Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2022 Salı

Milli Takım- Hemşehricilik, Kabilecilik, Millet

 (Eylül 2021 de Bir yerel gazetede yayınlanmıştır)

            Futbol Milli Takımımız rezil bir haftayı geride bıraktı. Sıfır çekilen Avrupa Şampiyonasından sonra alınacak galibiyetlerle düzlüğe çıkılacağı düşünülürken önce kendi evimizde 2-0 öne geçtiğimiz maçta zayıf rakip Karadağ ile 2-2 berabere kaldık. Akabinde Avrupa’daki en zayıf takımlardan biri olan Cebelitarık’ı 3-0 yenerken bir hayli zorlandık. Salı akşamı da “kader maçı” olarak nitelendirdiğimiz maçta deplasmanda Hollanda’ya karşı 6-1 gibi tarihi bir hezimet yaşadık.

            Konumuz futbol ya da Milli Takım’ın maçları değil.

Oynanan her Milli Maç sonrası sosyalmedya üzerinde yoğun bir tartışma yaşanıyor. Yapılan bu tartışmalara dikkat eden oldu mu bilemiyorum. Başta twitter olmak üzere sosyalmedya üzerinden yapılan tartışmalara dikkat edenler apaçık bir gerçekle yüzyüze geleceklerdir.

Son bir hafta içerisinde Milli Takım’ın oynadığı maçlar sonrası yaşanan tartışmalara ve taraftar tepkilerine baktığımızda ilginç durumlarla karşılaşıyoruz.

Herşeyden önce teknik direktör Şenol Güneş üzerinden yapılan tartışmalar var. (Sözleşmesi feshedildi) Şenol Güneş’in Trabzonlu ve bir Trabzonspor efsanesi olması sebebiyle Milli Takım seçmelerinde Trabzonsporlu oyuncuları kayırdığı ve haketmedikleri halde Milli Takım kadrosuna alarak ısrarla oynattığı iddiasındalar bazı vatandaşlar. Daha önce Beşiktaş’ta çalışmasından dolayı Beşiktaşlı futbolcuları kolladığı da söyleniyor.  Fenerbahçe taraftarları başta kaleci Altay olmak üzere Fenerbahçeli futbolcuların oynatılmadığını iddia ediyor. Altay’ın en iyi kaleci Uğurcan’ın ise –onların tabiriyle- “ÇÖP” olduğunu söylüyorlar, yazıyorlar. Altay’ın oynadığı maçta bu kez aynı tavrı Trabzonspor taraftarı takınıyor. Galatasaraylı taraftarlar tüm milli takımın Galatasaray’da oynayan oyunculardan kurulması isteğini yansıtırken Beşiktaşlı taraftarlar Beşiktaş’ta oynayan futbolculardan kurulu bir Milli Takım arzu ediyor. Özellikle büyük(!) takım taraftarı diğer büyük(!) takımın futbolcularını Milli Takım forması altında sahada görmek istemiyor. Onları işe yaramaz ve çöp olarak nitelendiriyor. En ufak bir hatada ,verilen bir yanlış pasta tüm sorumluluğu diğer büyük takım oyuncularına   yüklüyor. Şöyle bir örnek vereyim. Karadağ maçının 90+7. dakikasında serbest vuruştan yenilen golle ilgili olarak Fenerbahçeliler faulü yapan Galatasaraylı defsans oyuncusunu ve barajın 4 yerine 3 kişiden oluşması sebebiyle diğer takım oyuncularını suçluyor ve Altay’ın golde bir hatası olmadığını iddia ediyorlar. Galatasaraylılar Galatasaraylı oyuncunun yaptığı faulden değil Altay’ın hatasından golün yenildiğini savunuyorlar. Trabzonsporlular kaleyi Uğurcan yerine Altay’ı teslim ettiği için Şenol Güneş’i kapattığı köşeden golü yediği için de Altay’ı suçlayıp Uğurcan’ın o golü yemeyeceğini iddia ediyorlar. Bu tartışma her futbolcu için yapılıyor. Diğer takım futbolcusuna sorumluluk yüklemekle kalmıyor hakaret ve küfrediyor. Kendi söylediğinin dışında bir şeyler söyleyenler ve kendi söylediğine itiraz edenler de hakaret ve küfürden nasibini alıyor.

Taraftarlar arasında öyle bir algı var ki aynı (Milli) Takım içinde aynı formayı giyen ama rakip dışında kendi aralarında mücadele eden takımlardan müteşekkil. Galatasaraylı taraftar Fenerbahçeli , Beşiktaşlı, Trabzonsporlu futbolcunun gol kaçırmasını, kötü oynamasını, hata yapmasını bekliyor. Bu beklenti diğer takım taraftarları içinde geçerli.

Milli Takım etrafında kenetlenmesi gereken taraftarlar Milli Takım yerine kendi takımları etrafında kenetlenmeyi tercih ediyor. Şenol Güneş’ten boşalan Milli Takım Teknik Direktörlüğü görevine Sergen YALÇIN’ın adının geçmesi bile Beşiktaşlı taraftarları çileden çıkartmaya yetiyor. Açıkça ve toplu halde “ Sergen Beşiktaş’tan ayrılmasın TFF Milli Takım’a başka bir hoca bulsun” diyorlar.

Anadolu’da hemşehricilik sosyolojik bir olgu olarak varlığını sürdürüyor. Bu olgu ufak değişikliklerle ülkenin batısından doğusuna doğru gittikçe artıyor. Özellikle taşradan gelenler başta İstanbul olmak üzere büyükşehirlerde hemşehri dernekleri/vakıfları etrafında toplanıyorlar. Özellikle Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden büyükşehirlere gelenlerde ve bürokraside hemşehricilik çok fazla bir yer işgal ediyor. Trabzonlular, Rizeliler, Gümüşhaneliler, Sivaslılar, Bayburtlular,  Malatyalılar… il dernek/vakıflarının dışında ilçe ilçe, köy köy kurdukları derneklerle memleket ve çıktıkları topluluklarla bağlantılarını devam ettiriyorlar.

Karadeniz Bölgesi dışında hemşehricilik olgusunun yoğun olduğu bölgelerde bir başka olgu daha sosyolojik alanı etkiliyor. Aşiretçilik-kabilecilik. İnsanlar aşiret-kabile yapılanmaları çevresinde toplanıyorlar ve kendilerini aşiretleri-kabileleri ile ifade ediyorlar. Sosyal ilişkilerini belirli oranda aşiret-kabile yapılanmaları  üzerinden dizayn ediyorlar.

Yine aynı bölgelerde sosyal ilişkileri düzenleyen bir diğer etken unsur cemaat - tarikat yapılanmaları. Aşiret yapılanmaları etnik bir temel üzerine inşa edilse de cemaat ve tarikat yapılanmaları dini temel üzerine kurgulanıyor. (İçiçe girdiği zamanlarda var)

Tüm bu yapılar etnik, dini , coğrafi birliktelikler oluştururken sosyal hayatta kendileri gibi oluşmuş diğer yapılarla ister istemez karşılaşıyor. Bir hemşehri derneği, bir aşiret, bir cemaat-tarikat sosyolojik alanda kendine alan açmak , üye sayısını -etki alanını büyütmek, siyasetten, ticaretten , bürokrasiden pay almak ve daha da büyümek için çaba gösterirken aynı sosyal alanda kendisi gibi hareket ederek büyümek isteyen başka bir yapıyla karşılaşıyor. Bu karşılaşma mücadeleyi de beraberinde getiriyor. Aralarında gizli bir çekişme ve mücadele başlıyor. Bu mücadele bir zaman sonra öyle bir noktaya geliyor ki artık diğer yapıyı düşman gibi görmeye başlıyorlar.

“Millet” sosyal yapıların en üst noktasıdır.  Milletleşme sürecine yaklaştıkça “Millet altı yapılar” olarak nitelendirilen bu yapıların sayısı azalır. Bu yapılardaki sayı arttıkça “Millet” mevhumundan uzaklaşılır. Bir zaman gelir ki farkında olmadan “millet içinde millet”ler oluşur. Aşiretin, cemaatin- tarikatın çıkarı bütünün (millet) çıkarının önüne geçer. Yapı içerisindeki kişiler çoğu zaman bunun farkına bile varmaz. Hatta bu yapıların başındaki kişiler , yöneticiler bunu istemeseler bile farkında olmadan yapılar o yöne doğru evrilir. Milletaltı yapılardaki artış , bölünmeyi ve kompartımanlaşmayı körükler. Bu artış ülke birliğini tehdit eder boyuta gelir uzun vadede. Aynı şekilde sayıdaki artış ve çekişme bürokraside liyakatsizliği artırdığı gibi enerjinin boşa harcanmasını da beraberinde getirir. Bu durum “millet olma sürecine” zarar verdiği gibi devleti de liyakatsız ellerde güçsüz bırakır.

20 yıllık AKP iktidarı döneminde bürokraside belirli şehirlerin , aşiretlerin-kabilelerin, tarikat ve cemaatlerin öne çıkması , liyakatın gözardı edilmesi bugün yaşadığımız sıkıntıların kaynaklarından biri, belki de birincisi.

Milli Takım üzerinden taraftarlar arasında yaşanan tartışmalar aslında toplumun millet altı yapılanmalara doğru evrildiğini ve Milletin çözüldüğünü gösteriyor. 40 yıl önce aynı tribünde yanyana maç izleyen insanlar bugün kamplaşmış durumda. 20 yıl önce herkesin bir tek milli takımı varken bugün Galatasaraylının kendi milli takımı , Fenerbahçelinin kendi milli takımı var neredeyse. Bu durum Beşiktaşlılar ve Trabzonsporlular içinde geçerli.

AKP politikaları millet altı yapıları önplana çıkartarak milleti çözüyor. AKP’nin sosyolojik anlamdaki millet kavramı ile sıkıntısı var. Bunu hepimiz biliyoruz. Peki her alanda AKP politikalarını destekleyen “Milliyetçi” MHP/BBP’nin milletin çözülmesinden muradı nedir? Millet altı yapılar yoluyla oluşturulan bu çözülmeyi görmüyorlar mı? Yoksa “Millet” diye bir kaygıları mı yok? En önemlisi siyaseten bile olsa kendileri gibi düşünmeyen milletin yarısını zillet-illet , vatanhaini… ilan edip ötekileştirerek milleti bir arada nasıl tutmayı düşünüyorlar?

8 Ocak 2019 Salı

Ziraat Bankası - Geçmiş Olsun Vatandaş...


Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklama ile Ziraat Bankasının futbol kulüplerinin tüm borçlarını 3.kişilere ödeyeceğini ve ödediği bu tutarları yapılandırarak 10 yıl içinde kulüplerden tahsil edeceğini açıkladı.

Olayın detayları izleyen günlerde yapılan açıklamalarla netleşmeye başladı. 14 banka ve finans kuruluşunun futbol kulüperinden alacağı var. Ülkede 127 profesyonel 350 Bölgesel Amatör Lig takımı var. Amatör takımlar bu sayının dışında. Süperligde yeralan 18 takımın banka ve finans kuruluşlarına borcu 14 Milyar TL. Diğer kulüplerin borcu bilinmiyor ama hepsi borç batağında.

            Ziraat Bankası kuruluş amacı çiftçiye destek olan bir banka ancak her ne hikmetse çiftçi dışında herkesi fonlamakta.

            Ziraat Bankası uluslararası bankalardan geçen yıl 1.44 Milyar $ sendikasyon kredisi kullanmıştı. Aynı günlerde Demirören Grubunun Doğuş grubuna ait TVleri ve gazeteleri alması için ballı kredi vermişti.
           
            Yine geçtiğimiz günlerde işsizlik fonundan 11 Milyar TL kanuna aykırı olmasına rağmen kamu bankalarına aktarılmıştı. Kamu bankaları arasında Ziraat Bankası da vardı. Yine bu dönemde çıkartılan bir KHK ile Ziraat Bankasının da aralarında bulunduğu kamu bankaları piyasa fiyatının çok altında yandaş müteahhitler için aylık %0.99 faiz ile konut kredisi vermeye başlamıştı.

            Şimdi de yıllık %8 faizle spor kulüplerine kredi veriliyor.

         Ziraat Bankası piyasadan bugün için yaklaşık %20 faiz ile mevduat topluyor. Topladığı bu mevduatı aylık %0,99 (yıllık %11,88 basit) üzerinden yandaş müteahhitleri kurtarmak için kullandırıyor.

Yetmiyor.

Spor kulüplerinin borçlarının yapılandırılması için yıllık %8 faiz ile spor kulüplerine kredi açıyor.

Sadece 18 Süperlig kulübünün bugün itibariyle borçları yaklaşık 14 Milyar TL. Alt liglerle birlikte bir o kadarda diğer kulüplerin borcu bulunsa eder size 28 milyar TL.

Bu hamleyle yapılan her işlemde yıllık %8,12 oranında müteahhitlerden ve yıllık %12 oranında da spor kulüplerinden "görev zararı" yazıyor.

Kime yazıyor?

Görev zararını kapatacak kişiye yani vergi mükellefine yani bize...
Formun Üstü

           Cumhurbaşkanı geçtiğimiz Pazar partisinin İzmir adaylarını tanıttığı toplantıda hazineden çiftçiye 2 milyar TL lik destek yapacaklarını açıkladı. "Tam 2 milyar TL" diye de üstüne basa basa vurguladı.

Vurguladığı rakam bugünkü kurla yaklaşık 370.4 milyon $. Bunu Türkiye'de Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı 2 milyon 176 bin kişiye paylaştıracak.(ki eşit paylaştırıldığında çiftçi başına 919 TL düşmekte. Traktör deposu muhtelif olmakla birlikte 110 lt motorin alan depolar var. 110lt x 5.75 TL = 632,5 TL eder ki bu hesaba göre ancak 919 TL ile 1,59 depo doldurulabiliyor. Ne büyük destek…)

Yukarıda da belirttik. 18 kulübün toplam borcu 14 Milyar TL. Ali Koç'un 25.07.2018 tarihinde yaptığı açıklamadan öğrendiğimiz kadarıyla sadece Fenerbahçe'nin borcu 621 milyon €. Yani bugünkü parite ile 707.94 milyon $. Tüm çiftçiye dağıtılacak tutarın yaklaşık 2 katı. Galatasaray'ın borcu 31 Temmuz 2018 itibarıyla 1.408 milyar TL. Sizin anlayacağınız 260.6 milyon $. Yine Ağustos 2018 itibariyle Beşiktaş'ın borcu 1.846 milyar TL. Bugünkü kurla 341.9 milyon $. (Üçünün borç toplamı 1.31 milyar $. Ziraat Bankasının da içinde bulunduğu Türkiye varlık fonunun değeri 40 milyar $. Kıyaslayın.)

Türk futbol ekonomisi ithalata dayalı bir futbol ekonomisi. Dışarıdan sürekli futbolcu getirilirken tek tük futbolcu satılmaktadır. Giden futbolculardan da nadiren para kazanılmaktadır. Yani Türk futbol ekonomisi sürekli açık vermektedir. Son yapılandırma olayı ile kulüp harcamalarına sınırlandırma getirileceği bildiriliyor. Bir kulüp yıllık gelirinin enfazla 1,5 katı kadar harcama yapabilecek. Bu durumda yıllık geliri 20 milyon $ olan bir kulüp o yıl 30 Milyon $ harcama yapabilecek. Yani borçlanmaya devam edecek. Bu durumda kulüplerin birikim yapması, borç ödemesi pek mümkün görünmüyor.

Ayrıca

Geçmiş yıllarda pek çok kulübün vergi , sgk borçları silinmişti. 2014 de Galatasaray'ın 140 milyon TL , Beşiktaş'ın 130 milyon TL vergi/SGK borcu silinmişti. 2017 yılında Galatasaray (anapara+usulsüzlük cezası+faiz toplam) 304 milyon TLlik borcunu vergi barışından faydalanarak 19 milyon TL olarak ve taksitle ödemişti. Diğer kulüpler için de aynı durum geçerli ve hepsi vergi barışından faydalanmıştı.

Şöyle de bir istatistik var. Son Vergi/SGK Barışında ;

- Vergi barışından faydalanmak için başvuruda bulunan kişi sayısı 5.950.316
- İlk 2 taksit içinde yapılandırmayı ihlal eden kişi sayısı 2.459.214

Yani ilk iki taksit sonucunda vergi barışından faydalanıp borcunu ödeyeceğini beyan edenlerin yüzde 41.32’ü şartları ihlal ederek yapılandırma hükümlerinin dışına çıkmış ve borcunu ödememiştir.
Yapılandırılan toplam vergi borcu tutarı 70 milyar lira, tahsilat ise 13.3 milyar lira olarak gerçekleşmiş. Yani yapılandırılan tutarın ancak yüzde 19’u tahsil edilebilmiştir.

-SGK prim borcu nedeniyle başvuru yapan kişi sayısı 1.270.402
- İlk 2 taksit sonucu yapılandırmayı ihlal eden kişi sayısı  562.000 kişidir.
SGK prim yapılandırılması için başvuranların yüzde 44,23’ü şartları ihlal ederek yapılandırma kapsamı dışına çıkmış ve borcunu ödememiştir.

Sigorta prim borcu nedeniyle yapılandırılan tutar 43.4 milyar lira olup tahsilat 3.2 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Tahsilat oranı %7,3.
(Buradaki "kişi" gerçek ve tüzel kişileri kastedmektedir. Futbol kulüpleri de tüzel kişiliktir. Burada borçlarını yapılandıran fakat ödemeyip istatistiğe giren kulüp var mı acaba?)

2014 ve 2017 deki vergi ve SGK aflarından bir netice alınamamıştır. Örnekler ortadadır. Kulüplerde bu kafayla yönetim devam ettiği sürece bu kulüpler borçlanmaya ve her 3-4 yılda bir devletin kapısını çalmaya devam edecektir. Bu haliyle bu kulüpler için verilecek her kuruş "ölü yatırım"dır. Asla dönüşü olmayacaktır.

Tam kulüplerin finansmanına odaklanmışken Cumhurbaşkanı Erdoğan birkaç saat önce yaptığı bir açıklama ile Ziraat Bankası tarafından Kredi Kartı Mağdurlarının(!) borçlarının ödenerek yapılandırılacağını açıkladı.

Sadece Temmuz 2017 ile Temmuz 2018 arasındaki 1 yıllık dönemde tam 1 milyon kişi kredi kartı borcunu ödemediği için temerrüde düşmüş. Gerisini düşünün.

Şimdi bu 1 milyon kişinin gelirinde hiçbir değişiklik olmadan sadece borcu yapılandırılacak. Gıda ürünlerinde enflasyonun %40'larda gezdiği bir ortamda bu insanların maaşlarına yapılan %6- 10 ya da asgari ücrete yapılan %26 zammın hiçbir anlamı yok. Aç adam yine aç. Aldığı zam zaten enflasyona gitmiş durumda. Bu durumdaki bir vatandaş hem hayatını idame ettirecek hem de artırıp borç ödeyecek. Mümkün değil. Ziraat Bankası bu borcu tahsil edemez.

Futbol kulüplerinin borçları banka ve finans kuruluşlarına, kredi kartı mağdurlarının borcu bankalara. Kulüplerin (borçlarını öderlerse) ve kredi kartı borçlularının cebine birşey girmeyecek. Tüm para bankalara/finans kuruluşlarına gidecek.

Banka ve finans kuruluşları alacaklarını tahsil edecekler.

Mevcut haliyle tüm bu olaylar bize bir kaynak aktarımını işaret ediyor. Burada asıl kurtarılan ne kulüpler ne kredi kartı borçluları. Burada asıl kurtarılan %50 si yabancı sermayeye ait olan bankacılık sistemi. Mevcut ekonomik krizin finansal bir krize dönüşmesi engellenmeye çalışılıyor. Tabii tüm bu yük vatandaşın sırtına sarılarak.

        Bankalar; Hazine , Ziraat Bankası ve Vatandaşın batması pahasına kurtarılmaktadır. Hazine ve Ziraat Bankası vergilerle finanse edileceğinden gerçekte tek batan vatandaş olacaktır.

            Bu Millete kastınız ne arkadaş?

16 Ekim 2018 Salı

Siyaset , Spor, Yolsuzluk : Futbol Sadece Futbol Değildir...


Ankara Büyükşehir Belediyesinin yeni başkanı Mustafa Tuna geçenlerde katıldığı bir programda dile getirdiği ve sonrasında da tweeter hesabından yaptığı paylaşımla kendisinin Belediye başkanı olmasından sonra belediyenin hafriyat gelirinin aylık 30 bin liradan 15 milyon liraya çıktığını açıklayınca eski başkan İ. Melih Gökçek kendini savunmak için aşağıdaki açıklamayı yaptı sosyalmedya hesabından.

 ...
5- ÖNCE ŞUNU BELİRTMEK İSTERİM, HAFRİYAT İŞİ BELEDİYE TARAFINDAN ANFA'YA İHALE EDİLMİŞ, ANFA'DA İŞİ YILLIK 1.320.000 TL'DEN OSMANLISPOR'A İHALE ETMİŞTİR...OSMANLISPOR'DA İŞLETME İŞİNİ BİR ALT FİRMAYA YAPTIRMIŞTIR.

6- OSMANLISPOR'A YILLIK NE KADAR GELİRLERİ OLDUĞUNU SORDUM...
YILLIK 5.000.000 (1.320.000 ANFA kirası bunun içinden veriliyor) CİVARINDA OLDUĞUNU SÖYLEDİLER...BU PARA OSMANLISPOR'DA WEBO'YA VERİLEN BİR YILLIK OYNAMA BEDELİ...

7- SPOR İÇİN SN CUMHURBAŞKANIMIZIN VE HÜKÜMETİMİZİN TAKIMLARA VERDİĞİ DESTEK ORTADA İKEN OSMANLISPOR'A İHALE KARŞILIĞI BİR YERDEN 5 MİLYON GELMESİ ÇOK NORMAL BİR OLAYDIR.
OSMANLISPOR'A BUNUN HARİCİNDE ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN TEK KURUŞ BAĞIŞ YAPILMAMIŞTIR.

8-BUNA KARŞILIK BENİM SON DÖNEMİMDE ANKARAGÜCÜ SPOR KULÜBÜNE,
BELEDİYE VE BAĞLI ŞİRKET BÜTÇELERİNDEN 10 MİLYON TL YARDIM YAPILMIŞTIR...
HİÇ KİMSE DE BU YARDIM NİYE YAPILDI DEMEMİŞTİR...
SN TUNA'DA ANKARAGÜCÜ'NE YARDIMI DEVAM ETTİRMİŞTİR...
...
(imla hataları İ. Melih Gökçek'e aittir. Metinde düzeltme yapılmamıştır)
Buradaki 5,6,7,8 rakamları atılan 30 küsür tweetten oluşan tweet dizisi içinde tweetlerin sırası. Dizinin sonralarında Melih Gökçek'in Mustafa Tuna'ya hitaben "ben de bildiklerimi açıklarsam insan yüzüne çıkamazsan" şeklinde tehditleri de var.

Sistem hep aynı şekilde işliyor. Belediye ya da bir kamu kuruluşu ihaleyi diyelim ki 100  ₺  ye bir firmaya veriyor. Tabii bu firma ticaretle uğraşan herhangi bir firma değil. Kendileri ile irtibatlı bir firma. İhaleyi alan firma hiçbir iş yapmadan 90  ₺  ye bir alt yükleniciye veriyor. İhaleyi 90  ₺  ye alan altyüklenici de 80  ₺  ye hiçbir iş yapmadan başka bir altyükleniciye devrediyor. O da 70  ₺  ye bir başka altyükleniciye veriyor. 70  ₺  ye alan da 60  ₺  ye bir başkasına.

İhaleyi 60  ₺  ye alan son altyüklenici işi yapmaya koyuluyor. Ancak ihalenin gerçek maliyeti 60  ₺  zaten. Bu sefer kar elde etmek için başlıyor malzemeden, işçilikten çalmaya. Çalma işini ne kadar iyi başarabilirse o da kadar çok kar elde ediyor. İhale ile yapılması gereken iş yapılmış oluyor ancak ortaya ucube şeyler çıkıyor sonuçta. Tabii kamu kuruluşu ya da belediye maksimum 65-70  ₺  ye yaptıracağı işi 100  ₺  ye yaptırarak zarar ediyor. Yandaşlarda sırasıyla hiçbir iş yapmadan para kazanıyor. Aslında kamu kaynakları bu şekilde yandaşlara aktarılıyor.   

Bu olayda da aynı durum ama bu kez tersinden yapılıyor.  Ankara Büyükşehir Belediyesi para kazanıyor, Anfa kazanıyor, Bir spor kulübü olan ve iştigal alanında inşaat/taahhüt işi bulunmayan Osmanlıspor kazanıyor, son taşeron kazanıyor ama millet ve kamu kaybediyor. Tamamı Büyükşehir Belediyesinin kasasına girmesi gereken para sırasıyla Anfa, Osmanlıspor ve diğer taşeronlar arasında paylaştırılıyor.

Burada Osmanlıspor kulübünün kurucusu ve başkanının İ. Melih Gökçek'in oğlu Ahmet Gökçek olduğunu hatırlatalım.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Ankara'nın "hafriyat" işini 2014 yılında aylık 30 bin ₺ bedelle 29 yıllığına Anfa isimli bir firmaya ihale ile etmiş.

Dönemin MHP Ankara il başkanının iddiasına göre Ankara'nın hafriyat işi yıllık 150-200 milyon ₺ tutarlı bir iş. Şimdiki belediye başkanı Mustafa Tuna'da aylık hafriyat gelirinin 15 milyon ₺ olduğunu söylüyor ki MHP il başkanının iddiası (15 Milyon  ₺ x12=180 Milyon  ₺ ) ile tutarlı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi bu hafriyat işinden yılda minimum 150 milyon ₺ kazanması gerekirken yapılan ihale sonrası ancak 360 bin ₺ kazanıyor.

İhaleyi alan Anfa ihaleyi altyüklenici olarak Ahmet Gökçek'in Osmanlıspor'una devrediyor. İştigal alanında kamu ihalesi almak ve taahhüt işi bulunmayan Osmanlıspor'a. Anfa'nın yaptığı tek şey bir ihaleyi alırken ve bir de devrederken imza atmak. M. Gökçek'in tweetlerde yeralan beyanına göre Anfa firması devir karşılığında her yıl için yıllık 1 milyon 320 bin ₺ alıyor. Ankara Büyükşehir Belediyesine ödenen 360 bin ₺ düşülünce yıllık net 960 bin ₺ kazanıyor Anfa. Bunu 29 yıl üzerinden hesaplarsanız sözleşme bitiminde Anfa'nın kazancı 27 Milyon 840 Bin ₺ olacak.

Ahmet GÖKÇEK'in Osmanlıspor'u yıllık 1 milyon 320 bin ₺ ye Anfa'dan aldığı ihaleyi yıllık 5 milyon ₺ bedelle bir başka altyükleniciye devrediyor. Bu durumda Osmanlıspor'un yıllık net kazancı 3.680 bin ₺ oluyor. 

Arada başka altyüklenici var mı? Bilinmiyor Ancak işin bu kadarlık kısmından çıkan sonuç
Ankara Büyükşehir Belediyesi yıllık 360 bin ₺ kazanırken sadece evrak üzerinde iş yapan
Anfa yıllık 960 Bin  ₺ ile  Ankara Büyükşehir Belediyesinin 2,5 katı
Osmanlıspor'da Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin 10 katı para kazanmış oluyor...

Gökçek'in açıklamasından öğreniyoruz ki Belediye kaynaklarından Ankaragücü Spor kulübüne 10 milyon ₺ aktarılmış. Yine bu yıl içerisinde kayyum atanan bir firmadan Ankaragücü Kulübüne 2 milyon ₺ gönderilmiş Ankara'daki yetkililerin isteği üzerine.

Spor kulüplerinin çoğu dernek ya da şirket statüsünde. Kanunen bu yapılara kamudan kaynak aktarılması mümkün değil. Ancak siyasetçiler kulüpleri hem birer oy deposu olarak gördüklerinden hem de yandaşlara kaynak aktarmanın bir yolu olarak gördüklerinden sürekli irtibat halindeler ve kaynak kullanmalarına müsaade ediyorlar. Aslında kaynağın aktarıldığı yapılar spor kulüpleri de değil. Kaynak spor kulüpleri üzerinden kulüp yöneticilerine aktarılıyor. 

Mustafa TUNA'nın bu açıklamalardan sonra konu ile ilgili yeni açıklamalar yapmasını bekledik ama yukarıdan bir el susun işareti yapmış olmalı ki gerek TUNA gerekse GÖKÇEK bu noktadan sonra susmayı tercih ettiler. Gerekçe aynıydı. Partileri ve davaları zarar görmesin. Kamunun, Milletin, Devletin zararı umurlarında değil...

Yüzlerce Belediye Kulübü var. Belediyenin sporla, kulüple ne işi olur? diye sorabilirsiniz. Birileri çıkıp memleketin kulübüne sahip çıkıyor diyebilir ancak olay bu kadar masum değil.

Bir başka örnek üzerinden devam edelim.

Bugün Başakşehirspor Kulübü diye Türkiye Süper Liginde son birkaç yıldır şampiyonluğa oynayan bir kulüp var. Başakşehir Spor Kulübü İstanbul Büyükşehir Belediyespor ismi ile kurulmuş ve uzun yıllar İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kaynaklarını kullanarak mücadele etmişti. Kulüp 2014 yılında yeniden Süper Lige çıkarken belediye bünyesinden ayrılıp ismini değiştirerek Başakşehir yaptı. Bu arada belediyeye ait kulübün tüm hakları ve malvarlığı 7 milyon  sermayeli İstanbul Başakşehir Futbol Kulübü A.Ş. olan özel bir şirkete devredildi.Şirketin yönetim kurulu Başkanı aynı zamanda kulübün de başkanı olan Göksel GÜMÜŞDAĞ. Göksel GÜMÜŞDAĞ Emine ERDOĞAN'ın yeğeninin kocası. Aileden yani. Klasik bir damat vakıası daha. Göksel bey aynı zamanda Büyükşehir Belediye Başkan Yardımcısı. Şirketin hissedarları kimler mi? Tabii ki Göksel GÜMÜŞDAĞ, bugünün Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Akparti Belediye Meclis üyesi Mustafa Saral, Doğa Şirketler Grubundan Ömer Faruk Ayvacı, Çayeli Vakfı Yönetim kurulu üyesi ve Aila Gayrimenkulün ortaklarından Mahmut Volkan Sarıhan,  Mesut Altan, Başakşehir Belediyesi AKP meclis üyesi Kağan Şahin. 

Kamu kaynakları ile oluşturulan kulübün devri karşılığında Büyükşehir Belediyesine ne kadar ödeme yapıldığını bir araştırın bakalım ne bulacaksınız?

Hiçbirşey diyebiliriz.

Göksel GÜMÜŞDAĞ ödeme yapıldığını söylüyor ve diyor ki: "Çok saygın bir uluslararası kuruluşa değerlemesini yaptırdık, hiçbir mal varlığı olmamasına rağmen aktif-pasif bütün borçlarıyla birlikte o günün parasıyla 16 milyon 550 bin TL civarında, kurduğumuz şirket o parayı İstanbul Büyükşehir Belediye Spor Kulübü Derneğine ödedi. Derneğe ödemişler. Ödemenin net tarihi verilmemiş. Bu sebeple dernek başkanı kim tam bilmiyoruz. Ancak 2011 den 1 Temmuz 2014'e kadar İstanbul Büyükşehir Belediyespor Derneği Başkanı bugün Başakşehir Futbol A.Ş'nin yönetim kurulu Başkan Yardımcısı olan Çağatay KALKANCI. 1 Temmuz'da yapılan Genel Kurul ile Dernek Başkanlığına sosyalmedyada "yeliz" olarak bilinen , Recep Tayyip Erdoğan'ın 20 yıl şoförlüğünü yaptıktan sonra AKP milletvekili seçilen, Ahmet Hamdi ÇAMLI seçilmiş. Ahmet Hamdi ÇAMLI 1 Kasım 2015 te Milletvekili seçilmesi üzerine dernek başkanlığından ayrılmak durumunda kalmış. Yani ödemenin yapıldığını iddia ettikleri dönemde dernek başkanı ya bugün Başakşehir Futbol A.Ş. nin yönetim kurulu başkan vekili ve İBB Genel Sekreter yardımcısı olan Çağatay Kalkancı ya da AKP milletvekili ve RTE'nin eski şoförü Ahmet Hamdi Çamlı idi. 

Hiçbir malvarlığı olmayan kulübün değeri ise 16 milyon 550 Bin lira çıkmış yapılan değerlemede. Ya malvarlığı yok sözü yalan ya da Gümüşdağ ve arkadaşları malvarlığı olmayan bir kulübe 16 Milyon 550 Bin lira gömmüşler. Bu insanlar akıllı insanlardır kuru kuruya 16 Milyon 550 Bin lirayı bir yere gömmezler.  Kulüp o yıl Süper Lige çıkmıştı. TFF Süper lige çıkan takımlara her yıl değişik tutarlarda "katılım parası" ya da halk arasındaki tabiriyle "ayak bastı" parası ödüyor. 2014 yılındaki ayak bastı parası tutarı 12 Milyon 500 Bin liraymış. Bu para hangi kasaya gitti acaba?

Hiçbir malvarlığı olmadığı iddia edilen kulubün kadrosunda 2013-2014 sezonu başlarken yani satışın gerçekleştiği günlerde 39 futbolcu vardır ve bu futbolcuların bonservis değerleri toplamı 22 Milyon 250 Bin Euro'dur. Bu takım kamudan aktarılan paralarla kurulmuştur. Bir sonraki sezon takımda 33 futbolcu vardır ve takımın bonservis değerleri toplamı tam 38 Milyon 450 Bin Euro'ya çıkmıştır.

7 Ortak eşit pay sahibi olmak üzere 7 Milyon ₺ sermaye ile Haziran 2014 te şirket kurar. Kurulan şirket hemen akabinde sermayesinin 2 katından fazla bir bedel olan 16 Milyon 550 Bin ₺ yi ödeyerek kulübü satın alır. İddia bu. Oysa her ortak sermaye payının 1/4 ünü nakden ödemiş geri kalan 3/4 payları da yönetim kurulunun alacağı karara göre 24 ay içerisinde ödemeyi taahhüt etmişler. Yani kasada 7 Milyon ₺ gibi bir para da yok.  Şirketin kurulduğu 2014 yılı Haziran ayında ortalama Euro kuru 2,85 ₺. Gümüşdağ ve ortakları kurdukları 7 Milyon ₺ sermayeli şirketle 63,4 Milyon ₺ değerinde futbolcuya sahip kulüp aldıkları iddasındalar. 

Ticaret sicil gazetesindeki bilgiye göre 2014 te kar etmeyen şirket sonraki yıllarda kar elde etmiş  ve kar payı dağıtmayıp olağanüstü yedek akçeye koymuş paraları. Bugün kulübün piyasa değerinin 81 Milyon Euro civarında olduğu tahmin ediliyor. Bazı Arap ve Çinli yatırımcıların kulüple ilgilendiği ve bu tahmini rakamın 3-4 katı fiyatla satılabileceği konuşuluyor medyada.

Bu 7 kişi yıllar içerisinde Belediye kaynaklarından aktarılan paralarla oluşturulan ve bugün tahmini piyasa değeri 81 milyon Euro olan bir takım , yaklaşık 200 Milyon ₺ değerinde bir stad ve değerini tahmin edemeyeceğiniz tesis sahibi oldu. Gümüşdağ Mart 2018 de katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada kulübü şirket mantığı ile yönettiklerini söylerken 33-34 milyon Euro sadece performans geliri sağladık" diyordu.

Kamudan kendi ceplerine, yandaşlarına kaynak aktarmak için herşeyi kullanan siyasiler sporu ve spor kulüplerini de kullanıyorlar. Bu sadece AKP belediyelerine has bir durum da değil. Tüm partilerde aynı durum var.

Bu ülkede futbol bile sadece futbol değildir...