türkeş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkeş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2016 Cuma

Ülkücü Hareketin Önündeki En Büyük Engel : MHP



          Yerli ve Milli başlıklı yazı serimizin içerisinde MHP ve CHP'ye yönelik operasyonları ileride yazmayı düşündüğümüzü dile getirmiştir. Ancak yoğun Türkiye gündemini takip ederken düşüncelerimizi yazıya dökemedik.

          Kısmet bu güne imiş.

          Aslında MHP'ye yönelik operasyonları yazmamış olmamızı da kendimiz açısından bugün itibarı ile bir şans olarak değerlendiriyoruz.

          Aşağıda dile getireceğimiz ifadelerin tepki alacağını, tepkinin küfür ve tehdit boyutlarına ulaşacağını da biliyoruz. Ancak tarihe not düşmek , doğruluğuna inandığımız düşüncelerimize dile getirmek adına kendimizi bu yazıyı yazmak zorunda hissediyoruz.

          MHP'ye yönelik operasyonları daha önce yazmamış olmamızı bir şans olarak gördüğümüzü söylemiştik. Aradan geçen zaman içerisinde MHP'ye operasyon yapıldı ve yapılıyor düşüncesinin yerini bizatihi MHP'nin kendisinin bir operasyon olduğu düşüncesi aldı.

          Cumhuriyet dönemi Türk Milliyetçilik Hareketine gözatıldığında Hareketin öncelikle ordu içerisinde ve  subaylar eliyle filizlendirildiğini , Alparslan Türkeş dahil bu subayların tamamının soğuk savaş döneminde ABD ve Nato kurslarına tabi tutularak bir süre ABD'de yaşadığı görülecektir.

          1960 ve 1980 ihtilallerinde görev alan subayların tamamının ABD ve Natonun tezgahından geçtiğini dahası ABD ve Nato'nun onayı ile ihtilal yaptıkları herkesin malumudur.

           1980 öncesi bir nevi içşavaş olarak nitelendirilebilecek çatışma ortamında Ülkücüler Sovyet mahreçli devrimci harekete karşı devleti savundularını sandılar. Aslında savundukları devlet değildi. Farkına varamadılar ama savundukları Amerikan mahreçli kapitalist sistemdi. Oysa Ülkücüler Sovyet mahreçli sosyalizme ne kadar karşı iseler aynı oranda Amerikan mahreçli kapitalizme de karşı idiler. Ancak devleti yöneten sistemle sıcak ilişkiler ülkücüleri yine sistemle sıcak ilişkiler içindeki ABD ile aynı düzlemde bulunmak zorunda bıraktı. Ya da hareket MHP yetkilileri tarafından bilinçli olarak bu düzlemde konumlandırıldı.

           1980 ihtilalini yapan ve ABD'lilerin "Our Boys-Bizim Çocuklar" dediği güvenlik konseyinin zulmü altındaki ülkücülerin "Kendileri hapiste fikirleri iktidarda" söylemi ile nasıl ihtilale sahip çıktıkları da ortadadır.

           1991 seçimlerinden sonra DYP-SHP koalisyon hükümeti kurulmuştu. SHP , PKK'nın siyasal uzantıları olan ayrılıkçı Kürtleri kendi listelerinden Meclise ve bir anlamda da kurduğu koalisyon ile iktidara taşımıştı.

           MHP işte bu DYP-SHP koalisyon hükümetine güvenoyu verdi. Hem de Leyla ZANA , Ahmet TÜRK , Hasip KAPLAN vs. isimlerin SHP içindeki varlığını göre göre..

           Bugüne kadar tanıdığım hiçbir MHP'li bu koalisyon hükümetine MHP'nin niçin güvenoyu verdiğini izah edemedi. Dahası gerek o gün gerekse bugün MHP yöneticilerinden bir tek kişi bile bunun gerekçesini açıklayamadı.

          Yine aynı dönemde ABD tarafından Saddam Hüseyin rejiminin Kuzey Irak'taki Kürtlere karşı operasyonlarını önlemek amacıyla İncirlik Üssüne konuşlandırılan Çekiç Güç (ismi zaman içerisinde değişse de görevi aynıdır bu sebeple sadece Çekiç Güç olarak adlandırıyoruz)'ün görev süresinin uzatılması yönünde mecliste yapılan oylamada Çekiç Güç'ün görev süresinin uzatılması yönünde oy kullanmasını da hiçkimse izah edememektedir. Gerek seçim döneminde gerekse oylama öncesinde Çekiç Güç'ün Kuzey Irak'ta PKK'ya yardım ettiği , silah/cephane ve yiyecek yardımında bulunduğu basında yeralırken ve MHP tarafından Çekiç Güç'ün  ülkeden çıkartılacağı vaad ve beyan edilmişken bir anda MHP yönetimi Çekiç Güç'ün görev süresinin uzatılması yönünde oy kullanma kararı aldı ve uyguladı.

          1999 yılında yapılan genel seçimlerde Milliyetçi bir siyasi partiden aday olan 550 milletvekili adayından 150 tanesinin köken olarak Sabetaycı olduğu internet üzerindeki forum sitelerinde tartışılıyordu. Açıkça ismi zikredilmese de bu parti MHP idi. 1999 dan sonra Genel Başkan Yardımcısı olan  ve 2014 te vefat eden Recep Ercüment KONUKMAN sabetaistlerin kapancı ve karakaşi gruplarının gömüldüğü Bülbülderesi Mezarlığına son defnedilen kişilerdendir.

          Daha önce yayınlamış olduğumuz "Yerli ve Milli" başlıklı yazılarımızda ayrıntılı olarak yerverdiğimiz AKP'nin kurulması ve iktidara taşınması amacıyla yapılan toplantılara o dönem MHP'deki Genel Başkanlık mücadelesini kaybettiği için MHP'den istifa eden ve Aydınlık Türkiye Partisini kuran Yıldırım Tuğrul TÜRKEŞ aktif olarak katılmıştı. 24 Ekim 1999 tarihinde yapılan toplantıya katılan T. Türkeş ABD istanbul konsolos yardımcısı Kate SCHERT'in arabasıyla gelip yine onun kolunda toplantıdan ayrılmıştı. Bir kaç gün sonra Eczacıbaşının evsahipliğinde yapılan toplantıya da aynı ekip katılmıştı.

           Bir siyasi partinin genelbaşkanı başka bir siyasi partinin iktidara taşınması için yapılan toplantıya katılıyor.

           T. Türkeş daha sonra MHP'ye katılarak Genel Başkan Yardımcısı ve milletvekili oldu. 2015 yılında AKP tarafından kurulan seçim hükümetinde de MHP üyesi ve milletvekili olmasına rağmen Bakan yapıldı.

           AKP ve Tayyip ERDOĞAN'ı iktidara taşımak amacıyla (bugün itibarı ile bilinen) 3. toplantı ise o dönem MHP Ankara Milletvekili ve Genelbaşkan Yardımcısı olan aynı zamanda Devlet BAHÇELİ'nin de başdanışmanlığını yapan Şevket Bülent YAHNİCİ'nin evinde yapıldı. Yıl 2001 di ve AKP kurulmuştu. MHP'nin Genelbaşkan Yardımcısı AKP'nin iktidara gelmesi için yapılan toplantıya evsahipliği yapıyordu.

          Yine o yıllarda iktidar ortağı olan MHP diğer ortaklarla birlikte İdamın Kaldırılması ve -dolayısıyla- Abdullah ÖCALAN'ın idamının önlenmesi amacıyla oluşturulan sehemde görev alıyordu. MHP tabanı ve yöneticileri hernekadar yapılan oylamada hayır oyu verdiklerini iddia etselerde rahmetli Ali GÜNGÖR'ün açıklamaları (https://www.youtube.com/watch?v=H1eJ66eOQ9w) sonrasında partiden ihracı bu hususu tekzip etmiştir. (Kaldı ki oluşturulan sehemle ilgili ayrıntılı bilgi ayrıca verilecektir)

          İlerleyen dönemde kaset hadisesi patlak verdi ve 15 MHP yöneticisinin yaklaşık 10 tanesinin gayrimeşru cinsel görüntüleri yayınlandı. Milliyetçi ve muhafazakar olan bir partinin 15 yöneticisinden 10 tanesinin "uçkurunu tutamama" sorunu vardı.

           Zaman içerisinde yöneticiler değişse de MHP'nin genelbaşkanı ve kurumsal tavrı değişmedi. İsrail ajanı olduğu ileri sürülerek MHP'den ihrac edilen Ümit ÖZDAĞ bir kaç yıl sonra hem milletvekili hem de genel başkan yardımcısı yapılıyordu.

           AKP'nin iktidara gelmesi için yapılan toplantılara katılan T. TÜRKEŞ genelbaşkan yardımcısı ve milletvekili yapılıyor sonra AKP seçim hükümetine katıldığı için arkasında bir sürü laf ediliyor nihayetinde geçtiğimiz günlerde dokunulmazlıkların kaldırılması amacıyla yapılan oylama esnasında mecliste BAHÇELİ ile elele sohbet edip etrafa gülücükler dağıtılıyordu.

          Gerek Haziran 2015 gerekse Kasım 2015 te yapılan genel seçimler öncesi mecliste daha güçlü bir muhalefetin oluşturulması amacıyla seçim ortaklığına gidilmesi istendiğinde de BAHÇELİ ve MHP diğer partilere karşı tüm kapıları kapatıyordu.

          15 yıldır Türkiye'nın AKP elinde uçuruma sürüklendiğini savunan MHP yönetimi son bir kaç aydır AKP ve Tayyip ERDOĞAN ile yakınlaşıyordu.

           Daha önce Meclis başkan yardımcısı , meclis grup başkan vekili , genel başkan yardımcısı ve milletvekili yapılan kişiler MHP yönetimine aday olduklarında hem BAHÇELİ hem de bir kısım taban tarafından satılmışlıkla , ajanlıkla ,paralel çete tarafından desteklenmekle suçlanıyordu.

          En vahimi de bu suçlamalara karşı birilerinin çıkıp "Bu suçlamalar doğru ise bu adamları niçin milletvekili ,genel başkan yardımcısı , grup başkan vekili yaptınız" diye sormayı akıl edemiyordu. Eğer bu isimler MHP yönetimine talip olup öne çıkmasalar aynı suçlamaların muhatabı olabilirler miydi acaba?

          Sanmıyoruz...

         ...

         İlk aklımıza gelenleri yazdık. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

         Burada anlattığımız ve anlatamadığımız olaylar göstermektedir ki. MHP Ülkücü Hareketin kurumsal yapılı ilk düğmesidir  ve maalesef yanlış iliklenmiştir. Ülkücü Harekete en büyük zararı MHP vermiştir ve vermeye de devam etmektedir. Milliyetçilik fikrini iktidara taşımadığı gibi mevcudiyetiyle iktidara taşıyabilecek diğer yapıların doğmasını ve gelişmesini de engellemiştir ve engellemektedir. Adeta Ülkücüleri pasifize etme ve kontrol altında tutma , sistemin hayatiyetine yönelik tehdit ya da tehlikenin görüldüğü durumlarda da sistemin muhafızlığı için kullanılan bir yapı görüntüsü sergilemektedir.

         Son 30 yılda ortaya fikri anlamda bir şey koymamıştır. Görünen o ki böyle bir düşüncesi ve kaygısı da bulunmamaktadır. Ülkücü hareketin tüm enerjisini emmekte , tüm beyinleri köreltmekte ve yeşerecek her fidanı kurutmaktadır.

          MHP,  iki genelbaşkan yardımcısı ile başka bir partinin (AKP) iktidara taşınması için çalışan tek parti olarak dünya siyaset literatüre girmiştir.

      
      

14 Ocak 2016 Perşembe

Ülkücü Hareket: Ortaçağ'a Dönüş



                1992 yılı Haziranında Ülkücü Hareket büyük bir kırılma ile ikiye bölünmüştü. Bölünmenin üzerine pek çok şey söylendi, yazıldı, çizildi. Ama bölünmenin gerçek sebepleri hiçbir zaman bilimsel bir araştırmaya konu edilmedi. Felsefi ve sosyolojik açıdan olaya yaklaşılmadı. Bundan sonra da araştırılacağını sanmıyoruz.

            Bu bölünme karşısında da ülkücüler klasik duygusal tavırlarını sergileyip ilk akla gelen sebeplerle diğer grubu suçlayarak olayı kapattılar. Bir taraf diğer tarafı davadan uzaklaşmakla suçladı diğer tarafta berikini kendilerine (para alınması da dahil iddialarla)  ihanetle suçladı. Bu suçlamalar hiçbir zaman bitmedi ve bitmeyecek gibi de görünüyor.

Bundan yaklaşık  8 yıl önce Ülkücü Hareketi karlı boranlı günler bekliyor diye yazmış ve biran önce tedbir alınması gerektiğini belirtmiştik.

 Karlı bir Mart günü Ülkücü hareketin üzerine ilk kar yağdı ve o kar yağmaya devam ediyor  hem de tipi şeklinde. MHP cenahı da 1996 Nisanında kar yağışının ufak ufak başladığını ve tipinin şimdilerde sertleşmekte olduğunu yeni yeni anlamaya başlıyor. Ancak ufuktaki fırtınayı göremediği için bunu ufak düzenlemelerle ya da bir genel başkan değişikliği ile aşabileceğini sanıyor.

1992 den bugüne geçen sürede hem her iki tarafın birbiriyle muhabbeti azaldı hem de çok farklı bir zihniyet ve donanımla alttan gelen nesiller sebebiyle aradaki mesafe açıldı. İki yapıyı birbirine bağlayan ortak geçmiş ile 1980 öncesi yapılan mücadele ve  bu mücadelenin aktif unsurları olan insanlar arasındaki dostluk gerek zamanın erozyonu gerekse bu kuşağın sağa-sola savrulması ve nihayetinde bir kısmının ebediyete intikal etmesi (TÜRKEŞ ve YAZICIOĞLU gibi) nedeniyle eski gücünde değil. Dahası bu bağ her geçen gün zayıflamakta. Her iki teşkilatta da görev almış kişilerin ya da MHP’den ayrılıp BBP’yi kuran neslin tükenmesiyle bu bağ da tükenecek ve bu iki yapı fiziken olsa bile fikren bir araya bir daha gelemeyecek.

Birileri 1992’de MHP’den kopan grubu hain olarak yaftalamaya devam etse de bu ayrılış bizim gözümüzde bir anlamda çemberi kırmak ve Ülkücü Harekete hayat alanı açmaktı. Ne yazık ki BBP’yi kuranlar istedikleri hayat alanını açamadılar. 2009’dan sonra da –özellikle AKP’nin de gayretiyle- dağıldılar.

Bugün BBP içindeki mevcut durum Kösedağ yenilgisinden (1243) sonra Anadolu coğrafyası adeta. Ankara’da o dönemin Selçuklu başkenti Konya’ya benziyor. Genel Merkez kendinden başka kimseye söz geçiremeyen son Anadolu Selçuklu sultanları gibi.  Her tarafta yarı bağımsız teşkilatlar. Kimin ne yaptığı , ne istediği , nereye gittiği belli değil…

Bir Osmanlı çıkar mı? Buradan bakınca pek mümkün görünmüyor. Osmanlının çıkmasına sebep olan dinamiklerde mevcut değil.

...

Roma imparatorluğu dünyanın gördüğü en büyük devletlerden biriydi. İngiltere’nin kuzeyinden İran içlerine ve Basra Körfezine , Kırım yarımadası ve Ukraynadan Habeşistan dahil tüm kuzey Afrikayı (İspanya , Fransa , Almanya’nın bir bölümü , Belçika , Hollanda dahil) içine alıyordu. Bunun yanında bilim , sanat ve kültürde gelişmişti. Tüm batıda egemen olan Hukuk kaynağını Roma Hukukundan alır. Bilim dili Latince Roma imparatorluğu sayesinde vardır. İmparatorluğun tek resmi dili Latince idi.

Her ne ise gün geldi ikiye bölündü. Tarih milattan sonra 395 yılını gösteriyordu. Balkanlar ve Mısır’ın batısından geçen bir hattın Batısı başkent Roma Olmak üzere  Batı Roma İmparatorluğu doğusu ise Başkent İstanbul olmak üzere Doğu Roma İmparatorluğu adını aldı. Artık Batıda ve Doğuda iki ayrı imparator vardı. Bir süre aralarında problem çıkmasa ve zaman zaman birbirlerine yardımlarda bulunsalar da zaman içerisinde birbirinden uzaklaştılar.

Bununla birlikte Batı Roma İmparatorluğu bölünmeden 81 yıl sonra yıkıldı. Yerine Germen krallıkları ve küçük devletcikler aldı. Batı Romanın yıkılması tarihçiler tarafından Antik çağın sonu ve Orta çağın başlangıcı olarak kabul edilir. Ortaçağ 1453 te İstanbul’un fethine kadar devam etti.

Bu dönemin özelliği merkezi imparatorlukların yıkılışı ile ulusal monarşilerin ortaya çıkmasıdır. Ulusal monarşiler oluşuncaya kadar geçen sürede feodalite egemen olmuş ve ulusal monarşilerin oluşmasından sonrada kısmen şekil değiştirerek feodalizm devam etmiştir. Feodalizm toplumsal , siyasal ve ekonomik bir örgütleniş biçimidir.

Burada asıl amacımız feodalizmi anlatmak değildir. Merkezi imparatorluğun dağılması sonucu ortaya çıkan yapıyı hayal etmenizi sağlamaktır. Merkezde olmayan ya da sözgeçirilemeyen bir güç ve yöresel bazda egemenlik kullanan beyler, derebeyleri. Kısaca şehir devletcikleri. Dışarıdan bakılınca tek ve büyük bir devlet varmış gibi görünse de yakından bakılınca kendini devlet gören ve sınırlı da olsa devlet gücünü keyfince kullanan , zaman zaman merkezin sözgeçiremediği onlarca farklı yapı.

Doğu Roma İmparatorluğu ise ilerleyen zamanda Bizans İmparatorluğu adını aldı. Bir ara Roma’yı da elegeçirmişse de hiçbir zaman Roma İmparatorluğunun gücüne erişemedi. Maddi olarak güçlü ve zengin olması sebebiyle Batı Roma’dan daha uzun süre dayandı. Batı ve kuzeyden Germen , Hun , Bulgar , Kuman ve Peçenek , güneyden Arap ve doğudan Türk Selçuklu akınları sebebiyle sürekli daraldı ve neticede 1453’te Fatih Sultan Mehmet’e teslim oldu.  Teslim olmadan önce gücünü ve kudretini yitirmiş hukuken olmasa da fiilen derebeyliklere bölünmüştü. 4.Haçlı Seferi sırasında İstanbul üzerinden giderek Kudüs’ü elegeçirmek için yola çıkan Latinler 1204 yılında İstanbul’a geldiklerinden ülkenin halini ve güçsüzlüğünü görerek istanbul’u elegeçirmiş ve kendi saltanatlarını kurmuşlardı. Sadece savaşçı birliklerden oluşan ve hiçbir toplumsal (etnik ve dini) tabanı bulunmayan Latinler hem merkezi elegeçirmişler hem de 57 yıl boyunca ülkeyi (bir kısmını diğer kısımlar feodal beylerin elindedir) yönetmişledir. Bu  57 yıl boyunca hiçbir feodal beylik başkenti işgalden kurtarma ya da Latinlerle savaşma girişiminde bulunmamış ve sadece kendi bölgelerini büyütme ve kendi güçlerini artırma ve daha da zengin olma yolunu tercih etmişlerdir.

Bizansın son dönemi adeta feodaller arasında önde olma şeklinde gerçekleşmiştir. Mesela 1204 yılında Latin işgali esnasında İstanbul’dan ayrılan Komnenelerden Alexis Trabzona kaçmış ve orada yönetimi ele geçirerek Trabzon Rum İmparatorluğunu kurmuş ve “Roma İmparatoru” ünvanıyla taç giymiştir.  İlerleyen dönemde Bizans’ın elindeki Sinop ve Ereğli gibi bölgeleri elegeçirmiş daha sonra geri çekilmiştir. Uzun süre Bizans ile Trabzon arasında bu mücadele devam etmiştir. Aynı dönemde bir de İznik’te imparatorluk vardır. Bunun yanında bir de Epir bölgesinde Epir Despotluğu. Bu 4 devleti yönetenlerde kendini Roma İmparatoru olarak görüyor ve bu ünvanı kullanıyordu. Bu devletlerden İznik’te bulunan İmparatorluk 1264’ te İstanbul’u elegeçirerek Bizans İmparatoruluğunu yeniden canlandırdı.

Fetret devri Osmanlı Devleti de buna örnektir. Her bir şehzade kendini sultan ilan ederken bu parçalı yapıdan faydalanan bazı yerel beylerde kafalarına göre takılıyorlardı. Çelebi Mehmet tüm rakiplerini yenip yerel beylere de hakimiyetini kabul ettirerek Osmanlı Devletini yeniden toparladı.

... 

Yukarıda BBP’ye ilişkin durum tespitini yapmıştık. MHP’de üç aşağı beş yukarı aynı durumda. Özellikle 1 Kasım seçimleri sonrası yaşanan gelişmeler MHP’de fetret devrinin başlamak üzere olduğunu haber veriyor.

Her ne kadar MHP , BBP’ye oranla çok daha  bütüncül bir yapı gibi görünmekte ise de mevcut durumda yekpare ve homojen bir yapıdan sözetmek mümkün değildir. Öncelikle fikri anlamda homojen bir yapı değildir. İçeride İslami çerçeve sınırları içinde bir milliyetçilik anlayışını savunanlar bulunduğu gibi , kendilerini Türkçü olarak niteleyen ve şamanizme sempati duyan ırkçı diyebileceğimiz bir çizgi de  mevcuttur. Bunun yanında devleti yücelten laik milliyetçiler olarak nitelendirebileceğimiz dini ayrı tutan çizgide insanlarda var.  

Maalesef son 40 yıldır ki (neredeyse MHP’nin yaşı) MHP’ nin siyaset açısından ürettiği ve topluma servis ettiği bir düşünce , bir fikir yok. Kuruluş döneminde neyi söylüyor ve neyi savunuyorsa -dünyadaki bunca değişime ve gelişime rağmen- hala aynı söylemlerle aynı şeyleri savunuyor. Tutarlılık iyidir ancak bazı şeyler fikr-i sabite dönüşünce sıkıntıları da beraberinde getirmektedir. Fikri gelişim ve politika üretimi açısından MHP –maalesef- Türk Milliyetçiliği fikrinin önünü tıkamış durumda. Lider-Teşkilat- Doktrin eleştirilemez düsturu ile hareket yeni fikir ve düşüncelerin oluşmasına müsaade etmiyor. Bu düstur MHP’yi statik bir yapıya dönüştürdü ve bu statiklik Türk Milliyetçiliği fikrini de MHP’yi de öldürüyor.

İçerideki çekişmeler , mevcut konjektürel yapı , siyaset geliştirememe vs. bir çok sebepten dolayı alınan seçim yenilgileri Bahçeli’nin koltuğunu sallıyor. Bahçeli koltuğu bırakmak istemiyor. Muhalefet bastırıyor ancak muhalefette yekpare değil.

Muhalefete bakıyoruz. Hepsi Bahçeli’nin 19 yıllık döneminde Bahçeli’nin ekibinde aktif olarak görev almış ve Bahçeli’nin başarısızlığında pay sahibi olmuş kişiler. Dahası bir tanesi AKP’nin kuruluş çalışmalarına katılıp son anda istifa ederek MHP’ye geçmişti. Ondan öncede DYP içerisinde uzun süre siyaset yapmıştı. Bir diğeri Apo’yu asmayan Anasol-M hükümetinin bakanıydı. Rahmetli Ali Güngör’ün  Rahşan affı olarak bilinen af kanununa karşı yaptığı konuşma esnasında Bakanlar Kurulu koltuklarında oturuyordu. Ayrıca yolsuzluk dolayısıyla Yüce Divan’da yargılanmıştı. Üçüncü aday hakkında ise Çıfıt (Yahudi) olduğuna dair iddialar var. Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve sonrasında kripto gayrimüslimlerle ilgili açıklamaları ile gündeme gelen Yusuf Halaçoğlu’nun 26.11.2015 tarihinde basına yansıyan konuşmasında sarf ettiği “Ogan MHP genel başkanı olursa ben MHP’den istifa ederim” sözleri bu konuda pek manidar anlamlar ifade etmektedir.

Mevcut durumda Bahçeli’nin MHP’nin başında kalması mevcut sıkıntıları artıracağı gibi  muhalif adaylardan birinin kazanması da yeni sıkıntıları beraberinde getirecektir. Dahası MHP’nin yapısal sorunları çözülmeden yönetime kim gelirse gelsin MHP’nin çöküşüne çare olamayacaktır. MHP’de çok parçalı bir yapıya doğru hızla ilerlemektedir. Hukuken bölünmese bile yapı içerisinde fiilen bölünmek üzeredir. Bu durum ise feodalizmi de beraberinde getirecektir. Son 15 yılda tüm ülkede yaşanan yozlaşma MHP tabanını da feodalizme hazır hale getirmiştir.

Ülkücü hareketin BBP kanadı bugün feodalizmi yaşamaktadır. MHP kanadı da feodalizmin kapısındadır.

Feodalizm ise ortaçağ demektir...



  

               

29 Ekim 2015 Perşembe

Yerli Ve Milli 5

         Şimdi bundan önceki 3 yazımızda anlattıklarımızı bir araya getirerek bir değerlendirme yapıyoruz. Bugün R. Tayyip ERDOĞAN taraftarları hernekadar tevil etmeye çalışmakta iselerde ortada söyle bir gerçek var.

          Geçmişten biliyoruz ki AKP'nin ya da R. Tayyip ERDOĞAN'ın içinden çıktığı Milli Görüş çizgisi ile Fethullah GÜLEN çizgisi birbirinden hazeden çizgiler değildir. Birbirlerini sevmezler öyle ki tüm müslümanların neredeyse bir araya geldiği 28 Şubat sürecinde bile bu çizgiler bir araya gelememiştir. Hatta Milli Görüş çizgisi 28 Şubat süreci esnasında F. Gülen çizgisinin takip ettiği siyaseti Müslümanlara ihanet olarak nitelemiştir. Bakıyorsunuz Av. Münci İNCİ'nin evinde yapılan toplantı da cemaat orada hazır.

           Gerek milliliği gerekse yerliliği herzaman tartışılır olmuş ve Milli Görüş çizgisi ve R. Tayyip ERDOĞAN'la herdaim kavgalı olan , 28 Şubat sürecine aktif destek veren Tüsiad ve yetkilileri yine Av. Münci İNCİ'nin evindeki yemekteler. Ayrıca bu yemekten 2 gün sonra Bülent ECZACIBAŞI'nın evinde yeniden bir araya gelerek R. Tayyip ERDOĞAN'ı ağırlayorlar. Ağırlayanlar arasında Doğan , Koç grupları da var.

           Tayyip ERDOĞAN'ın ilk günden beri kavgalı olduğu malum basın ve onun temsilcileri yine Av. Münci İNCİ'nin evinde. Üstelik hem Hürriyet Gazetesi murahhas azası ve Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkan yardımcısı (Tezcan YARAMANCI) orada hem de gazetenin köşe yazarı (Yalçın DOĞAN) tabii ki Akşam Gazetesi köşe yazarı Güler KÖMÜRCÜ'yü , Zaman Gazetesi Köşe Yazarı Fehmi KORU 'yu  (dolayısıyla Taha KIVANÇ) ve Nazlı ILICAK'ı da unutmamak lazım.

           Gerek yurtiçi gerekse uluslararası bağlantıları olan ve ne iş yaptığı hiç kimse tarafından tam olarak bilinmeyen Emin ŞİRİN  ve Kürt Sabataist Hasan Cüneyt ZAPSU'da yemekli toplantı da yerlerini almışlar.

           O dönem Anavatan Partisinde siyaset yapan ve Milli Görüş çizgisi ile hiçbir bağlantısı olmayan eski bakan Bülent AKARCALI ile yine o dönem Aydınlık Türkiye Partisinin kurucu genel başkanı olan Ülkücü(!) Tuğrul TÜRKEŞ'te yemek masasına kurulmuş. Milli Görüş Çizgisi ile Ülkücü Hareket zaman zaman seçim ittifakı yapsada aslında birbirinden hazetmeyen ve Metin YÜKSEL hadisesinden dolayı fırsat bulduklarında birbirinin ümüğünü sıkacak çizgilerdir.

          Yerlilik ve Millilikle hiçbir bağlantıları olmayan hatta tüm dünyada milli yapı ve sınırlara karşı sistemli bir savaş yürüten , kadife , turuncu, mor vs. devrimlerin arkasındaki SOROS ve Türkiye uzantısı SOROSÇU TESEV  yetkilileri oradadır. Bu TESEV yetkilileri aynı zamanda Alman Sermaye gruplarını ve akademik çevreleri de bir anlamda oraya taşımışlardır.

          Milli Görüş çizgisine düşman ve bu amaçla 28 Şubat postmodern darbesini yapan ve ileride ergenekon soruşturmasından gözaltına alınacak olan Laik-Ulusalcılarda masanın etrafındadır.

           Burada bulunan özellikle işadamları ve vakıf yetkililerinin ortak özelliği Sabataist olmalarıdır. Sabatastlerimiz milli olmadıkları gibi yahudi kökenlerinden dolayı milliliğe de karşı kişilerdir. Sabataistlerde aynı masada yerlerini almışlardır.

          ABD devlet olarak masanın baş köşesine oturmuş.

          Siyasi düşünce olarak siyasetten uzak olduğunu söyleyip pragmatik davranmayı alışkanlık haline getirmiş olan Gülen cemaati , laik ulusalcı , milliyetçi/ülkücü , kürtçü , siyasal islamcı, enternasyonal düşünce yanlısı , sosyal demokrat , para babası , bürokrat. Türk , Alman , Fransız , İngiliz vatandaşı ya da çifte vatandaşlık taşıyanlar. Türk , Kürt , Yahudi , Çerkez , Gürcü , Dönme...

           Baktığımızda birbirini sevmeyecek/sevemeyecek ve asla bir araya gelemeyecek , fırsat bulduklarında birbirini bir avuç suda boğacak kişiler , gruplar ya da düşünceler bir aradadır. Yıl 1999. Ortada henüz AKP yok. AKP yaklaşık 2 yıl sonra kurulacak.

           Bunlar nasıl bir araya geldi sorusunu soranlara hemen "Yerli ve Milli 4" başlıklı yazımıza bakmalarını tavsiye edeceğiz.

           Ne diyordu ABD
           1- Sizi iktidara taşıyacağız.
           Tüm bu grupları aynı masanın etrafında ve aynı amaç için oturtarak bir anlamda bunun yolunu açılıyor. Siyasi açıdan 4 eğilim orada. Toplumsal karşılığı olan cemaat, milli görüş , ülkücü düşünce orada. Anap/doğruyol ile sosyal demokratlar/ulusalcı çizgi orada. Bir anlamda oy potansiyelinin altyapısı sağlanmış durumda.
           2- Size engel çıkartabilecek muhalefeti opere edeceğiz.
            O dönemde Fazilet Partisi  mevcut ancak bu toplantılardan bir süre sonra kapatılacak ve kendilerine yenilikçi adını veren R.Tayyip ERDOĞAN ve çevresi bu kapatma kararının kesinleşmesinden sonra Milli Görüş çizgisinde kurulan Saadet Partisine katılmayarak kendi yollarına gidecekler. Yani Milli Görüş çizgisine ERDOĞAN üzerinden operasyon yapılarak çizgi bölünmüş.  Anap içerisine Bülent AKARCALI üzerinden elatılmış, Tuğrul TÜRKEŞ üzerinden ATP koroya dahil edildiği gibi MHP tabanına da işaret çakılmış. Ecevit hastahanede ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalmış ve basın yoluyla bir anlamda zaten öldürülmüş.

           3- Finansal Destek sağlayacağız.
            Masanın etrafına baktığımızda Doğan , Koç , Ezcacıbaşı , Anadolu , Azizler, Tekfen holding masada , R. Tayyip ERDOĞAN Ülker grubunun dağıtım ortağı. Uluslararası Finans çevrelerinden yahudi Soros ve Türkiye uzantıları da işin içinde...

            ABD taahhütlerini yerine getirerek sözünü tutmuş görünüyor. R. Tayyip ERDOĞAN , BOP eşbaşkanı olduğunu beyanla hem anlaşmanın varlığını ve içeriğini  hem de anlaşma ile yüklendiği taahhütlerinden birini yerine getirdiğini ikrar etmiş olmaktadır.

           ...

           Tüm bu yazılarda ismi geçen kişi veya gruplar/yapılar kim ve ne adına ya da neyin karşılığında bir araya geldi. Ya da getirildi. R. Tayyip ERDOĞAN'ın ya da onu savunan kişilerin içinde bir tane milli ve/veya yerli unsur bulunmayan  bu kişi/gruplarla nasıl bir araya geldiğini makul , mantıklı ve kuşkularımızı giderecek bir şekilde açıklayabileceğini sanmıyoruz. 

           Görünen o ki ABD bugüne kadar ilişkide olduğu , yönlendirdiği , etkisi altında tuttuğu ya da satın aldığı kişi , grup ve yapıları 1999 dan itibaren bir araya toplayarak  konfedere yeni bir yapılanmaya gitmiş ve bunun sonucunda AKP ortaya çıkmıştır. Bu yapının başına da 10 küsür yıldır takip ettiği ve ilişkide olduğu istediklerini yaptırabileceğini düşündüğü R. Tayyip ERDOĞAN'ı  adeta bir "Müstemleke Valisi" olarak atamıştır. R. Tayyip ERDOĞAN'ın konuşmalarında sık sık dile getirdiği "üstakıl" kendisini atayan akıldır ve o akıl ABD aklıdır.

           A. DİLİPAK AKP'nin bir ABD projesi olduğunu pek çok kez ifade etmiştir. DİLİPAK gibi bu işlere kafa yoran pek çok Siyasal İslamcı da Akp'nin kuruluşu öncesi ve kuruluşu aşamasındaki ABD parmağını kabul etmekle birlikte 2007 den sonra R. Tayyip ERDOĞAN'ın ABD'den bağımsız hareket etmeye başladığını söyleyerek ERDOĞAN'ın bugünkü varlığını meşrulaştırmaya çalışmakta ve bir anlamda geçmişin üstünü kapatmayı amaçlamaktadır.

           Şimdi en başa dönerek soruyoruz ;

           ABD' nin kurguladığı ve tüm altyapısını hazırladığı, içerisinde Yahudi , Sabataist , Alman , Fransız , İngiliz , ABD vatandaşlarının olduğu , Türk Vatandaşı olmakla birlikte Enternasyanalist olan Milli ve Yerli değerlere sırt dönmüş gayrimilli kişilerle yola çıkan ve onların desteği ile bir yerlere gelen R. Tayyip ERDOĞAN ne kadar yerli ve millidir ya da bu süreçte ne kadar yerli ve milli kalabilmiştir?

            Sahi siz sayın R. Tayyip ERDOĞAN , siz gerçekten Yerli ve Milli misiniz?




Not: Bu araştırma bir anlamda Bu yazıda ismi dolaylı ya da doğrudan geçen tüm kişi , grup ,cemaat , parti , siyasi düşünce vs. nin de yerli ve milliliğinin sorgulanması gerektiğini gözönüne sermiştir.
         

 

28 Ekim 2015 Çarşamba

Yerli Ve Milli 4

          ABD'nin tabiriyle "Our Boys"un yaptığı 12 Eylül ihtilali ile Türkiye'nin tüm gizli ve milli damarlarına sızan ABD/İsrail ikilisi toplumun gidiş yönünü baz alarak ve Ortadoğu'daki gelişmelerden de yola çıkarak Türkiye'de uzun vadede bir islami yapılanmanın oluşacağını fark eder. Bunu kendi dizayn etmek amacıyla planlar oluşturmaya ve bu planlarda kullanılabilecek yol arkadaşı aramaya koyulur.

          İsrailli ajan diplomat ve akademisyen Alon LİEL 1987 yılında R. Tayyip ERDOĞAN'ı izlemeye alarak iletişime geçtiklerini ve o tarihten itibaren R. Tayyip ERDOĞAN'ın MOSSAD tarafından yetiştirildiği iddiasındadır 2003 yılında piyasaya çıkan "Demo İslam : Türkiye'nin Yeni Yüzü" isimli kitabında.

          Yine ABD'nin Ankara Büyükelçisi , CİA'nın Türkiye ve Ortadoğu stratejisti Yahudi Mason Morton ABRAMOWİTZ  Tayyip ERDOĞAN'ı Beyoğlu İlçe Başkanı olduğu (1989) yılında keşfettiklerini açıklamıştı.

          Bu iddialar ABD ve İSRAİL kaynaklı olduğu için şüphe ile yaklaşacak pek çok insan mevcuttur. Bu bilgileri bir kenara not edip devam ediyoruz.

          2014 yılı Kasım ayında bir televizyon kanalında programa katılan Merkez Parti Genel Başkanı Abdurrahim KARSLI'nın açıklamalarına (https://www.youtube.com/watch?v=9eIGZM0-qhQ) bakıyoruz. KARSLI'nın açıklamalarından sonra açıklamalarda ismi geçen Abdurrahman DİLİPAK , Ali BULAÇ , Ünal TANIK vs. nin açıklamaları birbirni takip etti.Olaya bir başka boyutuyla www.haber 7.com daki yazısıyla M. Ali BULUT'ta dahil oldu.

          Merkez Partinin kurulmasından sonra Merkez Parti yetkilileri kurulan partinin toplumsal karşılığı olup olmadığını tespit ve birazda partinin tanıtımı amacıyla Abdurrahim KARSLI'nın evinde bir yemek tertip ve içlerinde Abdurrahman DİLİPAK , Ali BULAÇ, Şeyda AÇIKKOL ,Eski Bakan Aydın TÜMEN'in de bulunduğu bir grup insanı davet ederler.

          Davete geçmeden  önce belirtelim. Abdurrahman DİLİPAK'ın daha önceki açıklamalarından biliyoruz ki 1993 yılında bazı batılı devletler kendisine gelerek Türkiye'nin İslami bir çizgiye kaydığını ve ileri de bir siyasal islam iktidarı olabileceğini bu sebeple kendilerinin İslami gruplarla ilgili bilgi almak istediklerini söylerler. Bunun üzerine kendisi de bir rapor hazırlayarak bu devletlerin görevlilerine verir. Aynı batılı devletler  1990'ların ortalarından sonra bu rapordan yola çıkarak bazı siyasi gruplarla işbirliği için girişimlerde bulunurlar. DİLİPAK bu dönemde iritbata geçilen kişilerin arasındadır.

          Şimdi geçelim davete.

          KARSLI' nın evindeki görüşmede muhabbet esnasında sorulan bir soru üzerine sözü alan DİLİPAK ; ABD'nin 1990'ların sonunda küresl güçler siyaseten yolarkadaşlığı yapacak gruplar arıyorlardı. Bu amaçla ERBAKAN hocaya gittiler ama o kabul etmedi. Bundan sonra aynı teklifi R. Tayyip EDOĞAN ve Abdullah GÜL'ün de bulunduğu AKP kurucularına teklif yapıldığını anlatır ve AKP'nin bir ABD projesi olduğunu belirterek teklif içeriğinin kaba hatlarıyla şudur ;

                1- Biz sizi iktidara taşıyalım.
                2- Size iktidarda sorun çıkaracakları opere edelim.
                3- Size gerekli finansal destekleri getirelim.”

Karşılığında ise AKP’den istenenler de şunlardır:

                1-İsrail’in güvenliğini artıracaksınız.
                2-Önündeki engelleri kaldıracaksınız.
                3-Büyük Ortadoğu Projesi’nin yani sınırların değişmesine yardımcı olacaksınız.
                4- İslam’ın yeniden yorumlanmasında bize yardımcı olacaksınız.”
olduğunu ifade ederek  R. Tayyip ERDOĞAN , A. GÜL ve ileride AKP'yi kuracak olan kişilerin bu teklifi kabul ettiğini de belirtir.

          Bu bilginin ardından A. DİLİPAK o dönemde yaşanan olaylara ve görüşmelere Ali BULAÇ'ı da oradaki kişiler huzurunda şahit gösterir ve Ali BULAÇ'ta DİLİPAK'ın anlatıklarını teyit eder.Hatta anlatılan olaylara şaşıran Aydın TÜMEN'e hitaben olayın içerisinde Sosyal Demokrat kesimden bazı kişilerin ve Deniz BAYKAL'ın bulunduğunu , Deniz BAYKAL'a Cumhurbaşkanlığı sözü verildiğini ancak BAYKAL'ın yeterince çalışmayıp anlaşmaya aykırı davranması sebebiyle Cumhurbaşkanı yapılmayıp yerine Abdullah GÜL'ün Cumhurbaşkanı yapıldığını ifade eder.

          27.11.2014 günü Cem ÖZER'in +1 tv televizyonundaki programına katılan Merkez Partisi Genel Başkanı Abdurrahim KARSLI , A. DİLİPAK'ın o toplantıda anlattıklarını canlı yayında kamuoyu ile paylaşır.

          Bu olay kamuoyuna yansıyınca siyasal islamcıların herzaman yaptıkları keskin U dönüşlerinden birini yapmak için Abdurrahman DİLİPAK tevil yoluna gitmeye çalışsa da Abdurrahim KARSLI'nın anlattıklarını Ali BULAÇ (https://www.youtube.com/watch?v=Sd0krFqmGZo) teyit eder. Ünal TANIK Rotahaber isimli internet sitesinde yazdığı bir yazı ile 2010 (tarih konusunda yanılmıyorsam diye cümleye başlar) yılında aynı hadiseyi aynı şekilde bizzat A. DİLİPAK'ın kendisine anlattığını yazar. Yemekte bulunan Aydın TÜMEN'de yaptığı açıklama ile KARSLI'nın açıklamalarının aynen anlatıldığı şekilde gerçekleştiğini ve konuşmalarının içeriğinin de doğru olduğunu belirtir.

          Bu esnada olaya bir yazı ile dahil olan haber7.com sitesi yazarlarından Mehmet Ali BULUT aynı teklifin rahmetli Muhsin YAZICIOĞLU' na da yapıldığını ancak Erbakan gibi YAZICIOĞLU'nun da bu teklifi reddettiğini yazar. Ünal TANIK , Muhsin YAZICIOĞLU'nun şehadetinden kısa bir süre önce yüzyüze yaptıkları bir görüşmede kendisine bu yönde bir teklifin geldiğini ve kendisinin bu teklifi reddettiğini söylediğini belirterek Mehmet Ali BULUT'un açıklamasını doğrular. Yine bu açıklamalar esnasında YAZICIOĞLU'na teklifin R. Tayyip ERDOĞAN aracılığı ile yapıldığı ve YAZICIOĞLU'nun "yanlış yapıyorsunuz , fil ile yattağa giren ezilir" dediği de medyaya düşer.

          ...

27 Ekim 2015 Salı

Yerli ve Milli 3

Erol Mütercimler anlatmaya devam ediyor.

"24.10.1999 günü kararlaştırıldığı üzere Münci İNCİ'nin evine gittim. İçeriye girdiğimde salonda sırayla Fehmi KORU , Emin ŞİRİN , Nazlı ILICAK , Yalçın DOĞAN , Bülent AKARCALI , Tezcan YARAMANCI , Fehmi GÜLTEKİN  , Güler KÖMÜRCÜ , Yağ Fabrikası olan bir bayan ve oğlu , tanımadığım 3 tane profesör oturuyorlardı. R. Tayyip ERDOĞAN ve danışmanı/yardımcısı da vardı.

Biraz sonra büyük bir siyah araba geldi içinden ABD'nin İstanbul konsolos yardımcısı Kate SCHERT ve Tuğrul TÜRKEŞ birlikte inip kolkola yanımıza geldiler. o gün 2 kez R. Tayyip ERDOĞAN'ın Türkiye Cumhuriyetine başbakan olacağı söylendi. Söyleyenlerden biri R. Tayyip ERDOĞAN'ın yanındaki kişiydi. Konuşmalardan sonra Tuğrul TÜRKEŞ ve Kate SCHERT geldikleri gibi birlikte ve kolkola olarak Av. Münci İNCİ'nin evinden ayrıldılar. Herkes gittikten sonra Av. Münci İNCİ'nin isteği üzerine Bülent AKARCALI ve ben bir süre daha orada kaldık. Burada Av.Münci İNCİ R. Tayyip ERDOĞAN'ın başbakan olacağını bir kez daha söyledi"

Şimdi de burada ismi geçen kişilere bir bakalım.

Fehmi KORU , ABD de üniversite eğitimi almış Fetullah Gülen grubunun Zaman Gazetesinde uzun yıllar hem Fehmi KORU hem de Taha KIVANÇ ismiyle yazılar yazmış daha sonra Yeni Şafak gazetesinde görev almış. Wikiliks belgelerine göre ABD Büyükelçisi EDELMAN'ın talebi üzerine genel yayın danışmanlığı yapmış , Turkish Daily News , Star gibi gazetelerde çalışmış ve Bilderberg toplantılarına katılacak kadar uluslararası bağlantıları olan birisi.

Emin ŞİRİN , Nazlı ILICAK'ın ikinci eşi , Ürdün kökenli çerkez bir aileye mensup olduğu söyleniyor. R. Tayyip ERDOĞAN'ı kimi çevrelerle tanıştıran ve yolunu açan kişi.

 Nazlı ILICAK , siyasal çevrenin iyi tanınan figürlerinden biri. Her dönem kazanana oynaması ile tanınıyor. Ölen eşi Kemal ILICAK 1980 öncesi Tercüman ve Bugün gibi gazetelerin patronu idi ve Süleyman DEMİREL'in medya dünyasındaki en has adamı idi. İLKSAN skandalına adları karışmış ve Demirel ILICAK'ı korumak adına tarihe geçen "verdimse ben verdim" diyerek kamu malını peşkeş çektiğini kabul etmişti. Kemal ILICAK'ın ölümünden sonra Refah PARTİSİ'nden milletvekili seçilmiş Merve Kavakçı'yla birlikte başörtüsü ile birlikte gelerek 28 Şubat süreci yollarına ray döşemişlerdi. Fazilet Partisinin parçalanma sürecinde aktif rol oynayan kişilerden biriydi. Gerek içerde gerekse dışarı da güçlü bağlantıları olan ve Sabetaist olduğu yolunda iddiaların dilden düşmediği bir kişi.

Yalçın DOĞAN , R. Tayyip ERDOĞAN'ın sürekli şikayet ettiği kimi zaman ihanetle kimi zaman satılmışlıkla itham ettiği malum basının Hürriyet ayağından bir gazeteci. Patronu Aydın DOĞAN o toplantıda olduğunu emin olun biliyordu.

Bülent AKARCALI , Anaplı eski bakan , Saint Josef Fransız Lisesi ve Brüksel Ekonomi Üniversitesi mezunu. Müslüman kesimin hep soru işareti olarak baktığı ve uzun yıllar askeri makamlarca tek tercih olarak kullanılan Eti Biskuvi grubunda genel müdürlük yapmış , Türkiye Demokrasi Vakfının kurucusu ve başkanı , Kurucuları ve mütevelli heyetininin sabetaist olduğu ve Soros Vakfından para aldığı bilinen Bilgi Üniversitesinin kurucularınden ve yöneticilerinden bir siyasetçi.

Tezcan YARAMANCI , 23 yıl Koç Holdingde çalışmış ve genel başkan yardımcılığı yapmış , Hürriyet Gazetesi Murahhas azalığı , Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği , Tüsiad Üyeliği , Özelleştirme idaresi başkanlığı , Kamu Ortaklığı idaresi başkanlığı , THY Genel Müdürlüğü , Dış Ekonomik İlişkiler kurulu üyeliği ; Türk-Amerikan İşadamları Derneği üyeliği, Rotary Klüp Üyesi ve Soros'un Açık Toplum Enstitüsünün Türkiye ayağı TESEV vakfı üyesi.
Alman Lisesi ve Hannover Teknik Üniversitesi mezunu. Niğde-Bor- Kemerhisar'da dedesi toprak ağası. Anneannesi saraylı. Eşi Mihrinur KULELİ'nin annesi Sabetaistliği kitaplara konu olan Uşaklızade ailesinden. Baba tarafı ise Fransız kökenli (Marki Bnossard de Chateauneuf), 1996 yılında İngiltere Kraliçesi tarafından İngiliz kişi ve kurumlarına yaptığı yardımlardan dolayı Britanya İmparatorluğu Liyakat Nişanı verilen bir kişi olarak çıkıyor karşımıza. Yine YARAMANCI'nın 2000 yılında Fransız vatandaşlığına geçtiği ve çifte vatandaşlık sahibi olduğu da anlaşılıyor.

Fehmi GÜLTEKİN , Aslen Siirtli. Seyyid olduğu iddiasında1990'lı yılların ortalarında Vakıfbank Genel Müdürü bir bürokrat. daha sonra bazı usulsüz kredi söylentilerinin ardından görevine son veriliyor. Bunun üzerine Önce Çörtüklerin Bayındır Holdinginde ardından da Yaşar Holdingte görev alıyor. Her iki holdingin bankalarına ilerleyen dönemlerde usulsüz kredi kullandırılması ve bankaların içlerinin boşaltılması gerekçesiyle el konulmuştu. Gültekin'in bu banka içi boşaltma ile bağlantısı var mı bilemiyoruz. İlerleyen dönemde Tayyip ERDOĞAN'ın danışmanı olduğu bilgisi ağızlarda dolaşıyor.

Güler KÖMÜRCÜ , Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve bir süre cezaevinde kalan bir Milliyetçi/ulusalcı çevrelerle ve mafya babaları ile bağlantısı olan bir gazeteci. Ergenekon soruşturmaları esnasında basına yansıyan tapelerde gerek Sedat PEKER gerekse Tuğrul TÜRKEŞ'le olan telefon konuşmaları bayağı bir ses getirmiş ve hafifmeşrep bir kadın olduğu ima edilmişti bazı çevrelerce. Emekli general Veli KÜÇÜK ve Türk Ortodoks Kilisesi yöneticileri ile de bağlantıları ve konuşma kayıtları ortaya çıkmış bir sism.

Tuğrul TÜRKEŞ'i anlatmaya gerek duymuyoruz. Ancak Türk Milliyetçiliğinin büyük ismi Alpaslan TÜRKEŞ'in oğlunun ABD konsolos yardımcısının kolunda ne işi olduğu gerçekten merak uyandıran bir durum. O dönem Aydınlık Türkiye Partisi (ATP) Genel Başkanı. Daha sonra MHP milletvekilliği ve Genel Başkan Yardımcılığı yaptı. Bir kaç ay kadar önce MHP'den istifa ederek AKP'ye katıldı. Erol MÜTERCİMLER bahsi geçen tv programında Tuğrul TÜRKEŞ'in mason olduğunu , rahmetli Alparslan TÜRKEŞ'in de mason olmak için başvurduğunu ancak locaya kabul edilmediğini iddia ediyor.Ergenekon operasyonu esnasında medyaya düşen konuşma tapelerinden Güler KÖMÜRCÜ'ye birlikte olma ve grup seks teklif edecek kadar ahlaki zaaf içerisinde bulunduğu anlaşılıyor.

Bu toplantıdan 2 gün sonra yine basından ve katılanların açıklamalarından Bülent ECZACIBAŞI'nın evsahipliğinde bu kez 28 Şubat Sürecinde DYP'yi bölerek Refahyol hükümetini bitiren ve askerle işbirliği yapan eski bakan Yalım EREZ , Tekfen Holdingin patronlarından Robert Koleji ve Michigan Teknik Üniversitesi mezunu , Tüsiad üyesi Feyyaz BERKER , Yine Tüsiad Başkanlığı yapan Anadolu Holding patronu Efes Pilsenin sahibi Tuncay ÖZİLHAN , Radikal Gazetesinde ekonomi yazıları yazan ve Yaşar Holding ,Enka Holding , Yapı-Kredi Bankası vs. de yöneticilik yapan Korkmaz İlkorur , Vehbi KOÇ'un kızı Sevgi GÖNÜL'ün eşi ve Koç Holding Yöneticisi English High School mezunu Erdoğan GÖNÜL , Soros Vakfının Türkiye uzantısı TESEV'in kurucu ve yöneticisi ,Alman Firması Türk-Henkel Holding Yönetim Kurulu Başkanı, Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi , Gazeteci Mehmet BARLAS'ın kaynı ve Mecbure  Canan BARLAS'ın kardeşi , halen aktif Sabetaistler içerisinde bulunan ve uyumakta olan sabataistleri uyandırmaya çalışan bu yöndeki tartışmalar sebebiyle Ilgaz ZORLU ve Abdurrahman DİLİPAK ile mahkemelik olan Nafiz Can PAKER ve tabii ki Bim Mağazacılık'ın ortaklarından Azizler Holding'in sahiplerinden Alman Lisesi mezunu , bir tarafı bedirhani (kürt sabataist) ailesi olan kürt yahudisi olan Musa ANTER'in eşinin yeğeni diğer tarafı Selanik dönmelerinden Uzel ailesinden. Tüsiad Üyesi , 2006 yılında ABD yöneticilerine "Tayyip Erdoğan'ı deliğe süpürmeyin, kullanın" diyen kişi. Kendisi Alman vatandaşı olduğu için milletvekili olamayan ,  eşi Beyza ZAPSU'nun Çamlıca Subaşı Camisinde başı açık şekilde erkek-kadın karışık cemaatle cuma namazı kıldığı Hasan Cüneyt ZAPSU.

Yıl 1999 ve Fazilet Partisi henüz kapatılmamış ve AKP'nin kuruluşuna ise yaklaşık 2 yıl var. Yazının şuana kadar ki kısmında bahsi geçen kişilerin pek çoğu köken olarak sıkıntılı , siyasi , sosyal , dini açıdan veı hayata bakış açısı olarak R. Tayyip Erdoğan ile aralarında mesafeler olan kişiler...

Burada Erol Mütercimlerin açıklamalarına ve oradan hareketle ulaştığımız bilgilere bir nokta koyarak bir başka mecradan R. Tayyip Erdoğan'ın Yerli Ve Milli anlayışına doğru ilerlemeye devam edeceğiz...

...

23 Ekim 2015 Cuma

Yerli Ve Milli 2


           Geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan , 1 kasım seçimleri ile alakalı 550 milli ve yerli milletvekili istediğini belirten bir açıklama yapmıştı. Biz de bir önceki yazımızda kendilerinin ve Abdullah GÜL'ün ABD vatandaşı olduklarını belirterek bu itibarla milli ve yerli olup olmadıklarını sormuştuk.

           Sormaya kaldığımız yerden devam ediyoruz.

          30 Ağustos 2015 tarihinde Halk Tv isimli kanalda Erol Mütercimler ve Ümit Zileli'nin konuk olarak katıldığı "Şimdiki Zaman" isimli bir program yayınlandı (https://www.youtube.com/watch?v=kkIE0--R5N4) Program konuklarının bizim için referans olarak alınacak bir yanları bulunmamaktadır bununla birlikte yaklaşık 1 saat 35 dakika süren programın son 5 dakikalık bölümü dikkatimizi celbetti.

          Bu 5 dakikalık bölümde Erol Mütercimler genel hatlarıyla  24 Ekim 1999 tarihinden bir kaç gün önce  Av. Münci İnci'nin Nişantaşı'ndaki bürosuna davet edildiğini , oraya gittiğinde gazeteci Avni ÖZGÜREL'in de orada bulunduğunu ve Av. Münci İnci'nin kendilerine hitaben "Nail Keçili ile birlikte T.Erdoğan'ın PR'ını aldıklarını belirterek  24 Ekim 1999 günü kendi evinde yapılacak bir bruncha davet ettiğini kendisinin daveti kabul ettiğini fakat o dönem Tayyip ERDOĞAN'la mesafeli duran Avni ÖZGÜREL'in daveti kabul etmediğini anlatıyor.

          Önce buraya kadar isimleri geçen Şahısları tanıyalım.

          Erol MÜTERCİMLER , Ordudan binbaşı rütbesi ile emekli olduğu söylenmekle beraber aşırı solcu fikirlerinden dolayı ordudan atıldığı da iddia edilen bir kişi. Gazetecilik , yazarlık programcılık yapmakta. Ergenekon Terör Örgütü sanıklarından birisi.

          Avni ÖZGÜREL , 12 Eylül döneminde Ülkücü Hareketin günlük yayın organı olan Bizim Anadolu Gazetesinin Ankara sorumluluğunu yapmış daha sonraki yıllarda Milliyet , Akşam , Yeni İstanbul  , Ayrıntılı Haber , Radikal gibi gazetelerde çalışan ve köşe yazarlığı yapan , Kitapları ve dizi senaryoları olan ve geçmişinden dolayı ülkücü bilinen bir gazeteci. Son dönemde Akp hükümetinin oluşturduğu Akil İnsanlar Heyetinde yeralan birisi.

          Av. Münci İNCİ , Özalların avukatı olarak bilinir. 1940 Van doğumlu. Tüsiad Yüksek İstişare Konseyi Başkanlığı yapmış. İntermedya yayın grubunun sahibi. 1990'lı yılların sonunda kurulan Yeni Yüzler Hareketinin kurucu Genel Başkanı. Aynı zamanda Fetullah GÜLEN grubuna ait olan STV televizyonunun kurucusu. Stv televizyonunun gizli ortağı olduğunu söyleyenler de var. 1990'ların sonundan ölümüne kadar R. Tayyip ERDOĞAN'ın da avukatı.

         Nail KEÇİLİ , Atatürk'e suikast davasından yargılanıp idam edilen Yenibahçeli Nail'in torunu Bayar ve Menderes'in arkadaşı Nadir beyin oğlu.Alman Lisesi mezunu , Amerikan firması Grey'in Türkiye'deki ortağı Cenajans2ın sahibi, Tüsiad eski üyesi, adı Egebank skandalına karışmış ve 1,5 yıl hapis yatmış bir zengin.

        Erol MÜTERCİMLER anlatmaya devam ediyor...

        24 Ekim 1999 günü Av. Münci İNCİ'nin evine gittim.

       ...


13 Ekim 2015 Salı

Yerli ve Milli...

                 Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı R.Tayyip ERDOĞAN 1 Kasım tarihinde yapılacak genel seçimlerde ülkenin geleceği için 550 yerli ve  milli  milletvekili istediğini söyledi. Tabii ki bu milletvekillerini kendi partisi olan AKP için talep etti.

                  Talebinde kullandığı "yerli" ve "milli" kelimelerinin içeriğini nasıl doldurduğunu açıklamadığı için bilemiyoruz. Bununla birlikte "yerli" ve "milli" olma vasıflarını gözönüne aldığımız da Sayın Cumhurbaşkanına sormak isteriz.

                  2000'li yılların başında ülkemize gelerek bakanlık yapmış olan ve halen İMF de üstdüzey yöneticilik yapan , yahudi kökenli bir amerikalı ile evli bulunan , aynı zamanda ABD vatandaşı da olan Sayın Kemal DERVİŞ yerli ve milli midir?

                  AKP'nin iktidarda olduğu 13 yıl boyunca Maliye Bakanlığını emanet ettiğiniz uzun süre yurtdışında eğitim görüp - yurtdışında kalarak yahudilere ait bir kısım finans kuruluşlarında çalışan ve aynı zamanda İngiliz bir hanımla evli bulunan ve İngiliz vatandaşı olan Sayın Mehmet ŞİMŞEK yerli ve milli midir?

                 ...

                  İnternet üzerinde pek çok kaynakta ve ülkemizde basılan bir kısım kitapta Sayın Cumhurbaşkanları Abdullah GÜL ve R. Tayyip ERDOĞAN'ın 1997'de  ABD vatandaşlığına geçtiği bilgisi yeralmaktadır ki bu bilgiler "Milli Görüş" çizgisindeki bazı yayın orgamlarında bile paylaşılmış ve halen paylaşılmaktadır.

                  Bir başka ülkeye  çalışmak amacıyla giderek işçi statüsüyle o ülkeye yerleşenlerin ve onların soyundan gelenlerin çifte vatandaşlığı ya da uluslararası piyasada iş yapan ve başka ülkelerde ticarethane ya da fabrikası olanların çifte vatandaşlıktan yararlanmaları anlaşılabilir de siyasetle uğraşanların çifte vatandaşlığı ya bir başka ülkenin vatandaşlığına geçmeleri anlaşılamaz. Merak ediyoruz ABD ve İngiliz  çıkarları ile Türkiye'nin çıkarları çatıştığında hangi yemininize sadık kalacaksınız?

                 Sayın Mehmet ŞİMŞEK 1 Kasım seçimlerinde yeniden aday gösterildiğine ve talep edilen 550 yerli ve milli vekil arasında yeralması istendiğine göre yabancı bir kadınla evli olmak ya da yabancı bir ülkenin vatandaşı olmak yerli ve milli olmaya mazur değil.

                 O halde "yerli" ve "milli" olmaktan kastınız nedir?

                 Sahi Siz ve selefiniz Sayın Abdullah GÜL yerli ve milli misiniz?