerlerken Rize hariç tüm civar iller gönüllü olarak Ordunun yanında Ruslara karşı savaşmaktadır.  Bir zaman sonra Rizeliler çevrenin bakışlarından rahatsız olmuş olacaklar ki toplanıp biz de savaşalım derler. Ancak hazırlıksızdırlar. Doğru dürüst silah yoktur ellerinde. Rusların attığı topları görüp, top seslerini duyunca  top imaline karar verirler. Ağaç gövdesini oyarak bir top yapmaya başlarlar. Kısa sürede topu yapıp doldururlar. Namlusunu Ruslara doğru çevirip ateşlerler. Top büyük bir gürültüyle patlar. Şiddetli patlamanın etkisiyle top parçalandığı gibi topun çevresindeki Rizelilerde sağa sola savrulur. Toz-toprak içinde kalırlar. Bir kısmı yaralanır. Bir müddet sonra kendine gelenler toplanmaya başlar. Herkes topla Ruslara ateş etmekten dolayı mutlu ama patlamanın şiddetinden dolayı şaşkın bir şekilde Rusların geldiği yöne doğru bakınırken  bir Rizelinin sesi duyulur; “Uşağum! a ha bu top bizi böyle etti, koydu Urusun a..ına” hikayesinde anlatılan Rizelinin Ruslarla savaşına mı benziyor? 

            Bir yerinden uydurmuyorsun  değil mi? Böyle hikaye mi olur be?

            Gerçek ve adı da “Ti Destanı” (*) mı?

            Madem her şeyi biliyorsun da 2 saattir beni niye yoruyorsun? Tiye mi alıyorsun şerefsiz!!!???



(*) Olay bölgenin isimsiz hikayelerinden olup “Ti Destanı” ismi ironi amacıyla tarafımızdan verilmiştir
                         

16 Kasım 2015 Pazartesi

Yerli ve Milli'den Milliyetçiliğe Doğru 2



          Aslında geçen yazımızın sonunda bir dahaki yazımızda CHP ve MHP'ye yönelik yapılan operasyonları dile getirme niyetinde olduğumuzu belirtmiştik fakat insan zihni sürekli yeni şeylere doğru kayıyor. Bu kaymalar esnasında da ele aldığınız konuyu farklı açılardan görebiliyorsunuz. Biz de böyle bir anda CHP ve MHP'ye odaklanmamız halinde arada bir boşluk ve flu alanlar oluşacağını ve bazı operasyonların gözden kaçacağını farkettik. Bu sebeple mevzuya direk dalmak yerine adım adım ilerlemeyi uygun gördük.

          Şimdi adım adım ilerliyoruz.

          Biliyoruz ki ABD-İngiltere-İsrail tarafından uygulanmak istenen plan için ilk teklif  N. ERBAKAN'a yapılmış ancak bu teklif kabul edilmemişti. ERBAKAN'ın teklifi kabul etmemesi üzerine 1989 yılından beri takip edilen ERDOĞAN-GÜL-ARINÇ troykasına aynı teklif yapılmış ve istenen sonuç elde edilmişti. Teklifin bu üçlü tarafından kabul edilmesi bir zorunluluğu da beraberinde getirdi. Bu zorunluluk ERBAKAN'ın opere edilmesi zorunluluğu idi.

          Türkiye gerçekleri gösteriyordu ki bir partiden istifa edip yeni bir parti kurarsanız hiçbir şekilde başarılı olamazsınız. Türk halkı bu tür ayrılıklara prim vermemekte ve hiçbir şekilde sandıkta desteklememektedir. Bu durumu iyi gözlemleyen ABD ve avaneleri düğmeye basarak önce Refah Partisini akabinde de Fazilet Partisini kapattırdılar. Bu esnada da kayıp trilyon davası ile ERBAKAN'ı saha dışına ittiler. Erbakan saha dışına itilirken aynı davada sanık sıfatı ile yargılanan A. GÜL , A. AKSU gibi ileride AKP'nin çekirdek kadrosunu oluşturacak isimlere dokunulmamıştı. Yine belediyedeki yolsuzluklarla ilgili davalarda da T. ERDOĞAN'a dokunulmadığı gibi.

           Fazilet Partisinin kapatılmasından sonra ERBAKAN çevresinde bulunanlar Saadet Partisini kurarken başını troykanın çektiği bir grup Saadet Partisine katılmayarak ayrı durmuş ve ilerleyen dönemde Adalet ve Kalkınma Partisini kurmuştu. Bunu yaparken de Milli Görüşe ait bir partiden ayrılıp gitmedikleri için halkın kendilerine olumsuz bakışını engellemişlerdi. B. ARINÇ yıllar sonra bir gazetede yeralan mülakatında bu hususu dile getirmiş ve bunu bilinçli yaptıklarını ifade etmişti.

          AKP'nin kuruluşu aşamasında Rahmi KOÇ gazetecilere T. ERDOĞAN'ın 1 Milyar Doları olduğunu açıklamıştı. Bu 1 Milyar Doların içinde kayıp trilyon davasına konu olan paradan kotarılmış bir miktar var mıdır diye sorsak ayıp etmiş olur muyuz acaba?

          ERBAKAN'a yapılan operasyondan sonra sıra diğerlerine geldi. İsmailağa ve İskenderpaşa cemaatlerine yapıldığını düşündüğümüz operasyon hakkında bir önceki yazımızda bilgi vermiştik.  2002 yılında yapılan seçimde bu cemaatlerin 40 yıldır destekledikleri ERBAKAN çizgisini bir anda terketmesi operasyonun amacına ulaştığını gösteriyor.

          Sıra diğerlerine geldi demiştik. Önce M. YAZICIOĞLU'na teklif yapıldığını ve teklifi reddettiğini biliyoruz. Teklifi reddetmesinden sonra takibe alınan YAZICIOĞLU'nun önce çevresi boşaltılmaya ve yalnızlaştırılmaya çalışıldı. İstenilen sonuç alınamayınca çevresine kimliği ve siyasi düşünceleri şüpheli kişiler yerleştirilmeye çalışıldı. Bu arada Hrant DİNK cinayeti , Malatya  Zirve yayınevi katliamı gibi terör olaylarına bulaştırılmak istedi. 2004 yılından sonra iç ve dış bağlantıları sıkıntılı pek çok kişi BBP'ye dolmuştu. 2007 seçimlerinden önce rahmetli YAZICIOĞLU'nu uyarmak amacıyla (bu blokta yeralmaktadır) bir açık mektup yayınlamışştık. Bu uyarı üzerine Sayın YAZICIOĞLU seçimlere bağımsız girme yolunu tercih etmiş ve BBP'ye gelenler bu olay üzerine birkaç ay içerisinde BBP'den istifa etmişti.

          YAZICIOĞLU'nun enson İngiltere gezisi ve Lordlar Kamarasında yaptığı konuşma ile yola gelmeyeceğinin anlaşılması ve mayınlı arazinin temizlenmesi işinin ihalesiz İsrail'e verilmesini verdiği soru önergesi ile engellemesini müteakip kalemi kırıldı. Muhsin YAZICIOĞLU bir helikopter kazası ile safdışı edildi. Helikopterin düştüğü anda ülkedeki tüm radarların 5 dakika boyunca çalışmaması ve kayıtlarının olmaması , olayın üzerinden yaklaşık 6 yıl geçmesine rağmen herhangi bir soruşturma açılmaması , olay günü o bölgede görevli bütün sivil-asker bürokratların ödüllendirilir nitelikte terfi ettirilmesi ve YAZICIOĞLU'nun ölümünden önceki son 1 ay içerisinde 5 şüpheli trafik kazasına karışması ve YAZICIOĞLU'nun aracını sıkıştıran araçlarla ilgili herhangi bir bilgiye ulaşılamaması zihinlerde hep soru işareti bırakan hadiselerdi. Burada belirtmemiz gerekir ki uluslararası gizli servislerin düşman olarak nitelendirdiği insanları ortadan kaldırmak için uzmanlaştığı yöntemler vardır. MİT'in uzmanlık alanı trafik kazalarıdır.

           Kalem kırmadan yapılan operasyonlarda vardı. Sağda AKP'ye alternatif olabilecek ya da AKP'den küçük parçalar kopararak istenen oy yüzdesini yakalamasını engelleyecek yapılar birer ikişer ekarte edildi. Süleyman SOYLU' nun yaklaşık 4,5 milyon dolar kumar borcunun ödenmesi karşılığında AKP'ye katıldığı yine HAS Partiyi kuran Numan KURTULMUŞ'un bu parti kurma ve partiyi ayakta tutma çalışmaları sırasında piyasaya yüklü miktarda borçlandığı ve bu borçların kapatılması karşılığında AKP'ye katıldığı internet ortamında dolaşmakta ve kulaktan kulağa fısıldanmakta.

          Erkan MUMCU , Ali Müfit GÜRTUNA ; İsmail CEM gibi isimler siyasi/ekonomik sıkıştırmalarla siyaset alanının dışına itilerek ekarte edildiler.

          Geçen yazımızda sormuş olduğumuz İsmailağa ve İskenderpaşa cemaatlerinin önde gelen isimlerinin öldürülmeleri de bizce bu gruplara yönelik operasyonlardı.

          Bir kısım cemaat ve gruplarda bürokraside kadro , yeni dergah açmalarına izin ve yeni dergahlar için hazine arazileri verilmesi vs gibi bir kısım menfaatler karşılığı satın alındı. Bir kısmı gaflet üzere iş tuttular. Bir kısmı dalalete düştü ve hala orada debelenmekte. bir kısmı ise ihanetin tadına vardı. Dik duranlar ve direnenler ya da direnebilecekleri varsayılanlar ortadan kaldırıldı...