kredi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kredi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2019 Salı

Ziraat Bankası - Geçmiş Olsun Vatandaş...


Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklama ile Ziraat Bankasının futbol kulüplerinin tüm borçlarını 3.kişilere ödeyeceğini ve ödediği bu tutarları yapılandırarak 10 yıl içinde kulüplerden tahsil edeceğini açıkladı.

Olayın detayları izleyen günlerde yapılan açıklamalarla netleşmeye başladı. 14 banka ve finans kuruluşunun futbol kulüperinden alacağı var. Ülkede 127 profesyonel 350 Bölgesel Amatör Lig takımı var. Amatör takımlar bu sayının dışında. Süperligde yeralan 18 takımın banka ve finans kuruluşlarına borcu 14 Milyar TL. Diğer kulüplerin borcu bilinmiyor ama hepsi borç batağında.

            Ziraat Bankası kuruluş amacı çiftçiye destek olan bir banka ancak her ne hikmetse çiftçi dışında herkesi fonlamakta.

            Ziraat Bankası uluslararası bankalardan geçen yıl 1.44 Milyar $ sendikasyon kredisi kullanmıştı. Aynı günlerde Demirören Grubunun Doğuş grubuna ait TVleri ve gazeteleri alması için ballı kredi vermişti.
           
            Yine geçtiğimiz günlerde işsizlik fonundan 11 Milyar TL kanuna aykırı olmasına rağmen kamu bankalarına aktarılmıştı. Kamu bankaları arasında Ziraat Bankası da vardı. Yine bu dönemde çıkartılan bir KHK ile Ziraat Bankasının da aralarında bulunduğu kamu bankaları piyasa fiyatının çok altında yandaş müteahhitler için aylık %0.99 faiz ile konut kredisi vermeye başlamıştı.

            Şimdi de yıllık %8 faizle spor kulüplerine kredi veriliyor.

         Ziraat Bankası piyasadan bugün için yaklaşık %20 faiz ile mevduat topluyor. Topladığı bu mevduatı aylık %0,99 (yıllık %11,88 basit) üzerinden yandaş müteahhitleri kurtarmak için kullandırıyor.

Yetmiyor.

Spor kulüplerinin borçlarının yapılandırılması için yıllık %8 faiz ile spor kulüplerine kredi açıyor.

Sadece 18 Süperlig kulübünün bugün itibariyle borçları yaklaşık 14 Milyar TL. Alt liglerle birlikte bir o kadarda diğer kulüplerin borcu bulunsa eder size 28 milyar TL.

Bu hamleyle yapılan her işlemde yıllık %8,12 oranında müteahhitlerden ve yıllık %12 oranında da spor kulüplerinden "görev zararı" yazıyor.

Kime yazıyor?

Görev zararını kapatacak kişiye yani vergi mükellefine yani bize...
Formun Üstü

           Cumhurbaşkanı geçtiğimiz Pazar partisinin İzmir adaylarını tanıttığı toplantıda hazineden çiftçiye 2 milyar TL lik destek yapacaklarını açıkladı. "Tam 2 milyar TL" diye de üstüne basa basa vurguladı.

Vurguladığı rakam bugünkü kurla yaklaşık 370.4 milyon $. Bunu Türkiye'de Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı 2 milyon 176 bin kişiye paylaştıracak.(ki eşit paylaştırıldığında çiftçi başına 919 TL düşmekte. Traktör deposu muhtelif olmakla birlikte 110 lt motorin alan depolar var. 110lt x 5.75 TL = 632,5 TL eder ki bu hesaba göre ancak 919 TL ile 1,59 depo doldurulabiliyor. Ne büyük destek…)

Yukarıda da belirttik. 18 kulübün toplam borcu 14 Milyar TL. Ali Koç'un 25.07.2018 tarihinde yaptığı açıklamadan öğrendiğimiz kadarıyla sadece Fenerbahçe'nin borcu 621 milyon €. Yani bugünkü parite ile 707.94 milyon $. Tüm çiftçiye dağıtılacak tutarın yaklaşık 2 katı. Galatasaray'ın borcu 31 Temmuz 2018 itibarıyla 1.408 milyar TL. Sizin anlayacağınız 260.6 milyon $. Yine Ağustos 2018 itibariyle Beşiktaş'ın borcu 1.846 milyar TL. Bugünkü kurla 341.9 milyon $. (Üçünün borç toplamı 1.31 milyar $. Ziraat Bankasının da içinde bulunduğu Türkiye varlık fonunun değeri 40 milyar $. Kıyaslayın.)

Türk futbol ekonomisi ithalata dayalı bir futbol ekonomisi. Dışarıdan sürekli futbolcu getirilirken tek tük futbolcu satılmaktadır. Giden futbolculardan da nadiren para kazanılmaktadır. Yani Türk futbol ekonomisi sürekli açık vermektedir. Son yapılandırma olayı ile kulüp harcamalarına sınırlandırma getirileceği bildiriliyor. Bir kulüp yıllık gelirinin enfazla 1,5 katı kadar harcama yapabilecek. Bu durumda yıllık geliri 20 milyon $ olan bir kulüp o yıl 30 Milyon $ harcama yapabilecek. Yani borçlanmaya devam edecek. Bu durumda kulüplerin birikim yapması, borç ödemesi pek mümkün görünmüyor.

Ayrıca

Geçmiş yıllarda pek çok kulübün vergi , sgk borçları silinmişti. 2014 de Galatasaray'ın 140 milyon TL , Beşiktaş'ın 130 milyon TL vergi/SGK borcu silinmişti. 2017 yılında Galatasaray (anapara+usulsüzlük cezası+faiz toplam) 304 milyon TLlik borcunu vergi barışından faydalanarak 19 milyon TL olarak ve taksitle ödemişti. Diğer kulüpler için de aynı durum geçerli ve hepsi vergi barışından faydalanmıştı.

Şöyle de bir istatistik var. Son Vergi/SGK Barışında ;

- Vergi barışından faydalanmak için başvuruda bulunan kişi sayısı 5.950.316
- İlk 2 taksit içinde yapılandırmayı ihlal eden kişi sayısı 2.459.214

Yani ilk iki taksit sonucunda vergi barışından faydalanıp borcunu ödeyeceğini beyan edenlerin yüzde 41.32’ü şartları ihlal ederek yapılandırma hükümlerinin dışına çıkmış ve borcunu ödememiştir.
Yapılandırılan toplam vergi borcu tutarı 70 milyar lira, tahsilat ise 13.3 milyar lira olarak gerçekleşmiş. Yani yapılandırılan tutarın ancak yüzde 19’u tahsil edilebilmiştir.

-SGK prim borcu nedeniyle başvuru yapan kişi sayısı 1.270.402
- İlk 2 taksit sonucu yapılandırmayı ihlal eden kişi sayısı  562.000 kişidir.
SGK prim yapılandırılması için başvuranların yüzde 44,23’ü şartları ihlal ederek yapılandırma kapsamı dışına çıkmış ve borcunu ödememiştir.

Sigorta prim borcu nedeniyle yapılandırılan tutar 43.4 milyar lira olup tahsilat 3.2 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Tahsilat oranı %7,3.
(Buradaki "kişi" gerçek ve tüzel kişileri kastedmektedir. Futbol kulüpleri de tüzel kişiliktir. Burada borçlarını yapılandıran fakat ödemeyip istatistiğe giren kulüp var mı acaba?)

2014 ve 2017 deki vergi ve SGK aflarından bir netice alınamamıştır. Örnekler ortadadır. Kulüplerde bu kafayla yönetim devam ettiği sürece bu kulüpler borçlanmaya ve her 3-4 yılda bir devletin kapısını çalmaya devam edecektir. Bu haliyle bu kulüpler için verilecek her kuruş "ölü yatırım"dır. Asla dönüşü olmayacaktır.

Tam kulüplerin finansmanına odaklanmışken Cumhurbaşkanı Erdoğan birkaç saat önce yaptığı bir açıklama ile Ziraat Bankası tarafından Kredi Kartı Mağdurlarının(!) borçlarının ödenerek yapılandırılacağını açıkladı.

Sadece Temmuz 2017 ile Temmuz 2018 arasındaki 1 yıllık dönemde tam 1 milyon kişi kredi kartı borcunu ödemediği için temerrüde düşmüş. Gerisini düşünün.

Şimdi bu 1 milyon kişinin gelirinde hiçbir değişiklik olmadan sadece borcu yapılandırılacak. Gıda ürünlerinde enflasyonun %40'larda gezdiği bir ortamda bu insanların maaşlarına yapılan %6- 10 ya da asgari ücrete yapılan %26 zammın hiçbir anlamı yok. Aç adam yine aç. Aldığı zam zaten enflasyona gitmiş durumda. Bu durumdaki bir vatandaş hem hayatını idame ettirecek hem de artırıp borç ödeyecek. Mümkün değil. Ziraat Bankası bu borcu tahsil edemez.

Futbol kulüplerinin borçları banka ve finans kuruluşlarına, kredi kartı mağdurlarının borcu bankalara. Kulüplerin (borçlarını öderlerse) ve kredi kartı borçlularının cebine birşey girmeyecek. Tüm para bankalara/finans kuruluşlarına gidecek.

Banka ve finans kuruluşları alacaklarını tahsil edecekler.

Mevcut haliyle tüm bu olaylar bize bir kaynak aktarımını işaret ediyor. Burada asıl kurtarılan ne kulüpler ne kredi kartı borçluları. Burada asıl kurtarılan %50 si yabancı sermayeye ait olan bankacılık sistemi. Mevcut ekonomik krizin finansal bir krize dönüşmesi engellenmeye çalışılıyor. Tabii tüm bu yük vatandaşın sırtına sarılarak.

        Bankalar; Hazine , Ziraat Bankası ve Vatandaşın batması pahasına kurtarılmaktadır. Hazine ve Ziraat Bankası vergilerle finanse edileceğinden gerçekte tek batan vatandaş olacaktır.

            Bu Millete kastınız ne arkadaş?

16 Ağustos 2018 Perşembe

Bir Ekonomik Operasyonun Anatomisi

Son günlerde TL aşırı değer kaybediyor. Türk Lirası yılbaşından bu yana yaklaşık %50 değer kaybetti. Ekonomiyi birazcık takip eden insanlar uzun zamandır ciddi bir kriz beklemekteydi. Özellikle 24 Haziran seçimleri sonrası Cumhurbaşkanı olarak kim seçilirse seçilsin krizin kaçınılmaz olduğu herkes tarafından dile getiriliyordu.

Kriz kapıya dayandı. Hükümet krizin varlığını kabul etmeyerek olayı Rahip Brunson olayı üzerinden bir “ekonomik savaşa” tahvil ederek meşrulaştırmaya çalışıyor. Oysa Emre ALKİN gibi akademisyen iktisatçılar bugünkü yaşananları “Ekonomiyi yönetenlerin yaptıkları bilinçli tercihlerin ve önceliklerin ürünü” olarak nitelendiriyor. Emre ALKİN bir muhalif değil. İktidara yakınlığıyla bilinen Kemerburgaz (Altınbaş) Üniversitesinin Rektör Yardımcısı. Alman Commerzbank’ın analizcisi Tatha GHOSE Mayıs 2018 sonunda Türk Ekonomisi üzerine hazırladığı raporda “TCMB’nin hayat belirtisi göstermediğini belirtip bu şekilde gider ve müdahalede gecikirse dolar kurunun 6 TL nin üzerine çıkabileceğini'' yazıyordu.

Hükümet takip ettiği “yanlış” ekonomi politikaları ile ekonomiyi ve devleti zayıflattı. Bu zayıflığı görenler açık bırakılan kapılardan girmeye çalışıyorlar.

            Öncelikle ülkemizdeki en büyük dolar alıcısı devlet. 2018 yılı içerisinde ödenecek dış borç ve olası bütçe açığı gerekçesiyle devletin ihtiyaç duyduğu para miktarı tam tamına 236 Milyar Dolar civarında. Bu doları bulabileceği yerde piyasa. Devlet dış borç  ödemelerini yapmak için piyasadan döviz toplamaktadır.

Hükümetimiz dolar bozdur diyerek bir taraftan dolar toplamaya çalışırken diğer taraftan TL’ nin değerinin düşmesini engellemeye çalışıyor. Bir taraftan da Türkiye'ye ekonomik savaş açıldığını ve operasyonlar yapıldığını söylüyor. Oysa tüm operasyonları biz kendi kendimize çekiyoruz.

İşte size mükemmel bir operasyon(!) örneği

İştigal alanında "tekel" olan bir kamu kuruluşunun işletim hakkının %55 i İmtiyaz sözleşmesi ile  21 yıllığına bir Arap ortaklığına (aralarında küçük bir de İtalyan ortak vardır) -kasasındaki 2 milyar dolar nakitle birlikte- 6.55 milyar Dolara "babalar gibi" devredilir. İmtiyazı elde eden ortaklık bu bedelin 1.3 milyar dolarını peşin öder. Kalanı zamana yayılarak eşit taksitlerle ödenecektir.

Satıştan önceki son bilançosuna göre kamu kuruluşunun o yılki karı -satış tarihindeki kurla-  2.1 milyar dolardır.

Satıştan birkaç yıl sonra bu Arap Ortaklığı kendi ortaklık yapısı içine yeni bir ortak daha alır. Böylece dışarıya karşı daha güçlü görünür. Bu yeni yapı 2007 de kredi kullanarak imtiyaz sözleşmesinden kaynaklanan borcu devlete öder.

2013 yılında bu kez 2007’de çektiği krediyi kapatmak ve refinansman amacıyla kredi aramaya başlar. Kimse kredi vermeye yanaşmayınca bir kısım siyasetçiler devreye girer ve nihayetinde Türk Bankalarının önderliğinde bir konsorsiyum bu Arap Ortaklığına 4.75 milyar Dolar (kredi tutarı aslında dolar + eurodur ancak bu euro o günkü parite ile dolara çevrildiğinde toplam tutar 4.75 milyar dolar olmaktadır) kredi verir. Bankalara teminat olarak kuruluşun %55 hissesini gösterir. İmtiyaz sözleşmesine göre hisselerin teminat olarak gösterilmesi yasaktır ama devlet katında birileri -Danıştayın itirazına rağmen- buna müsaade eder.

Bankalara kredi borcunu taksitle ödeyecek olsa da taksit dönemi geldiğinde taksitleri ödemez. 1, 2, 3 derken devletin bir yetkilisi bankaları icrai işlemler yapmamaları konusunda uyarır.

Bankalar icrai işleme geçemezler ancak devlete baskı yapmaya başlarlar. Devlet uzun süre dirense de nihayetinde bu kuruluşun imtiyaz sözleşmesi ile devrettiği %55 hissesine el koyar. Kredi sözleşmesi gereği bankaların bu %55 hisseye rehin hakkı vardır.

Şimdi bankalar rehin hakları bulunan bu %55 hissenin (faizler + 4.75 milyar dolar karşılığında) devletçe satın alınmasını istemektedir. Oysa bugün bu hisselerin değeri 2.5 milyar Doların altındadır.

Kuruluşu işleten Arap Ortaklığı geçen 11 yıllık sürede yaklaşık 6.62 milyar dolar temettü yani kar payı almış ve yurtdışına çıkarmıştır. İmtiyaz sözleşmesi kapsamında devredilen gayrimenkullerin neredeyse tamamını satıp paraya çevirmiştir. Buradan ne kadar gelir elde ettiği belli değildir. Bu paralar da ortalıkta görünmemektedir.

Yine piyasaya miktarı net olarak bilinmemekle birlikte 19 milyar TL ile 37 milyar TL  arasında değişen miktarda ticari borcu bulunduğu konuşulmaktadır. Kuruluşun mülkiyeti devlete ait bulunduğundan ve hisselere de devlet tarafından da el konulmuş bulunduğundan tüm  bu borçlar hazineye kalacak gibi görünüyor.

Özelleştirildiği tarihte yaklaşık 53 bin kişinin çalıştığı kuruluşta bugün bu sayı 30 bin civarındadır. Diğer çalışanların bir kısmı başka kurumlara geçmiş , bir kısmı emekli olmuş bir kısmı da işsiz kalmıştır. En az 20 bin istihdam da yok edilmiş durumda.

Hülasa;

Adamlar gelmiş 1.3 milyar dolar yatırıp 11 yıl sonra -kasadan gelen 2 milyar dolar hariç- 6.62 milyar dolar alıp gitmiştir. Gayrimenkullerden elde ettiği gelir ve piyasaya taktığı borç da cabasıdır...

Buyrun size ülkeye karşı yapılmış bir operasyon...

Böyle yönetilen bir ülkede yabancının operasyon çekmesine gerek yok ki…

...

Bunları dile getirdiğimiz için biz "vatan haini", "sosyalmedya teröristi" olurken tüm bunlara yolverenler gözyumanlar vatansever öyle mi?


            Hass...